Fettullah Gülen diyor ki; “Evren Paşa demokrasinin
kesintiye uğraması ve daha pek çok açıdan tenkit edildi.
Ama seçmeli din derslerini mecburi yapmakla yararlı bir
iş yapmıştır. Gençlerin çoğu onun bu icraatı vesilesiyle
din eğitiminden nasiplerini almışlardır. Bu iş kanaatimce
öyle büyüktür ki doğrusunu Allah bilir hiçbir sevabı olmasa
bile bu icraatı ona yetebilir, ahirette kurtuluşuna vesile
olabilir, cennete de gidebilir.”
Allahı
bir diktatör gibi algılayıp ona atfedilen emirleri sorgusuz
yerine getirmekte birbiriyle yarışan bireyler ve toplumlar
her türlü insani gelişmeyi ellerinin tersiyle bir kenara
ittikleri gibi zamanla neyi ne için yaptığını unutan makinelere
dönüşürler. Zorunlu din dersi, 12 Eylül yönetiminin insanı
tektipleştirme amacının bir aracıdır. İşin en ilginç yani
bu uygulamada hiçbir islami amaç dahi yoktur. Sınıflı tarihin
her döneminde olduğu gibi bugün de; insanın kendisini anlama
sürecinin bir sonucu olan din, insana kendini unutturma,
insanın kendini anlamama aracına dönüştürülmüştür. Ezilen,
sömürülen, yönetilen insanların gönüllerinde din, kardeşliğin,
bölüşümün, huzurun çatısı iken, aynı din egemenlerin elinde
emirlerle sınırlanmış, satatükoculuğun, baskının bir aracı
olagelmiştir. Hiçbir sınıflı toplumun egemenleri din yaratmamıştır.
Bütün dinler egemenlerin kurdukları düzene tepki olarak
doğmuştur ancak dinler geniş yoksul, ezilen, yönetilen kitlelerce
benimsenip, egemenlere karşı ciddi bir tehdide büründükten
sonra egemenlerce tanınmıştır. Egemenlerce tanındıktan sonra
da doğasından koparılıp kendisini yaratanlara bir silah
olarak geri dönmüştür.
Rahatlıkla
denebilir ki; Fettullah Gülen ile onun Evren Paşasının dilindeki
Allah ve Cennet, onların yönettiği insanların gönlündeki
Allah ve Cennet değildir.
Sırtını şeriata dayayarak yüzünü batıya dönenler sınıfsal
tarihsel süreçlerini netleştirememiş, olgunlaştıramamış
olanlardır. Bu nedenle teoloji ile ideolojiyi birbirine
karıştırıp durmaktadırlar. Kendi laiklik anlayışını oturtmuş
olan batıya karşın hala dinle laikliği açıklamaya çalışmakta
ve yüzlerine gözlerine bulaştırmaktadırlar. Bunun en güzel
örneği zorunlu din dersidir.
Zorunlu
din dersi, her vatandaşın istediği dine inanması hakkını
ortadan kaldırır. Henüz küçük yaşta belli bir kalıbın dayatılmış
olması laikliğe tamamen aykırıdır. Hatta laikliği yok sayacak
niteliğe yakın bir uygulamadır. Bireylere henüz gelişme
çağında, kişiliğini oluşturma çağında verilen ve benimsetilen
kurallar ve kalıplar, o bireyin seçimde bulunma hakkını
elinden alır. Matematik, fizik, coğrafya vb bilimler ancak
eğitim ve belirli bir programla öğrenilebilmesine karşın
din gibi bütün yaşamı anlama iddiası olan öğretiler ancak
geniş bir zaman diliminde deneyimlenerek öğrenilebilirler.
İnsanın bütün psikolojisini, sosyalliğini ve bir bütün olarak
hayata bakışını etkileyecek bir konunun küçük yaştan itibaren
tek yönlü ve sınırlı bir ders olarak verilmesi organik robot
üretiminden başka bir şey değildir ve kişilik haklarına
doğrudan saldırıdır. Özellikle coğrafik, kültürel, inançsal
zenginliğin en belirgin ve çeşitli olduğu ülkemizde, Musa;nın
on emrinden daha dar bir alana sıkıştırılmış olan zorunlu
din dersi, tüm bu kültürlere, farklılıklara ve bunu yaratan
tarihe ve insanlara karşı bir hakarettir. Tüm bunların yanında
binlerce yıldır kesintisiz ve net farkıyla gelen Alevilik’i
tamamen yok saymak, inkarın teşhir edildiği günümüzde ise
içini boşaltmaya çalışmak milyonlarla ifade edilen Alevilere
büyük bir haksızlık, Alevi literatüründeki anlamıyla zulümdür.
Büyük
düşünür İbn Arabi, her insanın bir tanrı tasarımı olduğunu,
insan sayısı kadar tanrı tasarımı olduğunu söyler. Bunun
da tanrının zenginliği olduğunu söyler.
Şeriat
adı altında “emirlerine uymazsan sonsuz cehennemde yanarsın”
korkusuyla dayatılan diktatör tanrı tasarımının düşünme
ve akıl yetisini ortadan kaldıracağı gerçeği yüzyıllardır
bilinen bir gerçektir ki bu gerçeği insanları tektipleştirmeyi
amaçlayanlardan, insanların kendini üretme zenginliğini
yok etmeye çalışanlardan başka hiç kimse reddetmemiştir.
Zorunlu din dersinin 12 Eylül gibi tüm demokratik hakları
gasp eden bir diktatörlük tarafından uygulamaya sokulması
çok anlamlıdır. Demokratik haklar gibi inanç hakları da
insanların elinden alınmıştır.
Bir
tek tanrı tasarımının dayatıldığı şeriatla yönetilen ülkeler
neyi çözmüşlerdir ki. Sosyal güvencesizlik, sağlık sorunları,
eğitim sorunları, insan hakları ihlali, yani kul hakkının
yenmesi, fuhuş, hırsızlık, hortumculuk, dolandırıcılık…
Kapitalizmin hangi sorunu şeriatla giderilebilmiştir. Soruyu
tersten soralım, sınıflı toplumların ve günümüzde kapitalizmin,
emperyalizmin barındırdığı sorunların hangisini bir tek
tanrı tasarımlı şeriat ülkesi barındırmıyor ki.
Bir
devletin kendi egemenlik sınırları içerisinde yaşayan tüm
bireylerine eşit mesafede bulunması, ayırımsız hizmet etmesi
gerekliliği herkesçe kabul edilen bir prensiptir. Böyle
bir devlet, kendi egemenlik alanındaki dilleri ve dinleri
yok sayabilir mi. Yok sayıyor ise demokrasiden söz edebilir
mi. En insani haklarını talep eden vatandaşlarını dış güçlerin
oyununa gelmekle suçlayabilir mi. Binlerce yıllık tarihleriyle
elde ettikleri değerlerin tanınmasını ve korunmasını suç
sayan bir yönetim ancak ve ancak dış güçlerin oyununda olabilir.
Aleviler
dış güçlerin oyununa gelmiyorlar. Sağlıklı dış politika
geliştiremeyen, ekonomik ve sosyal konularda emperyalistlere
bağlı olan, her iktidara gelişlerinden önce ABD den feyz
almaya giden yönetici ve hükümetler dış güçlerin oyununa
geliyorlar. Kendi ülkelerinin kültürel, inançsal, tarihsel,
ekonomik, sosyal zenginliklerini görmezden gelip, bütün
bu kaynaklarını kurutarak, kurutamadıklarını da yabancı
sermayeye peşkeş çekenler dış güçlerin oyununa geliyorlar.
Basit ve ucuz politik yalanların prim yaptığı zaman değil,
herkesin onuruyla, samimiyetiyle, hoşgörüsüyle prim yapabileceği
günlerdeyiz artık.
Tek
tip insan, tek tip inanç ve tek tip tanrı tasarımı… İnsan
ve kültür zenginliğinin katlinden başka bir anlama gelmiyor.
Bu nedenle zorunlu din dersi kaldırılmalıdır.
12
Eylül ürünü olan zorunlu din dersi, diğer demokratik hakların
gasp edildiği gibi, inanç hakkının gasp edilmesidir. Bu
nedenle zorunlu din dersi kaldırılmalıdır.
Alevilik
Anadolu’nun en köklü inançlarındandır. Alevileri “ötekiler”
kategorisine koyacak hiçbir uygulama demokrasi sınırları
içerisinde açıklanamaz. Zorunlu din dersine karşı olan Alevilerin
bu talepleri ciddiye alınmalıdır. Bu nedenle zorunlu din
dersi kaldırılmalıdır. Eğitim kurumları bilimsel olmak zorundadır.
Eğitim
kurumlarında din bir eğitim aracı değil bir bilim konusudur.
Bu nedenle tüm dinler tüm mezhepleriyle ve gelişim tarihleriyle
ele alınmalıdır. Bu da ancak bir yüksek öğrenim konusudur.
Bu nedenle zorunlu din dersi kaldırılmalıdır.
Alevilik,
diğer inanç biçimlerini dışlamıyor, hor görmüyor, küçümsemiyor.
Herkesin kendi aklı ve deneyimleri ve yaşam biçimine göre
bir inanç biçimi geliştirdiğini ve kendine uygun bir yaradan
tasarımına sahip olduğunun farkındadır ve inanan herkesin
inanış biçimine ve mantığına saygı duyuyor. Devlet bu bilimsel
anlayış ve tavrı benimsemek zorundadır. Bu nedenle zorunlu
din dersi kaldırılmalıdır.
Alevilik
binlerce yıllık bir birikime sahiptirler ve bu özgünlük
artık tanınmalıdır. Bu nedenle zorunlu din dersi kaldırılmalıdır.
Dinde zorlama yoktur derken bir yandan da henüz kişiliğini
tamamlayamamış, neye nasıl karar vereceğinin iradesini oluşturamamış
çocuklara tek yanlı bir dini eğitimi zorunlu kılmak hangi
bilimsel ve demokratik nedenle açıklanabilir. Bu nedenle
zorunlu din dersi kaldırılmalıdır.