Pir Sultan Abdal Kültür Derneði Antalya Þubesi - psakd.org
Ana Sayfa Haberler Etkinlikler Tüzük Yönetim Kurulu Şubelerimiz İletişim Ziyaretçi Defteri

 

YENİDEN KERBELA : MADIMAK

SivasAli Balkız

Savaş, politikanın başka araçlarla devamıdır. Tezlerinizin muhatabınıza silah zoruyla kabul ettirilmesi uğraşıdır ve her savaşın bir ahlâkı vardır. Öncelikle düşmanınıza karşı savaş ilan edersiniz. Onun kendini toparlamasına, savunmasına, ya da karşı taarruzuna fırsat verirsiniz. O böyle bir önlem almamış, alamamış olsa bile “günahı” zararı kendinedir.

Her savaşta en az iki taraf, dolayısıyla iki ordu vardır. Ordulardan birinin daha güçlü, ötekinin daha zayıf olmasının olsa olsa sonuca etkisi vardır. Sonuçta karşı karşıya gelen iki ordudur.

Her savaşın bir ya da birçok nedeni, bir stratejisi, bir taktiği ve sonuçları vardır.

Savaşan taraflar her türlü yakıcı, yıkıcı, yok edici silaha başvurabilecekleri gibi, ekonomik, psikolojik, sosyolojik silahları da elden bırakmazlar. Yine de sonuç almak için her şey mubah sayılmaz. Teslim olana silah sıkılmaz. Sivil halka dokunulmaz. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar hedef alınmaz. Tüm bunlar savaşın ahlâkıdır.

Bir savaş hakkındaki genel ilkeler kısaca bunlardır.

Ama bir de katliamlar vardır. Ki onların sonuçları, bir savaşın yarattığı yenme-yenilme sonucundan daha vahim, daha yıkıcı, daha kalıcıdır. Öylesine derin izler bırakır ki insanoğlunun belleğinde yüzyıllar geçse unutulmaz.

Kerbela faciası böyledir.

Ne ilân edilmiş bir savaş vardır orta yerde. Ne de karşı karşıya gelmiş iki ordu. Hz. Hüseyin ve aile bireylerinin bir çölün ortasında kıstırılıp yok edilmesidir olan. Ne ilkeler vardır, ne kurallar ne de ahlâk... Yaşanan tam bir katliamdır. O nedenledir ki acısı hâlâ yüreklerdedir.

2 Temmuz 1993’de Madımak Otelinde yaşanan da böyledir. Ne iki ordu vardır karşı karşıya gelen, ne de bir savaş ilânı. Sadece “konuk” sıfatıyla ve bir şenlik nedeniyle bir otele sığınmış, kadın-erkek, çocuk-yaşlı 75 kişi... Saatler süren kuşatmadan sonra, devletin gözü önünde, güvenlik güçlerinin yanı başında yakılmışlar ve içlerinden 35 kişi yaşamını kaybetmiştir.

Kerbela’da yaşanan bir iktidar mücadelesiydi. İktidarın olası talibi Hz. Hüseyin yok edilmeliydi ki, Muaviye – Yezit Şam’dan İslâm devletini rahatlıkla yönetebileler. Öyle de oldu. Ama bu bir savaş değildi.

Peki Sivas’taki neydi?

Katliamcılar neyi elde edebileceklerdi?...

İktidarı?...

Mümkün...

En azından bunun bir prova olduğunu iddia eden yorumcuların ayısı az değildir. Hedef seçtikleri 4 Eylül Kongre Binası’na, Atatürk’ün büstüne, hükümet binasına, Cumhuriyet’e yönelik attıkları sloganlara bakınca haksız da sayılmazlar. Başka?... Kendileri gibi düşünmeyenleri, düşman belleyip, öyle koşullanıp, onlar üzerinde şiddet uygulayarak, korkutma ve sindirme, onları gözyaşına ve mateme boğma... Bu sonuca bakınca Kerbela sonrasında da olan buydu.

Başka?...

Bir şeyi kanıtlama iddiası: Yüzyıllardır İslâm adına işlenen cinayetleri, suikastları, “İhrak-ı Binnar”ı, katliamları sahiplenme, aynısını Cumhuriyet’in üzerinden 70 yıl geçmiş olmasına karşın yineleme gücünü elde tuttuklarını gösterme sevdası.

Eh, kabul etmeliyiz ki, bunu başarmışlardır. Yavuz dedelerinin has mirasçıları olduklarını kanıtlamışlardır.

Bir şey daha: İnsanları eğitimsiz, kültürsüz, işsiz-güçsüz, cahil bırakırsanız, bu dünyalarını ellerinden alır, onları sürü-güruh haline getirirseniz, gerçek mutluluğun ancak öbür dünyada cennette yaşanabileceğine, bunun da ancak İslâm adına “gazi” olunarak elde edilebileceğine inandırırsanız, onlar da “İslâm’ın ordusu, lâiklerin korkusu” sloganları ile insanları diri diri yakar; sonra da yükselen alevler karşısında; “yak ula yak”, “cehennem ateşi bu olsa gerek” diyerek kahkahalarla gülerler.

Kerbela’da da olan buydu. Şam sokaklarında mızrakların ucuna saplanmış kesik başların dolaştırılmasının anlamı neydi?...

İbret ola...

Kerbela’dan sonra Emeviler saltanatlarını rahatça sürdürebilmişlerdir. Hem de yüzyıl boyunca... Sivas’tan sonra da katiller “Şanlı Sivas Kıyamı’nın Gazileri” mertebesine ulaşmışlardır. Üç-beş çapulcu içeri atılmış, katliamı gerçekleştiren asil failler, yeni bir katliam için uykuya çekilmişlerdir.

Her şiddetin bir bahanesi vardır. Yeter ki siz kafaya şiddeti koyun. Bahanenin inandırıcı olması gerekmez ki... Hani bildik hikâye; kurt kuzuyu yiyecekmiş de, suyumu bulandırdın demiş ya, öyle bir şey... Hz. Hüseyin Kufe’ye gidiyormuş, Aziz Nesin Sivas’a gelmiş... Davul çalınmış tahrik olmuşlar... Ulema Muaviye’yi onayladı. DGM yargıçları Madımak’ın külleri arasında delilleri kaybettiler. Susurluk’a çıkacak yolu körelttiler. Bahane mi yok?...

Her şiddet, kuşkusuz ki karşı reaksiyonu da doğurur.

Kerbela’dan sonra Hz. Ali-Hz. Hüseyin yanlılarının belleri bir kez daha doğrulmamıştır ama yüreklerindeki kin ve gözlerindeki yaş da eksik olmamıştır.

Madımak’tan sonra ise başta Aleviler olmak üzere bu topraklar üzerinde yaşayan tüm lâik-demokrat, solcu, sosyalist, hümanist, hatta liberal insanlar önemli bir ders çıkarmışlardır: “Şeriatla aynı çuvala girilmez.” Şeriatçılarla aynı ülkede barış içinde yaşanmaz. Barış istiyorsak güçlü olmalıyız. Aklen güçlü, fenle güçlü, bilimle güçlü, ekonomik olarak güçlü. Sanatta, kültürde, iletişimde, mimaride, sevgide güçlü. İnsanlıkta, insanilikte güçlü. Gücün göstergesi ise örgüttür, örgütlenmedir. Sivas, hiç olmazsa Alevilere bunu öğretmiştir. Yurtiçinden-yurtdışından yüzlerce derneğin vakfın sesi, her İki Temmuz’da aradan geçen 13 yıla karşın, Madımak’ın önüne dek uzanıp oradan tüm dünyaya yankılanabiliyorsa, örgüt ve örgütlülük dediğimiz şey budur işte. Madımak’ın yanı başına Ali Baba Mahallesine “Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi ve Cemevi” yapılabiliyorsa, onun önüne Pir Sultan Abdal Heykeli dikilebiliyorsa bu örgütlenme bilincinin sonucudur. Kerbela’yı, Madımak’ı sadece unutulmaz kılacak değil, benzerlerini önleyecek olan da budur.

Bu şiddetin geri tepmesidir. Bumerang benzeri dönüp sahibini vurmasıdır.

Keşke Kerbela’da da böyle olsaydı?...

Eba Müslüm Horasani’nin yaptığı bu muydu yoksa?...

23 Haziran 2006

Ali BALKIZ

 

KAYNAK: http://www.alevihaber.org/

Lütfen Alevihaber.Org'u kaynak gösterek kullanınız!..

 

 

 
Ana Sayfa | Basın Açıklamaları | Yazı Dizisi | Haberler | Şubemizden Haberler | Yazarlar | Etkinlikler | Foto Galeri | Etkinlik Fotografları | Makaleler | Sivas Katliamı | Sivas Şehitleri | Katliamlar | Alevilik | Bilgi-Belge | Genel Mer.Yön Kurulu | Antalya Şube Yön. Kurulu | Pir Sultan Anıtı | Pir Sultan Yazıtı | Pir Sultan Abdal | Pir Sultan'ın Eserleri | Pir Sultan Abdal Dergisi | Tüzük | Takvim | Arşiv | Kaynakça | Kronoloji | Linkler | iletişim | Ziyaretçi Defteri
 
©2006 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi Tüm hakları saklıdır.
Tel: 0 (242) 326 34 44 Faks: 0 (242) 247 55 45 E-Posta: iletisim@psakd.org