2007
yılı itibarı ile ülkemiz yeni bir sürece ve bu sürecin çok
önemli bir dönemecine girmiş bulunuyor. Devletin,AKP'nin
ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Alevi politikası giderek
netleşti ve yıllarca sinsi ve gizli bir şekilde yürütülen
plan 2007 yılında iyice açığa çıktı.
Bilindiği
gibi Alevilik ülkemizde anayasal ve yasal bir kimlik olarak
tanınmıyor. Devletin genel politikası tek inanç olarak sünnilik
üzerine kurulmuş durumdadır. Zorunlu din dersleri adı altında
asimilasyon daha küçük yaşlardan okul marifetiyle uygulanıyor.
gerek belediyeler kanununda, gerek imar kanununda gerekse
köy kanununda Alevi inancının yaşandığı yerler olan Cem
evleri ile ilgili hiç bir yasal düzenleme yapılmamaktadır.
Yani bazıları görkemli ve devasa yapılar olan Cem evlerimiz
maalesef hukuken gecekondu statüsündedir. Yapılması , kullanılması
tamamen yöneticilerin insafına ve icazetine kalan Cem evlerimiz
Alevilerin kültür ve inanç merkezi olarak yasal bir şekilde
adlandırılmadıkça bu " yasadışılık" devam edecek gibi görünüyor.
Her ne kadar bazı belediyeler arsa verip, bazıları da yapımına
ve tefrişine katkı koysalar da sonuçta hep "kültür" bab'ından
yardım etmekteler ve kayıtlarına da öyle geçmektedir.
Devletin
asimilasyon politikaları yeni değil elbette. Ama 1993 Sivas
Madımak katliamından sonra asimilasyon özel bir önem ve
hız kazandı. Yaşanan kitleselleşmeye ve dernekleşmeye paralel
olarak karşı politikalar da gecikmeden devreye sokuldu.
Bir yandan farklı örgütlenmeler yaratıldı , ve asimilasyon
bunların aracılığı ile ince ince uygulamaya konuldu. Aslında
bu plan 1989 yılında "meşhur ABANT GÖLÜ" toplantısında atılmıştı.
O zaman Almanya Alevi Federasyonu Dedeler Kurulu Başkanı
sayın Derviş Tur idi. Bu toplantıya "O" da katılmıştı. 2000'e
doğru adlı dergide bu toplantı ile ilgili yazıları okumuştuk.
Kimlerin katıldığını ve o toplantıda ne gibi kararlara imzalar
atılıdığını en iyi bilenlerdendir. Ama gelişen süreçte dikkat
ettiğim kadarı ile Derviş dede örgütlenmeden daha çok "ERKANNAME"
adlı eserinin hazırlığı ile uğraştı. Faydalı bir eser olduğuna
kuşku duymadığım yoğun emek ürünü bir çalışma ortaya koydu,
iyi de etti bence. Bu toplantıda dikkatli gözlerden başka
kimsenin umurunda olmadı, unutuldu, unutturuldu...Daha sonraki
MGK kararlarına da yansıyan sonuçlarını yine dikkatli gözler
görebildi! Bu planın 1. dönemi idi.
Sivas katliamından bir -iki yıl sonra sayın İzzettin Doğan'dan
bizzat dinlediğim politikaya göre 15 yıllık bir plan sözkonusu
idi.( Abant toplantısını sayarsak 25 yıllık bir plan oluyor
! ) Bu plana göre önce "DEDE" ler bir araya getirilecek,
ki bu 1. ve 2. inanç önderleri kurulu ile gerçekleşti. Ardından
Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı adlı gayri resmi "Alevi
Diyaneti" oluşturuldu. Devlet bu kuruluşu resmen tanımadı
ama Cem evlerinde olduğu gibi gayri resmi olarak göz yumdu.
Hatta bu kuruluşu maddi ve manevi olarak destekledi. Sonra
Alevi Vakıflar Federasyonu adı altında aynı paraleldeki
kuruluşlar bir araya getirildi. Bu Federasyona ve Cem Vakfına
bağlı olan İstanbulda ve Anadolu'nun başka yerlerindeki
bazı Cem evlerine gayri resmi Kur'an kursları açıldı. Buralarda
yapılan dede yetiştirme sertifika programında "uzman" adı
altında Diyanet'ten görevli kişiler de bulundu ! Böylece
bir çok Cem evinde (Pir Sultan Abdal Dernekleri- Hacı Bektaş
Veli Dernekleri'ne ait Cem evleri de dahil !) görev yapan
dedeler Cem Vakfından Diyanet gözetiminde yetiştirilen sertifikalı
dedelerden oluştu. Dedelik eğitim programında yer alan "uzman"lar
kimdi? resmi sıfatları neydi? henüz bu soru açıklığa kavuşmuş
değil ! Pir Abdal Musa'yı anma törenlerinde yapılan etkinlikler
Türk-İslam sentezi çalışmalarının Alevi versiyonunu ve yapılan
işbirliğinin somut sonuçlarını göstermesi açısından ilginç
ve ibret verici idi. Artık boynunda "bozkurt" kolyeli gençler,
Cem Vakfı görevlileri ile birlikte diğer Alevi derneklerinin
kurdukları standları dağıtıyor ve dernek üyelerine fiili
saldırılar yapıyorlardı. Bir yandan bunlar olurken bir yandan
da Ulu Pir'in makamında, mezarının başında Menzil tarikatı
üyeleri toplu namaz kılma eylemi yapıyor, dergahı ziyarete
gelenleri adeta tahrik ediyorlardı. Yine yakalarında Cem
Vakfı görevli yazan bir takım kişiler tarafından da korunuyorlardı.
Bir Mevlevi Tarikatı semazeni de Pir'in mezarı başında Mevlevi
semaı dönerek ziyaretçileri hayretler içerisinde bırakıyordu.
Yapılan panellerde diğer kurumlara, yöneticilerine sövülüp
sayılıyor ve Türk-islam sentezinin akıl hocaları toplantılarda,
, türbanlı ve bozkurt kolyeli milletvekilleri de kürsülerde
"Tanrı Dağı kadar Türk ve Hira Dağı kadar Müslüman" olduklarını
haykırıyorlardı.
Bu
da yetmiyormuş gibi MHP'nin ideologlarından Namık Kemal
Zeybek, Ankara'da yapılan sözüm ona "Cem töreninde" baş
konuşmacı olarak yer alıyor, M. Ali Ağca'nın ve Abdullah
Çatlı'nın yakın arkadaşı Ülkü ocakları Avrupa sorumlusu
Musa Serdar Çelebi de en önemli konuklar arasında sayın
İzzettin Doğan'ın misafiri olarak oturuyordu.
2007 ye kadar gelinen süreçte ana başlıkları ile işte bunlar
oldu. Devlet -Diyanet ve Cem Vakfı işbirliği ile asimilasyon
"İNANÇ" ayağından şekillenmeye başlamış ve epeyce yol alınmıştı.
Gerek Türkiye'deki ABF'nin gerekse Avrupa'daki AABK'nin
Dedelik Kurumu ve bilim -araştırma kurulu konusundaki aymaz
ve sorumsuz tutumları; aslında Cem Vakfına ve asimilasyoncu
politikalara sıcak bakmayan Dedeleri tabir caizse ortada
bıraktı. Bu arkadaşlar için politika daha öncelikli olduğundan
toplum elden gidiyormuş, Kur'an kursları açılıyormuş, bu
kurslarda ya da din derslerinde verilen bilgilerle erkek
çocuklar "na mahrem" diyerek annelerine dahi sarılamaz olmuşlar
2. derecede önemli olaylardı. Kendimizi kandırmayalım, bu
gün gelinen noktada Devletin-Diyanetin rolü ve sorumluluğu
ne ise, duyarlı davranmayıp ne kadar nitelikli olurlarsa
olsunlar sadece görüntü yaratan bir iki dede ile vaziyeti
kurtarmaya çalışan yöneticilerin de sorumluluğu aynı derecededir!
Yıllardır
ABF'de ve bağlı derneklerde, çeşitli platformlarda söylediklerimiz
havaya gitti! Türkiye ABF'de bir Dedeler Kurulu dahi oluşturulamadı
yada oluşturulmadı ! Alevilerin Cem - Cenaze ihtiyaçlarını
karşılayacak , bilgili eğitimli az sayıda dahi olsa "dede"yetiştirilemedi-yetiştirilmedi.
Gönüllü olduğumuz halde görev verilmedi,GYK toplantılarında
bu acil toplumsal ihtiyaç, yönetimlerce dikkate alınmadı
ve alttan alta toplum Cem Vakfı'na ve onların "sertifikalı
dedelerine" teslim edildi!
Muharrem
ayında gördük ki Alevi- İslam adı altında uygulanan asimilasyon
planının son evresine girilmiştir. Bu evrede Cem evlerine
resmi Kur'an Kursları açılacaktır. Bir kişinin yeşil ya
da gri pasaport alabilmesinin ön koşulları yasada bellidir.
Diyanete kadrolu olarak alınan dedeler de ortaya çıkmış
ve kendilerine "GRİ" pasaport verilerek resmi yoldan ve
vizesiz Almanya'ya gönderilmiştir. Devletin resmen tanımadığı
bir kurumun dedelerine gri pasaport vererek yurt dışına
"Din Görevlisi " adı altında göndermesi bu politikanın değiştiğinin
ayrı bir işaretidir. Demek ki her ne kadar açıklanmasa da;
ya Devlet Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı'nı tanıyor
, ya da bu "dedeler" tanınmasalar dahi Diyanet veya devlet
"dedesi" olmayı içine sindirmişler anlaşılan. Başbakan'ın
geçtiğimiz günlerde yaptığı İzmir ziyaretinde bakanlarına
talimat vererek "sertifikalı dedeler" ile görüşülmesi de
politika değişikliğinin işaretidir. Her ne kadar sayın İzzettin
Doğan Başbakan'ın kendisine randevu vermemesinden şikayetçi
oluyorsa da sonuçta gelinen nokta muhabbetlerini göstermesi
bakımından da ibret vericidir! Peki bu durumu halk içine
sindirecek mi onu da göreceğiz tabii ki !
Muharremin
10 . günü Küçükçekmece'deki Garip Dede türbesinden Fetullah
Hoca'ya ait Samanyolu Tv tam da Camilerde yapılan kandilleri
aratmayan bir naklen yayın gerçekleştirdi. Tek istisnası
bir iki kişinin bağlama çalıp deyiş ve mersiye okuması dışında
her şey tam bir kandil gecesine benzetilmişti ! Naklen yayını
yapan Fetullah'ın televizyonu, yaptıran Alevi Vakıflar Federasyonu
alın size kültürler arası diyalog!
Bundan
sonra artık gelsin Alevi İmam Hatipler ve Alevi İlahiyatlar.
Nasılsa karşı çıkanı aforoz edecek bir "Din Hizmetleri Başkanlığı"
da var ! Bir eli "devlette", bir eli "Diyanet'te", bir eli
"Fetullah'ta", bir eli " bozkurtlarda" bir sistem Alevilerin
başına ucube gibi çökmüş durumdadır!