Lâik,
demokrat, Atatürkçü olduklarını sanan, sanmanın da ötesinde
buna içtenlikle inanan bir grup insanımız; neredeyse her
fırsatta “Türkiye lâiktir lâik kalacak” sloganı ile
meydanlarda duygu ve tepkilerini dile getiriyorlar. Bu tepkiye
kimi kez 10 Kasım, kimi kez 29 Ekim, kimi kez 23 Nisan vesile
olduğu gibi, kimi kez de Danıştay cinayeti, Ecevit’in cenaze
töreni, son kez de Üsküdar Belediyesi’nin içki yasağını
protesto etme eylemi vesile olabiliyor. Hep bir ağızdan,
yüksek sesle ve içtenlikle sesleniliyor: “Türkiye lâiktir
lâik kalacak.”
Bu
söylemde bir özlem değil, bir onaylama dillendiriliyor:
Türkiye’nin lâik bir ülke olduğu ve bunun korunacağı söyleniyor.
Dolayısıyla şu soru sorulmuyor: Türkiye Devleti gerçekten
lâik bir devlet mi?... Bu sloganı atanlar bu soruyu sormuyorlar,
kendi kendilerine.
Sorsalar;
bu zahmete katlansalar; şunları görecekler:
-
Devletin dini olmaz,
-
Tek tek yurttaşların dini olur.
-
Yurttaşlar şu ya da bu dinin mensubu olabilecekleri gibi,
hiçbir dine mensup da olmayabilirler.
-
Dolayısı ile devlet; bu yurttaşları, inanç durumlarına bakarak
farklı muameleye tabi tutmaz, onları birbirinden ayrıt etmez,
kimilerini iyi, kimilerini daha az iyi veya fena yurttaş
diye ayırmaz. Her yurttaşı, salt ve sıfatları nedeniyle,
temel öğe, kutsal, saygın kimseler olarak kabul eder.
Lâkin ülkemizde durum bu mudur?
Durumun bu olmadığı şuradan belli:
- Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı diye bir kurum
var.
-
Anayasa zoruyla öğretilen din dersleri var.
-
İmam Hatip Liseleri, Yüksek İslâm Enstitüleri,
- Sayılarını kimselerin bilemediği kuran kursları,
-
70 bin civarında cami, yine sayılarını kimselerin bilmediği,
apartman altı, apartcamiler, garajlarda, havaalanlarında,
çarşı, metro içlerinde, devlet dairesi koridorlarında, hastane,
yurt, polisevi, öğretmenevi, okul içlerinde camikondular,
mescit kondular var, 100 binin üstünde imam, vaiz, müezzin
var.
Bunların
hepsi devlet olanaklarıyla inşa ediliyor, donanımları, gereksinimleri,
işletilmeleri genel bütçeden ayrılan paylarla karşılanıyor.
Personelin maaşları, özlük hakları, emeklilikleri, tedavi
giderleri genel bütçeden karşılanıyor.
“Türkiye
lâiktir, lâik kalacak” demek bunları onaylamaktır. Ayrıca;
bankalarını, çarşı-pazarlarını, TV’lerini, gazetelerini,
mağazalarını, kolalarını, kasaplarını, otellerini, plajlarını,
hatta mezarlıklarını ötekilerinden ayıranları lâiklik adına
onaylamaktır.
Sayıları
20 milyon civarında olduğu varsayılan Alevilere yönelik
ayrımcılığı onaylamaktır.
Zirâ
devlete göre ibadethane olarak kabul edilen yerler; cami,
kilise, sinagog ve havra’dan ibarettir. Cemevi ibadethane
değil başbakana göre “cümbüşevi”dir. Zorunlu din dersleri
Alevi çocuklarını asimile etme aracıdır. Alevi köylerine
telkinle cami yapmak, olmadı, kasabadan Alevi köylerine
hat çekerek ezan dinletmek hizmettir, anlayışını onaylamaktır.
“Türkiye
lâiktir lâik kalacak” demek lâikliğin özgürleşme olduğunu,
“Senin dinin sana, benimki bana.” demek olduğunu,
din ve devlet, bu dünya ile öbür dünya işlerinin birbirlerine
karıştırılmaması gerektiğini bilmemek demektir.
Bilinmeyenler
çok. Oysa bilinmesi gerekenler az:
- Diyanet’te bir de Alevi masası ihdası değil, bu kurum
tümüyle lağvedilmelidir. Ne hocaya ne de dedeye maaş verilmelidir.
Kimin neye gereksinimi varsa, devletin gözetimi altında,
o kimseler kendi olanaklarıyla karşılamalıdırlar.
-
Zorunlu din dersleri; dinler tarihi, din sosyolojisi, din
kültürü içeriğine kavuşturularak seçmeli hale getirilmelidir.
-
Bir kamu kurumu olan TRT, neredeyse “Diyanetin Sesi” olma
durumundan kurtarılmalıdır.
-
Devlet, dine yatırım yapma, dini yönlendirme, denetleme,
dindarları yüceltme yerine; başka bir dine (mezhebe) mensup
olanlar ile ateistlerin de saygın yurttaşlar olduğunu kabul
etmelidir.
-
Nüfus cüzdanlarındaki “din” hanesi tümüyle kaldırılmalıdır.
- Örgün ve yaygın eğitim alanında; sevgi, saygı, hoşgörü,
barış, yurt ve ulus sevgisi, yurttaş olma bilinci hakim
kılınmalıdır.
- Din, dini duygular ve değerler siyasetin, emperyalizmin,
ticaretin elinden alınarak, kişiler ile inandıkları şey
arasındaki özel ilişki düzeyine indirgenmelidir. Kutsallık
bu taktirde olanaklıdır bilinci yaratılmalıdır.
-
Toplumu oluşturan temel öge, tek tek insanlardır. O tek
tek insanların, inançları, din ve mezhepleri (ya da inançsızlıkları)
ne olursa olsun, her biri tek tek bir temel taştır, bilinci
yaratılmalıdır.
-
Kısaca; din, devlet yaşamından, genel yaşamdan, özel yaşama
davet edilmelidir. Zira, Arafat’ta sorgulananlar tek tek
müminlerdir. Orada sorguya çekilen toplum değildir.
Lâiklik
de herhalde budur.
Bu
anlamda lâiklik, dinsizlik değil, tam aksine dine ve dindara
da saygılı olma halidir. Yeter ki dindar biri de, başka
bir dine inanan kimseye veya dinsize de saygılı olsun. Saygı
göstersin ki saygı bulsun. Kimin Cennet - Cehenneme gideceğine
de tanrı karar versin.