Tahrik...

Cuma namazında biraraya geliniyor, namaz sonrası toplu gösteriler başlıyor. Tahrik olan ve toplu gösterilere katılanların yürüyüşe geçince bir ortak özelliği daha bu sırada hemen ortaya çıkıyor: Tekbir getirmek! Sonra taşlamalar ve linç girişimleri başlıyor. Senaryo her yerdeki ortak final ile bitiyor: Yakmak!

Türkiye’de işlenen bir çok siyasi cinayet gibi, Trabzon’daki Papaz cinayeti de ‘’münferit’’ veya ‘’asıl failleri bir türlü belli olmayan’’ cinayetler dizisine ekleneceğe benziyor: 1 Mayıs gibi, 16 Mart gibi, Sivas gibi, tek tek öldürülen onlarca aydın gibi...

Trabzon’da Papaz Andrea Santore’yi öldüren 16 yaşındaki lise öğrencisinin doğduğu Köy’ün Kadiri Tarikatı’nın etkin olduğu bir yer olduğunun bilinmesi, zanlının çevresindeki tarikat örgüsü, ilişkileri görülmemezden gelinme eğiliminde...

Trabzon’da TAYAD’lılara yönelik yapılan linç girişimleri, futbolcuların kurşunlanması, tarikatların Trabzon’a yüklenmeleri soruşturma kapsamı dışında tutuluyor...

Öldürülen Papaz’ın çalıştığı kiliseye yönelik daha önce sağcı bazı gazetelerde yayınlanan makaleler, yapılan kışkırtmalar, hedef göstermeler de görülmek istenmiyor. “Kilisede o gençlere İncil uzatan papaz gayet rahattır ve hiç kimsenin kendisine müdahale etmeyeceğine emindir” diye yazılmış olsa da...

Görünen o ki, bu cinayette de gelenek aynı; Gerçeğin üzerini hızlı bir şekilde örtmek hatta olmamamış saymak. Hatta mahkemeye sunulan savunmalarda bolca ‘’tahrik’’ gerekçesi kullanmak... Arkasından da 16 yaşındaki bir çocuğun ‘’karikatürden’’ tahrik olup, bir yerlerden silah bulup, tek başına gidip bir Papaz’ı bireysel tahrik sonucu öldürdüğüne inandırmak...

* * *

Danimarka’da geçtiğimiz yılın Eylül ayında yayınlanan karikatürlerin yarattığı tahrik ilginçtir, dört beş ay sonra ortaya çıktı. Her olayda çok hızlı tahrik olan siyasal İslamın bu kez çok gecikerek tahrik olmasını anlamak zor. Yayınlanan karikatürlerle Hz. Muhammed’e ve müslümanlığa hakaret edildiğini geç anlayan siyasi İslam, gecikmesine rağmen aynı tepkileri veriyor...

Önce tahrik olunuyor, sonra imzalı, imzasız yazılar yayınlanıyor, açıklamlar yapılıyor. Bunun adı bazen ‘’misyonerliğe’’ tavır almak, bazen de ‘’Müslüman mahallesinde Salyangoz satmayı engellemek’’ oluyor... Sonra, Cuma namazında biraraya geliniyor, namaz sonrası toplu gösteriler başlıyor. Tahrik olan ve toplu gösterilere katılanların yürüyüşe geçince bir ortak özelliği daha bu sırada hemen ortaya çıkıyor: Tekbir getirmek! Sonra taşlamalar ve linç girişimleri başlıyor. Senaryo her yerdeki ortak final ile bitiyor: Yakmak!

Siyasal İslami örgütlerin şekillendirdiği bu ortak özellik yalnızca son günlerde Ortadoğu coğrafyasında yaşananlarla sınırlı değil. Elçilikleri yakanların bu özelliği maalesef yüzyıllara yayılan ortak bir özellik... Bunların hepsini tesadüf olması mümkün mü?

Her fırsatta unutulması istenen, bunun için telkinler yapılan Sivas Madımak Otel’inde de aynı süreç yaşanmamış mıydı? Sivas’ta Madımak Oteli’nde 35 aydını, sanatçıyı, insanı yakanlar da tahrik olmuştu, sonra tekbir getirerek yürümüş, oteli taşlamış ve yakmışlardı...

Tahrik gerekçesi de yere, zamana ve koşullara bağlı olarak değişiyordu: Bunun adı bazen karikatür, bazen misyonerlik faliyeti yürütmek, bazen de yalnızca semah dönmek, deyiş söylemek oluyordu...

Gerek Trabzon’da Santa Maria Katolik Kilisesi'nin öldürülen Papazı, gerekse de elçiliklere yönelik saldırıları, yani, planlanmış ve kurgulanmış ve yüzyıllardır ‘’gelenekselleşmiş’’ bu saldırıları ‘’tahrik’’ gerekçeleriyle hafifletmek insana yakışmaz...

Sorgulanması ve hesaplaşılması gereken bir ‘’geleneği’’ Amerika’nın yada Batı’nın oyununa gelmek yada Amerikan’nın senaryosu olarak değerlendirmek de tek başına inandırıcı olamaz...

Unutulmaması gerekir ki, bu ‘’gelenek’’ yalnızca dünyanın her yerinde farklı kültürleri, inançları yok saymayla sınırlı değildir. Bu geleneğin kurgusu tümüyle yoketme üzerine kurulmuştur...

10-02-06

YAZAR: NECDET SARAÇ