12
Eylül öncesi “din elden gidiyor” nidaları ile paşa paşa
bir darbe yedik. Demokratik kurumlar, örgütlenmeler mezara
gömüldü. Dünyanın, ülkesinin ve tüm insanların aydınlığından
yana olanlar ya mezarlara gömüldüler ya da işkence hanelere.
Ardından gelen faşit bir anayasa, yoksulluk, baskı, yalan
ve talan. Çünkü ABD Emperyalizmi böyle istiyordu. Tüm bu
gelişmeler sonucunda gördük ki Ortadoğu, asya başta olmak
üzere tüm dünyada bir din furyası oluşmaya başladı. Avrupa’da
Hıristiyan, Sosyalist Sovyet Cumhuriyetlerinde İslam, Çin’de
Budist gericiler top yekün harekete geçtiler. Demokratikleştirme
adı altında tüm dinci gerici güçler tüm dünyada emperyalizmi
yaymaya başladılar. Cezayir’den afganistana kadar diri diri
adam doğrayan emperyalizmin hizmetkarı olan gerici örgütlenmelerden
ülkemiz de nasibini aldı. Laik olduğunu sandığımız cumhuriyetin
merkezine din oturtuldu. Tarikat üyeleri başbakan, cumhurbaşkanı
oldular.
Emperyalizmin
ayaklarından biri olan gericik, misyonunu fazlası ile ve
büyük bir liyakat ile yerine getirdi. Yirmi küsur yıldır
yıkılan, talan edilen dünyanın, emperyalist sisteme uygun
yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Bu inşa sürecinde de iyice
radikalleşen ve büyüyen gerici yapılanmaların dizginlenmesi
gerekiyor. Ülkemizdeki, bugünkü gelişmeleri değerlendirirken
bu gerçekliği de dikkate almamız gerektiğini düşünüyorum.
12
Eylül öncesi “Din elden gidiyor” nidalarının yerini bugün
“laiklik elden gidiyor” nidaları almış durumda. 12 Eylül
sürecinde ABD Emperyalizminin gerici akımları geliştirmeye
uygun olarak yapılan faaliyetler; bugün de yine ABD Emperyalizminin
gerici akımları kontrol altında tutma yönünde devam etmektedir.
Bu defa faaliyet alanı bütün dünya değil Ortadoğu ve ülkemizdir.
AKP
meclise girdiğinde RTE, yasalar gereği değil başbakan parti
başkanı bile değildi. ABD’den gelen direktifler doğrultusunda
Genel kurmay başkanı, Cumhurbaşkanı sezer, Deniz Baykal,
sıradan bir vatandaş statüsünde olan RTE yi başbakan edasıyla
görüşmelere çağırdılar, ağırladılar. Sonrasında yasal ve
yasadışı bir dizi gelişme sonucunda RTE’ yi başbakan yaptılar.
(Dün RTE’yi başbakan yapanların bugün “Laiklik elden gidiyor”
diye feryat etmeleri ne kadar dürüstçedir, bilmek gerekiyor.)
Süreç
yeni bir dönemece girdiğinden ve ABD’nin tüm dünyada İslam
adı altında kendi eliyle yarattığı gerici yapılanmalardan
kurtulma isteğine uygun olarak Ülkemizde de bir faaliyet
başlamış durumdadır.
Bu
faaliyet sadece laiklik adı altında yürütülmemektedir. Sosyal
demokratlar, Kemalistler, Aleviler… bu faaliyetin içine
çekilmeye çalışılan unsurlardır. Kemalistler Laik, Sosyal
demokratlar demokrasi ve Aleviler her ikisini kapsayacak
bir hareket olarak bu faaliyetlerin içine çakilmeye çalışılmaktadır.
Alevilerin siyasete müdahalesini tartışırken bu tehlikeyi
kesinlikle göz ardı etmemekte tarihsel bir fayda olacağını
düşünüyorum. * -Yıllardan beridir Alevi örgütlenmesine emek
verenler derin devletle ilişkide olmakla suçlanıyorlarsa,
*
- Alevi kurum yetkilileri Condoleezza Rice ve Wolfgang
Schauble gibi isimlerle görüşülüyorsa,
*
- Hacı Bektaş, kanlı Vatikana benzetiliyorsa,
*
- ABF mimarları ABF içerisinde tasfiyeye maruz kalıyorsa,
* - Alevilik tüm somut, tarihsel yanlarından yalıtılıp
sadece ruhani bir yapı şeklinde algılatılmaya çalışılıyorsa,
Emperyalistlerin
uluslar arası planlarının bir maşası olup olmama yönünde
ciddi bir duyarlılık göstermemiz gerekiyor.