Pir
Sultan Abdal’ın tarihsel duruşundan mıdır nedir bilinmez yakın
zamana kadar Sivas denilince akla Pir Sultan ve Alevilik gelirdi.
Ne
var ki Sivas Alevilerin nazarında Pir Sultan’ın asıldığı şehir
olarak pek makbul bir sicile sahip değildir. Yine de Aleviler
bu olayı bir kan davasına dönüştürmemişler, iktidar mensupları
ile Sivaslı sıradan insanı ayırmışlar ve Sivas’a “ozanlar
şehri” olarak sahip çıkmışlardır. Hatta yetiştirdiği ozanlar
dolayısıyla Sivas’ın ayrıcalıklı, özel bir yeri vardır denilebilir.
Nasıl olmasın ki Ağahi, Aşık Veli, Ali İzzet, Aşık Veysel,
Kemter ve daha niceleri... Sivas toprağında yetişmemiş miydi?
Sivas
şehri’nin kara tarihi/talihi cumhuriyetle bir parça dönmüştür.
Çünkü Sivas köhne Osmanlı’nın yerine kurulan genç Cumhuriyet’in
temellerinin atıldığı yerlerden biri olmuştur. Bundan dolayıdır
ki Sivas Şehri demokrat ilerici kimliğiyle bilinmiş, anılmıştır.
II.PİR SULTAN’IN DİRENCİ
HIZIR
PAŞA’NIN İHANETİ
İlimi
sorarsan köyümdür Banaz
Yakılsın
yıkılsın ol KANLI SİVAS
Bir ben ölmeyinen cihan yıkılmaz
Açılın
zındanlar Pir’e gidelim!
12
Eylül sonrasında Sivas’ın toplumsal dokusunda köklü değişiklikler
olur. Sivas büyük göç veren şehirlerin başında gelir. Sivas’tan
göçenlerin çoğunu ilerici unsurlar, Aleviler oluştur. Onlardan
boşalan yerleri ise tam karşıt güçler doldurur. On yıl içinde
Sivas’ın yüzü kararır.
1989
yerel seçimlerinde Refah Partisi’nin belediye başkanlığını
kazanmasıyla gerici güçler bütünsel olarak Sivas’ta kurumsallaşmaya
başlar. Belediye olanakları sınırsız bir biçimde Şeriatçı
çevrelerin hizmetine sunulur. Anadolu’nun bu demokrat kimlikli
kenti gerici bir dokuya bürünmüştür. 12 Eylülcülerin toplumsal
güçleri bastırmak için dinci gericiliği kullanmaları sonuçlarını
vermiş, gerici güçler sahiplerinin dahi zor kontrol ettikleri
bir noktaya gelmiştir.
Tarih
boyunca Sivas kentinin şahsında hep iki çizgi varlığını devam
ettirir. Pir Sultan Abdal’ın başeğmez direnişçi yolu ile Hızır
Paşa’nın hain, ihanetçi çizgisi.
Bu
iki farklı dünya anlayışı, bu insanlığın hizmetinde olma ile
ona ihanet etme çizgisi 2 Temmuz 1993 tarihinde bir kez tarih
sahnesinde ortaya çıkacaktır.
III.SİVAS
ELLERİNDE SAZIM ÇALINIR
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği geleneksel olarak 1978’den
beri düzenlemekte oldukları Banaz Pir Sultan Abdal Şenlikleri
daha görkemli, daha kalıcı bir biçimde gerçekleştirmek için
1993 yılında da aylar öncesinden hazırlıklara başlarlar.
Tüm
demokratik kitle örgütlerine ve Alevi kuruluşlarına çağrı
yaparak Banaz şenliklerini paylaşmayı, birlikte yapmayı teklif
ederler. Bu etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal’ın
sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülür.
1993
şenlikleri için bilinen tanınan yazarları sanatçıları yapılan
davete olumlu yanıt verirler. Pir Sultan Abdal Şenlikleri
Pir Sultan Abdal’ın toplumsal ve inançsal duruşuna uygun olarak
geniş kapsayıcı sosyal bir organizasyon olacaktır.
Ankara’dan İstanbul’dan Anadolu’nun dört bir yanından yola
çıkan Pir Sultan yolcuları 1 Temmuz 1993 sabahı Sivas’ta buluşurlar.
Programa göre iki gün Sivas’ta etkinlikler gerçekleştirilecek
ardından ise Banaz’a geçilecektir.
Fakat
Sivas eski Sivas değildir, daha sabahın ilk saatinde, daha
Sivas’a girer girmez farkedilir bu. İnsanı sıkıp boğan, söylenmesi
gerekip de söylenmeyen bir söz gibi rahatsız eden bir havası
vardır Sivas’ın.
Pir
Sultan’ın torunları kendi havalarını hakim kılmakta gecikmezler
şehre. Şenlik başlar, deyişler, semahlar birbirini izler.
Söyleşiler, paneller izleyici ile dolup taşar. Korkulacak
bir şey olmadığını düşünür herkes. Kaygıların boşuna olduğunu
söylerler birbirine. Sivas da bizim şehrimiz derler. Ne yazık
ki bir gün geçmeden bu görüşlerin tam tersini yaşayacaklardır.
IV.PLANLI
PROGRAMLI KATLİAM
Sorma
be birader mezhebimizi,
Biz
mezhep bilmeyiz yolumuz vardır.
Mezhep
bilmeyen, insanlık yolu dışında başka yol tanımayan, sevgiyi
kendisine din edinmiş insanlar Sivas’ta kendileri için kurulan
tuzaklardan habersizdirler.
Sivas’ı
bilip tanıyanlar şenlikle ilgili olarak kaygılarını dile getirdiklerinde,
şenliğin devletle/kültür bakanlığıyla ortak olarak düzenleniyor
olması, Sivas valisinin demokrat kimlikli bir kişi olması,
iktidar ortaklarından SHP’nin Alevilerin oy verdikleri bir
parti olması gerekçe gösterilerek kaygı giderilmeye çalışılmıştır.
Tüm bunların birer yanılgı olduğu anlaşılacaktır ama ne pahasına...
Şeriatçı
karanlık güçler günler öncesinden Sivas’ta Alevilerin, demokratların
varlık göstermesini engellemek ve onlara “müslüman mahallesinde
salyangoz sattırmamak” için hazırlıklara girişirler.
Gazete
ilanları vererek, bildiriler hazırlayıp dağıtarak yalan dolana
dayalı provakasyon ortamı hazırlarlar. Güya şenlik için Sivas’a
gelecek olan Aziz Nesin peygamberin eşine hakaret eden Salman
Rüştü’nün kitabını yayınlamıştır. Bu tamamen yalandır, ne
bir hakaret ne de bir kitap yayınlama olayı sözkonusu değildir.
Ama yalana dayalı tahrik şeriatçılar için yeni bir şey sayılmaz.
Daha 1978 yılında, yine Sivas’ta “Aleviler camiyi bombaladı”
yalanını uydurup halkı birbirine düşürmeye kalışıkan kendileri
değil midir? Maraş katliamı öncesi aynı provakasyonu yapmamış
mıdırlar.
2
Temmuz’dan 15 gün önce şeritaçılarca tüm Sivas’a dağıtılan
Müslüman Kamuoyuna başlıklı ve altında Müslmanlar imzası olan
bildiride halk “cihada” çağrılır:
”Aziz
Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte,
şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlar’la
alay edercesine gezebilmektedir
Kâfirler
şunu iyi bilmeli ki: İslâmın Peygamberi’ni ve kitab’ın izzetini
korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.
Gün,
Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.”
İlk
gün şeriatçılar pusuda beklerler. Saldırı için her zaman yaptıkları
gibi Cuma gününü ve Cuma namazını beklerler. 2 Temmuz günü
Cuma namazından çıkan kalabalıklar katillerin kışkırtmasıyla
harekete geçeler. Önce etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne
saldırırlar.
Arkasından
Sivas katliamının yaşanacağı Madımak Oteli kuşatılır.
Tüm
dünyanın gözü önünde Sivas katliamı yaşanır.
2
Temmuz Sivas katliamı üzerinden geçen yıllara rağmen Alevilerin
nazarında küllenmemekte, tam tersine Sivas yangını Alevilerin
kanayan yarası olmaya devam etmektedir.
Sivas
katliamı Alevilerin yaşadığı diğer bir çok katliamlara benzemekle
birlikte ondan bazı çok trajik unsurlarla farlılık göstermektedir.
Bu
nedenle “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, bu nedenle “Sivas unutulmayacak”
sözleri bu katliama karşı her fırsatta dile getirilmektedir.
Çünkü
8 saat insanlar Madımak Otelinde kendilerine bir yardım eli
uzanmasını beklerler. Cumhurbaşkanı aranır, başbakan aranır,
başbakan yardımcısı, bakanlar aranır. Tanıdık bildik etkili
yetkili kim varsa bir umut olarak aranır ama güvenlik güçleri
de dahil hiçbir güç gelip de şeriatçı güçleri dağıtmaz, Pir
Sultan torunlarını kurtarmaz!
Bu
ne derin acıdır!
Bu
ne büyük bir trajedidir.
Sivas’ta
göz göre göre insanlar katledilir. Şeriatçılar bir bayram
yerinde buluşmuş gibi Madımak Oteli’ni sarar ve insanlarımızı
katlederler. Bu katiller günler öncesinden hazırlık yapmalarına
rağmen yakalanmamış, engellenmemiştir. Sivas gibi küçücük
bir şehirde kimin ne dolap çevirdiğinin bilinmemesi mümkün
müdür? Tersine istihbarat birimleri “olay çıkacağını rapor
ettik” demektedirler. Olay çıkmamış, katliam yaşanmıştır.
Sivas belediye başkanı katilleri “gazanız mübarek olsun” diye
kutlamaya kadar işi vardırmıştır!
8
saat genç kızlarımızın, oğlanlarımızın, şairlerimizin, bağlama
ustalarımızın, semahçılarımızın çığlıklarına tüm insanlık
kulaklarını tıkamıştır. Başta iktidar sahipleri olmak üzere!
8
saat içinde dünyanın bir başka ucuna müdahale edilebildiği
halde, Sivas’a yardım gönderilmemiş, insanların katledilmesine
engel olunmamıştır! Sivas nasıl unutulur?
BUNLARI UNUTMA!
Bazı
anlarda bazı sözler söylenir, bazen bu sözlerin ve bu sözleri
söyleyenlerin asla unutulmaması gerekir. Bu sözler ve onları
söyleyenler yeni acılar yaşanmaması için, yeni katliamlar
olmaması için, dostu düşmanı tanımak ve aklımızdan çıkarmamak
için kesinlikle unutulmamalıdır. Taşlara, demirlere bu sözler
kazınmalı ve bir kenara konulmalıdır.
Sivas
katliamı yaşanırken de unutulmaması gerekin sözler söylenmiştir.
Hem de bu sözleri dönemin Cumhurbaşkanı, dönemin başbakanı
söylemişlerdir.
Bu
sözler bize katliamın arkasındaki gizi ifade etmektedir.
UNUTULMAYACAK
SÖZLER BİR
“GÜVENLİK
GÜÇLERİ İLE HALKI KARŞI KARŞIYA GETİRMEYİN!”
Sözün
sahibi Cumhurbaşkanı’dır. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel.
Katiller Madımak Otelini kuşatmış, insanlar içeride çığlıklarla
yardım beklerken bu sözü defalarca Sivas valisine ve emniyet
müdürüne söylemiştir. Demirel’in vatandaş dediği şeriatçı
katillerdir. Ve güvenlik güçlerinin onlara müdahale etmesine
engel olmakta, katillerin işlerini rahatça yapmalarını istemektedir
adeta. Katillere karşı gelmeyin, bu sözün anlamı bundan başka
nedir? Bu söz nasıl unutulur?
UNUTULMAYACAK SÖZLER İKİ
“OTELİ
SARAN VATANDAŞLARIMIZA BİR ŞEY OLMAMIŞTIR!”
Sözün sahibi Başbakan’dır. Başbakan Tansu Çiller. Çiller Madımak
Otelini saran ve insanlarımızı katleden şeriatçı katillere
bir şey olmadığını, katillerin burunlarının kanamadığını müjdelemektedir.
Başbakan’ın
vatandaş dediği de şeriatçı katillerdir. Ya içeride çığlıklarla
yardım bekleyenler? Onların vatandaşlık hakları? Onların yaşama
hakları? Çillerin umrunda olan, Çillerin bu sözleri ile gözetip
kayırdığı katillerdir mağdurlar değil. Bu sözler nasıl unutulur?
Ya
bu sözleri söyleyenlerin partisine oy veren, oy vermeye çağıran
Aleviler, sözde Alevi önderleri onlar nasıl unutulur?
Carina
Johanna:Alevilik araştırmacısı, “yabancı değil”. Hollanda
1970
Gülsün
Karababa:Babası”Kızım benden daha iyi saz çalacak” derdi.
Divriği 1971
İnci
Türk:Çiçek açar domur domur dal verir. Balıkesir 1971
Huriye
Özkan:Havanın yüzünde semah dönerken. Ankara 1971
Murat
Gündüz:Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, en sevdiği dize.Ankara
1971
Ahmet
Özyurt:Çok seviyorum düşüncelere dalmayı. Enstein gibi düşünerek
kendimden geçmeyi. Kendi dizeleri. Ankara 1972
Handan
Metin:Tüm güzellikleri toplayıp uzun bir yola çıktın. Ankara
1973
Yeşim Özkan:Ballıhan, erenlerin bal çiçeği. Ankara 1973
Yasemin
Sivri:Kamber’in profesörü, kitap kurdu. Ankara 1974
Serpil Canik:Kuş olup güvercin donunu giyen, Uyan dağlar uyan
Serpil geliyor. Ankara 1974
Serkan
Doğan:Başıma kızıl bağla, arkamdan ağıt yakma anam, Ankara
1974
Belkıs
Çakır:Güne Umut’tan. Ceylanlara karışıp semaha duran. Ankara
1975
Nurcan
Şahin:Kim yakıştırabilir sana ölümü? Ankara 1975
Özlem
Şahin:Okur, meraklı, yerinde duramaz, yaşam delisi. Ankara
1976
Asuman
Sivri:Semah, semah tutkunu, abisinin delisi. Ankara 1977
Menekşe
kaya:Sazı elinde İsmail’in.Ötme bülbül ötme gönlüm şen değil.
Ankara 1977
Koray
Kaya:Pir Sultan’ın genç şehidi. Ve hep öyle kalacak. Ankara
1981
Yanyana öldüler.
Ve
yanyana gömüldüler
Karşıyaka’da.
Karşıyaka’nın onur gülleri, direnç gülleri, Pir Sultan Şehitleri...
VI.SİVAS
DAVASI
“İnsanlık tarihinde
din
adına işlenen
böyle
bir vahşet görülmemiştir.”
Sivas katliamının bulunabilen, ele geçirilebilen sanıkları
çeşitli mahkemelerde yargılandılar. Sivas davası hala sürmektedir!
Dava
süreci nasıl gelişti?
Katliam
davası güvenlik gerekçesiyle Sivas’tan Ankara’ya nakledildi.
Yargılamaya adiyen adam öldürme eylemi davası olarak başlanılmıştı.
Mahkeme davayı planlı programlı, örgütlü bir katliam olduğu
gerekçesiyle Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderdi.
Ankara
DGM 1994 yılında verdiği ilk kararında olayı basit bir “yangın
çıkararak adam öldürme” olarak değerlendirdi. Hatta işi daha
da azıtarak Aziz Nesin’in katilleri tahrik ettiğini dahi ileri
sürdü ve buna dayanarak katillerin cezalarında indirim yaptı.
DGM’nin
bu hukuka ve maddi gerçekliğe aykırı kararını inceleyen Yargıtay
DGM kararının tümüyle hukuka aykırı olduğunu saptadı. Yargıtay
DGM’nin olayı basite aldığını, yanlış değerlendirdiğini vurgulayarak
olayda şeriatçılar tarafından laik düzene yönelik bir kalkışma
olduğunun belirlenmesi gereğine işaret etti. 28 Şubat sürecine
denk gelen günlerde Ankara DGM’de yargılama yeniden başladı.
Bu kez sanıklar hakkında “anayasal düzeni bozarak şeriat devleti
kurmaya kalkışmak” eyleminden ceza verilmesi yoluna gidildi.
Mahkeme 33 sanığı idam cezasına çarptırdı.(1997) Bu karar
Yargıtay’ca yeniden incelendi ve bazı usul hatalarından dolayı
bozularak eksikliklerin giderilmesi için yeniden Ankara DGM’ye
gönderildi. Şubat 1999 tarihinde usul eksikliklerinin giderilmesi
için başlayan yargılama sonucunda 33 sanık DGM’ce yeniden
idam cezasına çarptırıldı. Sanıklar bu kararı temyiz ettiler.
Dava dosyası şu an Yargıtay’da incelenmekte.
Ankara
DGM’sinin sanıklar hakkında idam kararı verirken dayandıkları
gerekçe tüyler ürperticidir: “İnsanlık tarihinde din adına
işlenen böyle bir vahşet görülmemiştir.”
VII.SİVAS DERSLERİ
Sivas
katliamı gerek Alevi örgütlenmesinde gerekse Alevilerin bilincinde
bir dönüm noktası olmuştur.
Sivas katliamından çıkan birinci ve temel ders, yalnızca ve
yalnızca kendi gücüne ve örgütlülüğüne güvenmenin zorunluluğudur.
Aleviliğe
yönelik ağır bir kuşatmanın yaşandığı ve saldırıların gündeme
geldiği şu günlerde Alevilerin kimlik mücadeleleri için güçlü
örgütlülükler yaratması zorunluluğu görevi her zamankinden
daha yakıcıdır.