Sivas
davası da Metin Göktepe davası gibi inişli-çıkışlı bir dava.
Birkaç kez oraya buraya savrulan, Yargıtay’a gidip gelen
bir dava. Kamuoyunu yakından ilgilendiren ve geniş yankılar
uyandıran bir dava. Bu dava da Metin Göktepe davası gibi
sona yaklaşıyor. Yaklaştıkça da ilginçleşiyor. Seydi Battal
Köse’nin Göktepe davasındaki kimi açıklamalarını, Sivas
davasında kimi sanıklar “itirafçılık” boyutlarına ulaştırdılar.
Davanın
önemli sanıklarından Ali Kurt, Madımak Oteli’nin önünde
yaptığı gibi yapmıştı, duruşmalar boyunca da... Sevk ve
idare. Otelin önünde ne denli hırçınsa, yargıçlar karşısında
da öyleydi. Şimdi diyor ki; “Ben itirafçı olacağım.” Tam
yedi sene sonra...
Söz
konusu olan Sivas davası da olsa, bu tutum kimi şeriatçı
örgütlerin kan içici yüzlerini açığa da çıkartsa, itirafçılık
kötüdür. Arkadaşlarını ele vermek, gammazlamak, arkadan
vurmak, ihanet etmek...Tel tel dökülmek, bülbül gibi ötmek...
PKK
itirafçıları, Çete itirafçıları, Hizbullah itirafçıları...
Şimdi de Madımak itirafçıları...
Dün,
Allah adına kafirleri cezalandırmak için oteli yakarken,
bunu sevap kazanmanın, cennete gitmenin bir yolu kabul ederken,
bugün yaptığı işin meğerse tam da cehennemlik iş olduğunu
kabullenmek ve Allah yerine yargıçlardan aman dilemek...
Kişilik
sorunu...
Ne
diyor Ali Kurt?...
“Falan
falan adamlar bu işin içindeydi. Cemaati camiye onlar topladı.
Vilayetin önüne onlar götürdü. Oteli onlar yaktı. Bunlar
Hizbullahçıydılar.”
Ali
Kurt bunu yedi sene sonra ilk kez itiraf ediyor.Oysa
biz bu gerçeği ilk günden beri biliyor ve söylüyorduk. Çünkü
Hizbullah’ı Otel’in kırılan camları arasından görebiliyorduk.
Yanında İslami Hareket vardı, İBDA-C vardı, BBP, MHP, RP
vardı, Fethullahçılar, Aczimendiler, Süleymancılar vardı.
Kontrgerilla vardı, legal, illegal, yarı legal öteki örgütler
vardı. Çok sayıda katil vardı... Bir ayakları devletin bahçesi
içinde, öbür ayakları katliam peşinde... Başlarında takke,
sırtlarında cübbe, ellerinde tespih (pardon, bu kez benzin
bidonu), suratlarında sakal, vicdanlarında kin ve intikam...
Bir sürü adam... Ali Kurt ile Mevlüt Atalay, şimdi bu adamlardan
beş-altı tanesinin adlarını veriyorlar... Ya öbürleri? Asıl
planlayıcılar?.. Onlar ortada yok. Devlet hem biliyor, hem
bilmiyor, hem yakalıyor, hem yakalamıyor... Sonuçta ne biliyor
ne de yakalıyor... Taa ki, kullanabildiği kadar kullandıktan,
yararlanabildiği kadar yararlandıktan ve toprak, artık cesetleri
saklayamaz hale geldikten sonra...
Toprağın altından insanların cesetleri çıkmıyor aslında,
sistemin pislikleri dökülüyor.