ALİ KENANOĞLU : Sıraç Türkmenleri Ve Cenaze Erkanı

Bu makale Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı tarafından düzenlenen Alevilikte Cem, Cenaze, Kurban Ritüelleri isimli sempozyumda tebliğ olarak sunulmuştur.

Sıraç Türkmenleri Ve Cenaze Erkanı

Sıraç Sözcüğünün Anlamı :

Sıraç sözcük olarak birleşik bir kelimedir. Sır; giz, gizli anlamındadır. Aç sözcüğü ise açmak filinden gelmektedir. Sıraç; gizliliği kaldır aç anlamına gelmektedir. Tasavvufi anlamda ise Sıraç iki şeyi ifade etmektedir. Birincisi Sıraç; sırra vakıf olan, sırrı ifşa etmeyen ketum anlamındadır. İkincisi Sıraç; Hak-Muhammet-Ali yolunda sır perdesini açıp kaldıran, gönül gözü açık üryan olan, gönül gözü ile Hakkı gören demektir. Osmanlı Tapu Tahrir Defterleri’nde Saraç (sırac) Cemaati’nın Tokat bölgesinde olduğu belirtilmektedir.

Sıraç, Saraç, Sırak, Sarak, Sürek adları Türkmen oba adlarıdır. Anadolu, Azerbaycan ve İran’da bu ad ile anılan yer ve oymak adları vardır.

Diğer taraftan Sıraç aşireti ışık tayfası olarak da tanımlanmaktadır.

Sıraç Türkmenleri

Sıraçlar Sivas-Tokat-Amasya-Çorum-Yozgat bölgelerinde yaşamaktadırlar. Bu toplulukların büyük bir çoğunluğu hemen hemen %95 ı Hubyar Sultan Ocağına bağlıdır.

Bu bölgede yaşayan Kızılbaş Alevilerce kullanılan Sıraç ismi zamanla Osmanlıda Kızılbaş isminin yüklendiği anlamlarla yüklenmiştir. Öyle ki bugün ve yakın geçmişte diğer Kızılbaş Alevi toplulukları sıraçları kaba saba , inatçı insanlar olarak tanımlayarak onları küçümsemektedirler.

Bu sebeplerden dolayı bölge halkı sıraç ismini reddetmiştir. Hatta Hubyar Sultan Ocağı mensubu köyler birbirlerini küçümseyici ifadeler kullanacakları zaman diğer köye sıraç diyebilmektedir. Bölgede bulunan diğer Alevi gurupları Tüm Hubyar mensuplarını Sıraçlar olarak nitelendirmektedirler. Bölgede bulunan ve Hacı Bektaş Dergahından icazetli Dedelere tabi olan Alevilere de Sıraçlar tarafından ‘’sevici’’ denilmektedir.

Sıraçlar Kızılbaş Alevilerde yer alan serrini verip sırrını vermeme ilkesini katı bir şekilde savunan ve uygulayan bir topluluktur. Sırrını vermeme konusu sıraçlarda şu örnekle anlatılır. Günün birinde Osmanlı bir sıraç topluluğunu sıkıştırmış, sırrınızı anlatın yoksa hepinizi öldüreceğiz demiş. İçlerinden birisi sırrımızı anlatamayız ama topluluğu serbest bırakın sır benim dilimin altında yazılı olacak kellemi kesin ve sırrı öyle alın demiş. Kabul etmişler topluluğu serbest bırkmışlar o Sıracın kellesini kesmişler dilinin altındaki kağıdı almışlar ve okumuşlar, kağıtta yazılan şuymuş “ kellemizi veririz ama sırrımızı vermeyiz” . Bu örnekleme sanırım sıraçların sır vermemeye gösterdikleri özeni anlatmaya yeter.

Sıraç köylerinin bazılarında Alevi oldukları anlaşılamasın diye bazı çocuklara Ömer , Osman isminin bilinçli olarak konulduğu anlatılmıştır.

Araştırmalarım esnasında bu topluluklara mensup olduğum halde ve bir çok yapılarını da bildiğim halde gittiğim başka sıraç köylerinde bana dahi sır verilmemeye çalışılmıştır. Konuyu bilmem ve bazı şeyleri onlardan önce anlatarak giriş yapabildiğim zamanlara bana açılmışlar ve geleneksel yapılarına anlatmaya başlamışlardır. Bu topluluklar üzerinde araştırma yapıp yazılar yazan bazı yazarların hep bu sırrını vermeme ilkesi yüzünden yazıldıkları ve doğru bilgiyi alamadıkları tarafımdan gözlenmiştir.

Sıraç toplulukları içine kapalı dışa açık olmayan topluluklardır. İç evlilik yani kendi topluluklarından evlilik yapan diğer alevi topluluklardan dahi kız alıp vermeyen bir topluluktur.

Hubyar – Sıraç Türkmenlerinin 19.yy da ikiye ayrılması ve sonuçları

Hubyar Sultan Ocağı 1820 lu yıllarda Yeniçeri Ocağının kapatılması ve Kızılbaş Alevi – Bektaşi dergahlarının dağıtılması sürecinden nasibini almıştır. Tokat – Almus – Hubyar Köyünde bulunan dergah o dönemde Osmanlının teşvikiyle etrafta bulunan Sünni köylerden toplanan insanlarca köylülerin gözleri önünde yıkılmıştır. (Köyde bu yıkımla ilgili birçok anı ve olay anlatılmaktadır.) Bu yıkım sonrasında Ocak Merkezi olan Hubyar Köyünün etkinliği geçici olarak sona ermiş ve merkez Hubyar Dedelerinin de oluruyla Tokat Zile Acısu köyüne taşınmıştır. Bu köyde yaşayan ve Anşa Bacının eşi olan Veli Baba zaten Hubyar Dedesi olan Hatip Efendinin sofusundur. Bu dönemden sonra takip eden çeşitli olaylar ve sebeplerle Hubyar Sultan Ocağı ikiye ayrılır ve içerisinden Anşa Bacılı Ocağı ismiyle yeni bir Babagan kolu oluşur. (Anşa Bacı kocası Veli Babanın ölümünden sonra başa geçer ve Dergahta ağırlığını hissettirir , bu sebeple de Ocak Veli Baba’ nın adıyla değil karısı Anşa Bacı’ nın ismiyle anılır) Daha sonra yaşanan bu ayrım nedeniyle iki grup arasında çok yoğun tartışmalar, çatışmalar ve iftiralar günümüze kadar sürmektedir.

Sıraçlarda Cenaze Erkanı

Sıraç topluluklarının 1826 yılından sonra yaşadıkları değişim sadece Ocağın ikiye ayrılmasıyla kalmamıştır. O zamana kadar ki Hubyar Sultan Ocağının tek merkezi olan Hubyar Köyü büyük bir baskı altına alınmıştır. O dönemde Hubyar Köyüne bugün sadece yeri bilinen bir Cami yaptırılmıştır. Bu camiyle birlikte köye bir sipahi Sünni insan yerleşmiş ve Hubyar Dedelerini kontrol altında tutmuştur. Bu Cami ve sipahinin yerleşimi ile birlikte Hubyar Dedelerinden seçilenler , ya da gençlerden seçilenler Şeriat eğitimi almak amacıyla şehre götürülmüş ve şeriat eğitimine tabi tutulmuştur. Bu kişiler daha sonra hem kendi Hubyar Köyünde hem de talip köylerde Cenaze işlerinde Hocalık görevi yapmışlardır. O tarihlerden sonra Hubyarlılar arasında sadece Dede değil bir de Hoca kavramı oluşmuştur. Gizleyerek yaptığı Cemine Kuran’ ı sokmayan Hubyarlı alenen ve gözetim altında yapılan Cenazesini Şeriat usullerinin öngördüğü şekle uygun olarak kaldırmaya başlamıştır. O zamanlar baskılar altında yapılan bu uygulamalar çok tabi olarak zamanla inancın ve geleneğin bir parçası haline gelmiş ve uygulanmaya başlamıştır. Hubyar Dedelerinde yaşanan bu değişim çoğu yerde taliplerce kabul görmemiş ve Dedelerin dışlanmasına sebep olmuştur. Anşa Bacılılarla yaşanan ayrışımın en önemli sebeplerinin başında gelen de bu dönüşümdür. Dedelerin yaşadığı bu dönüşümü kabul etmeyen talipler kendilerine Anşa Bacıyı mürşit olarak kabul etmişler ve onun evlatlarına görülüp sorulmaya başlamışlardır. Anşa Bacılılar da Hubyar Dedelerinin bu dönüşüm nedeniyle Hubyar Sultan’ ın yolunu yürütemediklerini ve Hubyar Sultan’ ın gerçek yolunu kendilerinin yürüttüğünü iddia etmekte ve buna inanmaktadırlar.

Zaman içerisinde gerek Hubyar Dedeleri ile talip köylerinin baskıları gerek se de dış baskılar nedeniyle Anşa Bacılılar da da dönüşümler oluşmuştur. Ama halen bu dönüşüme direnen köyler bulunmaktadır.

Günümüzde Hubyarlılar’ da Cenaze Geleneği

Ölen kişiye öldü gözüyle bakılmaz, göç etti, hakka yürüdü, don değiştirdi denilmektedir.

İnsan öldükten sonra evinin büyük odasında orta bir yere cenaze konur, üzerine cecim örtülür etrafına yakın akrabaları (kadınlar) ve köyün diğer kadınları toplanarak ağıtlar yakılır.

Ölü mezara götürülürken arkasından su dökülür ve tüm köy halkı evlerinde bulunan depo edilmiş içme sularını dökerler “umup umacağın bu olsun” diye. Yaşamları boyunca atı çok seven insanların ölümü esnasında atı var ise atı eğerlenip cenaze mezarlığa götürülürken cenazenin önünden mezarlığa kadar at götürülür. Ölen kişi gömülürken eğer çok sevdiği bir eşyası var ise o eşyası cenaze ile mezara konur. Mezarlıktan dönen kişiler ölü evine yemek yemeye giderler. Yemek için önceden bir koç kesilir, pişirilir ve yapılan yemekler insanlara yedirilir. Buna “kazma kürek” ekmeği denir. Ölü evinde kuran okutulup ev boşaltılır. Ölü evinde birkaç gün yakın akrabaları kalır. Ölünün yıkandığı yerde ki genelde burası kapı önüdür. Üç gün boyunca akşamları ateş yakılır. İnanca göre bu ateş ahretine çıra tutmak (kişiyi ahrette aydınlatmak) amacıyla yapılır. İnsanlar kendi çocuklarından yakınırken “sanki ahretime çıramı (ışık mı) yakacak” diye yakınırlar. (Babam İstanbul’ da öldüğünde Annem üç akşam balkonda mum yakmıştı ve ateş yakamamanın ızdırabını çekmişti. A.K.)

Orta Asya Şamanist Türklerde de ölen için duyulan acı, çeşitli şekillerde ve birtakım törenlerle ifade edilirdi. Hubyar Köyü’ndeki bu gelenekte eski Türk izlerini taşımaktadır.

Ahretine karşılık gelsin ve öbür dünyada çıplak gezmesin diye ölünün elbiseleri fakir insanlara dağıtılır. Fakir insanın bu elbiseleri giydiği zaman ölen insanın ahrette çıplak gezmediğine inanılır. Ölü kişi için aynı gün “kazma kürek ekmeği” düzenlenir koç kesilir ve insanlara yemek verilir. İlk Cuma akşamı cumalık yapılır. Yemek verilir. Kuran okutulur. Kırk gün sonra kırk yemeği verilir. Kuran okutulur.

52. gün etin kemikten acı duyularak ayrıldığına inanılır . ölünün bu acıyı duymaması için kendisinden önce ölen akrabalarının ve sevdiği insanların o kişinin bu acıyı hissetmemesi için eğlence düzenledikleri ve yemek verdiklerine inanılır. 52 sinde yemek mezarı başında a verilir. Kuran okunur. Kişinin vasiyetnamesi okunur. Ölümün birinci yılında ve takip eden yıllarda da can ekmeği verilir. Can ekmeği toplu bir yemek olarak verilebildiği gibi herhangi bir zamanda da insanlara herhangi bir parça lokma da ölü kişinin canı için verilir. Can ekmeğinden sonra Cem yapılır. Ölen kişinin mezarı bir yıl dolmadan yaptırılmaz. Ölen insan için öldü denmez göç etti, yolcu oldu denir. Mezarlıklar bayramlarda ziyaret edilir ve mezarlıklara Elma, Helva, Börek, ve yiyecekler götürülür. Orada gelenlere yedirilir. Artanlar mezara bırakılır. Ölü kişi yıkanırken veya yıkama bittikten sonra ölü kişinin yakınları su döker ve ölen kişi büyük saygın birisi ise eli öpülür. Hortladığına inanılan kişinin mezarının ortasına elma ağacından bir kazık çakılır. Ölü kişi çok fazla rüyaya girerse hortladığına inanılır.

Dönüşümü Reddeden Sıraç Türkmenlerinde Cenaze

Ölen kişiye göç etti , yolcu oldu, hakka yürüdü, don değiştirdi denilir.

Kişi öldükten sonra köyde bulunan Baba ya da sofu kişinin öldüğünü köy ahalisine duyurur. Ölen kişi evinin büyük odasına bir döşeğin üzerine konulur. Üzerine cecim diye bilinen bir kilim örtülür. Ölü kişinin etrafına yakın akrabaları toplanır ve ağıtlar yakarlar. Diğer taraftan mezarlıktaki diğer hazırlıklar komşular tarafından yapılır. Ölü kişi eğer genç ise üzerine yeni elbiseleri giydirilir. Dede – Baba – Sofu görevindeki kişiler yıkanmazlar bu görevlerde olmayan kişiler ise yıkanarak yolcu edilir. Yıkanma sonrasında sofu tarafından Türkçe dualar okunur ve helallık alınır. Ölü kişi bir salla mezarlığa getirilir. Diğer taraftan eşilen mezara bir döşek serilir , baş kısmına yastık konulur. Ölü kişi önceden hazırlanan döşeğin üzerine konulur. Üzerine yorganı örtülür. Ölü kişinin sevdiği eşyalar yanına konur. (Saz, elbise, sevdiği kişinin fotoğrafı v.b.) Ve mezar toprakla kapatılır. Sofu veya Dede Türkçe deyişlerini ve dualarını okurlar. Bu topluluklarda KURAN okunmaz , mezar taşlarında fatiha veya benzeri kurandan alınmış dualar yer almaz. Ölümünden 7 günsonra, 40 gün sonra ölen kişi için ailesi tarafından Can Yemeği verilir. Bu yemek te de Türkçe dualar okunur. Ölümünün 1. Yılında mezar kaldırma denilen bir tören yapılır. Kişinin mezarı başında yemekler verilir ve mezarın tasşları değiştirilir. Bazen ölen kişinin çok sevdiği bir yakını ölürse aynı mezar açılarak yanına gömülür.

Sıraç topluluklarının küçümsenemeyecek bir sayıda olan köylerinde cenazeler bu şekilde kaldırılmaktadır. Hubyar köyü başta olmak üzere diğer birçok köyünde ise Sünni inançta olduğu gibi kaldırılmaktadır. Burada Hubyar köyü ile birlikte diğer köylerin bu konuda asimilasyona uğradığı söz konusudur. Çünkü aynı topluluklara ve inanca mensup insanların farklı şekillerde cenaze kaldırmaları normal değildir. Gerçi Hubyar Dedeleri bu durumu kabul etmekte ve diğer şekilde cenaze kaldıranları da yanlış bir şekil olarak değerlendirmekteler. Hatta bir kısım Dedelerimiz sakın bunların bu şekilde cenaze kaldırdıklarını başka yerde anlatmayın sonra bunların yüzünden bizlere MÜSLÜMAN DEMİYORLAR demektedir. Tüm kaygının ve zamanla Hubyar – Sıraç topluluklarının bu şekilde cenaze kaldırmaktan vazgeçmelerinin temel noktası buradır. Bugün halen Hubyar Toplulukları içerisinde Anşa Bacılılar veya Babacılar diye adlandırılan topluluklar bu şekilde asimle olmadan cenazelerini kaldırmaktadırlar.Fakat bu guruplar yoğun bir şekilde Hubyar Dedelerinden ve Taliplerinden ve diğer Alevi topluluklardan tepkiler almaktadırlar. Bir çok köy bu sebeple günümüzde veya yakın geçmişte de asimle ye uğramıştır. Bu asimilasyona direnen köyler de cenazelerini kimseler görmesin diye ya akşam gün atımından sonra veya sabahın çok erken vakitlerinde kaldırmaktadırlar.

Kentte yaşayan sıraç topluluklarını gözlemlediğimizde durum tamamen farklıdır. İstanbul’ da yaşayan Hubyar- Sıraç toplulukları İstanbul’ da bulunan çeşitli cem evlerinde hizmetlerini yürütmektedirler. Buralarda Cem Evi yönetiminin , Dedesinin ve yeni icat edilmiş dede olmayan hocaların uygulamalarını kabullenmişlerdir. Kentlerdeki Cem evlerinde yürütülen cenaze hizmetleri ise asimilasyon sürecine uğramış köylerimizden daha vahim durumdadır. Kentlerdeki Cem Evlerinde özellikle cenaze törenlerine Alevi olmayan toplulukların da katılması sebebibinden duyulan kaygıyla haddiden fazla , adeta camideki hocaları aratacak düzeyde bir dönüşüm yaşanmaktadır. Özellikle Cem evlerinde icat edilen hocaların cenaze esnasında yaptıkları konuşmalar şeriatın cem evlerine nasıl sızdığının açık bir göstergesidir. Cem evlerinde özel abdest alma yerleri, kuran kursları yapılmaktadır. Cenaze kaldıran hocalar Cami hocası gibi yeşil cübbe ve kafasına da yeşil sarık takmaktadırlar. Aleviliği muhafaza etmek , yaşatmak ve Alevi toplumuna hizmet vermek amacıyla kurulan Cem Evi yöneticilerinin bu konuya da sessiz kaldıkları ve hatta teşvik ettikleri de gözlemlenmiştir. İstanbul’ da bir Cem evinde kuran’ ın Türkçeleştirilmesi ve Cenazenin Türkçe Kuran’ la kaldırılması konusunda bir çalışma başlatılmıştır. Bu konu da üzerinde tartışılması gereken bir husustur.

İstanbul Şahintepesi Cem evi ve Bayramtepe deki Cem Evi tamamen Sıraç Türkmenlerince oluşturulmuş ve de bunlarca yönetilmektedir. Bu iki cem evinde cenazeler sofu eşliğinde Türkçe Duvazlarla kaldırılmaktadır. Bu cem evlerine dışardan gelen diğer Alevi toplulukları ise kuran okuyan kendi hocalarını getirmektedirler. Kentteki cenazeler büyük oranda köylerinde toprağa verilmektedir.

Kaynaklar

  • Ali KURT – Anşa bacı torunlarından (Eski Milletvekili) Tokat – Zile – Bultu köyünden
  • Tokat – Zile – Acısu , Karacaören ve diğer köyler
  • Enver Behnan Şapolya- Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi s,281
  • Hüseyin Cansu Zile- Acısu Köyü – 1950 doğumlu Emekli memur.
  • Ali Kurt: “Ayşe Bacılılar’ın Gerçeği Budur”, Kervan Dergisi Sayı:25, Mart-Nisan 1993 İst. s.22
  • Nihat Çetinkaya: “Iğdır Tarihi “Tarh, Yer Adları ve Bazı Oymaklar Üzerine”, TDAV. Yay. 1st.1996 s.39
  • ÖZVAR, Yrd. Doç. Dr. Erol; XVII. Yüzyıl Osmanlı Taşra Maliyesinde Değişim. Rum Hazine Defterdarlığından Tokat Voyvodalığına Geçiş. Marmara Ün. Sos. Bil. Ens. Yayınlanmamış Doktora Tezi, Sh. 109 – 110, İst. 1998
  • Hubyar Sultan Ocağı ve Beydili Sıraç Türkmenleri – Ali Kenanoğlu , İsmail Onarlı 2002 İst.
  • Garipoğlu Bektaş Kantekin Hubyar Köyünde Dede 76 yaşında hakka yürüdü.
  • Yakup Çelik – Hubyar Köyü

ALİ KENANOĞLU

Kenanogluali@mynet.com