Altı
gün olarak düşünülen Etkinlikler programı hiçbir ciddi çalışma
yapılmadan, Tertip komitesinin baypas edilmesiyle yapılmış.
Programın mimarları Hacıbektaş halkı veya Alevi Kurumları
değil, İstanbul’dan birkaç Türk İslam sentezcisi ve bir gazetenin
bir iki çalışanı olmuştur. Sonuç “fiyasko” olmuş.
Hacıbektaş
ilçesi herhangi bir ilçe değildir. Aslında “Sulucakarahöyük”
nice canlara mekan olmuş, çok eski bir yerleşim merkezi ama,
asıl önemi ve değeri yaklaşık 760 yıl önce Hünkar Hace Bektaş
Veli’nin buraya gelmesi ve yerleşmesi ile olmuştur. Hacıbektaş
yerleşim alanı o günden beri Anadolu’nun ve Alevilerin kalbi
durumundadır. Orası “Serçeşme” dir.
Alevi yerleşim alanlarının özellikle 1960 dan bu yana çok
hızlı bir şekilde şehre göç vermesi sonucu, Dede-Talip ilişkisi
bitme noktasına gelmiş, bunun sonucu da Alevilikteki “oto
kontrol” sistemi yara almıştır.
Tarih
boyunca sürdürülen “Alevi inancını/kültürünü yok etme,
asimile etme” çalışmaları başlangıçta gevşeme gösterse
de Cumhuriyet döneminde de devam etmektedir.
Özellikle
12 Eylül 1980 tarihi; bu projenin Uluslar arası güçlerinde
desteği ile ülkemizde hayata geçirildiği önemli bir tarihtir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin, “ılımlı İslam cumhuriyeti”ne dönüşebilmesi
için öncelikle Alevilerin; bir an önce Sünnileştirilmeleri
yada Şiileştirilmeleri gerekmektedir. Ne olduysa 700 yıldır
biz Aleviler için; “siz kafirsiniz, zındıksınız, mülhitsiniz,
rafızisiniz, katliniz farzdır vs” diyen zihniyet birden
bire hidayete erdi ve “siz; Müslümansınız, hatta özüsünüz…”
demeye başladı. Ve bu söyleme, bu plana alevi kökenli yandaşlar
bulundu. 1980 sonrası Alevi köylerine “zorla Cami yapılması”,
Zorunlu Din Derslerinin Anayasa hükmü haline getirilmesi vs.
hep bu planın bir sonucudur.
Aleviliğin
asimilasyonu, daha açık söylemi ile “Sünnileştirilmesi”
için yapılan çalışmaların bir ayağı da, “Alevi Yol Önderlerinin
bulunduğu yerlerde adım adım Türk-İslam Sentezi düşüncesini
hakim kılmaktır. Bunun içinde Yol önderlerimizin bulunduğu
yerlerde ciddi bir projenin hayata geçirilmeye çalışıldığını
görüyoruz. Bu çalışma Hükümet(ler)ce de desteklenmektedir.
Bunun en ciddi uygulaması “Abdal Musa” da başladı. Şu anda
da Serçeşme’miz olan Hacıbektaş’ta denenmektedir.
Bilindiği gibi Ülkemizde, Kent koşullarında Dernek-Vakıf ve
en son olarak da Federasyon şeklinde Örgütlü yapılar oluşturuldu.
Bu kurumlar özellikle 1992 den bu yana Yol büyüklerimizin
“Anma Etkinlikleri”ne katkı yapmak-sahiplenmek babında çeşitli
çalışmalar, girişimler hatta yerel yöneticilerle tartışmalar
yapmışlardır.
Bu
sert tartışmalardan, olgunlaşmış ortak görüşlere giden yolda
özellikle 1997 senesinden sonra bir uzlaşma ve ortak akıl
hakim oldu.
Hacıbektaş
İlçesinin Yerel Yöneticileri; Alevi Kurumlarını ve temsiliyetlerini,
sahiplenmelerini, katkılarını yok sayarak Hace Bektaş Veli’yi
anma etkinlikleri’nin yapılmasının doğru olmadığını, topal
kalacağını anladılar. Bunun sonucu olarak da 1997 den beri
Yerel yöneticiler, Alevi Kurumlarını/örgütlerini sürece dahil
etmişlerdir. Her yıl, 8 ay önceden, ayda bir geniş katılımlı
toplantılar yapılır. Törenlerde nelerin yapılacağı, kimin
hangi hizmetleri üstleneceği, panellerde konferanslarda kimlerin
geleceği ve konuların ne olacağı vs belirlenirdi. Törenlerden
bir gün önce Alevi örgütleri, araştırmacılar, yazarlar vs.
Hacıbektaş’ta toplanır. Bir yıllık değerlendirmeler yapılır
ve ertesi gün “Alevileri temsilen açılışta konuşacak kişi
oylama ile belirlenir. Bu kişinin okuyacağı metni hazırlaması
içinde bir komisyon kurulurdu. Alevi kelimesini kullanarak
örgütlenmenin yasak olduğu bu dönemde, Aleviler adına Devletin
en üst Protokolü önünde “Alevi Örgütleri/kurumları adına bir
canımızın konuşma yapması ciddi bir kazanımdı. Bu kazanım
geçen sene Hacıbektaş Belediye Başkanı tarafından (nedenini
kimsenin anlayamadığı) bir şekilde yok sayılmıştır.
O zaman, daha bir yılını bile doldurmayan Alevi Bektaşi Federasyonu
Belediye başkanının, bu “Alevileri ve Alevi Temsilcilerini
yok sayan” ve “uzlaşmaz” “anlaşılmaz” tavrını
yerel yöneticilikteki acemiliğine sayarak son ana kadar görüşmelerden
olumlu bir sonuç çıkmasını sabırla bekledi. Öyle ki umudumuzu
(bütün olumsuzluklara rağmen) törenlerden 10 gün öncesine
kadar koruduk. Ama Hacıbektaş Belediye Başkanının “Aleviler
adına kimseye konuşma hakkı vermeyeceği”ni “Aleviler
adına dile getirilmesi gereken bir şey varsa yazıp verin ben
sizin adınıza da konuşurum” şeklinde tartıya teraziye
gelmez tavrı hem Hacıbektaş halkını hem de Alevi toplumunu
derinden yaralamıştır.
Hacıbektaş
Belediye Başkanının kendisini hâla “paşa” sanıp,
Hacıbektaş halkını ve Dünyadaki bütün Alevileri de emir komuta
ile “hizaya getireceği” askerleri zannetmesi böyle
bir hayale kapılması üzücü olmuştur. Alevileri düşüncelerinden
/ inançlarından koparıp hizaya getirmek için 500 yıldır uğraşılıyor.
Bunun için Osmanlı’da sayısız katliamlar yapıldı. Sürgünler,
acılar yaşandı ama bizler inancımızdan/kültürümüzden yani
“yolumuzdan” , “ikrarımızdan” dönmedik ödün
vermedik. “Şah’lara da, Padişah’lara da minnet etmedik
“.
Geçen
sene son ana kadar koruduğumuz “Hacıbektaş Belediye Başkanı
yanlışını görüp, bu tavrını terk eder” beklentisinin sonuçsuz
kalması üzerine Federasyon olarak yaptığımız uzun bir değerlendirmeden
sonra “Hacıbektaş Belediye Başkanının tavrını/yaklaşımını
protesto etmek için törenlere katılmama kararı aldık”.
Ama süreç içerisinde gördük ki gerekçe ne olursa olsun, yol
büyüklerimizin anma etkinliklerine katılmamak, o alanları
boş bırakmak doğru değildir. Bu tespit gereği bundan sonra
“Alevi yol önderlerinin anma etkinliklerine bütün gücümüzle
katılıp sahip çıkacak ve buraların Alevileri Sünnileştirme
alanları haline getirilmesine müsaade etmeyeceğiz.
Bu
yılki törenler öncesi de Hacıbektaş Belediye başkanının tavrında
bir değişiklik olmamış, aksine; geçen yıl Törenlerin çok sönük
geçmesi, ziyaretçi sayısının ciddi şekilde azalması, sanatçı-yazar-çizerlerinde
ABF nin kararına destek verip gitmemeleri, bunun sonucu
olarak da konserlerin yapılamaması gibi nedenler Belediye
Başkanını korkutmuş olmalı ki; daha önce görüş ve çizgilerini
onaylamadığı “Türk İslam Sentezcileri” ile kol kola
girmekten sakınca görmemiştir.
Daha
öncede Bayrak yürüyüşü adı altında “Bozkurt işareti
yapan insanları” Hacıbektaş sokaklarında yürüterek Hakka
yürüyenlerimizin kemiklerini, yaşayanlarımızın vicdan ve yüreklerini
sızlatan Hacıbektaş Belediye Başkanı, bu yılki törenlerin
genel çizgisini Türk İslam sentezcilerine, Protokolü de gerici
ve ırkçı zihniyete teslim etmiştir.
Yine
bu yılki “Hace Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü”,
Gazi Üniversitesine bağlı “Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli
Araştırma Merkezi” Müdürü Prof. Dr. Alemdar Yalçın’a
verildi. Bu merkez Alevi-Bektaşileri asimile etmek için kurulmuş
bir merkezdir. Bu merkezin Ankara ve çevresinde Alan ve Saha
çalışmaları bağlamında gittiği her köy ciddi şekilde Sünnileşmiş
ve cami cemaati haline gelmiştir. Bu nedenle bu ödül; dostluğa
ve barışa değil, ‘Aleviliği asimilasyona tabii tutanlara’
ödül olarak verilmiştir.
Altı
gün olarak düşünülen Etkinlikler programı hiçbir ciddi çalışma
yapılmadan, Tertip komitesinin baypas edilmesiyle yapılmış.
Programın mimarları Hacıbektaş halkı veya Alevi Kurumları
değil, İstanbul’dan birkaç Türk İslam sentezcisi ve Bir gazetenin
bir iki çalışanı olmuştur. Sonuç “fiyasko” olmuş. Onlarca
yıldır yapılan hiçbir etkinlik, konserler ve benzeri çalışmalar
yapılamamıştır. Geçen yıl iyice azalan ziyaretçi sayısı bu
yıl (1. ve 2. gün Alevi Bektaşi Federasyonuna bağlı örgütlerin
Türkiye’nin her tarafından taşıdıkları insanları saymazsak)
daha da azalmıştır.
Konaklama
ihtiyaçları ile ilgili en ufak bir çalışama yapılmamış, fakat;
gazetelere “…3000 çadırlı, üç çadır kent kuruldu” diye
balon haberler yaptırılmıştır. Halbuki, kurulan tek çadır
yeri, Şişli Belediyesi tarafından gönderilen orta büyüklükteki
80 çadır olup bunlarda Şişli Belediyesinin kendi elamanları
içindir diye halka kapalı tutulmuş, bu çadırlarda konaklamak
isteyen Roman kardeşlerimizde Jandarma ile tehdit edilerek
çıkarılmaya çalışılmıştır. Belediye hizmetleri dahi verilememiş,
kasabanın her tarafı çöp yığını haline gelmiştir.
Hacıbektaş’a
inançla/itikatla gelen canlarımız sokaklarda yürüyemez hale
gelmiş, ziyaretlerini yapamamış, çoğu “bir daha gelmeyeceğini”
söyleyerek ayrılmışlardır. Belki Sayın Belediye Başkanının
da istediği, tamda budur.! Alevileri kendi Serçeşme’lerinden
soğutmak.
Alevi
Bektaşi Federasyonu, bu yıl “42.Ulusal 16.Uluslararası
Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri”
ne katılmaya karar verdi. Ve bunun gereği kendisine bağlı
Kurumları ve şubelerinin insan taşımasına başladı. Birinci
gün 2500 kişilik bir kortejle (İstanbul-Marmara ve Ege örgütlerimiz
geciktiklerinden bu korteje dahil olamadılar) Törenlerin yapıldığı
alana gelindi. Belediye Başkanı Sayın Ali Rıza Selmanpakoğlu
konuşmaya başlayınca herkes sırtını döndü. Ve akabinde meydan
boşaltıldı. Alevi toplumu kolay kolay kimseye sırtını dönmez,
eğer birisine sırtını dönüyorlarsa, bu mesajın iyi okunması
lazım.
Zaten,
Alevi Bektaşi Federasyonuna bağlı örgütlerin organizasyonu
ile gelen kitlenin, ikinci gün akşama doğru Hacıbektaş’tan
ayrılması ile Hacıbektaş boşalmıştır.
Hacıbektaş kasabası tarihi boyunca tel örgülerle hiç tanışmadı.
Cezaevi ile tanışmadı. Ama Belediye başkanı bu felsefeyi bilmediğinden
ilk işi bütün inanç alanlarımızın etrafını tel örgülerle çevirmek
olmuş. Yıllardır; “inanç merkezlerinin ziyareti paralı
olamaz. Hangi Müslüman Camiye para vererek giriyor, hangi
Hıristiyan Kiliseye para vererek giriyor ki bizde Serçeşme’mize
para vererek girelim. Devleti bu ayıptan, bizi de bu zulümden
kurtarın” diye feryat ederken birde baktık ki bu olanları
yetersiz gören Belediye Başkanı sayın Ali Rıza Selmanpakoğlu,
inanç alanlarımızın etrafını tel örgü ile çevirip girişlerini
de paralı yapmış.
Hacıbektaş
ilçesine 3-4 gün önceden gittim. Esnafla, halkla sohbetler
yaptık. Hacıbektaş ilçesinin tamamına yakını ciddi bir sıkıntı
içersinde. “Paşa, asker kökenlidir iyi olur, dürüst yönetir,
Hacıbektaş halkı ve Serçeşme daha iyi bir noktaya taşınır
diye düşünmüştük, ama yanılmışız. Hacıbektaş’a hizmet ve iyilik
değil kötülük yapmaya başladı…” diyorlar. Ve yine diyorlar
ki: “…bugün seçim olsun Paşa 75 oy bile alamaz…” Hacıbektaş
halkı da Türkiye ve dünyadaki bütün Aleviler gibi, bu durumdan
ve Serçeşme’deki gelişmelerden ciddi şekilde rahatsızlar.
Bir
de Sayın Ali Rıza Selmanpakoğlu’nun ağzında düşürmediği
ve her fırsatta değindiği AB 2004 yılı ilerleme raporunda
belirtilen “…Sünni olmayan Müslüman azınlık..”
ifadesinin Alevi Bektaşi Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri
Konfederasyonu tarafından desteklendiği veya bu karardan medet
umulduğu şeklindeki yanılgısıdır. Sayın Başkan sırça köşkünden
lütfedip dışarı çıksa ve olayın muhatapları ile konuşsa devirdiği
çamların ne kadar büyük olduğunu anlayacaktır. Neden mi? Çünkü
adı geçen rapordan sonra ABF ve AABK yaptığı
ortak bir toplantıda AB sürecini daha iyi izleyebilmek ve
gerekli yerlerde zamanında girişimlerde bulunabilmek için
bir “eşgüdüm komisyonu” oluşturuldu. Türkiye’den ve
Avrupa’dan yeteri sayıda arkadaşımızın yer aldığı bu komisyon,
Ankara ve Brüksel’de çalışmalara başladı. Avrupa parlamentosu
ve taraf devletlerin en üst düzey yetkilileri ile yapılan
görüşmeler sonucunda, isteğimiz kabul edildi ve “…Sünni
olmayan Müslüman azınlık..” ifadesi kaldırıldı. Bu diplomatik
başarı ABF ve AABK’nındır. Buradaki ifadenin kaldırılmasını
Hükümet ve Basın 20 gün sonra öğrendi. Sayın Başkan ABF ve
AABK tarafından yapılan ortak basın açıklamasında bu konu
ile ilgili bölümleri herhalde hiç okumamış. O basın açıklamasının
(19.11.2004-Ankara) ilk paragrafı aynen şöyle idi:
“16
Kasım 2004 tarihinde biraraya gelen ve üyeleri içinde Yeşiller
Milletvekili Cem ÖZDEMIR’in de yer aldığı Avrupa Parlamentosu
Dışişleri Komisyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu
ve Türkiye Alevi Bektaşi Birlikleri Federasyonu’nun 6 Ekim
2004’ de açıklanan raporla ilgili görüşlerini, çalışmalarını
ve imza kampanyasını dikkate alarak Alevilerle ilgili, Alevi
gerçeğine uygun yeni belirlemeleri benimsedi. AB İlerleme
Raporu’nda yer alan “Sünni olmayan Müslüman azınlık” ifadesini
kaldırarak, Alevi kurumlarımızın talebi ve 10 Ekim 2004’den
bu yana yoğun çabaları doğrultusunda “Aleviliğin yasal güvenceye
kavuşturulmasını ve Cemevlerinin de inanç merkezi olarak benimsenmesi”ni
Avrupa Parlamentosu’na önermeyi kabul etti...” Paşa bunları
bilmeden Alevi Öğretisine, Erkanına, Edeb’ine uymayan/sığmayan
sözler sarf etmektedir (Bakınız: Hacıbektaş Dergisi, 82.sayı,
sayfa 13, paragraf 10).
Sonuç
itibarı ile son iki yıldır yapılan “Hacı Bektaş Veli anma
etkinlikleri” Alevi Bektaşi inancına/kültürüne hizmetten
uzaklaşmaktadır. Hacıbektaş Belediye Başkanı ilçesinin yerel
yöneticisi olup orayı yöneteceğine, Bütün dünyadaki Alevileri
yönetmeye ve kendince hizaya getirmeye çalışmaktadır. Bu yanlış
hesaba ne Hacıbektaş halkı nede bizler razı oluruz. Hacıbektaş
Belediye Başkanı sayın Ali Rıza Selmanpakoğlu; bir
an önce yanlışından vazgeçip, Alevilerden ve Hacıbektaş halkından
özür dilemelidir. Yada onurlu bir davranış sergileyip “istifa”
müessesine başvurmalıdır.
Şunu
çok net ifade edebiliriz:
Alevilik
yasal olarak tanınana kadar
Cemevleri
yasal statüye kavuşana kadar,
Zorunlu
Din dersleri kaldırılana kadar,
Alevi
köylerine zorla Cami yapımlarına son verilene kadar,
Diyanet
İşleri Başkanlığı Lağvedilene kadar,
Serçeşmemiz
gerçek sahiplerine teslim edilene kadar,
Laiklik
ilkesi gerçek anlamda uygulanana kadar,
Aleviliği,
Sünnileştirme (asimilasyon) politikalarına son verilene
kadar
Ve;
Yol Büyüklerimizin mekanları üzerindeki Türk-İslamcı ve Şeriatçı
kuşatma kaldırılana kadar mücadelemiz büyüyerek devam edecektir.
Yolumuz için; Nesimi gibi, Hallac-ı Mansur gibi, Pir Sultan
gibi, Şeyh Bedrettin gibi bedel ödemeye hazırız.