Ramazan
oruç ayı başladı, Müslümanlara hayırlı olsun. Oruçları kabul
olsun. Hak katına yazılsın.
Ya
diğerleri;
Ramazanla
ilgili ilk aklıma gelen çocukluğumda yaşadığım bir olaydır.
Benim çocukluğumun önemli bir bölümü köyde geçti. Bize yakın,
Sivas Doğanşar İlçesi bulunmaktadır. Birçok eksik gediklerimizi
bu ilçeden giderirdik. Yol da yoktu, ama atla, eşekle giderdik
bu ilçeye. Babamın, çok sevdiğim bir pantolonu vardı, köyde
ona İngiliz paça derlerdi. Paçaya doğru daralır ve yandan
düğmelidir. Fiyakalı insanlar giyerdi o pantolonu. Bir gün
babama "ben de o pantolondan istiyorum" dedim. Yaşım 6–7 bilemediniz
8. Babam da bana: "Oğul Epsile'de (Doğanşar’ ın eski ismi)
oruç, ramazan bitsin o zaman gider yaptırırız" dedi. Tabi
ben önce ramazanın ne kadar sürdüğünü sordum, yeni başlamış
olacak ki: "1 ay sürüyor" cevabını almıştım. Fena halde kızdığımı
unutamam. Ramazan ayının hayatımdaki ilk yeri böyle başlamıştır.
Ramazan
dan sonra pantolonu yaptırdık ama İstanbul’ a göçle birlikte
bu pantolonun buralarda giyilemeyeceğini en azından fiyakası
olmadığını da öğrendik.
Tabi
o yaşlarda Ramazan ayında neden bir Sünni ilçeye gidilemediğini,
bir ay boyunca tüm köylünün köyden dışarıya çıkmadığını anlamakta
güçlük çekiyordum. Kente göçle birlikte ve yaşadığımız yerlerde
ramazan ayında yaşanan sıkıntıları görünce babamı ve köylülerimizi
çok iyi anlamaya başladım.
Komşularla
sıkıntılar;
Ramazan
ayı bizim için her zaman ve her ortamda sıkıntı olmuştur.
Kente ilk geldiğimizde mahallemiz gecekondu mahallesi ve çoğunluğu
Alevi idi, hatta aynı köylüler ve akrabalar bir araya toplanmıştılar.
Ama herkes aynı durumda değildi. Ablamın yaşadığı yerde, ramazan
ayında, komşularına oruç tutuyor gözüktüğünü unutamam. Tüm
ramazan boyunca, sahur vaktinde, davulcunun, o uykunun en
tatlı yerinde, kafamızın içinde çalarcasına, güm güm sesleriyle
uyanmak ve arkasından kalkıp, mutfağın ve salonun ışığını
yakarak geri yatmak. İnanmadığın halde bunları yapmak. Sabah
kalkıp komşularının sahur hikâyelerini dinlemek, gerçekçi
olması için onlara sahur hikâyeleri uydurmak. Öğlenleri gizlene
gizlene yemek yemek, su içmek, bir komşu gelir korkusuyla
yemek yerken dahi tedirgin beklemek. Hatta bazen yemek esnasında
komşuların zile basmasıyla, yemek sofrasını (yer sofrası)
karyolanın altına, ya da bir odaya saklamak. Bütün bunların
ne anlama geldiğini, bunun nasıl bir işkence olduğunu yaşayanlar
bilir. Tabi ara da bir komşuların iftar davetlerine icap edip,
onları da iftara çağırmak. Bunlar hatta daha fazlası yaşadığımız
basit sıkıntılardır.
Peki,
herkes mi saklıyor Alevi olduğunu ? Saklamayanlara ne oluyor
?
Evet, yaşadığı yerde Alevi olduğunu saklamayanlar da var.
Cesaret edip, tecrit edileceğini göze alıp, söyleyenler de
var. Onlar ne yaşıyorlar bir de ona bakalım. Tüm ayları bir
kenara bırakıp sadece ramazan ayını irdelersek, bu ayda, yaşadığımız
mahalle ya da apartmanlarda ramazan ayında tüm komşuluk ilişkileri
askıya alınıyor, kimse Alevi komşusunun kapısını açmıyor,
çok modern insanlar olduğu halde ramazan da başka bir hal
alıyorlar. Alevi komşusuyla konuşmaktan kaçıyorlar, başı açık
olanlar bile örtünüp, her gün bir komşunun evinde Kuran okuma
günleri, toplantıları düzenliyorlar. Çocuklar sokakta, park
da akranlarıyla ramazan muhabbetine girince bizim çocuklara
'suçlu' gözüyle bakılıyor. Küçük çocuklar Kuran kurslarına
gidip, bizim çocuklara öğrendiklerini anlatıyor ve isteyerek
ya da istemeyerek çocukları etkiliyorlar. Akşamları tüm çocuklar
birlikte Teravi namazına giderken bizi çocuk suçlu gibi onlardan
ayrılıyor. Komşularla bayramlaşmalar ve sahte bayram kutlamaları
da yaşanan diğer psikolojik sıkıntılar.
Davulcularla
sıkıntılar;
Benim
çocukluğumun geçtiği sokak çoğunlukla Aleviydi. Bizim sokakta
inadına mıydı, yoksa bize mi öyle geliyordu bilemiyorum, ama
davul sesi daha çok gürültülü çıkıyordu. İstanbul’ a ilk taşındığım
yıl geceleyin davulun sesiyle korkudan yatağımdan nasıl fırladığımı
unutamam. Tabi bir de bizim köyde davulun hiç, yani düğünlerde
bile çalınmadığını da düşünürseniz, yaşadığımın kolay bir
şey olmadığını anlayabilirsiniz.
Bizim
amcaoğlu bu konularda biraz deli dolu birisiydi, gecenin o
saatinde kalkar ve davulcuyla münakaşaya girerdi. Bir keresinde
davulcuyu önüne kattığı gibi aşağı sokağa kadar kovalamıştı.
Hani haksız da değildi, kaç kere de uyarmıştı: "bu sokakta
oruç tutan yok bu sokakta davul çalma!" diye. İlerleyen yıllarda
oturduğum bir mahallede ben de kalkıp davulcuya: "bir daha
bu evin önünde davul çalma!" diye münakaşa etmek zorunda kalmıştım.
Bir de Ramazan bittikten sonra kapıya gelmezler mi, "Ağabey
bir ay boyunca geceleri davul çaldık" diyerek para istemeye.
Siz
hiç işkencecinize bahşiş verdiniz mi ?
Aleviler
veriyor işte : "al kardeş eline sağlık".
İş
yerlerinde yaşananlar;
İş
yerlerindeki sıkıntı başlı başına bir yaşam meselesi durumunda.
İş yeri sizin çalışmak zorunda olduğunuz ve kaybetmekten her
zaman korktuğunuz yaşam alanınızdır. Bu sebeple iş yerlerinde
tüm diğer ortak yaşam alanlarından daha fazla dikkat edilir
bu konuya. Bir kere öyle, yada böyle Alevi olduğunuzu söyleyemediyseniz
yandınız, nasıl olsa toplumun %99 u Müslüman(!), o halde siz
de Müslümansınız! Ve oradaki tüm çalışma arkadaşların ve işverenlerinle
vakti geldiğinde Müslümanlığın kurallarını yerine getireceksin.
İşe girerken : Ben Aleviyim" diyenler paçayı kurtarıyordu.
Çünkü onlar ya baştan işe alınmıyor ya da yaşayacağı sıkıntıları
baştan göze alıp, inanmadığı bir inancın gereklerini yerine
getirmekten daha da önemlisi kimliklerini ret etmekten kurtuluyorlar.
Diyemeyenlerin dönüşü mümkün olamıyor. Bir kere onlar Müslüman
muamelesine maruz kalmışlar, beraber Cuma namazına gidilmiş,
kandiller kutlanmış, oruçlar tutulmuş geri dönüş mümkün mü?
Artık
siz öz Müslüman olmuşsunuz. Sonra size demezler mi: "Peki
sen şimdi mi Alevi oldun?" diye, aynen öyle. İş yerlerinde
sıkça rastlanılan bir durum bir Alevi diğeri için şunu söyler:
"aslında Hüseyin de Alevi ama baştan söyleyememiş Alevi olduğunu,
iş işten geçmiş, şimdi de söyleyemiyor" Ne yapsın Hüseyin,
ya söyleseydi ne olurdu, belki bin bir zorlukla bulduğu bu
işe hiç alınmazdı. Belki ona iş yerindeki en zor işler verilirdi.
Bütün bunlar daha önce yaşanmıştı zaten.
Ramazanda
iş yerlerinin yemekhaneleri kapatılır, bakım ve tadilata girer.
Yemek çıkartılmaz.
Askerde
yaşananlar;
Askerlik
de insanların toplu yaşam alanlarından birisidir. Burada mutlaka
bir Ramazan geçirilir. Aleviler için burası da kolay değildir.
Askerde özellikle er olarak yapanların yaşam alanlarından
üst rütbelilerin fazla haberdar olmaması ve koğuşlarda yemekhanelerde
yaşananlardan haberdar olmamaları sebebiyle ve 'devrecilik'
diye de tabir edilen ilk önce gelenin üst olduğu bir sistemde
altta kalanın canı çıkar. Hele üstte yer alan er ve onbaşı,
çavuşlar Ramazan konusunda hassas ise durum daha da vahim
olur. En kötü nöbet yerleri ile en kötü nöbet saatleri oruç
tutmayana yazılır. Dayak olayı askerlikte eksik olmayan bir
olgudur. Hatta dayak yemeyenin askerliği askerlikten sayılmaz
diye bir söz dahi Askerler arasında ilke haline gelmiştir.
Ramazan ayında da bu dayak olaylarında artış gözükmeye başladığı
da başka bir gerçektir.
Kendi
evinde yaşananlar;
Kendi
evinde ne yaşanır demeyin, akşam evine gelip, yemeğini yeyip
koltuğa uzanıp, şöyle televizyonun kumandasına bir basınca
görüyorsun Ramazanın evinize kadar girdiğini. Hangisini açarsanız
açın her kanalda ramazanla ilgili bir programa rastlarsınız.
Ramazana özel yemek tarifleri, ramazan iftar ve sahur saatleri,
iftar sofralarından haberler, Kuran ziyafetleri... Film mi
seyrediyorsunuz? Fark etmez ya alt yazılarla ya da on dakika
sonra yayınlanan reklâm arasında eksiklik gideriliyor. Reklâmlar
bile ramazan propagandalarıyla dolu. Gazetelerde keza yine
aynı hava, ramazan ekleriyle devam etmektedir.
Okulda
yaşanan sıkıntılar;
Diğer
ortak yaşam alanlarından birisi de okuldur. Son 20 yıldır
okulda zaten ilkokul 4.sınıftan itibaren 'Zorunlu Din Dersleri'
uygulaması var. Namaz kılma, Ramazan orucu tutma vb sünni
inançların ne kadar da önemli ve gerekli olduğunu zorla ders
olarak almaya başlarsınız. Sonrasını da ilerleyen yaşlarda
uygulayarak yerine getirmelisiniz. Getirmediğiniz zaman başta
ayrımcılığa tabi tutulacağınız kesindir. Tabi daha çok arkadaşlar
arasında yaşananlar okul döneminde önemsenir. Ramazanda okulda
bir dindarlık havası esmeye başlar tüm ülkede estiği gibi.
Okul jandarması rolüne soyunmuş ve kökleri dışarıda olan reisler
ortaya çıkar. Tehditler savrulur oruç tutmayanlara.
Lise
yıllarındaydı sınıfta oturuyorduk Ramazan’ ın ilk günüydü,
herkes bir birine oruç olup olmadığını soruyordu, biz birkaç
Alevi arkadaş birbirimizden haberimiz olmadan sıkıla sıkıla
bu sorulara muhatap olmamak için kaçacak yer arıyorduk. Bir
kız arkadaş arka sıramdan bana oruç olup, olmadığımı sormuştu,
yanımdaki arkadaş solcu olduğumu ve oruç tutmadığımı, benim
adıma şikâyet eder bir biçimde söyleyivermişti, sanki böyle
bir soruyu bekler gibi. Kız arkadaş : "vah yazık" diyerek
ve yüzünde bir acıma duygusuyla yüzüme bakmıştı. Bu da bana
çok ilginç gelmişti.
Üniversite
yıllarında yaşanan sıkıntılar daha farklıdır.
Orada
artık bir siyasi bilinçle yapılır bunlar ve hemen hemen her
yıl basına yansıyan bir olayla karşılaşırsınız. 'Ramazan da
oruç tutmayan öğrenci dövüldü', 'ırmağa atıldı ve öldürüldü'
haberleriyle.
Sokakta
yaşananlar;
Ramazanda sokağa çıkan herkes, herkesin oruç olduğu kanısıyla
hareket eder. Bütün sözler "şu mübarek ayda ...." diye başlar.
Çiklet çiğnemek, sigara içmek, yemek yemek mümkün değildir.
İçkili yerler kapalıdır. (hele küçük il ve ilçelerde) Açık
birkaç lokanta vardır. Onların camları gazete kâğıtlarıyla
kapalı ya da perde çekilmiştir. İçerde yemek yiyenler gözükmesin
diye. Alışveriş yerlerinde herkes sizin oruçlu olduğunuz varsayımıyla
hareket eder, kimse aksini düşünemez. Bir zeytin alacaksınız
tadına baksanız, etraftakiler garip garip suratınıza bakar,
sanki herkes oruç tutmak zorundaymış gibi.
Peki, bu Ramazan ayının Aleviler için hiçbir iyi yanı yok
mu derseniz; vallahi İstanbul’ da yaşayan bir Alevi olarak
Ramazanı en çok iftar saatinde seviyorum. Yollar boş oluyor
ve trafik derdi ortadan kalkıyor. İftara yetişmeye çalışanların
hız ve hırçınlıklarını saymazsak.
Şimdi
bu yazıyı okuyan bir Müslüman vatandaş: "yahu bu da ne
diyor, tabi ki, böyle olacak bu ülkenin %99 u Müslüman"
diye çıkışıverecektir.
Sevgili
okur senin o, %99 Müslüman kıstas içinde %30 Alevi bulunmaktadır.
Yani bu ülkenin 3'de 1'i Alevi'dir. Çok abarttığımı düşünüyorsanız,
hadi olsun 4 de 1 i diyelim. Bunlara ilaveten gayri Müslimler
ve Ateistleri de sayarsanız, Ramazan orucu tutmayan ciddi
bir kitlenin bu ülkede yaşadığı durum yukarıda özetlenmiştir.