Veysel
KAYMAK : Örgütlülükte Kırk Yıl (Bir
Veda Mektubu)
Bu
yazımda örgütlülükte geçen kırk yıldan kısa anılara, izlenimlere
yer vereceğim.
Örgütlülükle İlk Tanışma
Yıl
1968 kendi köyümde ilkokul müdürü olarak görev yapıyorum.
O yıllarda yurt genelinde TÖS’ün boykotu var. Okulda görevli
öğretmenler olarak boykotu destekliyoruz. O gün derslere girilmiyor.
Olayın ardından soruşturma ve mahkemeye veriliyoruz. Yargıç
bir oturumda yapılanın suç olmadığına karar veriyor. Aklanıyoruz.
O yaz Ankara’ya gezmeye geliyorum. Bir arkadaşla buluşup,
TÖS’ün Genel Merkezine gidiyoruz. Amacım TÖS Genel
Başkanı Fakir Baykurt’la tanışmak, yazmaya çalıştığım
şiirleri yazıları vererek bu konuda görüşlerini almak ve sırası
gelirse de boykotla ilgili idari soruşturma konusunda bilgi
edinmek.
Bizi kapıda, Dursun Akçam karşılıyor. O’na yukarıda
aktardığım doğrultuda açıklama yapıyoruz. Dursun Akçam, başkanın
yurt dışında olduğunu, kendisinin bu konularda yardımcı olabileceğini
söylüyor. Bu arada okul müdürü olduğumu idari bir ceza verilip
verilemeyeceğini soruyor ve benzer kaygılarımı aktarıyorum.
Dursun
Akçam beni şöyle bir baştan aşağı süzüyor, arkasından;
-
Müdürlüğü ne yapacaksın kardeşim, aslında sen bürokrasinin
müdürlük tarifine de uymuyorsun. Hani göbek fala da yok, benzeri
bir açıklamada bulunuyor, gülüşüyoruz. Ardından TÖB-DER
üyeliği, Şarkışla İlçede kurulan şube de deneticilik ve o
dönem Genel Başkan olan Ali Bozkurt’la tanışma.
Sonraki
yıllarda Ankara’ya geliş. 1982 yılında Çankaya, 27 Aralık
İlkokulunda müdürlüğüm döneminde, Şarkışla’da TÖB-DER’de tanıştığım
Öğretmen Osman Arıkök’le ilgili bir anı;
Osman’la,
Ankara’da sokakta vb yerlerde ara sıra karşılaşıyoruz. Karşılaşmamız
sırasında Osman selam vermeden başını benden çevirip öyle
geçiyor. Nedenini merak ediyorum. Bir başka gün karşılaşmamızda
bunun nedenini soruyorum. Osman;
-
Ne olacak, biz içerde yatarken, işkence görürken, sen gelmişsin
burada müdürlük yapıyorsun, benzeri bir açıklama yapıyor.
Bunun
nedenini anlatmaya çalışıyorum, O dönem köyde görev yaptığımı,
Ankara’ya gelince Milli Eğitim Müdürlüğünde demokrat insanların
olduğunu, puanlamayı esas almış olduklarını vs anlatıyorum.
Aramızda buzlar eriyor. O günden sonra Osman’la karşılaşmamızda
az da olsa sohbet ediyoruz.
O
günlerde bir başka nedenle okula gelen bir sivil polisten
Osman’ın hikayesini dinliyorum; Polis, Şarkışla’lı olduğumu
öğrenince, Osman Arıkök’ü tanıyıp tanımadığımı soruyor. Tanıdığımı,
arkadaşı olduğumu öğrenince de, kendi deyimiyle, O’na yaptıkları
“kıyak” tan dem vuruyor. Yani, yaptıkları işkenceden, kötü
muameleden…
Osman yine bir başka gün karşılaşmamızda, bu olay gündeme
gelince; İçerden çıktıktan sonra da takip ettiklerini anlatıyor.
Osman’ın dayanamayıp bir gün;
-
Benim Alevi olduğumu sanıp, peşimi bırakmıyorsunuz, kardeşim
ben Alevi değilim. Aleviler Osman adı koymazlar. Bunu bilin
ve peşimi bırakın, diye yakınıyor.
Emekli olduktan sonra Eğit-Der Ankara Şubede görev
alıyorum. Kısa bir süre Ankara Şube başkanlığı da yapıyorum.
Ankara Şube ile Genel Merkez aynı mekanda bulunuyor. Zaman
zaman Genel Merkez yöneticileri ile birlikte toplantılara
katılıyoruz. Genel Başkanımız Mustafa Gazalcı.
Mustafa
Gazalcı bir gün toplantı da derneğin çıkardığı ABECE dergisinin
öneminden söz ediyor;
-
Dergi her ay çıkmalı, dergi çıkınca yeniden doğum yapmış sayılırız,
diyor.
O
dönem yönetimde ve derginin yazı kurulunda daha çok bayanlar
yer alıyor. Bu mizahi açıklama Mustafa Gazalcı’ya bir şiir
yazmama neden oluyor;
GAZALCI
VE ABECE
Gazalcı;
ABECE’nin
her çıkışında
Yeniden
doğum yapmış sayılırız, dedi
Bu yüzden işe hanımlar sarıldı
İnsaf
et bre Gazalcı!
Çalışan
hanımlar da olsa
Her
ay doğum yapılır mı?
Aşık
Veysel Kültür Derneği, 1972 yılında Ankara’da ikamet eden,
çevreden bazı arkadaşların köye gelerek Aşık Veysel’i ikna
edip izin almaları ile kuruluyor.
1992-1998
yılları arasında Aşık Veysel Derneği yönetiminde bulunuyorum.
İki dönem dernek başkanlığı bir dönem yöneticilik yapıyorum.
Yönetim dönemlerimizde, (Aşık Veysel’i Anma Etkinlikleri,
şenlikler, Yunus’dan Veysel’e Anadolu Hümanizmi, gibi sempozyum,
konserler) ve benzeri önemli bazı kültürel etkinlikler gerçekleştiriliyor.
2
Temmuz 1993 Sivas Olaylarının ertesi günü yapılan basın
açıklaması ile olayları kınıyor, buna tepki eylemleri düzenleyeceğimizi
ve onlarca insanımızın katledildiği Madımak Oteli’nin
“Utanç Müzesi” olması gerektiğini açıklıyoruz.
Amatör
bir ruhla, şevkle, heyecanla, sevgiyle yapılan bu kültürel
çalışmalar, düşündükçe bu gün bile beni heyecanlandırıyor.
Ve
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği
2002-2008
tarihleri arasında üç dönemdir, Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinde
yöneticilik yapıyorum. Açıkça söylemek, yazmak gerekirse bu
dönem, birçok arkadaşım gibi benim de hayatımda önemli bir
yer tutuyor. Bu dernekte de yine amatör bir ruhla, şevkle,
heyecanla çalıştık. Başta sayın başkanımız olmak üzere birçok
konuda önemli mücadeleler verildi, başarılar elde edildi.
Derneğin çizgisinde sapma olmadan ileri noktalara taşındı.
Eğitim çalışmaları ile çeşitli etkinliklerle dolu bir dönem
yaşandı. Örgütün, örgütlenmenin, örgütlü mücadelenin önemi
öne çıktı. Bu dönemde şube sayımız, otuzlardan, ellilere yaklaştı.
Görevde
bulunduğumuz süre içindeki önemli çalışmalardan biri de, her
üç ayda düzenli bir şekilde yapılan “Danışma Kurulu”
toplantılarının, çoğunlukla çeşitli bölgelerdeki şubelerimizde
gerçekleştirilmesi idi.
Örgüt
içindeki ilişkiler, yeni yerler tanıma yeni arkadaşlar edinme
konusunda bunun sayısız yararları olduğunu düşünüyorum. Bu
toplantıların birçoğunun bende unutulmaz anıları oldu.
Bunlardan
biri 2006 yılının sonbaharında Alanya Şubemizde yapılan
“Danışma Kurulu” toplantısına gittiğimizde yaşananlardı.
Alanya’ya
indik. Kalacağımız otele gitmek üzere, belediye otobüslerine
biniyoruz. Çoğumuzun üzerinde takım elbise var. Otobüsteki
yolcuların neredeyse hemen hepsi yabancı ve üzerlerinde tatil
elbiseleri, şortlar vb giyecekler var. Bizde de onlarda da
bir şaşkınlık. Bu şaşkınlığı daha üzerimden atamadan, arkadaşlara
dönerek;
-
Türkler geldi diye hayret ediyor olabilirler, diyorum.
Gerçekten de ülkemizde kendimizi yabancı gibi hissediyoruz.
Alanya’da
geçen güzel günler ve yukarıdaki çelişkili durum, bununla
ilgili bir şiir yazmama neden oluyor.
Şiirden
üç dörtlük;
ALANYA
Alanya cennet
Alanya
kutsal
Satılır
toprakları yabancılara
Parsel,
parsel
.....................................
Türkü
barda bir güzel kız
Seslenir
geçmişten geleceğe
Yaşanmamış
aşkları söyler
Deniz
kızları ile birlikte
Alanya
Kalesi, Kızılkule
Türkü
bar
Gelmeyin üstüme
Bugün
derdim dünden beter.
Kısa da olsa bir anılar demeti sundum sizlere. Yazımı Genel
Başkanımız Kazım Genç’in de sık kullandığı; Pir Sultan’ın
inancı, bilinci, direnci ve Ünlü Ozanımız Aşık Veysel’in aynı
adlı şiirinden bir dize ile tamamlamış olayım;