"KİMLİKSİZLEŞMEK" VE AKP

       Turan ESER, Araştırmacı

            Geçtiğimiz günlerde nüfus cüzdanlarında bulunan din hanesinine ilişkin olarak, Meclis İç İşleri Komisyonu'nda bir yasa tasarısı hazırlandı. Tasarıya göre kişiler, nüfus cüzdanlarında din hanesini, dinini belirtme ya da belirtmeme hakkına sahip olacak. Yani kişinin tercihine bırakan bir yasa taslağı. Bu aynı zaman da Türkiye'nin AB'ne üyelik sürecinde, çözüm bulması gereken önemli bir husus olarak gündemde duruyor.

NUFÜS KANUNU LAİKLİK İLKESİ İLE ZATEN SORUNLU

           Ülkemizde, "1587 sayılı Nüfus Kanunu" nun 43. maddesi gereğince, nüfus kağıtlarımızda din hanesi bulunmaktadır. Din hanesi, kişinin doğumu ile birlikte doldurulmakta, yani kişi doğduğunda nüfus kağıdını almak için nüfus müdürlüğüne başvurmuş olan ebeveyninin beyanına göre, ebeveyninin dinini almaktadır. Ebeveyninin beyanına göre din almış olan kişi, 18 yaşına gelip reşit olduğunda ise, 1587 sayılı kanunun 11 maddesi gereğince ancak yargı kararı ile, nüfus kağıdı üzerinde düzeltme veya değişiklik yapabilmektedir.

           1587 sayılı Nüfus Kanunu Anayasa'ya ve din ve inanç özgürlüğünü düzenleyen uluslararası evrensel hukuk ilkelerin aykırıdır.

         Bu düzenleme Anayasa'nın din özgürlüğünü düzenleyen 24. maddesindeki laiklik ilkesine aykırı. Buna rağmen, Anayasa Mahkemesi, 1995'te beşe karşı altı oyla din kaydının Anayasal kurala aykırı olmadığına karar verdiği hukuksal belleğimizde mevcuttur. Ama aynı Anayasa Mahkemesi, "Dinlenecek tanıklara dinlerinin sorulmasının Anayasa'nın 24. maddesine aykırılık oluşturduğuna" da karar vermişti.

DİNSEL TANIM VE AYRIM YAPMAK, İDARİ KURUMLARIN HAKKI DEĞİLDİR.

         Hiçbir İdari kurum, inanç özgürlüğü hususunda ne bir tanım yapma hakkına sahip olmadığı gibi, ayrım yapma hakkına ve yetkisine de sahip değildir. Devlet aynı zamanda kimseyi bir dine zorla inandıramaz. Devlet böyle bir hakka da sahip değildir. Bu tercih bireyin kendisine ait bir insan hakkıdır.

          Nüfus Kanunu'nun 43'üncü Maddesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk sisteminde tanımlanmış inanç özgürlükleri ile bağdaştırılması mümkün olmayan bir hükümdür. 5 Mayıs 1972 tarih ve 1587 sayılı Nüfus Kanununun 43'üncü maddesinde "aile kütükleri, ailenin bütün fertlerinin... dinini... ihtiva eder". Bunun anlamı sudur; Türkiye'de herkes nüfus memurluklarına dinini bildirmek zorundadır. Bu hüküm inanç özgürlüğüne ve insan haklarına aykırıdır. Ayrıca bu hüküm "kimse... dinî inanç ve kanaatleri açıklamaya zorlanamaz" diyen 1982 Anayasasının 24'üncü maddesinin üçüncü fıkrasına da açıkça aykırıdır. 1587 sayılı Nüfus Kanununun 43'üncü maddesinin Anayasaya aykırılığı sorunu Anayasa Mahkemesinin önüne iki defa gelmiş ve Anayasa Mahkemesi ikisinde de bu hükmün Anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir. Mahkeme, 27 Kasım 1979 tarih ve K.1979/44 sayılı ilk Kararında şöyle demiştir:

         "Söz konusu 43. madde zorlayıcı nitelikte hiçbir hüküm içermemektedir. Nüfusa kaydolurken kişinin, Anayasanın kastettiği anlamda dini inanç ve kanaatlerini değil, sadece dininin ne olduğunu açıklamasına yol açabilecek bir durum yaratmaktadır ki, bu kuralın zorlayıcı bir niteliği ve zorlama ile ilişkisi yoktur"

         Anayasa Mahkemesi bu kararda "dinî inanç ve kanaatler" ile "sadece din" arasında bir ayrım yapmaktadır ki, böyle bir ayrımın nasıl yapılabildiğini, bu yetkinin neye dayanılarak kullanıldığını anlamak mümkün değildir. Bu hukuki bir karar olmanın da ötesinde, siyasi bir nitelik taşımaktadır. Aynı Kanunun 43'üncü maddesi Anayasa Mahkemesinin önüne 16 yıl sonra tekrar gelmiş ve Anayasa Mahkemesi 21 Haziran 1995 tarih ve K.1995/16 sayılı Kararıyla yine bu maddeyi Anayasaya aykırı bulmamıştır. Mahkeme bu sefer de şöyle demiştir:

         "Kamu düzeni ve kamu yararı yönünden birer kimlik bilgisi olarak nüfus kütüklerine yazılan bilgilerden birinin diğerinden bir farkı bulunmamaktadır. Kişinin dini ile ilgili bilgi de bu şekildedir ve lâik devlet yapısına ters düşecek biçimde hiçbir özel anlam taşımamaktadır. Anayasada yasaklanan, kişinin dininin bir ayrım ve eşitsizlik öğesi olarak kullanılmaması ve lâik devlet düzenine ters düşecek uygulamaların yapılmamasıdır... Sonuç olarak, söz konusu 43. madde zorlayıcı nitelikte hiçbir hüküm içermemektedir. Nüfusa kaydolunurken kişinin, Anayasanın öngördüğü anlamda dini inanç ve kanaatlerini değil, sadece kişinin özgün durumu yönünden kamu yararı, kamu düzeni ve sosyal gereksinimlerle ilgili olarak göz önünde bulundurulmak üzere dininin ne olduğunun açıklanması söz konusu olmaktadır ki, bu kuralın zorlayıcı bir niteliği ve zorlama ile bir ilişkisi bulunmamaktadır" Anayasa Mahkemesi bu kararda kişinin nüfus memurluklarına dinini açıklamasını "kimse... dinî inanç ve kanaatleri açıklamaya zorlanamaz" diyen 1982 Anayasasının 24'üncü maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı görmemiştir. Mahkemeye göre, kişinin nüfus memurluklarına hangi dine mensup olduğunu bildirmesi bir "zorlama" değildir. Anayasa Mahkemesinin bu görüşünü anlamak mümkün değildir. Kişi dinini açıklamadıkça nüfus kütüğüne kaydedilemeyecek ve nüfus cüzdanı nı alamayacaktır. Bu zorlama değil de nedir? Bu Yasa AB Uyum Yasalarına da Aykırıdır.

          AB, nüfus cüzdanındaki dini kayıt konusunda baskı yaparak Yunanistan'a gerekli düzenlemeyi yaptırdı. Yani Yunanistan AB üyelik sürecinde, kimliklerde din ibaresini kaldırdı. Bu konu, AB normlarına aykırılık oluşturduğu için, AKP tarafından göz önüne alınmamaktadır.

AKP NÜFUS CÜZDANLARINDAKİ DİN HANESİNDE İDEOLOJİK TUTUM ALMIŞTIR.

          Nüfus Hizmetleri Yasa Tasarısındaki din hanesinin, kişinin tercihine bırakan, sorunlu durum, ancak ideolojik bir zihniyet kurgusu ile yapıldığını açığa çıkarmıştır. AKP hükümeti, AB müzakerelerinde masaya gelecek olan bu konuyu, şark usülü kurnazlıkla, çatışma üretecek bir çözümü tercih etmiştir. AB ülkelerinde ve Yunanistan örneğinde olduğu gibi, din hanesinin tümden kaldırması gerekirken, bunun müslümanları "kimliksizleştirmeye" ve "kişiliksizleştirmeye" kadar gideceği görüşü de hakim. AKP milletvekili Nevzat Yalçıntaş ise "Avrupa ile uzlaşma yapacağız diye bazı şeylere göz yumamayız. Kendi kültürel manevi değerlerimiz yıpratılmasın. AB'ye giderken daha sağlam olmamız lazım. Dinimize sahip çıkmalıyız" ve hatta daha ileri tesbitler yapıp, "Türkiye'nin misyonerlerin hedefi olabilir" miş, bu nedenle "Müslüman ailelerin İslam ibaresini kullanması gerekir"miş. Kısacası siyasi çıkarlar adına, toplumun dini tercihleri üzerinden siyaset yapmayı kendilerince hak sayanlar, insanların, inancına bağlılığının gücünü, nüfus cüzdanlarında belirtilmesine kadar indirgeyebiliyorlar. Bu ucuz politikalarla, ancak demokrasi değil, ümmetçilik üretilir.

BU YASA TASARISI TUZAKTIR VE AYRIMCILK ÜRETİR.

           Bu tasarının bu şekli ile kabul edecek olan ve bunan sessiz kalanlar, gelecekte ortaya çıkacak sorunların sorumlusu olacaktır. Çıkarılacak yasanın, demokrasi, insan hakları ve hukukun ihtiyaçları üzerinden değil, ideolojik ihtiyaçlar nedeniyle çıkarılma niyeti açıkça ortaya konmuştur. Nüfus cüzdanlarından din hanesi tamamen kaldırılması gerekir.

          Alevilerin bu konudaki talepleri net ve laiklik ekseninde ifade edilir. Alevilerin nüfus cüzdanlarından din hanesi tamamen kaldırılmasına dair talepleri ve çözüm önerileri, kamuoyunda oldukça tartışılmışdır. Hatta bu konuda, Aleviler tarafından dava bile açılmış, AİHM kadar taşınmıştır.

          Alevi Örgütlerinin yeni dava açma yönündeki girişimleri ve Alevi toplumun özgürlükçü laiklikten yana tercihi ve mücadelemizdeki kararlılığını gören siyasi iktidar, artık bu soruna çözüm üretmek zorunda kalmıştır.

TASARI İLE AYRIMCILIK GİRİŞİMİ

         Din hanesinin kişinin tercihine bırakılarak, inançlarının nüfus cüzdanlarına yazılması doğru değildir. Seçimlik hale getirilmesi sorunun göz boyama ile geçiştirilmesi anlamının ötesinde, tercihi lehte kullananlar ile alehinde kullananlar arasında sorunlar yaratacak ve ayrımcılık uygulmalarına maruz bırakılacaktır. İnsanların inançsal meselelerinin resmi kimlik bilgilerinde yer alması zaten büyük tabuların ve ayrımcılıkların yaşandığı bir ülkede kabul gören inancın dışındakileri olumsuz ayrımcılıklara sürükleyecektir. Farklı inançtan olan insanların kendi kimliklerini ifade ederken dışlanmaya ve 'ötekileştirilmeye' maruz kaldığı bir ülkede, bu farklılığını kimliğine yansıtması ve karşılığında göreceği sıkıntıların boyutu daha da artacaktır. Çocuklar okulda, askerler kışlada, işte, mahkemede her alanda bu sıkıntılar ayyuka çıkacaktır.

          Bu ülke Kahraman Maraş Katliamı öncesinde evlerin kırmızı ile işaretlenmesini unutmamıştır. Bu sefer bu işaretleme kimliklere de taşınacaktır. Bu durumda farklı inanca sahip olanlar işaretlenme riskine razı olacak ya da hakim zihniyetin inancını yazmaya devam edeceklerdir. Hiçbir şey yazdırmayanlar ise 'ateist' yada 'öteki' olarak algılanacaklardır. Bu durumun yaratacağı sıkıntılar ve sorunlar tasarının bu şekli ile toplumsal uzlaşmaya hizmet etmeyeceğini göstermektedir.

         Bu yasanın boşa çıkarılması ve Nüfus cüzdanlarından din hanesi tamamen kaldırılması için herkese görev düşmektedir.