“MÜSAHİP-YOLDAŞ”
İKEN, NASIL OLDU DA “ŞER CEPHESİ” ÜYESİ OLDUK?
26
Kasım 2006 tarihinde, ABF olarak bir olağanüstü kongre yaşadık.
Gerek
kongre öncesi ve gerekse kongre sonrasında yaşananlar hakkında,
birçok dost tarafından yazı yazmam istenmesine rağmen bu güne
kadar, yazmadım. Ancak, yapılanların, söylenenlerin ve kongre
sonrasında, seçimi almış olanların, hala kongre sürecini tartışıyor
olmaları zorunlu kıldığından yazmak zorunda kaldım.
Kongre
öncesine dönecek olursak:
15
Ekim 2006 Tarihinde yapılmış olan ABF 2.Olağan Kongresinde,
17 kişilik GYK seçildi. Bu genel kurul öncesi ABF, GYK'da
yapmış olduğumuz toplantıda; Federasyonun üst kurul olduğu
bu nedenle de örgütlerin temsil yeri olduğunun altı çizilerek,
aday olan örgüt başkanlarına herkesin oy vermesinin gerekliliği
konusunda görüş birliği oluşturduk. Ancak 15 Ekim’de kongre
sonuçlarına göre, PSAKD Genel Başkanı olarak 17. sıradan GYK’na
girebildik. Örgütümüze yapılan bu saygısızlık ve verilmiş
olan sözün tutulmamış olması nedeni ilk GYK toplantının ertelenmesi
ve konuyu PSAKD Danışma kurulumuzda değerlendireceğimizi söyledik.
Ancak toplantı ertelenmedi ve görev dağılım yapıldı.
Verilen
sözlerin neden tutulmadığı ve üst örgütümüz olan ABF’de, PSAKD
Genel Başkanı olarak neden önümüzün kesilmeye çalışıldığı,
Sayın Özel’in Serçeşme Dergisi’nin 23. sayısına yapmış olduğu
“Ali Doğan ağabeyinin ölümünden sonraki genel kurulda BİZ
İYİ BİR LİSTE OLUŞTURMAYA ÇALIŞTIK” cümlesi ile itiraf edilmektedir.
Demek ki, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanlığı,
bu arkadaşların listesinde yoktu. Önemli olan Federasyonda
bulunan örgütlerin Federasyon GYK’sında temsiliyeti değil,
arkadaş ilişkilerinden oluşturmaya çalışmışlar, iyi bir listeyi.
26 Mart 2006 tarihinde ABF Danışma Kurulu toplanmıştır. Danışma
Kurulu’nun üyeleri olmamalarına rağmen, bu toplantıya, Sayın
Öker ve Sayın Temel’de katılmışlardır. Danışma kurulu toplantısı
sonrası, Sayın Özel Genel Başkan sıfatı ile ABF GYK’sını toplantıya
davet etmiştir. Bu toplantıda ABF GYK üyesi olmamalarına rağmen,
Danışma Kurulu toplantısında olduğu gibi, Sayın Öker ile Sayın
Temel de bulunmuşlardır.
Toplantı
da söz alan Sayın Öker, Sayın Ali Kenanoğlu’na, Hubyar sorunundan
kaynaklı olarak çok ağır söz ve ithamlarda bulunarak, ABF
Genel Başkan Yardımcılığı görevinin üzerinden alınmasını,
Hubyar Derneğinin ABF’den ihracını ve Kenanoğlu’nun Alevi
örgütlerinden dışlanmasını istemiştir. Sayın Temel’in istemleri
de aynı yönde olmuştur.
Bir
süre sonra Sayın Öker, Sayın Temel ve Sayın Kenanoğlu’ndan,
toplantı salonundan ayrılmaları istenmiş ve yokluklarında
konu konuşulmuştur. Toplantı salonunda bulunan 13 kişiden
dokuz kişi, Avrupalı arkadaşların yaptıklarının ABF’nin iç
işlerine müdahale olduğu; bu davranışın ABF’nin bağımsızlığını
ortadan kaldırdığını, Genel Başkan Yardımcımıza yönelik olarak
gösterdikleri tavrın doğru olmadığı, bu nedenle herhangi bir
işlem yapılmasının söz konusu olamayacağını; 4 arkadaş ise
(Selahattin Özel, Tekin Özdil, Hüseyin Yıldırım, Turan Eser)
Sayın Kenanoğlu’nun istifa etmesini istemişlerdir. ABF’de
ayrışma ve saflaşma işte 26 Mart 2006 akşamı başlamıştır.
Yani Federasyonun bağımsız olup olmayacağı ilk ayrışma
nedeni olmuştur.
Bu
tarihten sonra Sayın Özel ABF GYK’nın almış olduğu kararları
veya herhangi bir konu hakkında oluşturmuş olduğu görüşleri
yok sayarak, yani bir anlamda, ABF GYK’yı yok sayarak, Sayın
Öker’in istemi doğrultusunda hareket etmiştir.
Danışma
Kurulundan sonraki ilk GYK toplantısı 13 Mayıs 2006 tarihinde
yapıldı. Sayın Özel bu iki tarih arasında ABF Genel Merkezine
ve Ankara’ya hiç gelmedi. ABF GYK’nun 13 Mayıs 2006 tarihli
toplantısında, Hubyar sorunu ile ilgili olarak, “Taraflar
ABF’nin hakemliğini kabul etmediği sürece, ABF bu konuya müdahil
olmayacak ve tarafsız kalacaktır” yönünde bir karar almıştır.
Burada
şunu hatırlatmak isterim: Hubyar sorunu ile ilgili olarak
taraflar 2005-Temmuzunda ABF’ye başvurmuş ve randevulaşılarak
ABF’ de buluşulmuştur.
Bu
toplantıda, Sayın Temel, Sayın Coşkun ve Sayın Kenanoğlu ile
ilgili ağır sözler söyleyerek toplantı salonuna gelmemelerini
istemiş, sonra ilk cümlesini: “Babam Mustafa Temel Dede’nin
hepinize selamı var. Bana, evladım git, ABF ye konuyu anlat
ama, HAKEMLİKLERİNİ DE KABUL ETMEDİĞİMİ SÖYLE!” şeklinde
kurmuştur.
Bu
nedenle 13 Mayıs 2006 tarihinde, tarafların ABF’nin hakemliğini
kabul etmeleri şartı ile karar alınmıştır. Bu karara rağmen,
Sayın Özel, Sayın Temel’in Hubyar sorunu ile ilgili olarak
düzenlemiş olduğu bir toplantıya katılmış, katılmakla kalmamış
bu toplantıyı da divana geçerek yönetmiştir. 30 Temmuzda da
Hubyar etkinliklerine Turan Eser ile katılmışlardır.
13 Mayıs’tan sonra Sayın Özel’in örgüt kararlarını yok sayması
vb birçok nedenle Genel Sekreter Fevzi Gümüş ile aralarında
sorunlar yaşanmıştır. Genel Sekreter, Sayın Özel’in örgüt
yönetmede yarattığı bu sorunlar nedeni ile istifa etmiştir.
13
Haziran 2006 tarihinde yapılan GYK toplantısında, Genel Sekreter
Gümüş’ün istifası kabul edilmemiş, önümüzdeki süreçte, Alevi
toplumunun önemli etkinlikleri olduğu, konunun Eylül ayında
yapılacak olan GYK’da konuşulmak üzere, askıya alınmasına
ve Genel Başkan ile Genel Sekreter’in görevlerine devam etmeleri
yönünde görüş oluşmuştur.
ABF’de
görüş ayrılıkları ve yönetme tarzındaki farklılık, 2 Temmuz
Anmaları, Hacı Bektaş Etkinlikleri süresince de derinleşerek
sürmüştür. Çünkü Genel Başkan ABF GYK'nın karar ve görüşlerini
değil, Sayın Öker’in karar ve görüşlerin uygulamayı sürdürmüştür.
ABF,
Bağımsız bir örgüt ve Türkiye’deki Alevi örgütlerinin üst
örgütü olmaktan çıkmış, Sayın Öker’in, Avrupa’da aldığı kararları
veya kişisel kararlarını tartışmadan, konuşmadan yerine getiren,
Türkiye’deki şubesi olmuştur.
Eylül
2006’ya bu şartlarda gelindi.
16
Eylül 2006 GYK toplantı günü olarak belirlendi. Toplantı gününden
birkaç gün önce, Hüseyin Yıldırım, “Biz karar aldık. 16
Eylülde Olağanüstü kongre kararı alacağız. Kongrede de blok
liste ile seçimlere gideceğiz ve Atilla ERDEN, Kazım GENÇ,
Fevzi GÜMÜŞ, Ali KENANOĞLU ve Kamil ATEŞOĞLU’nun olmadığı
bir liste yapacağız” demiştir.
28
Ağustos’ta İzmir Hamzababa etkinliklerinde, İzmir Şube yöneticilerimiz
ile yapmış olduğumuz sohbet toplantısında, benzer söylemin
Narlıdere Alevi Bektaşi Derneği Başkanı tarafından söylediği
tarafımıza söylenmişti. (Sayın Özel Narlıdere Alevi Bektaşi
Derneğinin üyesi ve ABF delegesidir.)
Bu
söylem çok açık bir tasfiye hazırlığı idi. Bizim örgütümüzün
yara almasına engel olacak bir strateji geliştirmemiz gerekiyordu.
Arkadaşlarımızla toplandık. 15 Ekim’de yapılmış olan genel
kurulda bizlere iki yıllık bir süre için görev verildiğini,
tüm çözüm yolları denenmeden olağanüstü genel kurul kararının
doğru olmadığını, ABF de birçok sorunun Sayın Özel’in yönetme
tarzından ve GYK karar ve görüşlerine uymamasından kaynaklandığını,
bu nedenle görev değişikliği ile sorunun aşılabileceği düşüncesi
oluştu.
16
Eylül’de GYK toplantısında söz alan, Sayın Özel, Özdil, Yıldırım
ve Eser olağanüstü kongre istemlerini dile getirmişlerdir.
Bizler de, olağanüstü kongrenin sorunu çözmeyeceğini, ABF’de
ayrışmalara ve kırgınlıklara yol açacağını, Sayın Özel’in
yönetme tarzındaki, GYK karar ve görüşlerine uymamasının sorun
yarattığını, MYK da görev değişikliği ile bunun aşılabileceğini,
dile getirdik. Sayın Özel, restini çekerek, olağanüstü
kongre talebi kabul edilmez ise, delegelerden imza toplayarak,
olağanüstü kongre isteyeceklerini söyledi. Yapılan oylamada,
olağanüstü kongre talebinin reddi ile MYK da görev değişikliği
6 oya karşılık 7 oyla kabul edildi. Sonrasında da görev dağılımı
yapıldı.
Şimdi,
her yerde, öğretimize de yakışmayacak bir şekilde dile getirilen
“darbe yaptılar” diye söylenen görev değişikliği işte
bu şekilde olmuştur. Darbe yaptılar söylemini kullananlar,
Genel Kurulun GYK’nu seçtiğini, GYK’nun kendi içinden Genel
Başkan ve MYK üyelerini seçtiklerini, GYK’nun, her zaman alacağı
kararlarla MYK de değişiklik yapma hakkı olduğunu, en az herkes
kadar bilmektedirler. Ancak, hırs duygusu bazı insanlarda
öyle bir noktaya çıkmıştır ki, bu insanlarda ne verilen demokrasi
mücadelesinde yan yana durmuş olmanın önemi kalmıştır, ne
de Alevi Hareketine verilen emeklerin bir kıymeti vardır.
Ne yol arkadaşı olmak önemlidir. Varsa yoksa, bu insanların
hırsı ve diğer arkadaşları tasfiye etme iradesi oluşmuştur.
İşte darbe yaptılar söylemini her yer ve zeminde dile getirerek,
yapacakları tasfiyeye kılıf bulmaya çalışmışlardır. Ayrıca
“darbe yaptılar” söylemi ile, yapmak istedikleri tasfiyenin
kamuoyuna yansımasının önüne de geçmek istemişlerdir.
Ali
Doğan Abi Hakka yürüdükten sonra, Hacı Bektaş Veli Anadolu
Vakfında, Yönetim Kurulu toplanarak, N.Kemal Kaya’yı Genel
Sekreterlikten, Müjgan Gürbüz’ü de Genel Başkan Yardımcılığı
görevinden alarak, Genel Sekreterliğe Tekin Özdil, Genel Başkan
Yardımcılığına da Ali Kenanoğlu’nu seçtiler. Kimse Darbe yaptılar
demedi. Keza ABF’ deki görev değişikliğinden sonra, Hacı Bektaş
Veli Kültür ve tanıtma Dernekleri de olağanüstü ve Genel Başkanın
çağrısı olmamasına rağmen GYK toplantısı yaptılar ve on yıldır
Derneğin Genel Başkanlığını yapan Atilla Erden’i, “ABF’den
son dönemde olan gelişmeler” gerekçesi ile görevden alarak,
Tekin Özdil’i Genel Başkanlığa seçtiler. Bu görev değişikliklerine
kimse darbe yaptılar demedi. ABF’deki, tasfiyeyi önlemeye
yönelik görev değişikliğini de darbe olarak değerlendirip,
bizlere hakaret ettiler.
Bir
süre sonra olağanüstü kongre için yeterli olan, ancak usule
uygun olmayan bir şekilde olağanüstü kongre talebinde bulunulmuştur.
Başvuru usule uygun değildi, çünkü; imzalar noterden alınmamıştı
ve her hangi bir gündem sunmamışlardır. Ancak eksikliklere
takılmadık, takılmayı da ilkelerimize uygun görmedik. Yasal
süre içinde de, olağanüstü kongre kararı aldık.
Daha
olağanüstü kongre kararı almadan, olağanüstü kongre talep
edip ve bir kısım arkadaşları ve kurumları tasfiyeyi düşünenler,
yollara düştüler. Gittikleri her yerde, tasfiyeye karşı çıkarak,
sorunun çözümü için görev değişikliği talep edenleri, tasfiyecilikle,
Demokratik Alevi Hareketine ihanetle, darbecilikle suçlamakla
yetinmeyip, ömrünü Alevi toplumuna emek vermekte geçirmiş
olan Atilla Erden’i “Derin Devletin ve Genel Kurmayın adamı”
olmakla suçladılar. Bununla da yetinmediler, Demokratik
Alevi Hareketine 10 yıldan fazla zamandır sahip çıkan, emek
veren Fevzi Gümüş ile Kelime Ata’ya da derin devletin adamları
iftirasını attılar.
Fevzi
ve Kelime arkadaşlarla, Pir Sultan örgütlülüğünde dönem dönem
çok farklı noktalara düştük ve birbirimizi eleştirdik. Ama
Federasyonun bağımsızlığının ortadan kaldırıldığını gördüğümüz
26 Mart 2006 tarihinde de, aklın yolu bir olduğundan, tek
ses olduk. Bu tek sesliliğimizi biz sürdürdükçe, bu sefer
de “bunlar nasıl bir araya geldiler.” demeye başladır.
Org.
Tuncer Kılıç ile, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri olduğu
dönemde, kendi anlatımına göre, iki defa, hem de yalnız görüşmüş
olan Sayın Öker, bu suçlamalarda başrolde görev aldı, hem
de bulunduğu AABK Genel Başkanlığına yakışmayacak bir şekilde.
Diline de sahip olamadan.
ABF’nin
kuruluş evraklarını 2 Ekim 2002 tarihinde Ankara Valiliğine
vererek, Federasyonumuzu kurmuştuk. 5 Ekim 2002 tarihinde
de, her yerde övgü ile söz ettiğimiz, İstanbul Abdi İpekçi
Kapalı Spor Salonunda yapılan “Bin Yılın Türküsü” (-ki en
büyük emek, örgüt olarak Almanya Alevi Bektaşi Federasyonuna,
kişi olarak Necati Şahin’e aitir.) etkinliğine ekonomik destek
bulmak için hakka yürümüş olan Ali Doğan ağabeyinin arabası
ile İstanbul’a, Ali Doğan Abi, Ben ve Sayın Öker gidiyoruz.
Daha etkinliğin yapılmasına ve Federasyonumuzun kurulmasına
10-15 gün var. Kurulacak olan Federasyonda Ali Doğan Abi Genel
Başkan olmayacağını beyan ettiği için, Sayın Öker benden “Federasyon
Genel Başkanı” olmamı istedi. Ben ise, “Alevi örgütlerinde
yeteri kadar tanınmadığımı, bazı eksikliklerimin olduğunu,
Ali Doğan Abi olmayacaksa Atilla Erden’in olmasının doğru
olacağını.” söyledim. Bunu üzerine Sayın Öker “Atilla
Erden’in Genel Kurmay ile - Kendisinin- çözemediği bazı ilişkileri
olduğunu” söyledi.
Bu
Genel Kurul öncesi de, gidilen birçok yerde, yukarıda anlattığım
yaşanmışlığa rağmen, “Kazım Genç Atilla Erden’in, Genel
Kurmayın/derin devletin adamı olduğunu söylüyor” yalanı
ile hem bana ve hem de Atilla Erden’e iftiralar
attılar.
Buradan
şu çıkıyor: At birisine iftirayı, ulu orta her yerde her
kese söyle. Bir şüphe yarat. Attığın iftiranın sürmesi için
dönem dönem gündeme taşı. Sonra da, çık ortaya “Senin hakkında
bu konu her yerde konuşuluyor.” diyerek dolaş. Yakışır
mı böyle bir davranış, üzerinde genel başkanlık sıfatı olan
birisine ve öğretimize.
Federasyon
GYK’ da ayrışmanın en önemli nedenlerinden birisi de, “Siyasete
müdahale etmek” söylemi ve bu konuda yapılanlardır.
Siyasi
partiler Alevileri sadece oy olarak görmektedirler. Hatta
bazı partiler ise Alevileri kendilerinin oy deposu sanmaktadırlar.
Bu yanlışın da, Alevileri işlevsiz kılan durumun da değiştirilmesi
gerekmektedir.
O
halde yapılacak olan nedir? Şüphe yoktur, soruna doğru teşhisin
konulması, çözümün de doğru olacağını göstermez. Doğru çözüm
için, takip edilecek yolun, araçların ve diğer unsurların
da, doğru olması gerekmektedir. Avrupa’da bulunan Federasyonlarımız,
Konfederasyon çatısı altında toplantı düzenlemişler ve siyasete
müdahale ve birçok konuyu tartışıp değerlendirmişlerdir. Toplantının
yapıldığı tarih 07.10.2006 tarihidir.
Türkiye’de
ABF, benzer bir toplantı düzenlemediği gibi, siyasete müdahale
söylemi, ne GYK'da, ne de Danışma Kurulunda, konuşulmamıştır,
tartışılmamıştır.
Siyasete
müdahale ile ilgili olarak, Türkiye’de çeşitli etkinlikler
/ mitingler düzenleneceği ve ilk mitingin de Adana’da yapılacağını
bizler, Hacı Bektaş Etkinlikleri sırasında Sayın Öker’in yaptığı
konuşmadan duyduk. Şaşırdık kaldık. Kim karar aldı? Ne zaman
karar aldı? Ne zaman konuşuldu? Adana Şube Başkanımız ile
Adana’dan GYK’da olan arkadaşımız da Hacıbektaş’ta idiler.
Konuyu sorduğumuzda, böyle bir kararlarının olmadığını, arkadaşlar
da söylediler.
Şimdi, Ben Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin Genel Başkanı
ve ABF’nin GYK üyesiyim. AABK Genel Başkanı, Alevilerin siyasete
müdahale ile ilgili olarak Adana’da bir miting yapılacağını
söylüyor, benim haberim yok. Adana Şube Başkanımızın haberi
yok. Atilla Erden, Hacı Bektaş Dernekleri Genel Başkanı ve
ABF’nin Genel Başkan Yardımcısı, Fevzi Gümüş ABF’nin Genel
Sekreteri. Hepsine soruyorum, hiç birisinin de haberi yok.
Anlıyoruz
ki, Sayın Öker kişisel ilişkiler geliştirdiği, ekonomik
durumu da iyi olan, 2002 genel seçimlerinde Adana’dan CHP
listesinden 11.mi, 12.mi sıradan milletvekili adayı olmuş,
Zülfikar Deniz ile bu işleri planlıyor. AABK’ nu 17
Haziran 2006 tarihinde Sivas / Madımak şehitlerini anmak için
Köln’de "Ağıttan Umuda" etkinliği yaptı. Bu etkinliğe, Türkiye’den
Alevi örgütü yöneticileri arasından davet edilen kimse olduğunu
duymadım. Ama Zülfikar Deniz davetli idi ve gitti. Görüldüğü
üzere, geliştirilen örgütsel ilişki değil, kişisel ilişkidir.
Böyle
mi olması gerekir? Görüldüğü üzere teşhis doğru ama takip
edilen yol ve usul hiç te doğru değil. Doğru teşhis yaptıktan
sonra, çözümün nasıl olması gerektiği örgütlerde konuşulmaz
mı, bir ortak düşünce irade yaratılmaya çalışılmaz mı? Bir
ortak yol haritası ile yola çıkmak gerekmez mi?
Bunların
hiç birisi olmamıştır. Türkiye’de Alevi örgütleri yöneticileri
bir araya toplanıp konuşup tartışarak veya başka bir usul
ile görüşleri alınmamıştır. Şimdi bu tarz ve düşüncenin, Alevileri
kendi oy depoları olarak gören siyasi partilerin düşüncelerinden
ne farkı vardır? Her iki düşünce de Alevi oylarını ceplerinde
gören yanlışlığı taşımamak mıdır? Aradaki fark, bu düşünceye
sahip siyasi parti, örgütsel yapımızı dışında, Bu arkadaşlar
ise, örgütsel yapımızın içindedirler.
Örgütsel
yapımızın içinde olmaları yanlışlığı ortadan kaldırmaz ki.
Daha
birçok sorun ve görüş ayrılığı sıralanabilir. Ama yazının
boyutu bu hali ile dahi biraz fazla oldu. Bir başka yazıda
da başka detaylar dillendirilir.
Geldik
Genel Kuruldan bir gün öncesine:
Kongreye
müdahale için, tüm olanakları ile çıkıp geldiler. Daha kuruluş
aşamasında olan YOL –TV’leri ile, Genel Yayın Yönetmenleri,
Genel Sanat Yönetmenleri ile, Yeni yeni yanlarında görmeye
başladığımız İsveç’te ticaretle uğraşan iş adamları ile…..
Kongre,
olağanüstü olması nedeni ile kimse davet edilmemiş, ama öğretimiz
gereği gelene de kapımız açık….
Genel
kurul başladı. 16 Eylül’de, GYK’ da, yapılmış olan görev değişikliği
nedeni ile, adımızı darbeci yaptılar. 26 Mart 2006 tarihinden
beri bağımsızlığını kaybetmiş olan federasyonun bağımsızlığını
tekrar sağlamak için genel kurula farklı bir liste sunma çalışması
yapan arkadaşlar olarak, Sayın Öker tarafından “şer cephesi”
ilan edildik. Yetmedi, yıllardır Alevi örgütlerinde hizmet
vermiş olan ve öğretimizin tanınıp korunması için emek veren
Atilla Erden’e “Alevi misin, değil misin ?” diye, savcı
edaları ile soruldu. Hem de, konfederasyon Genel Başkanı olan
Sayın Öker tarafından.
Şimdi durup düşünüyorum. Yaşamları boyunca darbecilere karşı
her alan ve zeminde mücadele etmiş olanlara, “darbeciler”
diyenlerin, bir seçim sürecinde farklı listelerin olması
demokrasinin gereği olduğunun bilincinden yoksun olmalarının
göstergesi olarak bize “şer cephesi” diyenlerin, Temel
haklar ve özgürlüklere saygıdan yoksun olduklarını gösterircesine
sıkıyönetim savcısı edası ile “Alevi misin, Sunni mi?”
diye soranların, kendi ürettikleri iftiraları yayarak diline
sahip olma olgusundan da yoksun olduklarını göstererek arkadaşlarımız
hakkında “Genel Kurmayın/derin devletin adamları” diyenlerin,
sadece bize değil, bu seviyesizlikleri yarattıkları için,
tüm topluma özür borçları vardır.
Siyasete
müdahale edeceğiz diyerek yola çıkan, ama bunu konuşmayan,
tartışmayan, tartışmaya açmayan, ama emrivakilerle miting
diye yola çıkarak, siyasi parti genel başkanlarını mitingimizde
buluşturacağız diyenlerin geldiği son nokta, Açık havada
sanatçılardan oluşan bir konser ve siyasi olarak ta “AKP’li
Büyükşehir Belediye Başkanı ile (Selahattin Çolak) çekilen
bir fotoğraftır.”
ABF’nin
çalışmalarına, örgütsel işleyişine müdahale edenler, Alevilerin
birlikteliğini korumak ve geliştirmekle görevli olanlar, tartışılmadan
yapılmak istenenlere ilişkin olarak, bu tarzın örgütsel olmadığını
söylediğimizde de, hemen ya hain ilan ediliyoruz ya da Alevi
hareketine ihanet ile suçlanıyoruz. Peki, şimdi ABF de
yarattığınız bu dışlamanın adı nedir diye sormazlar mı sanıyorsunuz?
Siyasete
müdahalenin başarılı olabilmesinin, olmazsa olmazlarından
olan, birlikte hareket etmek olduğu gerçeği ortada dururken,
yıllardır çalışmaları ile Demokratik Alevi Hareketine katkı
sunanların ve emek verenlerin, tam da bu aşamada tasfiyesine
gidilmesinin anlamı nedir?
Ama
bizler, Demokratik Alevi Hareketinde, birliğin ve beraberliğin
sağlanması için, arkadaş biatlığına karşı duruştan asla vazgeçmeyerek,
kuruluşundan bu güne kadar, birçok kademesinde emek verdiğimiz
federasyonumuzun bağımsızlığına sahip çıkmaya devam edeceğiz.