|
MEŞRULUK ZEMİNİNDE ABF KONGRESİ
Pir Sultan Abdal örgütlülüğün delegelerinin tamamına yakınının desteklemiş olduğu Dr. Atilla Erden’in listesinde yönetim kurulu adayı olarak yer aldım. Kongrenin hemen ertesi günü Selahattin Özel ve yeni seçilen yönetim kurulu üyelerini çektiğim faks mesajı ile kutladım. Bundaki amacım(ız), bir yandan kongre iradesini saygı ile karşıladığımızı göstermek, diğer yandan da bütün taraflar bakımından kongre sürecinde oluşmuş bulunan tartışmaların kongre sonrasında sürdürülmesinin önüne geçmekti. Ne var ki, böylesine bir yaklaşımın ve hassasiyetin kongreyi kazanan grup ve onları destekleyenler tarafından önemsenmediğini ve kongre öncesinde başlayan ve kongrede doruğa çıkan tartışmaların kimi internet sayfalarında ‘cenk kazanmış komutan edası ile’ sürdürüldüğünü üzülerek gördüm. Öyle ki, kendisi ABF delegesi olmayan ve fakat kongre öncesinde ABF’deki gelişmeleri, Radikal İslamcı örgüt İBDA-C‘nin ‘Taraf’ isimli dergisinde kullandığı ‘taraf olmayan bertaraf olur’ sloganı ile değerlendiren ‘hemen her yazısı Alevilik-Aleviler üzerine olan, yazılarında aynı temaları kullanan, dolayısıyla her yazısı birbirinin tıpkısı izlenimi veren Birgün Gazetesi yazarı da köşesinde ABF Kongresini tartışmadan geçemedi. Öyle ki bu yazarımız, Alevi hareketinin en temel belirleyici öğelerinden biri olan ve onu diğer yapılardan ayıran ‘demokratiklik’ anlayışının zedelenmesine kayıtsız kalmayan ve genel kurulun iradesi ile oluşmuş yönetim kurulunun kararlarını tanımayıp, kendisini onun üzerinde gören bir yönetici ile ilgili görev değişikliğini, ‘Alevi hareketinin önünün kesilmesi’ ile özdeşleştirdi. Demokratik Alevi Örgütlenmesinin geleceği açısından bu yaklaşım tam bir çıkmaz sokaktır. Geçmişini inkâr edenin geleceği olamaz. Demokratik Alevi Örgütlenmesinin bu günlere gelmesinde karınca kararınca katkı sunmuş ve sunmaya devam eden kadroları ve onların örgütsel işleyişe ilişkin temel demokratiklik hassasiyetlerini bu şekilde nitelemek başka bir hesabın sonucu olsa gerektir. Bu hesabın ise bizim geçmişte verdiğimiz ve gelecekte de vermeye devam edeceğimiz mücadele ile bir ilgisi olamaz. Hem kongreyi kazanıp, hem de kongreyi tartışma isteği duymak ‘meşruluk’ sorununa işaret etmektedir. Belli ki, kongre ile Demokratik Alevi Örgütlenmesinin son on yılda açığa çıkardığı, örgütlenmenin bu günlere gelmesinde değerli katkıları bulunan, bedel ödeyen kadroların, Pir Sultan örgütlülüğünün ve ABF’nin İstanbul kanadının ‘demokratiklik’ hassasiyetlerini yönetim kadrosunun dışında kalma pahasına sürdürmeleri, kongreyi kazanan grup ve taraftarları bakımından anlaşılamamaktadır, anlaşılmak istenmemektedir. Meşruluğun kırıldığı yerde, popülist bir halkçılık devreye girer. Her şey halk için, halka hizmet içindir. Oysa halkın her nedense bundan ve bunlardan haberi olmaz. ABF Kongresi sonrası yönetime seçilenlerin ‘Hamasi’ ve ‘dönemsel’ nutuklara sarılması başka türlü nasıl izah edilebilir ki… Kongreyi kazanan grup ve taraftarları bir tartışma hassasiyeti taşıyorlarsa mail adresime gelen ve tahmin ediyorum kendi maillerine de gelmiş bulunan ‘Bir Kızılbaş’ imzalı ekteki mesaj çerçevesinde kongreyi tartışmalıdırlar. Çünkü kongrede bol bol attıkları ‘gerçek dava sahipliği’, ‘yola sahip çıkma’ nutukları gereği, mesajda sözü edilen kimi vakıalar onlara gereğini yapma görevi vermektedir. Mesajda adımın geçtiği bölümlerle ilgili böyle bir talebimin bulunduğunu, ‘yolun gereğinin’ yapılmasının en başta ABF yönetim kurulunun görevi olduğunu da hatırlatmak isterim. Fevzi Gümüş
Mail Adresime gelen mesaj: “Merhaba... Alevi Bektaşi Federasyonu seçimleri Pir Sultan Abdal Derneği'nin tasfiyesi ile sonuçlandı. Bilindiği gibi ABF Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Dernekleri ile Pir Sultan Abdal Kültür derneklerinin ortak kuruluşudur. Bunlarla birlikte başka bazı yerel dernekler de bu kuruluşun temelini oluşturmaktadır. ABF nin olağan üstü kurultayı öncesi yaşanan tartışmaları birçok yönü ile biliyoruz. Avrupa AABF nin "siyasete müdahale" kararı deyim yerinde ise "nev'i şahsına münhasır" bir karardı. Çünkü kimseye danışılmamış, ortak demokratik karar mekanizmaları işletilmeden ve emri vaki ile alınan bir karardı ve kötü kokular geliyordu. Nitekim bu endişeler dile getirildiğinde nedense çok rahatsız olundu. Nedense birden ABF Eski Genel Başkanı ve 10 yıldır Hacı Bektaş Dernekleri Genel Başkanlığı yapmış olan Sayın Attila Erden birden bire "derin devletin adamı" ilan edildi. Hem de AABF başkanı Turgut Öker tarafından… Tabii ki Selahattin Özel, Tekin Özdil ve Hüseyin Yıldırım'da ‘balta vurucusunun hıh deyicisi’ oldular ve bu durumdan çok mutlu idiler. Sadece Atilla Hoca değil, Fevzi Gümüş ve Kelime Ata'nın da bu tip derin ilişkilerine dair belge olduğunu ve bunu ancak 5–6 kişinin bildiğini açıklayan Tekin Özdil, nedense bu konunun muhatabı olan arkadaşın yüzleştirmesi sonucunda sözlerini "şüphem var" şekline çevirmişti! Ama bu nasıl bir şüphedir, nedendir, kanıtları nedir? Belli değildi. Arkadaşın kanaati böyle hâsıl olmuştu bir kere. Hayatımda böyle çirkin bir seçim süreci yaşamadım. Bir yandan İsveç'ten gelen sebze ve meyve ithalatçısı iş adamı "Ali Özel'di sanırım" tek tek delegeleri ve dernek yöneticilerini bir kenara çekerek, gerek derneğin ekonomik ihtiyaçlarını sorguluyor ve yardım edeceğini söylüyor, ( özellikle YOL TV gecesinde Mersin HBV. Derneğine yaptığı ekonomik yardım teklifi ilginçti.) Bir yandan divan başkanı olarak seçilen Mustafa İssi tanıdıklarına "Avrupa ile aranızı açmayın" yollu mesajlar veriyor ve divanda delege olmayanlara usulsüz söz vermek cüretini göstererek taraflılığını ayyuka çıkarıyordu. Bir yandan da taraf olduğu "Avrupa kanadına" ( bu söz kendilerine ait) destek verenlere süre açısından cömert davranıyordu. Turgut Öker ise kendinden beklenmeyen bir hırçın üslup ile emri vakisini kürsüden bildiriyordu. Nedense CHP ile görüşüp görüşmediğini bir türlü açıklamıyor ve bu tür soruları soranları dahi alçak ilan ediyordu. Ama yine de öğrenemedik CHP yetkilileri ile görüştü mü-görüşmedi mi? Yâda nasıl bir siyaset ve nasıl bir müdahale... İnşallah zamanla anlaşılacaktır, fazla sürmeyecektir umarım... Öyle ya siyasete müdahale ediliyordu ve Türkiye'de Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu'nun yetkili kurullarının kararı dahi beklenmeden görüşmelere geçilmişti. Hiç olmazsa sonuç bilinmeliydi ama bilinemedi, demek ki olumsuz sonuçlanmıştı ya da hiç görüşülememişti... Ama insanları en çok üzen şey ise herkes tarafından sevilen ve sayılan Hüseyin Gazi Metin Dede'nin, de kürsüye çıkarak açıkça "Avrupa'dan gelen uşakların üzülmemesi ve dediklerinin yapılması " yollu tavsiyesi ve açıktan taraflı tutumu idi.Dede bazılarını öz evlat, bazılarını üvey evlat yapmıştı ve kulislerde açıkça kendisine verilen yalan-yanlış bilgileri ölçmeden-tartmadan savunuyordu. Yıllardır Pir Sultan çizgisini savunan devrimci dede gitmiş yerine Turgut Öker'in başyardımcısı bir "dede" gelmişti... Yazık çok yazık... Bundan sonraki süreçte ABF yönetimi, acele yaptığı ilk açıklama ile siyasete müdahale sürecinde Sayın Turgut Öker'in elini güçlendirmiş bulunmaktadır. Bundan sonra gerek Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu'nun ve Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu'nun tüm sorumluluğu bu ekibe ait olacaktır. Yapılacak her yanlışın hesabını gerek Turgut Öker ve Selahattin Özel, gerekse yönetimde bulunan kurmayları verecektir. Tarih bunları kaydedecektir. İnşallah Demokratik Alevi hareketi siyasetin girdabında boğdurulmaz ve Alevi Bektaşiler bir ‘on yıl’ daha kaybetmezler. BİR KIZILBAŞ” 05.12.2006 |