Madımak Aydınlatılırsa, Başbağlar da Aydınlatılır

Madımak’ta ve Başbağlar’da katledilenler, bizim insanımızdır. İnanç farklılıkları kullanılarak, düşman kamplar yaratmak isteyenlerin oyunlarını bozmanın biricik yolu, Madımak Katliamından başlayarak, bütün katliamların sorumlularını, ucu nereye varırsa varsın, açığa çıkaracak toplumsal iradeyi ortaya koymak gerekiyor.

Madımak Katliamının üzerinden on üç yıl geçti. Ön üç yıl önce 2 Temmuz günü, bu ülkede haklar ve özgürlükler için direnmenin simgelerinden biri olan Pir Sultan Abdal adına düzenlenen şenliklere katılmak üzere Sivas’a giden 33 Aydın ve genç insanımızla iki otel görevlisi, hükümetin, güvenlik güçlerinin ve bütün dünyanın gözü önünde vahşice yakıldı. On üç yıldır açık bir yara gibi kanamasını sürdüren Madımak Katliamı, bütün yönleriyle açığa çıkartılamamış durumdadır. Bu nedenle her 2 Temmuz’da katliamın gündeme taşınması, bir yara kaşınma olarak görülmemeli; varlığını koruyan soru işaretlerinin yanıtını aramak olarak değerlendirilmelidir.

On üç yıldır 2 Temmuz günü, bu ülkede farklı olanı da hoş görmek gerektiğini savunanlarla az olana yaşam hakkı verilmesini “bölücülük” olarak görenler arasındaki mücadelede tarihi bir dönüm noktası anlamına gelmektedir. Kurucu iradenin dini kontrol altında tutarak bugüne taşınmasına vesile olduğu Şeriatçı kültürle şekillenenlerin gerçekleştirdiği Madımak Katliamı, yalnızca insanlık dışı bir uygulama olmasıyla değil; aynı zamanda hedefleri açısından da tarihi bir öneme sahiptir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde Sivas’ın önemli bir yer tuttuğu biliniyor. Denilir ki, “Cumhuriyet Sivas’ta kurulmuştur”! Siyasal İslamcılar açısından, öncelikle kuruluşun gerçekleştiği coğrafyada, yani Sivas’ta, dini kontrol altına almayı hedeflemiş Cumhuriyeti yenmek, simgesel bir önem taşır. Bu nedenle katliamı, bir anlık göz dönmüşlükle sınırlı olarak tanımlamak büyük hata olur. İkinci önemli nokta da, Sünni İslamcılık açısından, Alevilik, dinden sapmadır ve siyasal İslam açısından “sapma” olarak görülen ve esasen Anadolu’ya rengini vermiş bir topluluğu, simgesel öneme sahip olduğu Sivas’ta vurmak ve katletmek önemlidir.

Madımak Katliamı yeniden araştırılmalı...

Bilindiği gibi, Madımak’ı yakanların bazıları yargılanıp çeşitli cezalara çarptırıldı. Yargılanmanın başladığı günden bu yana, katliamı uğrayanların yakınları ve bu ülkenin entelektüelleri, katliamın yapılmasını planlayan gücün hala açığa çıkartılamadığına inanıyor. Yargılananlar, her fırsat bulduklarında, katlettiklerinin ailelerine saldırsalar da onların bu katliam sırasında kullanıldığı ve gerçeğin önemli bölümünden haberdar olmadıkları anlaşılıyor. Yargılamalar sürecinde, müdahil avukatların bütün ısrarlarına karşın kimlerin Madımak’ı yakarak büyük bir katliam yapılmasına karar verdiklerini henüz bilmiyoruz. Bu gerçekten hareketle Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin son Genel Kurulu, Madımak Katliamının yeniden araştırılması doğrultusunda aldığı kararı önemsemek gerekiyor.

Bu ülkede demokrasi kültürünün bir yaşam biçimine dönüşmesinin önünde büyük bir engel oluşturan Madımak Katliamının aydınlatılması, bu ülkede karanlıkta kalmış her türlü pis ve kirli işin aydınlığa çıkartılmasında da büyük rol oynayacak. Adı geçen Komisyonun omuzlarına büyük bir yük binmiş durumda. Komisyonda görev alan hukukçular, başından beri Madımak katliamının müdahilleri konumunda oldukları; sosyologlarsa olaylar ve olgular arasında görünmez bağları açığa çıkardıkları için bu komisyonun önemli sonuçlara ulaşacağını kabul etmek ve destek olmak gerekir.

Katliamı planlayanların Şeriatçı kültürle şekillendikleri; evrensel anlamda laiklik ilkesine karşı çıktıkları ve laikliği ortadan kaldırmak için her yolu denediklerinden kuşku yok. Bu nedenle Madımak Katliamına, kimse sıradan bir adli vaka gibi yaklaşmasın. Bu olayın elbette hukuki bir boyutu vardır ve hukuki sürecin kendi içinde tutarlı sonuçlar üretebilmesi için olayın tarihsel, toplumsal ve siyasal boyutlarını da hesaba katmak gerekir. Katliam, sıradan adli bir vaka olmadığı için dönemin yöneticilerinin görüşlerinin alınmasının ötesinde ve bir Mahkeme heyetinin, dosyaya girmiş bilgi ve belgelerle vereceği kararla sınırlamanın doğru olmadığı açıktır. Nihayetinde TBMM Araştırma Komisyonu’nda yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkan yekun bilginin, uzmanlarına yorumlatmak; birbiriyle bağlantılı olabilecek olguların mevcut deliller açısından anlamını açığa çıkartabilmek önemli bir adım olacaktı; ancak bu adım atılamamıştır.

Madımak da bizim, Başbağlar da!

Yakınlarını yitirenlerin bütün ısrarına karşın, olay sıradan bir yargılamaya sahne olmuş ve polisin olay sonrasında ele geçirdiği bazı kişiler yargılanarak hapse mahkum edilmişlerdir. Hapse mahkum edilenlerin söz konusu katliam suçuna iştirak ettikleri açık olmakla birlikte planlayıcılar arasında olmadıkları anlaşılmış olmalıdır. Yani herkesin bildiği bir gerçek var ki, kamu yönetiminin sorumluluğu dava konusu edilmemiş; başta dönemin başbakanı olmak üzere, hiçbir kamu yetkilisinin, sekiz saat boyunca süregiden yangın vahşeti karşısında üzerine düşeni yapmadıkları gerçeği göz önüne alındığında, hangi gücün, kamu yetkililerinin görevlerinin gereğini yapmasını engellediği hala bilinmiyor.

Bu nedenle başta dönemin Cumhurbaşkanı, dönemin Başbakanı; dönemin Sivas Valisi ve Emniyet Müdürü ve dönemin Alay Komutanı’nın, gazetecilerin sorduğu soruların ötesinde, ne olmuş da, böylesine büyük bir vahşet karşısında sessiz kalmışlardır sorusunu yanıtlamaları gerekiyor. Katliamdan bir hafta önce ve katliamdan bir hafta sonrasında Sivas’a giriş yapıp çıkanların, bu süre içinde neler yaptıklarını ve niçin Sivas’a geldiklerinin sorgulanması da bu katliamın açığa çıkmamış yönlerini çözmemizi kolaylaştıracaktır.

Kapatırken bir noktanın altını çizmekte yarar var. Bilindiği gibi Madımak Katliamından birkaç gün sonra, 5 Temmuz günü, Erzincan’ın Başbağlar Köyü’nde, bir akşam üstü 33 köylü taranarak öldürülmüştü. Söz ne zaman Madımak katliamına gelse, tuhaf bir biçimde Başbağlar katliamı anımsatılıyor. Denilmek isteniyor ki, “sizden Madımak, bizden de Başbağlar”!... Bu yaklaşım hem çok tehlikeli hem de tamamen insanlık dışı bir tutuma işaret eder! Halbuki, az biraz vicdanı olan herkesin kabul edeceği gibi, Madımak’ta katledilenler de, Başbağlar’da katledilenler de bizim insanımızdır. Bizim insanlarımıza ait olan inanç farklılıkları kullanılarak, düşman kamplar yaratmak isteyenlerin oyunlarını bozmanın biricik yolu, Madımak Katliamından başlayarak sorumlularını, ucu nereye varırsa varsın, açığa çıkaracak toplumsal iradeyi ortaya koymak gerekiyor. İddiam şudur; Madımak Katliamı bütün yönleriyle ve olayın planlayıcılarıyla birlikte açığa çıkartılabilirse Başbağlar’ın da kimler tarafından nasıl planlandığı da açığa çıkartılmış olacaktır. Halklar ve inançlar arasında kurulu bulunan kadim kardeşliğin beklentisi budur!

Yüksel IŞIK / PSAKD GYK Üyesi

isikyukselk@gmail.com

http://www.pirsultan.net/