Erdoğan
AYDIN: Laik
Devlet İnançlar Arasında Tercih Yapmaz
Yazar
Aydın, Alevilik ve Cemevleri konusunda Diyanet İşleri'nin
tutumunu "Devletin resmi Sünni kurumu olan Diyanet, bu konuda
ısrar ettiği müddetçe Türkiye hem laikleşemeyecek, hem de
Aleviler inanç ve vicdan özgürlüğüne kavuşamayacak" diye değerlendirdi.
BİA
Haber Merkezi - Yıldız SAMER
"Aleviliği
Ne Yapmalı?" (*) adlı kitabı
yeni çıkan yazar Erdoğan Aydın, "Laik olduğu iddiasındaki
Türkiye Cumhuriyeti'nin, halkının inançları arasında tercih
yapmamak ve ibadet mekanı kavramının anlamını o inancın sahiplerine
bırakmak zorundadır" dedi.
Diyanet
İşleri Başkanlığı'nın dün Aleviliğe ilişkin yaptığı açıklamayı
ve Çankaya Kaymakamlığı'nın Alevilerden gelen cemevi için
yer tahsis edilmesi istemine olumsuz yanıt vermesini bianet'e
değerlendiren Erdoğan Aydın, "Önce Çankaya Kaymakamlığının,
ardından devletin, bu meşru Alevi talebini reddetmeleri, evrensel
hukuk ve laikliğin açık ihlalidir" diye konuştu.
Diyanet
İşleri Başkanlığı dün Cemevlerini "özgün bir kültürel zenginlik
olarak gördüğünü ve ibadethane saymadığını" açıkladı. Laik
devlet anlayışı açısından bu ifadeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle
belirtilmeli ki; Anayasasında laik olduğunu iddia eden bir
devlet, halkın bir kesiminin inançlarına giren bir sorunu,
bir mezhebin resmi yöneticilerini görüşlerine göre değil evrensel
hukuk normlarına göre değerlendirmek zorundadır.
Alevilerin
Cemevini nasıl gördükleri Sünni-Hanefi Diyanetin yöneticilerini
değil, sadece ve sadece Cemevi talebinde bulunan halkın sorunudur.
Laik bir devlete düşen, eğer belli bir nüfus yoğunluğu uygun
bir mekanda kendi ibadethanelerini açma talebinde bulunuyorsa,
ona kayıtsız şartsız olumlu yanıt vermektir.
Bu açıdan önce Çankaya Kaymakamlığının, ardından devletin,
bu meşru Alevi talebini reddetmeleri, evrensel hukuk ve laikliğin
açık ihlalidir.
Dahası
bunu Diyanet gibi, bir mezhebin kurumu üzerinden meşrulaştırmaya
çalışmaları, Türk devletinin laik olmaktan çok dini bir devlet
normuyla davrandığının açık göstergesidir.
Bu açıdan önümüzdeki dönemde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin
(AİHM) Türkiye'yi bir de bu nedenle mahkum etmesi kaçınılmaz
görünmektedir.
Gerek
devletin geleneksel çekirdeği, gerek şeriatçı gelenekten gelen
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti, gerekse de devletin
resmi Sünni kurumu olan Diyanet, bu konuda ısrar ettikleri
müddetçe Türkiye hem laikleşemeyecek, hem de Aleviler inanç
ve vicdan özgülüğüne kavuşamayacaklardır.
Anayasanın
10. maddesinin, herkesin yasa önünde eşit olduğu ve resmi
organların eşitlik ilkesine göre hareket etme zorunluluğunu
düzenliyor. Ayrıca 24. madde din ve inanç özgürlüğünden söz
ediyor. Diyanet İşlerinin açıklaması ve Çankaya Kaymakamlığının
uygulaması Anayasaya aykırı değil mi?
Anayasaya
kesinlikle aykırı fakat bildiğiniz gibi Türkiye'de dışsal
baskılarla değişime uğratılan yasalar, devletin geleneksel
aklı çerçevesinde hayata geçirilmemektedir
1839
Tanzimat Fermanından son Avrupa uyum yasalarına varana kadar
devlet işkence yapmama yasağından farklı inançların özgürlüğüne
kadar verdiği taahhütlerin hiçbirini yerine getirmemiştir.
Yasalar
değişmiş olsa bile uygulama değişmemiştir. Bu açıdan meskun
mahallerde cami ibaresi yerine ibadethane kavramının geçirilmesine
rağmen uygulamanın değişmemiş olması bunu açık olarak gösteriyor.
Nitekim ibadethane vurgusuna rağmen devlet misyonerliğe karşı
kampanya başlatmış ve asıl önemlisi Anadolu'nun en otantik
inancı olan Aleviliğe yönelik asimilasyoncu iradeden en küçük
anlamda geri adım atılmamıştır.
Türkiye'nin
başkentinde, Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Çankaya'da sergilenen
bu yasakçı tutum bunun bariz göstergesi. Eğer bugün Çankaya
şeriatçı gelenek partilerine kaptırılmamışsa bunun biricik
nedeni Çankaya'daki Alevi nüfus yoğunluğudur. Oysa laiklik
elden gidiyor diye bizi sokaklara dökmeye çalışan devletin
derin güçleri, demokratik yollarla şeriatı engelleyen Alevilerin
ibadet mekanı kurma girişimlerini engelleyerek tam bir iki
yüzlülük sergilemektedir.
Üstelik
son yasal değişim çerçevesinde söz konusu bu yasaklama sadece
Anayasanın laiklik ilkesinin değil aynı zamanda cami yerine
ibadethane kavramını geçiren AB uyum yasasının da bizzat devlet
eliyle açık ihlalidir.
Diyanet
Alevileri "kültürel bir zenginlik" olarak görüp Aleviliğin
İslam içi bir inanç ve dini anlayış olduğunu söyledi. "Cemevlerinin
birer mabet olarak gösterilmeye çalışılması tarihi tecrübe
ve bilimsel kriterlere aykırıdır" diyor. Diyanetin Alevilere
bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Diyanetin
tarihe yollama yaparak Cemevlerine karşı çıkışı teokratik
Osmanlı hukukunun arkasına sığınmaktan başka bir şey değildir.
Osmanlıda Cemevi yasaktı; çünkü Sünni-Hanefi mezhebi doğrultusunda
teokratik bir devleti ifade etmekteydi.
Oysa
laik olduğu iddiasındaki Türkiye Cumhuriyeti'nin, halkının
inançları arasında tercih yapmamak ve ibadet mekanı kavramının
anlamını o inancın sahiplerine bırakmak zorundadır.
Aleviler tarihleri boyunca camiye girmemiş ve İslam'ın 5 temel
farzını kabul etmemişlerdir. İşin doğrusu Alevilik İslam'ın
içine sığdırılamayacak, özgün bir inançtır.
Dolaysıyla
laik devlete düşen, nasıl ki diğer inançların ibadethanesine
kabulleniyorsa Alevilerin ibadet mekanı olan Cemevine de aynı
yasal saygıyla yaklaşmaktır.
İşin
doğrusu kilise ve sinagogu da son dönem AB baskısı ile kabullenmek
zorunda kalmış olan bu Sünni devlet aklı, sahipsiz zannettikleri
Anadolu'nun özgün inancı Aleviliğin ibadethanesini reddetme
inadını sürdürmektedir. Ancak gelinen noktada bu inat suları
tersine akıtma çabasıdır. Ve ciddi bir aydınlanma yaşayan
Alevilerin ve demokratik laik kamuoyunun baskısıyla değişime
uğramak zorundadır.
Türkiye'nin gerçekten laik ve demokratik olması da buna bağlıdır.
*
"Aleviliği Ne Yapmalı?", Nokta Yayınevi, 320 sayfa