Kazım
Balaban geçen hafta (aleviyol sitesinde) Kur’an’dan ayetler
aktararak Aleviliğin Kur’an’dan koparılamaz olduğunu göstermeye
çalıştı ve tabii buradan hareketle öyle düşünmeyenlere dair
bir dizi suçlayıcı atıfta bulundu. Niyetim polemik yapmak
değil, kaldıki insanlar bunca polemiğe nasıl vakit ve enerji
buluyor diye de şaşıyorum. Ama “Bilimden gidilmeyen yolun
sonu karanlıktır” diyen, “Okunacak en büyük kitap insandır”
diyen, “Hakkı ister isen ademde iste / Irak’ta Mekke’de Hac’da
değildir” diyen, “Telli sazdır bunun adı / Ne ayet dinler
ne kadı” diyen bir inançla bu kadar da oynanmaz ki diye düşünen
bir gözlemci olarak, Kur’an’dan aktarımlarla Alevilik anlatmaya
çalışanların Aleviliği değil kendilerini, geldikleri noktayı
anlattıklarını düşünen biri olarak konuya kısaca değinmekten
de kendimi alamadım.
Balaban’ın
yollama yaptığı onlarca ayetten, Kur’an’ı ola ki bilmeyenlerin
kafasını karıştırabilecek iki ayet üzerinde duracağım: Ahzab:
33 ve Şûra: 23. Balaban onları şu şekilde aktarmış:
Tathir
Ayeti : ‘’Allah, yalnızca siz Ehl-i Beyt’ten her çeşit pislik
ve kötülüğü giderip sizi tertemiz kılmak ister” (Ahzab: 33)·
Meveddet
Ayeti “(Ey Peygamber! Müslümanlara) De ki: Sizden tebliğime
karşılık bir ücret istemiyorum; istediğim, ancak yakınlarıma
(Ehl-i Beytime) sevgidir.” (Şûra: 23)
Şimdi
gelin öncelikle Ahzap 33’ü, ama cımbızlamadan bütününde okuyalım;
bakalım bakalım ayet gerçekte ne diyor:“Evlerinizde oturun.
Önceki cahiliye devri kadınları gibi açılıp saçılmayın. Namza
kılın zekat verin, Allaha ve peygamberine itaat edin. Ey peygamber
ailesi, şüphesiz Allah sizi günah ve kötülüklerden arındırıp
tertemiz yapmak ister.”
Görüldüğü
gibi ayet –tıpkı bugün başörtüsü için mücadele veren şeriatçı
kadınların yaptığı gibi-, (peygamberin) kadınlar(ın)a evde
oturmalarını, örtüsüz dolaşmamalarını, namaz kılıp (...) itaat
etmelerini emrediyor. Cımbızlanan son cümlede ise, peygamberin
“ailesine” bir ayrıcalık olarak günahlardan arındırma ve temizleme
isteği belirtiliyor.
Dikkat edilirse onların da günahsız ve temiz olduğunu söylemiyor,
sadece onları (örtünüp namaz kılmak önkoşuluyla!) günahsız
yapmak isteği belirtiliyor. Peki ama burada geçen “aile”yi,
Şii ve Alevi gelenekteki “ehl-i beyt” anlamında yorumlamak
mümkün mü? Bu soruyu aydınlatmak için hem ayeti bütünlüğünde
hem de bu ayetin nedenini aydınlatan önceki ayetlerle bütünlüğü
içinde okumak gerekiyor.
İslam
geleneği ve Kur’an’ın önemli tefsircilerinden Taberi’nin de
belirttiği gibi, Ahzap 33, Ahzap 30, 31, 32 ile bütünlüğü
içinde anlamına uygun anlaşılabilir. Söz konusu bu ayetler,
“Ey peygamberin hanımları/kadınları” diye başlayarak, onlara
örtünme, sadakat, evden çıkmama, edalı olmamayı emrediyor
ve bunu yapmaları halinde “iki kat ödül” vaadediyor. Ol hikaye
bundan ibarettir ve ayetlerden bundan öte birşeyler çıkarmaya
çalışmak, Kur’an’ı kendine gerçekten rehber edinenler için
“şirk”tir; yani iradesini tanrıya ortak koşmak anlamında günahların
en büyüğü! Bundan öte Ahzap suresinin bir bütün olarak gerçek
anlamını merak edenler için de belirteyim ki, surenin gerçek
amacı, oğulluğu Zeyd’in karısı Zeynep’e aşık olan Muhammed’in
onunla evlenmesinin tanrı katında meşru olduğunun Müslümanlara
kabul ettirilmesidir.
Şimdi
gelelim Şura 23’e. Öncelikle belirtilmeli ki bu sure Mekke
döneminde düzenlenmiştir; yani Şii ve Alevi gelenekteki anlamda
“ehl-i beyt”in henüz olmadığı bir dönemde. Ali ile Fatma evlenmemiş,
Hasan ile Hüseyin doğmamıştır. Daha önemlisi burda kendisine
seslenilenler de Müslümanlar değil, İslam'ı kabul etmeyen
çoktanrıcı inanca sahip Mekkeli akrabalardır. Sure bütünü
ve 23. ayette Kureyşliler ikna edilmeye çalışılmaktadır. 22.
ayette inananlara cennet vaadedildiğinin ilanını takiben gelen
23. ayetin bütünü şöyle:“İşte Allah iman edip salih ameller
işleyen kullarını böyle müjdeliyor. Ey Muhammed, de ki, ben
sizden buna karşılık akrabalık sevgisinden başka bir ücret
istemem.”
Ayetin anlamı, “sizi hakka davet edişime karşılık sizden,
yakınınız olduğum için sevmenizi ve aramızdaki akrabalık bağını
koparmamanızı istiyorum...” (Taberi Tefsiri, 5. cilt, s.2129)
demektir. Niye böyle bir talep dillendiriliyor? Çünkü bu ayetlerin
düzenlendiği günlerde, akrabaları olan Mekke eşrafı, Muhammed’i
yalancılıkla, aklını kaçırmış olmakla suçlamakta, tecrit etmekte,
baskı uygulamaktadır!
Bu
iki ayetin dışında “ehl-i beyt”e atıf yapıldığı veya Ali hakkında
indiği iddiasıyla aktarılan ayetlere gelince, onların zaten
hiçbirinde “ehli beyt”e ve Ali’ye çekiştirilebilecek en küçük,
ama en küçük bir kanıt bulunmamaktadır. Durum buyken, haklı
olarak, “canım insan bu kadar da kafadan uydurmaz ki!” diyebilecek
arkadaşlara, yapılan aktarmaları tekrar tekrar okumalarını,
piyasadaki tefsir ve meal kitaplarından irdelemelerini, hatta
K. Balaban'dan bu iddialarını ispatlamasını istemelerini özelikle
salık veririm.
Bu
ve benzeri pek çok iddiada gördüğümüz ve ne yazık ki Aleviliğin
asimilasyonu çerçevesinde geliştirilen ölçüsüz bilgi kirlenmesine
dair yaptığım bu düzeltme notu nasıl bitirmeliyim bilemiyorum;
çünkü bundan sonra söylenebilecek her şey sadece ve sadece
ahlaka dair olabilir ve bir konferans için gittiğim Viyana’da
beni havaalanına kadar götürme nezaketi nedeniyle Balaban
için bu düzlemde konuşmak istemiyorum.