Pir Sultan Abdal Kültür Derneði Antalya Þubesi - psakd.org
Ana Sayfa Haberler Etkinlikler Tüzük Yönetim Kurulu Şubelerimiz İletişim Ziyaretçi Defteri

 

HACI BEKTAŞ VELİ VE OCAĞI

ENVER CEMAL ŞAHİNHacı Bektaş Veli hakkında, eldeki kaynakların yetersizliği yüzünden, O’nun hayatı hakkında somut bir şeyler söyleyemiyoruz. Her ne kadar halk arasında; Makalât ( Küçük Velâyetname), Şathiyye, Fevaid, Makaalât-ı Gaybiyye ve Kelimât –ı Ayniyye, Hurdenâme, Fâtihâ Tefsiri, Besmele Tefsiri, Üss-ül- Hakîka ve Velâyetname gibi eserlerin, bizzat Hacı Bektaş Veli tarafından yazıldığı söylenmekteyse de,( Doç. Dr. Berdi Noyan Dedebaba, “Bütün Yönleriyle Bektâşîlik ve Alevilik”, 1. Cilt, Ardıç Yayınları.) araştırmacılar tarafından bu eserlerin Hacı Bektaş Veli tarafından yazılmadığı, başkaları tarafından çok sonraları yazıldığı ve Hacı Bektaş Veli’ye mal ettikleri söylenmektedir.

Menakıpnamelerde Hacı Bektaş Veli

Menakipnamelerde, Hacı Bektaş Veli “efsanevî” bir şekilde anlatılmaktadır.

Örneğin: Uzun Firdevsi (Firdevsi-i Tavil) tarafından, halk arasında söylenen söylenceler derlenip toparlanarak, 1481 – 1501 yılları arasında yazılan Velâyetname ( Manakıb-ı Hacı Bektaş Veli) adlı yapıtta şu bilgiler verilmektedir:

Hacı Bektaş Veli’nin aslen Horasanlı olduğu ve babasının adı İbrahim El-Sani, annesinin adının Hatem olduğu söylenmektedir. Yine buna göre; Hacı Bektaş Veli’nin soyu, İmam Musa Kazım kanalıyla, İmam Hüseyin’e ve dolayısıyla Ali ve Muhammed’e kadar götürülmektedir.

Velâyetname’de birçok olaylar, efsanevî -Anadolu’ya güvercin donunda gelmesi, duvarı yürütmesi ve buna benzer olaylar- bir şekilde anlatılmaktadır.

Birçok olay ve olgular, tarihi gerçeklilikle çelişmektedir. Kendisinin doğumundan 40 yıl önce ölen, Hoca Ahmet Yesevi ile aynı dönemde yaşadığı söylenmektedir.

Söylencelerde Hacı Bektaş Veli’nin Türklüğü

Halk arasında Hacı Bektaş hakkında birçok söylenceler söylenmektedir. Örneğin, Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Saraç köyünden Muharrem Şimşek anlattı:

“Zeynel Abidin zindanda iken, zindancı başı bir Türk’tü. Fakat Müslüman olmamıştı. Bir gün zindancı başının işi çıkar. Fakat, zindanı kimseye güvenememektedir. Yetişkin bir kızı var. Kızına; ‘Kızım bu gün zindana sen bak.’ der. Bir gün önce zindancının kızı rüyasında Muhammed’i görür. Muhammed, kıza rüyasında; ‘Kızım zindanda benim torunlarımdan Zeynel Abidin diye birisi var. O sana bir nefes verecek. O nefesten bir çocuk olacak. Benim soyumu o çocuk devam ettirecek.’ der. Kız ertesi günü zindana gider. Zeynel Abidin’i yanına çağırır. Zeynel Abidin de aynı rüyayı görmüştür. Kıza; ‘Aç ağzını’ der. Ağzına bir nefes üfler. Bu nefesten İmam Bakır olur. İmam Bakır’ın anası, hiç evlenmeden İmam Bakır’ı doğurmuştur. Hacı Bektaş Veli de bu sülâleden gelmektedir. Türklüğü işte ondandır.” dedi.

Bugünkü koşullarda, Velâyetname ve sözlü söylenceleri, aklın süzgecinden geçirdiğimizde; olaylara ve olgulara, gerçekçi bir gözle bakılmadığını görmekteyiz.

Hacı Bektaş-ı VeliTarihi Belgelerde Hacı Bektaş Veli

Ciddi araştırmacılar ve bilim adamları tarafından, Hacı Bektaş Veli hakkında genellikle, üç temel kaynak gösterilmektedir.

Bunlardan birincisi: Hacı Bekteş Veli’in çağdaşı olan, Mevlevî tarihçisi Ahmet Efkâfi’nin “Menâkıbu’l – Arifi” eseri.

İkincisi: Baba İlyas’ın torunu Elvan Çelebi (ölm. 1360’lardan sonra) tarafından yazılan, “Menâkıbu’l Kutsiyye fi Menâsbi’l- Ünsiyye.”

Üçüncüsü ise: Osmanlı tarihçisi Âşık Paşazade tarafından, 1476 yılında yazmaya başladığı, “Tevârîh-i Âl-i Osman” (Âşık Paşaoğlu Tarihi) dir.

Gerek Ahmet Efkâfi ve gerekse Elvan Çelebi, adı geçen eserlerinde Hacı Bektaş Veli’yi, Baba İlyas’ın (Baba Resul) halifelerinden olduğunu yazarlar.

Âşık Paşaoğlu ise, Hacı Bektaş Veli hakkında şu bilgileri verir.

“ Sual: Ey derviş! Bu Anadolu ülkesinin ülemâsını ve dervişlerini zikrettin. Ya Hacı Bektaş Sultan’ı niçin anmadın?

Cevap: Bu andığım azizler Osmanlı Hanedanı ülkesinde olan kişilerdir. Osmanlı soyu ile görüşmüşlerdir. Bu Hacı Bektaş, Osmanlı Hanedanından kimse ile konuşmadı. Bundan ötürü anmadım. Hacı Bektaş’ın Anadolu’ya gelmesini beyan edeyim, ne sebeptendir ve sonu dahi ne oldu, beyan edeyim: Bu Hacı Bektaş, Horasan’dan kalktı. Bir kardeşi vardı, Menteş derlerdi. Birlikte kalktılar. Anadolu’ya gelmeye heves ettiler. Evvelâ doğru Sivas’a geldiler. O zamanda Baba İlyas gelmiş, Anadolu’da oturur olmuştu. Meğer onu görmek isteğiyle gelmişler. Onun dahi hikâyesi çoktur. Bu Hacı Bektaş, kardeşiyle Sivas’a, Sivas’tan Baba İlyas’a geldiler. Oradan Kırşehir’e, Kırşehir’den Kayseri’ye geldiler. Menteş yine memleketine yöneldi. Hacı Bektaş, kardeşini Kayseri’den gönderdi. Vardı, Sivas’a çıktı. Oraya varınca eceli yetişti. Onu şehid ettiler. Bunların hikâyesi çoktur. Hepsini doğru haberlerle bilmişimdir. Hacı Bektaş, Kayseri’den Kara Öyüğ’e geldi. Şimdi mezarı oradadır.

Bu Anadolu’da misafirler ve seyyahlar arasında dört tayfa vardır ki anılır. Biri Anadolu Gazileri, biri Anadolu Ahileri, biri Anadolu Abdalları, biri de Anadolu Bacıları. Hacı Bektaş Hazreti bunların içinde Anadolu Bacıları’nı seçti ki ona ‘Hatun Ana’ derlerdi. Geldi, onu kız edindi. Gizli bilgi ve kerametlerini ona gösterdi, teslim etti. Sonra oradan Allah’ın rahmetine vardı.

Sual: Bu Hacı Bektaş Hazretinin bunca müridi ve dostu vardır. Bunların bîatleri ve silsileleri nereden olur?

Cevap: Hacı Bektaş nesi varsa Hatun Ana’ya emanet etti. Kendi bir meczup, saf bir azizdi. Şeyhlikten, müridlikten vazgeçmişti. Abdal Musa derler, bir derviş vardı. Hatun Ana’nın dostu idi. O zamanda şeyhlik ve müridlik asla ortaya çıkmış değildi. Silsileye dahi aldırmazlardı. Hatun Ana, Hacı Bektaş’ın üzerine mezar yaptı. Bu Abdal Musa geldi. Bunun üzerine nice gün kaldı. Orhan devrinde gazalar etti.

Sual: Ya bu Bektaşiler, Yeniçeriler’in başındaki taç Hacı Bektaş’ındır derler.

Cevap: Yalandır. Bu ak börk, Orhan Gazi zamanında Bilecik’te ortaya çıktı. Yukarlarda onu beyan ettim. Ancak bu Bektaşiler’in ak börk giymesine sebep şudur: Onların bir şeyhleri vardı. Abdal Musa derlerdi. O Abdal Musa sebep olmuştu. Abdal Musa, Orhan zamanında gazaya geldi ve Yeniçeriler’in arasında nice zaman yoldaşlık edip yürüdü. Bir Yeniçeri’den eski bir börk diledi. Bir eski börk verdiler. Abdal Musa bunu başına giydi. Seferi onlarla beraber yaptı. Seferden dönünce kendi memleketine gitti. Başında Yeniçeri’den aldığı börk vardı ‘İşte ben de gaziler tacını giyip geldim’ diye haylıca da övündü. Halk: ‘Bunun adı nedir’ diye sordu. O da ‘buna bükme elif tac derler’ diye cevap verdi. Bektaşiler’in tacının hakikatini beyan ettim. Asli böyledir. En iyi bilen Tanrı’dır.

Sual: Ya bu hacı Bektaşoğlu Mahmud Çelebi ki o Resul Çelebi’nin oğludur, onun müridlerinden ve ilim ehlinden kimse var mıdır?

Cevap: Vardır. Saçmasapan ve şeytânî âdetler bunlarda çoktur. Bu halk şeytânî midir, rahmânî midir, onu bilmez. Her kimse ki Hacı Bektaş, Osmanlı Hanedanından birisi ile konuştu derse yalandır. Şöyle bilesiniz.”(Aşık Paşaoğlu Tarihi, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Sayfa 164 ve devamı)

Bu eski üç esere göre, Baba İlyas ile Hacı Bektaş Veli arasında, şeyhlik-halifelik bağlantısı bulunduğu kesinlik kazanmaktadır. Hacı Bektaş Veli, kardeşi Menteş’le birlikte Amasya’ya giderek, Baba İlyas’ın müridi olurlar. Baba İlyas kendi propagandasını yapmak için, Hacı Bektaş Veli’yi kendisinin bağlı olduğu Bektaşlu oymağı ile Kırşehir yöresine gönderir.( Ire’ne Beldiceanu 15 ve 16. Yüzyıla ait Karaman eyâleti tahrir defterleri üzerinde gerçekleştirilen araştırmasında, Hacı Bektaş’ın Sulucakaraöyük’e kendine bağlı Baktaşlu adını taşıyan bir oymakla birlikte geldiğini söylemektedir. Aktaran Ahmet Yaşar Ocak: “Babaîler İsyanı.”)

Baba İlyas’ın, Hacı Bektaş’ı Kırşehir yöresine göndermesinin nedeni; Bektaşlu oymağı Çepni boyunun bir koludur. Çepni Türkmenleri ise, Kırşehir yöresinde çoğunluktadır. Buradaki Çepniler, Baba İlyas’a bağlı yani Babaîlere mensupturlar. Hacı Bektaş Veli, Baba İlyas tarafından kendisini temsilen, bu boyun başına gönderilmiştir. (Ahmet Yaşar Ocak, age.)

Baba İlyas’ın halifelerinden Baba İshak, Adıyaman’ın Kefersût da ayaklanmayı başlatmasından sonra, Hacı Bektaş ve Kardeşi Menteş adamları ile birlikte, Baba İshak’ın kuvvetlerine katılmak için, Kırşehir’den Kayseri’ye gelirler. Menteş adamlarıyla birlikte Sivas’a gider ve buradaki Selçuklulara karşı yapılan savaşta öldürülür. Bu savaşa, Hacı Bektaş’ın katılıp katılmadığı bilinmemektedir. Âşık Paşaoğlu’na göre, Hacı Bektaş bunun üzerine Sulucakaraöyük’e giderek izini kayıp ettirmeye çalışır. 1239 yılı Babaîler isyanı ile 1260 yılları arasında, Hacı Bektaş’ın yaşamı ile ilgili bilgilere pek ulaşılamamaktadır. Bu dönem karanlıkta kalmaktadır. Daha sonra, Moğol işgal ve hâkimiyetinin sebep olduğu karışıklıktan faydalanarak, 1260 yılından sonra, felsefesini yaymak için Sulucakaraöyük’de ortaya çıktığını görüyoruz.

1271 yılında Hacı Bektaş’ın ölümünden sonra, kendisinin vasiyeti üzerine İdris Hoca ve Kadıncık Ana çiftinin oğlu Hızır Lala posta oturmuştur.( Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba: “Bütün Yönleriyle Bektâşîlik ve Alevîlik”, 1. Cilt, Ardıç Yayınları.)Bundan sonra sırasıyla bu soy Kalender Çelebi’ye kadar gelmiştir. Bazı araştırmacılara göre; Balım Sultan’ın oğlu, bazılarına göre ise kardeşi Kalender Çelebi, Osmanlı’ya karşı 1527 yılında bir ayaklanma yaptı.

Bu ayaklanmadan sonra, Osmanlıların eski vezirlerinden ve Kanuni Süleyman’ın Polanya asıllı eşi Anna’nın (Mahidevrân) kardeşi Sersem Ali Baba’nın, “Dedebaba” olarak (H. 958- M.1551) posta oturmasından sonra, Bektaşi tekkesinin “Çelebiler” ve “Dedebabalar” diye ikiye bölündüğünü görüyoruz.( Belkız Temren: “Bilgi Toplumunda Alevilik”, Hazırlayan İbrahim Bahadır, Nisan 2003, Ankara ve Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba, age.)

1261 yılında Ahi Evren, Selçuklular tarafında öldürüldüğünde eşi Fatma Nuriye Sultan, Sulucakaraöyük’e geldiğinde, Hacı Bektaş bu tarihten önce buraya yerleşmiş. Develili Akçakoca, Karadonlu Can Baba, Taptuk Emre, Seyit Mahmut Hayrani, Ahi Evren, Şeyh Süleyman, Seyit Salih, Molla Sadettin, Kara Reis, Emir Cem Sultan, Güvenç Abdal, Cemal Seyit, Saru İsmail, Kolu Açık Hacım Sultan, Resul Baba, Pir Ebu Sultan gibilerle arkadaş ve halife edinmiştir.( Nejat Birdoğan: “Anadolu ve Balkanlarda Alevi Yerleşmesi”, S. 74.)

Bu halife ve onlardan sonra gelen ardılları aracılığı ile Bektaşilik, Romanya’dan Arnavutluk’a kadar yayılmıştır. Anadolu ve Balkanlar da birçok yandaş toplamıştır.

Osmanlıların silahlı gücü yeniçeriler, Hacı Bektaş Veli’yi manevi önder olarak kabul etmiştir.

Bektaşiliği bir sistem üzerine oturtup onu kurumlaştıran, Balım Sultan olmuştur.( İrene Melikoff: “Uyur İdik Uyardılar.”)

Bir araştırmam sırasında, Hacı Bektaş Veli’nin çağdaşı olan, türbesi Ankara’nın Çubuk ilçesi Sele köyünde bulunan, Şah Kalender Veli tarafından bizzat kaleme alındığı söylenen, o belgenin halen Şah Kalender Veli evlatlarından, Sele köylü Yusuf Kuzukıran’ın elinde bulunduğu söylenen, Hacı Bektaş Veli’ye ait özdeyişlerden bazı örnekler. (Haydar Teberoğlu: “Anadolu Evliyalarından S. Kalender Veli Velayetnamesi.”)

*Allah’ı özümüzde; özümüzü Allah’da bildik.

*Mü’min’in gönlü Hak’kın Kâbesi’dir. Gönül ile Hak Taalâ arasında hicap yoktur.

*Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.

*Din’ine dizlerinle değil; kalbinle bağlan.

*İmanın kemali; ahlak güzelliğidir.

*Kadının, yüzünün peçesi; kadınlık iffeti ve haysiyetidir.

*Bizim semahımız; ilâhi bir aşktır.

*Semah, Ariflerin aleti, mühiplerin ibadeti, taliplerin maksududur.

*Ara bul.

*Kadınları okutunuz

*Kızlarınızı okutunuz; çünkü geleceğin anneleridir.

*İlimden gidilmeyen yolun sonu; karanlıktır.

*İncinsen de incitme.

*Eline, diline, beline sahip ol.

*Arifler hem arıdır; hem arıtıcı.

*İnsanın, cemali; sözünün güzelliğidir.

*Nefsine ağır geleni; kimseye tatbik etme.

*Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.

*Düşünce karanlığına, ışık tutanlara ne mutlu,

*Düşmanınızın dahi, insan olduğunu unutmayınız.

*Erkek pirinden; kadın, erinden sorulur.

*Gelin canlar; bir olalım, diri olalım, iri olalım.

*Murat’a ermek; sabır iledir.

*Araştırma, açık bir sınavdır.

*Allah dostu olmayı, halka hizmet bil.

*Şeytan, Hak ehlinin yolunu kesemez.

*Kâlp huzurunu bırakıp; kalıpla uğraşmak; insanı helak eden ilk şeydir.

*Sözü dürüst olanların; cemâlleri cemal olur. İşi dürüst olanların, kemâlleri kemal olur.

*Doğru bak. Doğru gör. Doğru yürü ki istediğini bulasın.

*Büyüklük, edep sahibi olmaktır.

*Mürüvvet, hoş görmek ve af etmektir.

*Fikirsiz âlim serap; zikirsiz derviş haraptır.

*Hamı pişiremezsen; pişmişi ham etme.

*Hacca gitmek, cihanı temaşadır. Bir gönül ele geçir ki iş odur.

*Hakikatte sabretmek, erliktir.

*Doğruluk, doğru iş görmektir.

*Ayağa kalkacaksan, hizmet için kalk. Konuşacaksan, himmet ile konuş. Oturacaksan hürmet ile otur.

 

Enver Cemal ŞAHİN

http://www.pirsultan.net/

 

 
Ana Sayfa | Basın Açıklamaları | Yazı Dizisi | Haberler | Şubemizden Haberler | Yazarlar | Etkinlikler | Foto Galeri | Etkinlik Fotografları | Makaleler | Sivas Katliamı | Sivas Şehitleri | Katliamlar | Alevilik | Bilgi-Belge | Genel Mer.Yön Kurulu | Antalya Şube Yön. Kurulu | Pir Sultan Anıtı | Pir Sultan Yazıtı | Pir Sultan Abdal | Pir Sultan'ın Eserleri | Pir Sultan Abdal Dergisi | Tüzük | Takvim | Arşiv | Kaynakça | Kronoloji | Linkler | iletişim | Ziyaretçi Defteri
 
©2006 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi Tüm hakları saklıdır.
Tel: 0 (242) 326 34 44 Faks: 0 (242) 247 55 45 E-Posta: iletisim@psakd.org