HACI BEKTAŞ VELİ ...

NECDET SARAÇNecdet SARAÇ

"Alevi Bektaşi toplumunun inanç merkezi olan Hacı Bektaş Dergahı bir an önce gerçek sahiplerine, Alevi-Bektaşi toplumunun üye ve örgüt bileşeni ile en büyük kuruluşu olan ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU adına tapuda tescilinin yapılarak ve devredilmesini talep etmekteyiz."

Yazar: Necdet SARAÇ 12.08.2006 BİRGÜN

Hacı Bektaş Veli

Düşünür yetiştirmede oldukça çorak topraklara sahip bir ülkede Horasan'dan kopup gelen Hacı Bektaş Veli, yalnızca yaşadığı yüzyılda değil, belki de asıl olarak kendinden sonraki yüzyıllara damga vurmuş, hep bir aydınlanma merkezi, Hacı Bektaş Veli'nin yaşadığı ve "dergâhı"nın kurulduğu yerin adı da Hacıbektaş olmuştur. Anadolu Alevilerinin ve Bektaşilerinin hemen hemen tamamı da burayı "serçeşme", yani ana kaynak, baş kaynak olarak tanımış, kendi doğallığı içinde Hacıbektaş "Mürşit Kapısı" olarak ilan edilmiş; yani biraz abartarak söylersek, Hristiyanlar için Vatikan, Sünni İslam için Mekke ne ise Hacıbektaş'ta Anadolu Alevileri için o kadar önemli olmuş. Siyasal iktidarlar için bu önem hep bilindiği için Hacı Bektaş Dergâhı'na müdahale hep gündemde olmuştur. 1826'dan itibaren, gerek Hacıbektaş Dergâhı'na, gerekse de Anadolu ve Balkanlardaki bütün Bektaşi tekkelerine, dergahlarına Nakşibendi Şeyhleri atanmış, bir bölümüde yıktırılmıştır. Alevilere yönelik asimlasyonun önemli simgelerinden biri, 12 Eylül sonrası Alevi köylerine zorla yaptırtılan camilerin ilki daha o dönemde, 1834'de Hacıbektaş Dergahı'nın yanına dikilmiştir. Yani bugün dergahın yanında sanki çok do-ğalmış gibi sunulan minareli cami, bundan 150 yıl önce asimilasyonun bir parçası olarak "zorla" yaptırılmıştır.

Alevilerin "ana kaynağına" zorla dikilen bu cami, Alevilerin kendi gerçek kimlikleriyle yeniden buluşmada aslında yeni bir başlangıç olmuş, kentli Bektaşilerin de Osmanlı iktidarından ve iktidarın nimetlerinden kopuşunu hızlandırmış, kırdaki Alevililerle, kentteki Bektaşileri ya-kınlaştırmış, Alevileri ve Bektaşileri "Anadolu Aleviliği" çatısı altında yeniden aydınlanmanın merkezine oturtmuştur. Önümüzdeki hafta bu merkezde yani Hacıbektaş ilçesinde 43. kez Hacı Bektaş Veli anılacak. Bu anmalara Alevilerin dışında, siyasi iktidarların, farklı siyasi eğilimlerin ilgisinin giderek artması, her açılışta övgüler dizilmesi, AKP, MHP gibi partilerin Hacıbektaş'ı sahiplenmesinde, Hacıbektaş'ın bütün Anadolu Alevileri ve Bektaşileri için merkez olmasının rolü büyüktür. Alevilerin "serçeçmesi" Hacı Bektaş Veli'nin, hem asimliasyon amaçlı, hem de siyasi taktik olarak sahiplenilmesine rağmen, dünyanın hiç bir ülkesinde, bir inanç merkezine yönelik görülmeyen bir uygulama yıllardır Hacıbektaş'ta sürmektedir. Alevilerin, Bektaşilerin inanç merkezi olan Hacı Bektaş Dergâhı bugün Kültür Bakanlığı'na bağlı bir "müze" statüsündedir ve dergâhı ziyaret etmek isteyen Aleviler, kendi inanç merkezlerine devlete para ödeyerek girebilmektedir. Resmi açılış törenlerinde cumhurbaşkanları, başbakanlar tarafından övgüler dizilmesine, inanç özgürlüğünün ne kadar önemli olduğunun altı çizilmesine rağmen bu inanç merkezi müze statüsündedir. Yıllardır bu utanç verici uygulamaya karşı çıkan Alevi kurumları, geçtiğimiz hafta resmi bir dilekçe ile Hacı Bektaş Dergahı'nın müze statüsünden çıkartılarak, Alevi toplumuna devredilmesini talep ederek şunu belirttiler:

"Türkiye'de gerçek anlamda laiklik ilkesi hayata geçirilerek, şu anda mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olan ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından müze olarak işletilen Alevi Bektaşi toplumunun inanç merkezi olan Hacı Bektaş Dergahı bir an önce gerçek sahiplerine, Alevi-Bektaşi toplumunun üye ve örgüt bileşeni ile en büyük kuruluşu olan ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU adına tapuda tescilinin yapılarak ve devredilmesini talep etmekteyiz."

İnanç özgürlüğü deyince, her fırsatta "türban zulmünden" bahseden siyasal iktidar bakalım 16 Ağustos'ta yapılacak resmi açılışta milyonlarca insanın inanç merkezinin halen müze statüsünde olması gibi "küçük bir ayrıntıyı" görebilecekler mi?