Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi - psakd.org
Ana Sayfa Haberler Etkinlikler Tüzük Yönetim Kurulu Şubelerimiz İletişim Ziyaretçi Defteri

 

Hacıbektaş’a kara gölge düştü

Geçen yıl Gazi Üniversitesi’nden Alevilerle ilgilensin diye Aleviliğin İslamiyet içinde olduğunu iddia eden devletçe görevlendirilen Türk-İslam sentezcisi bir sayın profesör, “Kırk Soruda Alevilik” diye bir kitapla Alevi halkın huzuruna çıkarken; bu yıl bu hizmetinin karşılığı olsa gerek; “Dostluk ve Barış Ödülü”ne layık görüldü

Hacı Bektaş DergahıGeçen yıl bu yazının başlığı “Hacıbektaş’a Gölge Düştü” biçimindeydi. Bir yıl sonra o gölge, karardı.

Karardı, çünkü: Geçen yıl Gazi Üniversitesi’nden Alevilerle ilgilensin diye Aleviliğin İslamiyet içinde olduğunu iddia eden devletçe görevlendirilen Türk-İslam sentezcisi bir sayın profesör, “Kırk Soruda Alevilik” diye bir kitapla Alevi halkın huzuruna çıkarken; bu yıl bu hizmetinin karşılığı olsa gerek; “Dostluk ve Barış Ödülü”ne layık görüldü. Ki aynı kişiyi geçtiğimiz yıllarda Ankara Gölbaşı’nda Diyanet görevlileri ve kimi Alevilerle birlikte gizli toplantılar yapmasından biliyoruz. Bu toplantıda alınan kararlardan biri de, “Alevi Dedelerini Eğitmek” idi. ( Üniversitenin akademik görevlerinden biri olsa gerek ) Bu yılki Hacıbektaş Etkinliklerinin programına şöyle bir baktığımızda; ( özellikle sempozyum ve panellere ) beş kesimden konuşmacılar görüşüyoruz:

1- Belediye Başkanı ve aile bireyleri,

2- İrancı Aleviler,

3- Resmi – Sivil Türk İslam Sentezcileri,

4- Cumhuriyet Gazetesi Yazarları,

5- Kimi Bağımsız Yazarlar,

İki yıldır bu etkinliklerde konuşturulmayanlar ise; Alevilikle İslamiyet arasındaki ilişkiyi sınırlı bulanlar. Diğer bir deyişle Alevi Bektaşi Federasyonu (Türkiye) ile Avrupa Alevi Konfederasyonu yöneticileri ve bu iki örgüt çevresindeki yazar ve araştırmacılar. Bu kesimdeki yazarların neredeyse tümünün ömürleri bu yolda mücadele ile geçmiş ve her biri bir çok kitaba imza atmış olmalarına karşın, Sayın Belediye Başkanı’na göre “Bunlar Alevi değildir.” Alevi olup olmadıkları bir yana ; “davulcu, zurnacı, bölücü kesiminden kimselerdir.” (*)

Alevilik – İslamiyet ilişkisi son yıllarda Alevi – Sünni kesimlerce çokça tartışılan bir konu oldu. Elbette konu tartışılmalı. Zaten tartışılıyor ve herkesin bir görüşü var. Herkes kendi haklılığına inanıyor ve argümanlarını öne sürüyor. Demokratik ve bilimsel bir ortamda, nezaket ve saygı sınırları çerçevesinde bir konunun tartışmasından daha olağan ne olabilir? Böyle bir tartışma olmaksızın gerçeğe nasıl ulaşabiliriz?...

Ama “Alevilik İslam dışıdır, ya da bu ilişki sınırlıdır” diyenleri “Alevi olmamakla”(**) suçlarsanız; sözü, “herkes bana benzemelidir” noktasına taşırsanız, bu ilişkinin sonu nereye varır ?.. Bırakalım demokrasiyi, düşünce ve söz hürriyetini, Alevilik bu dogmayı kabullenir mi?..Bu bile yalnız başına bağnazlık değil midir?..

Kışlada herşey emir – komuta zinciri çerçevesinde işler, bunu biliyoruz. Ama Belediyede işlemez, Hacıbektaş’da hiç işlemez... ama ne yazık ki işliyor işte. Bu da Hacıbektaşlılar’ın sorunu. Bütünüyle Alevilerin sorunu. Belki “sayılı günlerin” gelip geçmesini, belediye seçimlerinin yeniden gelmesini bekleyecekler.

Geçen yıl benzer bir yazıda; “İran ziyaretçileriyle bu iş olmaz Sayın Başkan” denilmişti. Bu yılki etkinlik programına bakıldığında, o kesimden çokça tebliğ sunan zatları görünce; anlaşılıyor ki; Sayın Başkan onları da kucaklamış ve hazmetmiş. Sadece başkan değil; Cumhuriyet Yazarları da 20 Haziran 2003 tarihli nüshalarında, Miyase İLKNUR imzası ile; “İran’ın davetini kabul eden bazı Alevi derneklerin temsilcileri Tahran’da - Molla gözünü Aleviye dikti” başlığı ile manşetten duyurdukları habere karşın, aynı kişilerle bu yıl aynı kürsüleri paylaşmakta bir sakınca görmemişler. Ne denir?.. Bu da onların takdiri. Dede Bacımızın hikmeti. Ki aynı Dede – Bacımız, tüm bu olumsuzlukları protesto eden binlerce Alevi için; “incitilenler incitti” başlığını kullanacaktı, 17 Ağustos 2005 tarihli Cumhuriyet’teki yazısında.

İncitilenin amacı incitmek değil, Aleviliğin Sünnileştirilmesi politikalarına karşı gelmekten ibarettir oysa. Bir de; nasıl bir Türkiye’de yaşamakta olduğumuza dikkat çekmek ve ona göre politikalar belirlemektir.

Hacı Bektaş Anma TörenleriBu yılki etkinliklerden sonra; ... “Hacıbektaş’ta 16-19 Ağustos tarihleri arasında yapılan sempozyumun sonuç bildirgesi” başlığı altında bir metin yayınlandı. Bu metni, ( Belediye Başkanı (E) General ) Ali Rıza Selmanpakoğlu, ( Avukat - Araştırmacı ) Şakir KEÇELİ, Gazeteci - Araştırmacı - Yazar ) Miyase İLKNUR, ( Prof. - Dr ) Naki Selmanpakoğlu, ( Şahkulu Vakfı Başkanı ) Mehmet ÇAMUR ve ( AKKAV Başkanı ) İsmet ERDOĞAN açıklamışlar. Bu bildirgede ülkemiz tanımlanırken, “bölgemizdeki tek laik ve demokratik cumhuriyet” ifadeleri kullanılıyor.

Şu haliyle bu ülkeyi; hem “laik ve demokratik cumhuriyet” ifadeleri ile tanımlayacaksınız; hem de aynı bildirgede; Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan Cemevlerinin durumundan, Zorunlu Din Derslerinden, irticai faaliyetlerden yakınacaksınız... Yetinmeyip; aynı bildirgede Alevi – Bektaşilerin “homojen yapılarını yitirmekte” olduğunu ileri süreceksiniz. Alevi – Bektaşiler homojen miydi?.. Yani hep aynı sınıfa mı mensuptular şimdiye dek? Hep aynı partiye mi oy verirlerdi?.. Yaşamı hep aynı değerlerle mi paylaşırlardı?.. Refleksleri, umutları, korkuları, sevinçleri hep aynı mıydı?.. Bu bahiste ve elbette sonuçta; Türkiye Halkı ne ise onlarda öyle değil miydi?.. Az mıdır Alevi’nin yobazı?.. Az mıdır işbirlikçisi, İrancısı vs.?.. Yoksa bu ifade ile arzu edilen Yüksel IŞIK’ın 28.08.2005 tarihli Radikal İki’de değindiği üzere toplumu tektipleştirme gayreti mi midir?..

“Örgütçüler” bu çelişkinize dikkat çektiğinde ise onları bölücülükle suçlayacaksınız. Onlar hem “bölücü” olacaklar nezdinizde, hem de “birlik bütünlükten” bahsedeceksiniz. Yetinmeyip emniyet güçlerine emir verip onları Hacıbektaş Meydanlarından attırmaya çalışacaksınız.

Hem yukarıda anılan bildirgede Cemevlerinin “İnanç Merkezi” olduğundan bahsedeceksiniz, hem de açılış konuşmasında onu “kültür merkezi” olarak tanımlayacaksınız. Milyonlarca Alevi, “Cemevleri Alevilerin İnanç Merkezidir” diye kampanya düzenlerken; Zaman Gazetesi sizin bu tanımınızın üstüne atlayıp; 17 Ağustos 2005 tarihli nüshasında; “SELMANPAKOĞLU, Cemevlerinin ibadet yeri değil ‘Kültür Merkezi’ olduğunu vurguladı” diye yazdı.

Geçtiğimiz yıllarda sadece çadırkent’te onbinlerce kişi konaklarken ve bu yıl on beş bin civarında kişi ancak gelmişken etkinliklere, Zaman Gazetesi yüz elli bin kişiden bahsediyordu. Belli ki Başkan’ı çok sevmişlerdi. Zira ERDOĞAN da Cemevlerinden; “cümbüş evi; kültür merkezi” diye bahsediyordu.

Sayın Başkan, tören açılış konuşmasında; “Din Derslerinin Zorunlu olması ve din derslerine Aleviliğin – Bektaşiliğin konulması Alevi – Sünni çatışmasını derinleştirecektir”, taraflar birbirlerine karşı, “ağır eleştiride bulunursa ne olacaktır” diye sorduktan sonra, “Ben diyorum ki,” diye başlayan cümlesinde şöyle bir öneride bulunuyor: “Alevilik – Bektaşilik okul kitaplarına girecekse, din dersine değil, felsefe dersine girsin” diyor.

Din dersinde Alevilik de okutulursa, onca çelişmeye, çatışmaya, ayrışmaya neden olunuyor da; okul aynı okul, öğretmenler aynı öğretmenler, öğrenciler aynı öğrenciler değilmiş gibi, felsefe derslerinde nedense bu olumsuzluk bir anda ortadan kalkıyor. Sayın Başkan galiba Askeri Liselerle, Sivil liseleri birbirine karıştırıyor.

Türkiye’yi “laik ve demokratik bir cumhuriyet” Alevi – Bektaşileri de onun “onurlu koruyucuları” diye belirlerseniz, düşünceleriniz bu denli berraklaşır (!) işte.

Paşa’nın bir de onur konukları vardı bu yılki etkinliklerde: Başta “Susurlukçular Hacıbektaş’ı kirletmesin” sloganları ile karşılanan Mehmet AĞAR, sonra sıra ile Erkan MUMCU, Yaşar OKUYAN, Yaşar Nuri ÖZTÜRK, Mustafa SARIGÜL... liste uzayıp gidiyor.

Hacıbektaş Alevi – Bektaşilerin serçeşmesidir.

Her yıl düzenlenen bu etkinlikler tüm Alevi örgütlerinin, Belediye’nin ve Hacıbektaş Halkının imecesi ile yapılırdı. Etkinlik başlıkları, konu içerikleri, ödül adayları, konuşmacılardan tutun da çadır kurma, çöp toplama işine dek her şey Belediye Başkanı’nın koordinasyonunda, demokratik usuller çerçevesinde elbirliği ile yapılırdı. Ne kimse kimseye küserdi, ne de kimse kimseyi boykot – protesto ederdi. Ama sayın Başkan iki yıldır bu güzelim geleneği yıktı. Sırtını Türk – İslamcılara, İrancılara verdi. Hiç olmayacak birini Dostluk ve Barış Ödülü ile onurlandırdı. Bu kişiyi, Lütfi KALELİ, Arif SAĞ, Nejat BİRDOĞAN, İrene MELİKOF, Mahzuni ŞERİF, İsmet Zeki EYÜPOĞLU, Hüseyin ÇIRAKMAN, Fikret OTYAM, İlhan BAŞGÖZ, Reha ÇAMUROĞLU, İlhan SELÇUK, PSAKD, Cafer GÖK gibi değerlerimizin yanına koydu. Türk – İslam sentezcisi biri ile bunları bir tuttu.?

Tüm bunlar neden?..

Bu işin sonu nereye varacak?..

Daha da önemlisi; tüm bu olumsuzluklar kimin ekmeğine yağ sürecek? “sayılı günler”in sona ermesini mi bekleyeceğiz, yoksa tezelden sağduyu mu galip gelecek?...

    DİP NOT:

  (*) Dersimde İklim Gazetesi, Eylül 2004, 14 sayı, s.17

  (**) Belediye Başkanı Ali Rıza SALMANPAKOĞLU’nun 16.08.2005 tarihindeki tören açılış konuşması.

14.09.2005

Ali BALKIZ

 

 
Ana Sayfa | Basın Açıklamaları | Yazı Dizisi | Haberler | Şubemizden Haberler | Yazarlar | Etkinlikler | Foto Galeri | Etkinlik Fotografları | Makaleler | Sivas Katliamı | Sivas Şehitleri | Katliamlar | Alevilik | Bilgi-Belge | Genel Mer.Yön Kurulu | Antalya Şube Yön. Kurulu | Pir Sultan Anıtı | Pir Sultan Yazıtı | Pir Sultan Abdal | Pir Sultan'ın Eserleri | Pir Sultan Abdal Dergisi | Tüzük | Takvim | Arşiv | Kaynakça | Kronoloji | Linkler | iletişim | Ziyaretçi Defteri
 
©2006 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi Tüm hakları saklıdır.
Tel: 0 (242) 326 34 44 Faks: 0 (242) 247 55 45 E-Posta: iletisim@psakd.org