HEPİMİZ SİMURG (*), HER BİRİMİZ BİRER SİMURG OLMADIKÇA ...

Erdal YILDIRIM

Erdal YILDIRIMVe her birimiz birer simurg, hepimiz simurg olmayı göze almadıkça, özgürlükten, demokrasiden, güzel yarınlardan bahsetmek,“Sivas'ı Unutmadık, Unutturmayacağız” söylemleri slogan olmaktan öteye gidemez.

Hepimiz Simurg (*) , Her Birimiz Birer Simurg Olmadıkça….

Simurg olabilmek ve Simurga varmak zordur. Zordur aşk, bencillik, inkar, yılgınlık, kıskançlık, şaşkınlık ve yokluk vadilerinden geçmek… Uzun, zorlu engelleri aşarak simurga varmak çok zordur. Beklenen, istenen, gereksinim duyulan simurgun kendisi olduğunun farkına varmak daha zordur…

Kaf Dağının ardındaki simurga varmak bencillikten, yılgınlıktan, tembellikten, varolan lüksünden mahrum kalmamak için, yeni lükslere ulaşma arzusundan ötürü o kadar zordur ki, kendi küllerinden yeniden dirilmek her kesin harcı değildir.

Aşklarını, saraylarını, bataklıklarını bırakıp gitmek, ayrılıklara göğüs germek; güzel yarınlara varmak için mücadele etmek ve simurga gitmek, o kadar da kolay değil…

Kolay değil, inançla-bilinçle-dirençle uzun ve zorlu mücadele maratonunda yalpalamadan, yılmadan yola devam etmek. Yol arkadaşlarını, yoldaşlarını terk etmeden yola devam etmek kolay değil.. Özgür günler için, insanlık için dünya nimetlerinden vazgeçip mücadeleye devam etmek hiç kolay değil…

İnsanlık tarihi bize göstermiştir ki, bu yolculuk çok uzundur ve çok zorlu bir yolculuktur. Simurga varmak için simurg olmak gerekir.

Evet, Sivas Madımak Katliamında ağır yaralanan, öldü diye morga atılan, tesadüfen katliamdan ağır yaralı olarak kurtulan; kardeşini, arkadaşlarını, dostlarını katliamda yitiren sevgili Serdar Doğan, küllerimizden yeniden doğmamızın kolay olmadığını, ama mutlaka simurg olmak zorunda olduğumuzu yazmış, SİMURG adlı tiyatro oyununda…

Ankara Sanat Tiyatrosu, Ekin tiyatrosu emekçi ve sanatçıları ile Ankara Simurg Oyuncuları Halil Esen, Hasan Ballıktaş, Habip Hacımustafaoğlu, Gökçen Cavga, Ebru Erten, Erdem Ulusal, Çağlar Deniz, Musa Arslanali, Edip Tüfekçi, Hüseyin Aksuna 'nın rol aldığı, olayın gerçek ses ve görüntülerinin sinevizyon ile oyuna aktarıldığı oyunun yönetmeni Cengiz Sezgin tiyatral bir dille sahneye koydukları eser için bakın neler diyor : “Biz sadece güzel söz söylemek için gelmedik ki dünyaya… Her şeyden önce direnmeyi, onurlu yaşamayı, insan kalmayı da söylüyoruz, söyleyeceğiz de…”

Bu noktada oyunun bize verdiği bazı mesajlar var ki, tam da üsteki söylemle o kadar güzel örtüşüyor ki…

Bu mesajların öne çıkan en önemlisi, devletin ve sistemin sorgulanmasıdır. Sivas Madımak Katliamının gerektiği kadar sorgulanmadığı, gerekli önlemlerin alınmadığı ve insanların bile bile ateşte bırakıldığıdır.

Tarihte Pir Sultan dergahından yetişip eğitim gören, sonra Sivas’a vali olarak geri gelen ve Pir’imizi asan Hızır Paşa örneği önümüzde dururken, Sivas’ta Pir Sultan’la devleti ve sistemi barıştırmaya çalışan yöneticilere göndermeler ve eleştiriler yapılmaktadır ki, bu durum kesinlikle sorgulanmalı, soruşturulmalı ve irdelenmelidir ve yerinde bir tespittir.

Bir başka tespit ise Madımak otelinin biran önce Müzeye dönüştürülmesi ön plana çıkarılması ve bu konudaki çalışmalara hızlandırılmalısının gerektiğidir.

Sivas’ın merkezinde sekiz saatlik bir kuşatma ve bekleyişten sonra askerin, garnizonun, valiliğin, emniyetin ve polislerin, yani devletin gözleri ve gözetimi altında Madımak’ta katledilenlerin oteldeki ölüm bekleyişlerini yeniden yaşamak kolay değil.

35 aydın, yazar çizer, sanatçı ve semahçılarımızın katledildiği yerde, et lokantasında halen dumanların tüttüğünü görmek, burada et pişirilip yendiğini bilmek hiç kolay değil….

Ozanlarıyla ünlü bir kentin, Pir Sultan’dan sonra, yeniden ozanlarını yakan bir kent olmasını kabullenmek, algılamak, anlamak; Madımak Katliamının üzerinden 13 yıl geçmiş olmasına rağmen halen müze yapılmamış olmasını görmek, bilmek hiç kolay değil…

Tüm zorlukları kolaya çevirmek için inançlı, bilinçli, dirençli ve örgütlü mücadele etmek hiç kolay değildir ve çok da zordur, ama zor olduğu kadar, aynı zamanda bir zorunluluktur.

Bir başka zorunluluk ise, Madımak katliamının bütün yönleriyle araştırılması ve her olayın açığa çıkartılmasını sağlamak için, mevcut araştırma komisyonunun ilgili herkesi ve her kurumu yeniden irdelemesi ve araştırma sonuçlarını biran önce kamuoyuna açıklamasıdır..

Evet, simurg olmak elbette hiç kolay değildir. Yaşamın ve mücadelenin kendisi zaten hiç kolay değildir. Kolay değildir güzel yarınları inşa etmek, geleceğe, çocuklarımıza bırakmak…

Evet, kolay değildir aydın olmak, topluma karşı sorumluluk bilinciyle davranmak. Duyarlı olmak da bunu gerektirmektedir. Aydın olmaktan, topluma karşı sorumlu olmaktan söz etmişken, İstanbul gibi bir metropolde günlerce sürdürülen yoğun çalışmalara rağmen salonun dolmamış olmasını, aydınları, yazarları, sanatçılarımızı ve halkımızı salonda görmemeyi algılamak da çok zor.

Ve her birimiz birer simurg, hepimiz simurg olmayı göze almadıkça, özgürlükten, demokrasiden, güzel yarınlardan bahsetmek, “Sivas’ı Unutmadık, Unutturmayacağız” söylemleri slogan olmaktan öteye gidemez.

Erdal YILDIRIM

PAKD Kültür Sanat Sekreteri 13.08.2006

yildirimerdal2003@yahoo.com

(*) Simurg : Kuşların hükümdarı olan Simurg-Anka, Kaf Dağında bilgi ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş.. Kuşlar Simurg'a inanır ve onu her derdin çaresi bir kurtarıcı olarak görürlermiş. Kuşlar dünyasında bir gün her şey ters gitmeye başlamış. Simurgu umutla beklemişler. Fakat Simurg bir daha gelmemiş. Günlerden bir gün, uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurgun kanadının parlak tüylerinden birini bulmuş. Bunun üzerine hükümdarlarının hayatta olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurgu bulmaya ve huzuruna çıkıp yardım istemeye karar vermişler. Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmaları gerekmiş. Kuşlar, hep birlikte kanat çırpıp yükseldikçe yükselmişler, uçtukça uçmuşlar... Bu zorlu yolda bir dolu arkadaşlarını da yitirmişler.

Aralarında cayanlar olmuş. Önce bülbül geri dönmüş güle olan aşkını hatırlayıp, derken papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş, kafese kapatılma nedenini aklına bile getirmeden; kartal yükseklerdeki krallığını bırakamamış, baykuş yıkıntılarını özlemiş, balıkçıl kuşu ise bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçmuşlar, sayıları azaldıkça azalmış. Nihayet beş vadiden geçtikten sonra altıncı ‘şaşkınlık’ vadisine arkasından da ‘yokoluş’ vadisine girmişler. Nerdeyse bütün kuşlar umutlarını yitirmişler... Kaf Dağı'na vardıklarında geriye kala kala sadece otuz kuş kalmış. Simurg'un yuvasını bulunca öğrenmişler ki: ‘Simurg-Anka : ‘Otuz Kuş’ demekmiş. Onların hepsi de Simurg'muş. Teker teker her biri de Simurg'muş”