Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi - psakd.org
Ana Sayfa Haberler Etkinlikler Tüzük Yönetim Kurulu Şubelerimiz İletişim Ziyaretçi Defteri

 

"SİYASETİN EMRİNDE BİR DİN İSTEMİYORUZ, DİNİN EMRİNDE SİYASETİ KABUL EDİYORUZ"

Ali BALKIZOnaran; “Önce belleklerimizi yoklayıp Ekrem Ceyhun’u yeniden anımsayalım.” dedi. Kendi bildiklerini yazdı ama, benim beleğimdeki Ekrem Ceyhun bambaşka biriydi. Ekrem Ceyhun’u o meşhur tümcesiyle anımsıyordum. O tümce şuydu: “Biz siyasetin emrinde bir din istemiyoruz; dinin emrinde siyaseti kabul ediyoruz.” Belleğimde bir şey daha vardı. Arşivimde arayıp buldum. Bu bir gazete kesiği idi. 24.04.1993 tarihli Milliyet Gazetesi, “Bakan, Erbakan’ın elini öptü” diye yazıyordu. Erbakan’ın elini öpen, Demirel hükümetinde Diyanetten sorumlu Devlet Bakanı olan Ekrem Ceyhun’du. Yer Anıtkabir’di. 23 Nisan törenleri nedeniyle oradaydılar. Haber; “66 yaşındaki Devlet Bakanı’nın 67 yaşındaki bir muhalefet liderinin elini öpmesi, izleyenlerin ilgisini çekti.” tümcesi ile son buluyordu.

Cumhuriyet Gazetesi’nin 27 Temmuz 2006 tarihli Kitap Ekinde, Mustafa Şerif Onaran, “Değinmeler” adlı sayfasında, Ekrem Ceyhun’un “2023 Yılında Türkiye” adlı kitabını tanıttı. Sadece bu kitabı değil Ekrem Ceyhun’u da tanıttı.

Bu ikinci bölüme; “Bilinmeyen Ekrem Ceyhun” ara başlığını koyduktan sonra: “Önce belleklerimizi yoklayıp Ekrem Ceyhun’u yeniden anımsayalım. Annesi “Osmanlı Kadını” dedikleri, yaşama deneyimiyle yüklü, gün görmüş, özel dünyası olan bir kadındı. Babası her zaman genç kalmasını bilmiş, içi sevinç dolu bir küçük memur.”

“Ekrem Ceyhun 1952’de İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Yüksek İnşaat Mühendisi olarak çıkıp Karayollarında görev aldıktan sonra, 50 yıl boyunca, devletin en yüksek yerlerinde bürokrat olarak çalışmış; siyasete atıldıktan sonra da değişik bakanlık görevleri yapmıştı. Örtülü ödenek de ona bağlıydı. Derin devleti yakından tanıdı. Atatürk devrimlerine inanan, samimi bir Müslüman’dı. İnançlarını siyaset için kullanmadı.” diye yazdı.

Onaran; “Önce belleklerimizi yoklayıp Ekrem Ceyhun’u yeniden anımsayalım.” dedi. Kendi bildiklerini yazdı ama, benim beleğimdeki Ekrem Ceyhun bambaşka biriydi. Ekrem Ceyhun’u o meşhur tümcesiyle anımsıyordum. O tümce şuydu: “Biz siyasetin emrinde bir din istemiyoruz; dinin emrinde siyaseti kabul ediyoruz.” Belleğimde bir şey daha vardı. Arşivimde arayıp buldum. Bu bir gazete kesiği idi. 24.04.1993 tarihli Milliyet Gazetesi, “Bakan, Erbakan’ın elini öptü” diye yazıyordu. Erbakan’ın elini öpen, Demirel hükümetinde Diyanetten sorumlu Devlet Bakanı olan Ekrem Ceyhun’du. Yer Anıtkabir’di. 23 Nisan törenleri nedeniyle oradaydılar. Haber; “66 yaşındaki Devlet Bakanı’nın 67 yaşındaki bir muhalefet liderinin elini öpmesi, izleyenlerin ilgisini çekti.” tümcesi ile son buluyordu.

Bu iki şey elimin altındaydı ama, yetinmeyip Sayın Ceyhun’un Diyanetten sorumlu Devlet Bakanı olduğu dönemdeki meclis tutanaklarını, özellikle Diyanet bütçesi konuşmalarını okumalıydım. O meşhur söz orada söylenmişti çünkü.

Diyanet İşleri Bakanlığı bütçe görüşmelerinde 1992 yılında; SHP, RP, DYP, ANAP, 1993’te ise RP, SHP, ANAP, DYP, CHP adına konuşmalar olmuş. SHP adına konuşan Sayın Şahin Ulusoy’un konuşmalarını bir yana bırakacak olursak, öbür sözcülerin işledikleri tema, öne çıkardıkları konular aynı: “Her yıl 1500 cami ile 300 civarında kuran kursu için bina inşa edilmektedir. Bu yetersizdir.”, “Bugün (DİB) 80 binin üzerindeki görevlisiyle milletimize hizmet etmenin gayreti içindeyse, bu necip milletimizin inancından kaynaklanan bir tezahürdür.”, “90 bin personeli olan Başkanlıkta, yüksek tahsil yapmış olanların sayısı 5 bin civarındadır.”, “50 bin din görevlisine ön lisans eğitimi sağlanmıştır.”, “Bir İlçe Milli Eğitim Müdürümüze, bir ilçemizde, bir lisemizde öğretmenlik görevi yapan değerli arkadaşlarımıza ne gibi imkanlar sağlanıyorsa, bunlara da bu imkânları sağlamalıyız.”, “Milli Eğitim Bakanlığında, bir asker öğretmen uygulaması vardır. Diyanet teşkilatında da asker imam uygulamasını getirmenizi diliyorum.”, “Bu ulvî müessese layık olduğu üstün statüye kavuşturulmalıdır.”, “özerk olmalıdır.”, “Devlet protokolünde layık olduğu yere getirilmelidir.”, “Mevcut statü ile Müslümanların vicdanları sızlamaktadır.”, “Makam arabası kırmızı plakalı olmalıdır.”, “Alo Diyanet” hattı kurulmalıdır.”, “TRT’nin dini yayınlar şubesi, mutlaka Dini Hizmetler Dairesi haline getirilmeli ve din hizmeti daha çok yaygınlaştırılmalıdır.”, “DİB’na TRT’de özel bir kanal verilmelidir.”, “Kültür Bakanlığının bale ödenekleri bölümünden DİB’na aktarma yapılmalıdır.”, “Devlet Opera ve Balesine ayrılan 447 milyar liranın 200 milyar lirası kuran kurslarına aktarılsın.”, “DİB Tasarruf Tedbirleri’nin dışına çıkartılmalıdır.”, “Gönül isterdi ki, DİB bunun iki misil bir bütçe ile takviye edilsin.”, “Türban, ideolojik bir simge değil, türban, yani başörtüsü, Allah’ın emridir.”, “Dini inancından dolayı başını örtenlere karışmak laiklikle bağdaşmaz; hatta bu gericiliktir, inanç hürriyetine müdahaledir, inançlara tahakkümdür.”, “Ruhban okullarında dahi yasaklanmayan başörtüsü, maalesef, İmam-Hatip liselerinde bile yasaklanmakta ve inançlı insanlar mağdur edilmektedir.”, “Bazı üniversite kapılarında baş örtülü kızlarımız hâlâ gözyaşı akıtmaktadırlar.”, “Ülkemizde, dinin ihmal edildiği dönemler yaşanmıştır. 1946’dan başlayarak bu ihmal telafi edilmeye çalışılmaktadır.”, “O dönem, devlet, hakiki din adamları yetiştirme müesseselerini kurmamış, halk dinini öğrenmede gerekli iklimden yoksun bırakılmıştır. İşte, Cumhuriyet devrinin en büyük yanlışlıklarından birisi budur. O dönem siyaset adamlarının da affedilmez ayıplarından birisidir; nitekim, millet bunu affetmemiştir, üstelik bunlar laiklik adına yapılmıştır.”

Bu son iki cümleden birincisi 92, ikincisi 93 yılında DYP Grubu adına konuşan Manisa Milletvekili Yahya Uslu’ya ait. Yahya Uslu’nun ilginç bir cümlesi daha var. “Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-î Nur’undan yararlanarak tercüme edilecek eserler, büyük bir eksikliği tamamlayacaktır. Bugüne kadar yaklaşık 15 dile tercüme edilen ve dünyanın çeşitli yerlerindeki üniversitelerde hazırlanan tezlere konu olan Risale-i Nur Türkiye’yi, Orta Asya’da ve İslâm ülkelerinde temsil edecek bir kültür elçisi olmaya namzet kıymetli eserlerden sadece biridir.”

Bu görüşmelerdeki öbür saptama ve önermeler de yine kısaca şöyle: “Dinler, başlı başına bir anayasa hukukudur.”, “Din, millet varlığının temeli ve kalesidir.”, “Bizde din, hem hayatın hayatı hem nuru hem esasıdır.”, “Hiç kimsenin gönlüne göre değil, Allah’ın emrine göre konuşuyorum.”, “DİB teşkilatımız, milletin göz bebeğidir. Hiç kimse buna yan bakamaz”, “Sayın Başbakan Süleyman Demirel Diyanetin üstünde, hepimizin bildiği gibi titremektedir.”, “Sayın Süleyman Demirel’in Başbakan olduğu dönemlerde, Diyanet İşlerinde, din adamı yetiştirmede, okulların, camilerin, Kur’an kurslarının açılmasında, imam hatip okulları, İslâm enstitüleri gibi okulların faaliyete geçmesinde, bu konularda hep zirvede kalmıştır, zirvededir de.”, “DİB, Türkiye’de ve dünyada, ilk defa geniş katılımlı, bir din şurası gerçekleştirecektir.” “Aleviler de Sünniler de hepsi Müslüman’dır.” “Türkiye halkının % 99’u Müslüman’dır.” “Bugün Amerika’da ortaya çıkan ve bütün dünyayı tehdit eden AIDS, Lût Kavminin duçar olduğu sapıklığın bugünkü tezahürüdür.”

Tüm bu alıntıları o yıllardaki meclisimizi ve partilerimizi iyi anlayalım, bir kez daha anımsayalım diye yaptım. (Hoş bu anlayış, çok değil 10 yıl sonra bunların sonlarını getirmiştir. Ama başka bir şeyi AKP iktidarına da zemin hazırlamıştır. Onlar bu tarlada yetişmiştir. Ayrıca yine görüyoruz ki; Diyanete sağlanan olanaklar, türban, laiklik anlayışı gibi temel konular o günden kaldığı şekliyle hâlâ tartışılmaktadır.) Ekrem Ceyhun, bu mecliste Diyanet’ten sorumlu Devlet Bakanıdır. Bu eleştiri ve önerilere verdiği yanıtta şunları söylüyor: “Toplumları bir arada tutan en büyük unsur, hiç şüphe yok ki, onların müşterek değerleridir. Bu müşterek değerlerin başında da din gelmektedir.”, “Hükümet olarak, evvela DİB’na aynen YÖK başkanlığında olduğu gibi kırmızı plaka verilmesi konusunda teşebbüse geçmiş bulunuyoruz, bunu sonuçlandıracağız.”, “Bu beş yıllık program içerisinde DİB’da çalışan tüm insanlar bir ev sahibi, tüm müezzinler bir ev sahibi olacaklar. Bunu takiben diğer din görevlilerinin ev sahibi olması sağlanacaktır.”, “Her caminin yanına bir imam, bir de müezzin evinin yapılmasını beş yıllık plana bağladık ve Allah’ın izniyle bu yıldan itibaren bu faaliyete geçiyoruz.”

Ceyhun’un yanıtında başkaca da ele gelir bir şey yok.

Şimdi gelelim; Onaran’ın; “Önce belleklerimizi yoklayıp Ekrem Ceyhun’u yeniden anımsayalım” dediğinde usuma gelen o meşhur cümlesinin geçtiği bölüme:

“Şunu ifade etmek istiyorum: Hükümet olarak biz, üç yere siyasetin girmesine karşıyız: Okul, cami, kışla.

Biz, siyasetin emrinde bir din istemiyoruz; dinin emrinde siyaseti kabul ediyoruz. Çünkü, dinin emrindeki siyaset, milletimizin yücelmesini meydana getirir. Siyasetin emrindeki din ise, Allah korusun, milletimizi parçalanmaya ve bölünmeye götürür. Bu bakımdan, buna kesinlikle karşıyız.

Hükümetimiz göreve başlar başlamaz, bir boşluğu görerek, onu doldurmak istemiş ve Din İşleri Yüksek Kurulunu meydana getirmiştir. Kurul, dokuz aydan beri çalışmalarına devam etmektedir.”

“Biz, siyasetin emrinde bir din istemiyoruz, dinin emrinde siyaseti kabul ediyoruz.” dediğinizde; okul, cami, kışla, milletin parçalanması, bölünmesi, kaygıları boşunadır, beyhudedir. Ne biri doğrudur, ne de öteki. İkisi birden yanlıştır. Bu bütçe görüşmelerinde sözcülerden biri; “Ne devlet elinde din, ne de din elinde devlet rahata kavuşamamıştır bugüne kadar.” demişken üstelik. Atatürk’ün laiklik anlayışı belliyken. Bu durumda Onaran’ın; Ceyhun için söylediği; “Atatürk Devrimlerine inanan samimi bir Müslüman’dı.” nitelemesi nasıl doğru olabilir? Ve elbette hükümetin öbür ortağı SHP sözcüsü Tokat Milletvekili Şahin Ulusoy’un; “Hepimiz, bu ülkenin ve bu ulusun bölünmez bütünlüğüne bağlıysak, saygı duyuyorsak, bunu geleceğimizin güvencesi olarak görüyorsak, bu kurumu kaldırarak, daha çağdaş ve bilimsel bir yapı olan ve kalkınmış ülkelerde uygulanan laiklik düzenini kurmak zorundayız. Bunlar acı gerçeklerdir. Ama söylemek, savunmak, hepimizin tarihi borcudur.” “Anayasadaki evrensel hukuk ilkelerine aykırı dini eğitim zorunluluğunun kaldırılmasını; dini eğitimin, kişilerin ve velilerin rızalarına bırakılmasını; okullardaki dini eğitimin kaldırılmasını; bu görüşün propagandasının yapıldığı yerlerde devlet yardımının kesilmesini; görüntülü ve yazılı yayında tüm inanç gruplarına imkân eşitliği sağlanmasını, şu anda olduğu gibi tek taraflı dini eğitimi amaçlayan yayın yapılmamasını hükümetimizden ve yüce meclisimizden diliyorum.” demişken, nasıl olur da Sayın Bakan bu öneriyi duymazdan gelir.

Bakan duymuyor ama, Bakanı duyan biri var: SHP Kırşehir Milletvekili Coşkun Gökalp, Gökalp soruyor:

“COŞKUN GÖKALP (Kırşehir) – Sayın Başkan, Sayın Bakanımız biraz önce kürsüden cevaplar verdi. İyi niteyinden hiç endişemiz yoktur; fakat, anladığım kadarıyla, tuttuğum nota göre şöyle dedi: “siyasetin emrinde din düşünmüyoruz, dinin emrinde siyaseti kabul ediyoruz.”

Şimdi soruyorum; böyle düşünülürse, Anayasanın 2 nci maddesi ve Anayasanın 24 üncü maddesiyle, bu düşünce sistemi nasıl bağdaşır ve özellikle laiklik ilkesiyle nasıl bağdaşır?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gökalp.

Buyurun Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI EKREM CEYHUN (Balıkesir) – Sayın Başkan, her iki konuşmacımıza da yazılı olarak cevap arz edeceğim.”

Ekrem Ceyhun yanıt verdi mi, verdiyse o yanıt ne idi diye merak ettim. Arayıp Coşkun Gökalp’i buldum. “Evet öyle oldu, ama yanıt vermedi.” dedi.

Onaran; Ceyhun’un “2023 Yılında Türkiye” kitabını tanıtırken; Ceyhun için; “Mustafa Kemal’in ağzından ulusun sesini yorumluyordu.” diyor. Belki de öyledir. Kitabı Ankara’da bulamadığım için okuyamadım. Dilerim öyledir.

Doğrusu kafam karıştı. Hem de çok...

Ali BALKIZ

09 Ağustos 2006

KAYNAK: http://www.alevihaber.org/

 

 
Ana Sayfa | Basın Açıklamaları | Yazı Dizisi | Haberler | Şubemizden Haberler | Yazarlar | Etkinlikler | Foto Galeri | Etkinlik Fotografları | Makaleler | Sivas Katliamı | Sivas Şehitleri | Katliamlar | Alevilik | Bilgi-Belge | Genel Mer.Yön Kurulu | Antalya Şube Yön. Kurulu | Pir Sultan Anıtı | Pir Sultan Yazıtı | Pir Sultan Abdal | Pir Sultan'ın Eserleri | Pir Sultan Abdal Dergisi | Tüzük | Takvim | Arşiv | Kaynakça | Kronoloji | Linkler | iletişim | Ziyaretçi Defteri
 
©2006 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi Tüm hakları saklıdır.
Tel: 0 (242) 326 34 44 Faks: 0 (242) 247 55 45 E-Posta: iletisim@psakd.org