|
Turan Eser, Araştırmacı-Yazar İkisi iç hukuk sürecinde bulunan, biri ise AİHM'de süren, Alevi çocuklarının zorunlu din derslerinden muaf tutulmasına dair üç davadan birisinde karar çıktı. Bu karar 17.04.2006 tarihli Milliyet gazetesinde "İstanbul 5. İdare Mahkemesi, inancı gereği çocuğunun zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulmasını isteyen Alevi bir babanın (ABF ikinci Başkanı Ali Kenanoğlu) başvurusunu haklı buldu" şeklinde kamuoyuna duyuruldu. MÜCADELE EDEN KAZANIR, MÜCADELE ETMEYEN ZATEN KAYBETMİŞTİR. ABF ve AABK tarafından, 2005 yılında zorunlu din derslerinin kaldırılması için 1 milyona yakın imza toplanmıştı. Bu imzalar Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa, ve Avrupa Parlamentosu'na teslim edildi. Toplanan imzalara, ABF ve AABK taleplerine, o dönem siyasi iradenin veremediği cevabı, bugün İstanbul 5. İdare Mahkemesinin kararı verdi; "Zorunlu Din dersi uluslararası sözleşmelere ve anayasada belirlenmiş din ve vicdan özgürlüğüne aykırıdır" Anlayan için bu cevap net ve bir o kadar da açıktı. Toplumun sesine kulak vermeyenler, şimdi hukukun kararı karşısında nasıl davranacakları çok önemli. BU KARAR SİYASETİN AKTÖRLERİNE "ZİHNİYETİNİZİ DEĞİŞTİRİN" MESAJI VERMEKTEDİR. Bu karar aynı zamanda AKP hükümetinin bugüne kadar, konuya ilişkin savunduğu düşünsel ve hukuksal argümanlarını yerle bir etmiştir. Sadece AKP hükümetini değil, bugüne kadar bu konuya ilişkin zorunlu din derslerini savunanların da zihniyet algılamalarını değiştirmelerine ve hukukun evrensel yüzü ile tanışmasına da fırsat vermiştir. Bu karar aynı zaman da "cumhuriyetin kazanımlarını" zorunlu din dersi ve Diyanetin varlığı ile savunan "sosyal demokratlar"ada da bir mesaj göndermiş olmalıdır. Oy kaygısı ile "hassasiyet" politikasını ilke edinenlerin, özgürlükçü, laik ve demokratik bir Türkiye ilkelerini, "hassasiyet" dengelerine endeksli siyasi çizgilerine nasıl kurban ettiklerine dair yaklaşımlarında bir ölçüde cevap niteliği taşımaktadır. Aynı zamanda resmi görüşün hipnoz sınırları içerisinde yer alanlara ve egemen zihniyet kurgularının zorunlu değişimine ilişkin "artık değişin" mesajı vermiştir. Çünkü 21. yüzyılın siyaset kültürü, kendini, iktidarını korumak ve savunmak adına karşı olduğunuz zihniyet kalıplarına sığınmayı kabul etmemelidir. Karşı olduğunuz argümanların parçası olmamak için, siyasi irade değişim ister. BU KARAR KİŞİYE ÖZEL OLUP ANCAK EMSAL TEŞKİL EDER, ÖNEMLİ OLAN ZORUNLU DİN DERSİNİN KALDIRILMASI VE MEVCUT HALİNİN REFORMA TABİİ TUTULARAK SEÇMELİ HALE GETİRLMELİR. İstanbul 5. İdare Mahkemesi kararı zorunlu din dersleri ile ilgili yönetmenliğin ya da Anayasasının ilgili maddesini iptali değildir. Sadece davayı açan kişinin bu karara istinaden, çocuğunu bu dersten bu muaf kalmasını sağlayan, kişiye özgün bir karardır. Ancak yeni davalar için emsal teşkil edeceğinden, bunda sonra mahkemelere intikal edecek davaların sonuçlarını da etkilemiş olacaktır. Oysa doğru olan, Zorunlu Din Kültür ve Ahlak Bilgisi dersinin Anayasa'dan çıkarımlısıdır. Genel bir çözüm için laiklik ve evrensel kabuller çerçevesinde, isteyenin kendi dinini ve inancı öğrenme ve öğrenmeme hakkını da kapsayacak olan seçmeli ders uygulamasıdır. AB SÜRECİ, TÜRK SİYASİ İRADESİNİ VE HUKUK SİSTEMİMİZİ, EVRENSEL HUKUK NORMLARINA AYKIRILIKLARINI, ÇÖZÜM DOĞRULTUSUNDA ZORLAYACAKTIR. AKP hükümeti, Türkiye'nin AB üyelik sürecinde bazı uyum yasalarını hazırlarken, kasıtlı olarak, Alevilerin taleplerini göz önünde bulundurmadı. Örneğin ABF ve AABK yürüttüğü bir çok çalışma ile AKP hükümetine, zorunlu din dersinin Anayasa'ya ve evrensel hukuka, sözleşmelere ve bildirgelerine aykırılık taşıdığını, ayrıca laiklik ilkesi ile çeliştiğini bir çok platformda açık dille anlatmaya çalışmıştır. Alevilerin haklı ve demokratik taleplerin duymazdan gelen AKP, IMF ve DB tarafından dikte edilen "Sosyal Güvenlik Kurumu Yasa Tasarısı" tartışmasız kabul etti. AKP hükümeti, AB siyaset ve hukuk belgelerinde belirtilen, bireysel özgürlük, hukukun üstünlüğü, insan hakları, kültürel çeşitliliğin tanınması, demokrasi ve din ile devlet ilişkilerinin ayrılığı üzerine kurulmuş olan tanımları görmezden geliyor. AB Temel Haklar Bildirgesinin, 54 maddenin büyük çoğunluğu, insan onuru, demokrasi, bireyin düşünce ve din özgürlüğü, eğitim hakkı, yasalar önünde eşitlik, ayırımcılık yasağı, kültürel dinsel çeşitlilik, sosyal güvenlik ve kişi haklarına saygıya dayalıdır ve bu haklar teminat altına alınmıştır. Siyaset kültürünün ve hukuksal düzenlemelerinin evrensel değerler ile buluşması için, farklı ülkelerde toplumun kazanılmış haklarından faydalanmak gerekir. AB ülkelerinde din eğitimi seçmeli, isteğe bağlı ve özel okullarda, ayrımsız olarak verilir. Fransa'da ise 1904 yılında devlet okullarından din dersleri kaldırılmış, özel okullarda ise seçmeli olarak serbest bırakılmıştır. Ancak siyasi rotasını Avrupa'dan yana belirleyen resmi iradenin, Avrupa ülkelerin başarılarından ve hukuksal kazanımlarından ders almaması ise, ayrı bir sorun olarak önümüzde durmaktadır. Türkiye'nin üyesi olmak istediği AB ülkelerinde, devlet vatandaşın dinine karışmayı, inanç, vicdan ve kanaat özgürlüğüne müdahale olarak algılamaktadır. İşte bu nedenle din eğitimini, ilgili dinin temsilcisi cemaatlere ve özerk kurumlara bırakmıştır. Dersler zorunlu değildir. Seçmelidir. Türkiye'de ise şeyhülislâmlıktan günümüze kadar İslam din öğretisi, topluma tek din dersi olarak dönem dönem zorunlu eğitimin bir parçası olarak dayatılmıştır. 1982 Anayasası'ndan beri halen zorunlu eğitim arasında yer almaktadır. Zorunlu din dersi uygulamaları, din özgürlüğünü güvence altına alan anayasanın 24. maddesine aykırıdır. Çünkü din ve vicdan özgürlüğü, aynı zamanda insanların dindışı kalabilme hakkını da kapsar. İnsanların dini öğrenme, öğrenmeme, öğreneceklerse de bütün dinleri öğrenebilme hakkı isteğine bağlı olmak şartıyla olmalıdır. Böyle bakıldığında "Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır" biçimindeki kural, aynı maddede düzenlenen din ve vicdan özgürlüğü prensibine aykırıdır. Aynı zamanda, "kimse dini inançlarını ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz, kınanamaz" biçimindeki güvenceye de aykırılık teşkil ediyor. Mevcut uygulama sadece Alevileri ve Gayri Müslimleri değil, inanmayanları da rahatsız etmektedir. Tüm Osmanlı dönemi boyunca eğitim-öğretimin genel amacı "iyi bir Müslüman ", "iyi bir kul" yetiştirmek iken, bu zihniyet kurgusunun 21. yüzyılda Anayasası ile sürdürmenin nedeni, ancak asimilasyona hizmet eden, çağdaş, üretken ve sorgulayan birey yerine itaatkar bireyler yaratmayı ilke edinmiş ideolojik yaklaşımla açıklanabilir. DİN EĞİTİMİ SİYASET MALZEMESİ OLMAKTAN ÇIKARILMALIDIR. Türkiye'de devlet eliyle din eğitimin 1940 yıllardan sonra, siyasi bir malzeme olarak kullanılmıştır. Seçmenlerin inançsal hassasiyetlerini siyasetin malzemesi haline getirilmesi anlayışı, giderek devletin ideolojik kalkanı haline getirilmiştir. Devletin eğitim sistemi Sünni İslam dinini referans almıştır. Farklı inanç grupları dahil herkese eğitimde "Türk-İslam Sentezi" dayatılmıştır. Ulusal eğitim sisteminde dinsel özelliğin artması, Askeri-siyasi otoritenin yönelimini "İslami laiklik"ten yana tercih koyduğunun göstergesi olarak kabul edebiliriz. 1980 darbesinin uygulamalarının teokratik bir devlet yapısının icraatları denk düştüğünü ve ideolojik yöneliminin ise "laik ve demokratik İslam Devleti" ile örtüştüğü konusunda şüphe yok. Bu durum ise, aslında AKP'nin neden bu kadar güçlendiği sorusunun cevabını da içerisinde barındırıyor. Laik devlette, zorunlu din dersi uygulaması olur mu? Sorusunun cevabı, Türkiye'de resmi bir evettir. Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne rağmen, çocuğun dini, dini eğitimi konusunda en başta ana-babanın hakkı olmasına rağmen, Türkiye Anayasası bu hakkı tanımıyor. Çünkü "zorunlu din dersi" demek, devletin seçtiği din eğitimini (Sünni-İslam) , devletin seçtiği biçimde ve devletin denetimindeki eğitim/öğretiminde verilmesi demektir. Annenin, babanın ve daha da önemlisi çocuğun tercih ve söz hakkını "laik devlet" tanımıyor. Alevi ailenin elinden çocuğu alıyor ve ona "zorla" İslamı ve hanifeliği öğretiyor. Alevilerin yıllardır gündeme taşıdığı, Alevi çocuklarının "zorunlu din dersleri" ile savunmadığı ve gündelik yaşamında uygulamadığı öğretiler konusunda ve çocukların zora tabii tutulması karşısındaki tepkilere, "zorunlu din dersi Anayasa'nın gereğidir" diyerek işin içinden kurtulmaya çalışıldı. Milli Eğitim bakanı ise "Alternatifi olan varsa söylesin" diye ekliyor. İstanbul 5. İdare Mahkemesi ise 2006'nın Nisan ayındaki kararı ile hukuksal olarak Alternatifi kısmen göstermiş durumdadır. AKP hükümetinin Milli Eğitim Bakanı, Alevileri, Sünni-hanefi "aynı", hatta, "Toplumun çoğunluğu Sünni-Hanefi mezhebindendir; hatta Aleviler de buna dahildir" iddiasın da bulunarak, aslında hiçbir şeye talep etmesinler diyor. Çünkü AKP hükümetinin Milli Eğitim Bakanına göre "Demokrasilerde azınlık haklarını gözetmek esastır ama insanlar bir şey istiyorlar" diyerek serzenişte bulunuyor. E.Z. isimli bir Alevi öğrencinin velisi, Anadolu'da yaşayan nüfusun üçte birinin Alevi olduğu, din kültürü ve ahlak bilgisi dersi müfredatında ise Alevi-Bektaşi inancının ibadet şekli olan Cem törenine hiç yer verilmediği, Sünni ibadeti namazın ise en ince detaylarına kadar öğretildiği belirterek, Alevilere, Sünni inancın zorunlu ders olarak okutulmasını, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin din ve inanç özgürlüğü ilkesiyle çeliştiğini gerekçe göstererek Şubat 2004'te davasını, AİHM'e taşımıştı. Bu davanın sonuçları önümüzdeki süreçte, Türkiye'nin ideolojik ve hukuksal canını iyice sıkacağa benziyor. ÖTEKİLEŞTİREN VE ÜMMETLEŞTİREN DEĞİL, ÇAĞDAĞ, BİLİMSEL VE LAİK EĞİTİM ZORUNLUDUR! Bu ciddi ve çözüm bekleyen bir demokrasi ve laiklik ile ilgili bir sorundur. Siyasi iktidarlar demokratik ve özgürlükçü laiklik tanımına uygun inanç ve vicdan özgürlüğü kayıtsız şartsız güvence altına alınmalıdır. Kimse inancından dolayı ayrımcılığa maruz kalmamalı ve yaşam tarzlarında özgürlüğe sahip olmalıdır. Devlet her hangi bir din ve inanç grubunu resmi inanç olarak kabul etmemeli ve lehte destek sunmamalıdır. Yani devlet kendisini tüm inanç gruplarından ve dinlerden ayrı tutmalı ve hepsine eşit mesafede durmalıdır. Laiklik tanımı gereği, devlet, kendi okullarında zorunlu din eğitimi yapamaz. Bu nedenle zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır. Devletin asli görevleri arasında, din propagandası yapmak gibi bir faaliyet asla kabul edilemez. Bu hizmetler inanç ve din gruplarının kendisine bırakılmalıdır. Devlet okullarındaki din eğitimi tüm inanç ve dinleri kapsayacak şekilde isteğe bağlı olarak verilebilir. ÇÖZÜM PERSPEKTİFİ SUNAN EVRENSEL HUKUK DEĞERLERİ İHLAL EDİLMEMELİDİR. Çünkü evrensel hukuk değerleri, kazanılmış insan hakkıdır, çocuk hakkıdır. Uluslararası antlaşmalar böyle söylüyor. Türkiye'nin bu antlaşmalar altında imzası var. Bunun gereğini yerine getirmek Türkiye'nin görevi. İnsan hakları evrensel Beyannamesi madde 26 ne göre: "Eğitim, insan kişiliğinin tam geliştirilmesine, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Eğitim, bütün uluslar, ırklar ve dinsel gruplar arasında, hoşgörü ve dostluğu yerleştirmeli ...Ana-babalar, çocuklarına verilecek eğitimi seçmede öncelikli hak sahibidir.'' Yani anne babalar çocuklarının eğitimi hakkında söz sahibi olmalıdırlar. Anne Babanın iradesi dışında başka bir yol olamaz. Roma'da imzalanan Avrupa İnsan haklarını koruma sözleşmesi'nin 9. Maddesi ne göre ise: "Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din ya da inancını değiştirme özgürlüğü ile din ile inancını tek başına ya da topluca ve açık ya da özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve gözetme yoluyla açıklama özgürlüğünü de kapsar.'' New York'ta imzalanan kültürel haklar sözleşmesinin 13 maddesinin 3. bendi ise: "Bu Sözleşmeye taraf Devletler, ana babaların ya da - kimi durumlarda - yasal vasilerin, Devlet tarafından kurulanların dışında Devletçe konmuş ya da onanmış belli eğitim ölçülerine uyan okullar seçme özgürlüklerine saygı göstermeyi ve çocuklarının kendi inançları doğrultusunda ahlak ve din eğitimini görmelerini sağlamayı üstlenir.'' Konu çocuklar olunca, UNESCO'nun görüşüde önemlidir. New York'ta 1959'da imzalanan Çocuk Hakları sözleşmesinin 14. maddesinin 1. bendi ne diyor:' "Taraf Devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlüklerine saygı gösterirler." New York'ta 1981'de imzalanan beyenname madde 5 'de: "Çocuk, ana babasının ya da duruma göre kanuni vasisinin istekleri uyarınca istediği din ya da inanç eğitimi görme hakkından yararlanır ve kendi çıkarları başta olmak üzere ana babasının ya da yasal vasisinin isteklerine karşı din ve inanç eğitimi almaya zorlanamaz" demiştir. Fakat tüm bu evrensel hukuksal haklar, her nedense Türkiye'deki uygulama süreçlerinde, ideolojik yaklaşımların kurbanı olmuştur. SONUÇ OLARAK.. Laiklikten, demokrasiden, çocuk haklarından yana herkesin bu tekil davaları toplumsal bir davaya dönüştürmek amacıyla, herkesin çocuklarını zorunlu din dersi uygulamasından muaf tutulmasını sağlayacak, idari makamlara başvuru dilekçe kampanyasını örgütlemesi, asıl hedefe ulaşmak açısından önemlidir.
|