Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi - psakd.org
Ana Sayfa Haberler Etkinlikler Tüzük Yönetim Kurulu Şubelerimiz İletişim Ziyaretçi Defteri

 

Demokratik Alevi Hareketinin ve örgütlülüğün Önündeki Büyük Tehlikeler

Erdal YILDIRIMHepimizin bildiği gibi ülkemizdeki Demokratik Alevi Hareketi kendi örgütlenmesini uzun yıllar süren, çok zorlu, zorlu olduğu kadar da sancılı ve uzun süreli bir mücadelenin sonucunda, üst çatı örgütünü kurarak, yani Alevi Bektaşi Federasyonunu kurarak gerçekleştirdi.

Ülke dışındaki Aleviler de, bulundukları ülkelerde örgütlenerek önce federasyonlaştılar, daha sonra da konfederasyon örgütünü kurdular.

Bu iki örgütlenme çabalarında emeği geçen herkesin emeğin teslim etmek gerektiğini ifade etmeliyim.

Ama bunu ifade ederken Demokratik Alevi Hareketinin, özellikle son bir yıllık süreç gözlendiğinde, sadece dışarıdan gelen tehlikeler değil, kendi içinden de gelen çok önemli tehlikelerle karşı karşıya olduğunu, ve bu konuda siyasi bir uyanıklığa gereksinim olduğunu da belirtmeliyim.

Bu durumu biraz daha doğru tespit etmek için Büyük Ortadoğu Projesini iyi irdelemek gerekiyor. Büyük Ortadoğu Projesinin hayata geçirildiği tarih olan ve tarihin en vahşi katliamlarından biri olan 2 Temmuz 1993 Madımak Katliamını iyi irdelenmelidir. BOP’un hayata geçirilmeye başlaması projesi “Madımak Katliamı” ve hemen sonrasında gündeme gelen “ılımlı İslam” ile birlikte değerlendirilmelidir.

Ve o süreçten sonra ülkemizde ve Orta Doğu coğrafyasında tam da BOP’a denk düşen Amerikan Emperyalizminin saldırgan politikaları birer birer hayata geçirildi. Irak’ın işgal edilmesi, Orta Doğu halklarının katledilmesi, İsrail’in Filistinlilere karşı sürdürdüğü kanlı savaş, BOP’nin aşama aşama hayata geçirilmesinin evreleridir.

Bu bağlamda incelediğimizde son aylarda çok ilginç gelişmeler yaşandığı görülmektedir. Geçtiğimiz yılın Eylül sonlarında, Almanya İçişleri Bakanı Wolfgang Schauble’nin Berlin’de organize ettiği İslam Zirvesine AABF Genel Sekreteri Ali Ertan TOPRAK katılıyor ve o günlerde Amerika Birleşik Devletlerinin İç Güvenlik bakanı Michael Chertoff ile bir görüşme yapıyor.

İslam zirvesi sonrasında Ali Ertan Toprak yaptığı açıklamada şöyle diyor : “Alman Devleti burada yaşayan Müslümanlardan Alman Anayasasına ve toplum düzenine saygi bekliyor. AABF olarak bu diyaloga katkımızı sunacağımızı belirttik.” Oysa biliyoruz ki, 9-10 Ekim 2005 tarihinde aralarında Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun da bulunduğu ve yurtiçinden ve dışından toplam 409 Alevi Bektaşi kuruluş adına Ankara’da yapılan açıklamada Alevilik için şöyle deniliyordu : “Alevilik, islamiyetle ilgisi olmayan ve kendine özgü bir inançtır.”

İşte ilginçlik burada… Yurtiçindeki ve yurtdışındaki örgütlerin ortak kararıyla yapılan Alevilik tanımı, Almanya’daki en iyi on müslümandan biri olarak lanse edilen AABF Genel Sekreteri tarafından İslam Zirvesi toplantısı ve ABD’li bakandan sonra değiştiriliyor.

Ve yine başrolünde AABF Genel Sekreteri Ali Ertan Toprak’ın olduğu bir görüşme daha yapılıyor Almanya’da. Berlin’de Adlon Oteli’nde bu sefer hem de ‘başbaşa’ görüşme yapılan kişi, Amerika Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice. Hani şu son yılların en ‘şahin’ ABD dışışleri bakanlarından olan Rice. Hani şu tüm dünyada emperyalist saldırmacılığın temsilcisi ve Orta Doğu’yu katliamlarla kan gölüne çeviren Rice… İşte bu Rice’a Aleviliğin sorunlarını anlatıyor (!) sayın Toprak…

Diyanet İşleri Başkanlığı, Muharrem ayında Cumhuriyetçi Eğitim Merkezine bağlı 6 dedeyi Almanya’ya görevli olarak gönderiyor.

Bu günlerde ise, yani Condoleezza Rice ile eş zamanlı olarak Fethullah Gülen tarikatı ve Zaman Gazetesinin de Aleviliğe olan ilgisinin artması, hatta bizzat Gülen tarikatının kurduğu ve F.Gülen’in onursal başkanı olduğu Abant Platformunun "Tarihi, Kültürel, Folklorik ve Aktüel Boyutlarıyla Alevilik" adlı sempozyum çalışmaları hem ilginç, hem de aynı oranda üzerinde dikkatlice durulması gereken bir durumdur.

Ve bizim dışımızdan gelen asimilasyon faaliyetlerine karşı durmak, mücadele etmek; içimizde bilerek veya bilmeyerek asimilasyona hizmet edenlerle mücadele etmekten daha kolaydır.

……

Bir başka önemli tehlike de dışarıdan değil, bizzat içeriden, hatta Alevi Bektaşi örgütlenmesinin en tepe noktalarından gelmektedir.

Geçtiğimiz yıl 15 Ağustosunda Hacı Bektaş ilçesinde gerçekleştirilen bir toplantıda Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker’in “Dünya Aleviler Birliği” gibi bir ifadeyi kullandığını ve bu ifadeyi geçtiğimiz tüm süreç boyunca da nakış nakış işlemek için hiçbir fırsatı kaçırmadığını görmekteyiz.

Bu söylem özellikle Demokratik Alevi Hareketi açısından son derece tehlikeli bir söylemdir. Hepimiz bilmekteyiz ki, Alevilik inançsal ve mistik karakterinin yanında, özünde siyasal içerikli bir harekettir. Yüzyıllardan bu yana olduğu her coğrafyada sistemin ve egemenlerin baskıcı, yasakçı uygulamalarına karşı hep direnmiş, mazlumun yanında olmuş ve isyan etmiştir. Yani süreç boyunca hep devrimci bir çizgi izlemiştir.

Oysa Turgut Öker’in o toplantıda söylediği : “Vatikan Hiristiyan dünyası için ne ise, Hacıbektaşta Aleviler acısından odur” sözü ile Aleviliği sadece ruhani bir birlik içersinde tasvir etmektedir. Alevi, Hareketini ve alevi söylemini demokratik içeriğinden soyutlandırma çabalarına hzı vere sayın Turgut Öker, anlaşılmaktadır ki , bu Vatikan türü ruhani birliğin başkanlığına göz kırpmaktadır.

Bu arada yeri gelmişken parantez içinde söylemekte fayda var. Sultanbeyli Cemevi temel atma törenine ‘emniyetten bir tanıdığının, Türkiye’ye gelmemesini, gelirse gözaltına alınacağını’ bildirmesi üzerine gelmeyen Sayın AABK Genel Başkanı T.Öker, son aylarda, daha önce defalarca dile getirdiği “sivil itaatsizlik” söyleminden de vazgeçmiş görünmektedir.

Ve keza Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu kongresi öncesi ve sonrası birkaç aylık sürece bakıldığında çok rahatlıkla görülecektir ki, hem Alevi Bektaşi Federasyonu, hem de Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu yöneticilerinin tüm söylemlerinde siyasal söylemler terkedilmiş, sadece Aleviliğin inanç boyutlarıyla ilgili söylemler tekrarlana gelmektedir.

Oysa bilinmelidir ki, bu ülkede demokrasi sorunu vardır. İnsan hakları sorunu vardır, toplumsal barış sorunu vardır. Eğitim alanında, sağlık alanında ve bir çok alanda halkımız büyük sorunlar yaşamaktadır. Ve bu ülkedeki demokrasi sorunu çözümlenmeden Alevilik sorunu da çözümlenmez. Günü kurtarmaya yönelik mevzi politik analiz ve çözümlemeler Demokratik Alevi hareketinin karakterine uygun değildir. Ülkede sürdürülen demokrasi mücadelesinden kopuk bir Alevi hareketinin düşünülmesi de söz konusu değildir.

Ama Dünya Aleviler Birliği gibi “büyük bir ruhani birliğin” peşinde koşan yöneticilerimiz ülkemiz ve coğrafyamızdaki birçok siyasal ve toplumsal olaylarda, ne yazık ki ortalıklarda görünmemektedirler. İnternet sayfalarında ara sıra basın açıklaması yayınlamayı marifet sayan yöneticilerimizi dikkat ederseniz, ne 19 Aralık Cezaevi katliamlarıyla ilgili eylemliliklerde, ne 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Mitinglerinde, ne 17 Mart Amerikanın Irak’ı İşgalini protesto eylemlerinde sokaklarda ve meydanlarda sırra kadem basmaktadırlar.

Biraz daha özele gelelim isterseniz. Yukarıda saydığımız bazı tarih ve olaylar belki de, direkt olarak Alevi Hareketini ilgilendirmemektedir. Ama 24 Aralık 1978 Maraş Katliamı da mı bu büyük ‘ruhani’ birlikler peşinde koşan yöneticilerimizi ilgilendirmiyor? Bunu düşünmek bile tüylerimizi diken diken etmez mi ? 12 Mart Gazi Katliamında ve 15 Mart Ümraniye Katliamlarında şehit düşenler de mi, bu yüzlerce dernek yöneticilerimizi ilgilendirmemektedir.

İşte bu ve buna benzer faaliyetlerin amacı Aleviliğin asimilasyonundan başka bir şey değildir. Bu asimilasyon faaliyetlerine karşı mücadelenin yolu, Alevi kurum yöneticiliğine yakışır tutum ve davranışlardan, Pir Sultan gibi devrimci inanç ve kararlılıktan, bilinçli ve dirençli durmaktan geçer.

Ve her türlü iç ve dış tehlikeye karşı tüm Demokratik Alevi Hareketi bileşenlerinin, yöneticilerinin ve gönüldaşlarının, Aleviliğin binlerce yıldan bu yana gelen mazlumdan yana olan, 72 millete aynı nazarda bakan ilke ve prensiplerine daha kararlı, inançlı ve güçlü bir şekilde sahip çıkmaları herzamankinden çok daha önemlidir.

Pir Sultanın inancı bilinci ve direnciyle …..

18.04.2007

Erdal YILDIRIM

PSAKD Kültür Sanat Sekreteri

 

 

 
Ana Sayfa | Basın Açıklamaları | Yazı Dizisi | Haberler | Şubemizden Haberler | Yazarlar | Etkinlikler | Foto Galeri | Etkinlik Fotografları | Makaleler | Sivas Katliamı | Sivas Şehitleri | Katliamlar | Alevilik | Bilgi-Belge | Genel Mer.Yön Kurulu | Antalya Şube Yön. Kurulu | Pir Sultan Anıtı | Pir Sultan Yazıtı | Pir Sultan Abdal | Pir Sultan'ın Eserleri | Pir Sultan Abdal Dergisi | Tüzük | Takvim | Arşiv | Kaynakça | Kronoloji | Linkler | iletişim | Ziyaretçi Defteri
 
©2006 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi Tüm hakları saklıdır.
Tel: 0 (242) 326 34 44 Faks: 0 (242) 247 55 45 E-Posta: iletisim@psakd.org