22
Temmuz seçimlerine tüm hızıyla giden ülkemizde gündem bazı
siyasi partilerin Alevi adayları ile yeniden sarsıldı. 2006
yılının ekim ayında yazdığım bir yazıdan uzunca bir alıntı
yaparak yazıma başlamak istiyorum.
Ülkemiz
gelecek yıl zorlu bir sürece giriyor.2007 / Nisan ayında
Cumhurbaşkanlığı, ardından 2007/ Kasım ayında genel parlamento
seçimleri ve daha sonra da 2008 / Mart sonu yerel seçimler
yapılacak. Deyim yerinde ise yaklaşık olarak önümüzdeki
1.5 yıllık süreçte "kriz" derecesinde bir "kaos" yaşanacaktır.
"Kaos'un" "krize" dönüşüp-dönüşmemesi "Ulusal aktörlere"
bağlı olduğu kadar, bunlardan daha fazla "küresel" aktörlere
(başta ABD olmak üzere) bağlı olacaktır.
Dikkatle
bakarsak 1930 yıllardan bu yana ülkemizde hep sağ kadrolar
iktidar olmuş ve yönetmişlerdir. Halk evlerini ve Köy Enstitülerini
kapayan zihniyet İmam - Hatip liselerini yaratmış, zaman
içinde çeşitli kesintilere uğrasa da 12 Eylül ile iyice
güçlenmiş "Anadolu Kaplanları" adı altında örgütlenen tarikat-cemaat
sermayesi, sanayi yanında finans sektöründe de önemli kuruluşların
sahibi olmuştur.
Bence
sol emekçi örgütleri (DİSK-KESK)SHP-ÖDP-SDP ve EMEP güçlerini
birleştirmeli, Alevi örgütlerinin ve Kürt sosyalistlerinin
de desteği ile DSP ve CHP'ye bir çağrı yapmalı, bu çağrıya
uyulursa geniş bir ittifak kurulmalı(sanmıyorum ama ). Uyulmazsa
bu ilkelere sahip olanlarca ittifakın ilkeleri, etik kuralları,
hedefleri, programı ve tüzüğü belirlenmeli mevcut bir partinin
altında gerçekleştirilerek seçimlere girileceği mesajı verilmelidir.
Gelecek yıl için bu yıldan bir bildirge yayınlanmalıdır.
Sürecin gelişimi ile diğer kesimlerin (CHP muhalefeti )
desteği sağlanmalı ve ittifak olgunlaştırılmalıdır.
Üst
siyasal kültüre her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.
Bu kültür; çağdaş, laik, kentli, modern, demokrat ve sol
bir kültür olmalıdır. Feodal, bölgeci, etnik ve inanca dayalı
öğelerin öne çıkmadığı ama asla da dışlanmadığı, horlanmadığı,
temel haklar ve özgürlüklere sahip bir üst kültür etrafında
birlik oluşturulmalıdır.
Unutulmamalıdır
ki tüm bunlara rağmen sağa-sola savrulanlar vardır ve olacaktır.
Ama ancak bu üst sol siyasi kültür amipler gibi kendi içinde
bölünerek azalan ve giderek yok olan gidişe dur diyebilir.
Yeni olan, kentli olan ve modern olan bu kültürdür.
Bu siyasi ilkeler demetinden oluşan ve adeta Sol'un anayasası
kabul edilebilecek bir deklarasyon ile tanımlanmalı, etik
yönleri ayrıntıları ile belirlenmelidir. Tek tek tüm kurumlar
temsilcileri aracılığı ile bu oluşuma iradelerini teslim
edeceklerini önceden açıklamalıdırlar. Bu oluşum toplumu
temel haklar ve özgürlüklerin kazanımı uğrunda dinamize
etmelidir.
Kürt
kimliği ve Alevilerin kültürel, inançsal hak ve talepleri
açıkça belirlenmeli, kararlılıkla savunulmalıdır. Böylece
aydın duyarlı ve sosyalist kürt kesimleri BOP'un etki alanından
kurtarılmalıdır.
Bu oluşum devrimci, aydın Kürtler için ayrı bir çekim merkezi
olmalıdır. ABD'nin de korktuğu budur. Bu çekim Halkların
kardeşliğine daha çok katkı yapacaktır ve emperyalizmin
oyunlarını bozacaktır.
Bu
deklarasyonda emekçilerin hak ve talepleri ayrıntılı yansımalı
ve savunulmalıdır. Anti-emperyalist ve sosyal bir tarım
politikası belirlenmeli, tarım kooperatifleri yeniden asli
işlevlerine kavuşturulmalıdır.
Özelleştirme-kamulaştırma
işsizlik, tarım, sanayi, yerel yönetim ve turizm politikaları
belirlenip, somut maddeler halinde açıklanmalıdır.
Bu
günden başlayarak yerel seçimlere kadar geçecek zaman içerisinde
yapılacak eylem ve etkinlikler periyodik ve sistematik bir
şekilde gerçekleştirilmelidir.
Bu
ilkeler doğrultusunda kararlıca sokağa inilmeli, sivil itaatsizlik
yaygınlaştırılmalıdır. Asgari program etrafında dayanışmaya
girecek olan sol demokrat güçler kendi rüzgârını yaratabileceklerdir.
İktidarı hedefleyen bir anlayışla hareket edilecek ama iktidar
olunmasa da "sünepe" bir muhalefet olunmayacağı herkese
gösterilebilecektir.
Belki
bu günden yarına hemen sonuç alınmayacaktır ama bu yol açıktır,
hem kendimize hem topluma karşı dürüsttür ve temizdir.
Bu
yolda yürümek isteyenlerin yolu açık olsun…29.10.2006
Bu
yazının yazılmasının üzerinden bir yılı aşkın bir zaman
geçti ardından ABF genel kurulunu yaşadık. ABF genel kurulundan
önce siyasete müdahale edeceğiz diyen arkadaşların önce
ABF'ye müdahale ettiklerine tanık olduk, bu sıralarda yaşanan
olumsuzluklar herkesin bilgisindedir diyerek burada anmak
istemiyorum ama o zaman da şöyle bir uyarıda bulunmuştum
"ABF
gibi kurumlarda "tez - anti tez - analiz - sentez"
diyalektik bilgi kuralına uygun olarak ve aşağıdan yukarıya
doğru demokratik bir süreç işletilerek siyasi tavır ya da
müdahale kararları alınabilir, alınmalıdır da. Ama ABF nin
Mart 2006'da yapılan danışma kurulunda "Aleviler siyasi
alandaki rolünü güçlendirecektir!" başlığı altında ;
"Aleviler önümüzdeki süreçte sivil itaatsizliği öne çıkartacak
mücadele tarzı ile sokakları özgürleştireceklerdir"
denilmektedir.
Bu
bildirgede başta zorunlu din derslerinin kaldırılması, Alevi
inanç merkezleri olan Cem ve Kültür evlerinin resmi bir
statüye kavuşturulması, bu yerlerde cem ve cenaze erkânının
öğretimize uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli
girişim ve çabalarda bulunulması ve Alevi yol önderleri
adına yapılacak etkinliklerde Türk-İslam sentezi yaklaşımlarına
karşı bir duruş sağlanması ve son olarak da ülkenin ve toplumun
demokratikleştirilmesi için diğer sivil toplum örgütleri
ve demokrasi güçleri ile birlikte yapılacak çabalara destek
verilmesi kararları alınmıştır. ABF'nin gündemi de bu olmalıdır
ve sonuçta da halkın sahipleneceği gündem bu olacaktır.
ABF
nin Olağanüstü Genel Kurulu açıkça da söylendiği gibi "tek
başına yönetme" yönetimi demokratik şekilde paylaşmama
anlayışının bir tezahürüdür. Benmerkezci anlayış ne yazık
ki, Avrupa'daki arkadaşlarımızın yanlış yönlendirilmeleri
ve bilgilendirilmeleri ile yanlış bir mecraya gitmektedir.
Yoğun emeklerle bir araya getirilen kurumlar şimdi tasfiyeci
bir anlayışla "inceldiği yerden kopsun" mantığı ile ve sorumsuzca
yıpratılmıştır. Kurumsal anlamda temsiliyetin nispi oranlara
uygun olarak sağlanmadığı bir ABF zayıflar ve güçsüzleşir.
Bu
durum da bizi bir yerlerden gözetleyen; Türk-İslam sentezi
savunucularının, bunların Alevi-İslam modelini benimseyenlerin,
Türk Milliyetçilerinin, Kürt milliyetçilerinin ve sonuçta
ağzından sular akarak bu durumu izleyen siyaset cambazlarının
işine yarayacaktır. Ama Alevilere ve Demokratik Alevi
Hareketi'ne zarar vereceği zamanla daha iyi anlaşılacaktır.
"Siyasete-seçimlere müdahale" projesinin de sonuçlarını
hep beraber göreceğiz. Umarım yanılmış oluruz ve bu "müdahaleci"
arkadaşlar başarırlar, aksi halde vebal yanlış yapanların
olacaktır.
Evet…
Şimdi siyasete müdahalenin sonuçlarını gördük. Ama nedense
bir haftadan fazla bir zamandır Avrupa'daki ve Türkiye ABF'deki
arkadaşların ağzını bıçak açmıyor! İzmir Cumhuriyet ve Mersin
CHP mitinginde Baykal'ın yanından ayrılmamaya özen gösteren
Sayın Selahattin Özel,Turan Eser,Tekin Özdil Hüseyin Yıldırım
ve Ercan Geçmez neden bir açıklama yapmıyor? Anlatsalar
da bir dinlesek maceralarını!
Kıymeti kendinden menkul bazı arkadaşlarımız artık şunu
iyice anlamalıdırlar ki Demokratik Alevi Hareketi son bir
yıldır kendilerinin yaptıkları küçük işler ile ifade edilemeyecek
denli büyüktür.
Yöneticiler
için öngörü sahibi olmak çok önemlidir. Bu kurumlarda yönetici
olmak bu vasfı gerektirir. Ancak ilkeleri ve talepleri sağlam
bir anlayışla savunan, kullanmayan, kirletmeyenler bu kurumları
yönetebilirler, yönetmelidirler.
CHP yönetimi son aday listeleri ile mecliste Alevi sorunlarını
gündeme getiren Ali Rıza Gülçiçek ve Türkan Miçoğullarını
dahi listelerde göstermemiştir.
Anlaşılan
sayın Baykal "dikensiz Alevisiz Kürtsüz milliyetçi ve sağcı
bir meclis bahçesi"istemektedir. Bu öngörümü aylar önce
bir sohbette sayın Ali Rıza Gülçiçek e aktarmıştım ve anlamıştı
hatta endişeliydi kendi açısından. Ama bizim arkadaşlarımız
nedense o kadar coşmuşlardı ki Antalya da yapılan Yol Tv.
tanıtım gecesinde "Cumhuriyet mitinglerinin fitillerini
biz ateşledik milyonlarca kişiyi biz sokağa döktük" diyecek
kadar ileri gitmişlerdi. Ama ardından ABF'nin yaptığı açıklamada
nedense "adayların adaylıklarının kişisel olduğu ve kendilerini
bağlayacağı ABF yi bağlamadığı" açıklanmıştı. Ama hemen
Avrupa Alevi Konfederasyonu Başkanlık divanı " adaylarımızın
sonuna kadar arkasındayız" mesajı veriyor ve HBVAKV başkanı
Ercan Geçmez adaylıktan ve CHP'den istifa ediyordu. Ama
Alevi kamuoyuna bir açıklama da yapmıyordu!
Sayın
ABF genel sekreteri Turan Eser "kişiye özel" olduğunu hissettirdiği
bir yazıyı 4 Haziranda Alevi federasyonu sitesinde ve internette
yayınlıyor ve o yazı şimdilerde aynı siteden kaldırılıyor!
ABF yöneticileri olanı biteni bir "Danışma Kurulu" düzenleyerek
açıklamayacaklar mı? Danışma kurulları sadece "siyasete
müdahale" kararları alınması için mi düzenlenir?
Bir
delege olarak soruyorum. ABF ye bağlı tüm kurumların ve
Yüzlerce kurum delegesinin rızası alınmadan çıkılan yolda
yanlış yapma, keyfi davranma hakkını size kim veriyor. Şimdi
ne oldu, "kim kime müdahale etmiş" oldu?
Koskoca
Alevi Bektaşi Federasyonu'nun itibarını 5 paralık ettiniz.
ABF yöneticileri Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği'nin,
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı'nın yöneticileri istifa
etmeyi hala düşünmüyor musunuz? Evet, beyler "sen ben bizim
oğlan" misali oynadığınız filmin sonuna geldik ve gideceksiniz,
gitmek zorundasınız. Artık bu örgütlerde darbe olmayacak;
ama aşağıdan yukarıya bir Demokratik Alevi Halk Hareketi
olacak ve siz gideceksiniz.
Artık
ABF de ilkeler ve talepler uğruna politika yapılacak, demokrasi
güçleri ile birlikte kararlı omuz omuza olunacak, koltuk
pazarlığı ilkesizliği yaşanmayacak, yaşatılmayacaktır.
22
Temmuz seçimlerinde her türden milliyetçiliğe karşı çıkarak
soldan, emekten, demokrasiden ve ezilenlerin sesi olacak
adaylardan yana tavır koymak gereklidir. Düzenin engellerini
tünel kazarak aşacak ve meclise girme şansı olan namuslu
dürüst adaylara oyumuzu esirgemeyelim.