Büyükelçi
İrtemçelik’in Berlin toplantısında bir vaiz olarak söylediklerini
alkışlayanlar kendi kardeşleri olan Alevilere hakarete ortak
olduklarının, onlarla birlikte suçlanıp itelendiklerinin
acaba farkında mıdırlar? Büyükelçi Alevilik üzerine vaaz
verirken, Alevilerin iç tartışmaları üzerinden tüm bir Aleviliğe
saldırdığını görmelerini engelleyen nedir?
HER
AĞACIN KURDU
Geçen hafta Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir dilekçe yazdım.
Diyanet’in 6 kişiyi nasıl hangi gerekçeyle, hangi ihtiyaca
binayen, hangi sıfatla ve hangi talep üzerine “Diyanet Dedesi”
olarak Almanya’ya gönderdiklerini sordum. Diyanet sorularımı
hemen yanıtladı. Aşağıda resmi bir belge olarak sizlerle
paylaşıyorum.
Diyanetin’in
yanıtından anlaşılan şu ki, işin içinde Türkiye’nin Almanya
büyükelçiliği var ve organizeyi yapan bizzat büyükelçi Berlin
Büyükelçisi İrtemçelik! Ve zaten geçen pazar Berlin’de İzzettin
Bey’in elemanlarınca yapılan toplantıda bu durum tüm çıplaklığıyla
ortaya çıktı.
Toplantıya
ve elçiye geleceğim. Ama önce misyoner Diyanet’in kollarına
sığınan İzzettin Bey’in elamanlarına dair bir çift sözüm
olacak.
Kuşkusuz
ellerine verilen gri pasaportla Diyanet Dedesi unvanı alan
6 kişinin bu işte oynadıkları bir rol var. Ama bu kişilerin
yaptıkları ettikleri her iş konusunda icazet aldıkları hocalarını
yok mu sayacağız. O İzzettin bey ki Cem vakfında tek ve
biricik otorite iken, elamanları ondan izinsiz su içmeye
dahi gidemezken 6 Diyanet Dedesi bu işe kendiliklerinden
soyunmuş olabilir mi. Tabi ki hayır… Elbette ki bu bir İzzettin
Bey yapımı iştir. Ne güzel değil mi, bir yandan kitleler
önünde taraftar toplamak için Diyanete hayır diyeceksin
bir yandan da gizlice ilişkiler içinde bulunacaksın. İzzettin
Bey için bu doğal olmuş bir siyaset tarzıdır. Diyanet’in
yayınlayacağı Alevi kitapları konusunda kendisi işin başındaki
asimile Osman Eğri’ye onay vermiş, Alevi toplumu yapılan
işe tepki gösterince İzzettin Bey de çıkıp hemen muhalefete
başlamıştır. Aynı şeyi Avrupa Birliğinden para almak konusunda
da yapmıştır. Cem vakfı olarak Avrupa birliğinden yüzbinlerce
avroluk proje almış, sonra dönüp rahatlıkla ab ile ilişkileri
var diye başka çevreleri suçlayabilmiştir. Burada bir parantez
açıp bu konuyu belgeleriyle yazacağımı söyleyip geçeyim.
Yani
6 kişinin eline bizzat İzzettin Bey’in icazetiyle Diyanet
Dedesi gri pasaportu tutuşturulmuştur. Zaten bunun tersi
de düşünülemezdi. Şimdiye değin Alevi toplumundan bir iki
kandırılmış istisnayı bir yana bırakırsak Diyanet’in önünde
eğilen bir insanımız çıkmamıştır. Hele hele kurumsal anlamda
böyle bir ilişki Alevi tarihinde hiç mi hiç olmamıştır.
Diyanet
için İzzettin Bey çevresi Aleviliğin zayıf halkasıdır.
Ancak
Aleviliği o halkadan kırmayı düşünenlere ise fena halde
yanıldıklarını göstermek gerekiyor.
VAİZ
BÜYÜKELÇİ
Evet göstermek gerekiyor, Aleviliğe yakışan tablonun bu
olmadığını, Berlin’de Alevilere vaaz veren büyükelçiye ve
onu alkışlayan “canlara”! Nasıl? Alevi gibi durarak ve asimilasyonun
her türlüsüne geçit vermeyerek.
Büyükelçi
İrtemçelik’in Berlin toplantısında bir vaiz olarak söylediklerini
alkışlayanlar kendi kardeşleri olan Alevilere hakarete ortak
olduklarının, onlarla birlikte suçlanıp itelendiklerinin
acaba farkında mıdırlar? Büyükelçi Alevilik üzerine vaaz
verirken, Alevilerin iç tartışmaları üzerinden tüm bir Aleviliğe
saldırdığını görmelerini engelleyen nedir? Devletin sıradan
bir memurunu kendi değerlerinin önüne koyarlarken acaba
hiç kendilerinin resmi olarak adam yerine konulup konulmadığını
sorgulamışlar mıdır? Ve Alevilik adına kendilerine verilen
dersi dinleyenler Türkiye Cumhuriyetinde bir tek Alevi büyükelçinin
bulunmadığından haberdar mıdırlar!
Bu
soruların cevabını bir kenara bırakalım, soruların kendisi
bile bir toplum için acı ve trajiktir…
Evet
büyükelçi resmen vaizlik yapmıştır. Kendisi varken ayrıca
bir din ateşesine ihtiyaç yoktur.
Vaiz
olarak Aleviliğin ne olduğunu ve ayrıca nasıl olması gerektiğini
bir güzel açıklamış, anlatmıştır. Ve bolca alkış almıştır.
Bu alkışları da hak etmiştir. Çünkü önünde eline bizzat
kendisinin imzası ile gri pasaport verilen Diyanet dedeleri
oturmaktadır. O Diyanet Dedelerinden feyz alan “canlar”
oturmaktadır.
Diyanet,
büyükelçilik ve cem vakfı el ele vererek Aleviliğin ruhuna
fatiha okurlarken canların canlığından geriye bir hiçlik
kalacaktır ancak. Asimilasyoncuların atlarına binenler elbette
efendilerinin hizmetkarı olacaklardır.
RED
ET ! ASİMİLE ET!
Hükümet
ve diyanet çevreleri ısrarla Alevi inancının özgün bir inanç
olarak varlığını reddediyorlar.
Reddin
etkisiz kaldığını düşündükleri yerde asimilasyon atını devreye
sokuyorlar. Türkiye yetmedi yurtdışına kadar uzatıyorlar
asimilasyoncu elerini. İnanç özgürlüğünden söz edip Alevilerin
şahsında her dem inanç özgürlüğüne ihanet ediyorlar. Politikaları
yüzyıllardır hep aynı, yok say, red et, olmadı asimile et!
Politikayla,
sistemle, yönetim erkiyle yapıyorlar.
Ve
Alevi varlığına yönelik saldırılar karşısında onların her
aracının karşısına biz de kendi varlık araçlarımızı koymadıkça,
inkarcıların çizdiği bu yazgıya razı oldukça işlenen büyük
suça ortak oluyoruz!