Alevilerin
pratikte, hiçbir zaman imamı olmadı. Gerek isim, gerekse düşünsel
anlamda YOL, Alevilik adı altında gelişip olgunlaştığında
12 tane imam çoktan yaşamdan çekilmişlerdi. Alevilik pratikte
ve teoride imamlık değil dedelik kurumuyla örgütlendi ve gelişti.
Hz.Ali, Hz. Hasan, Hz.Hüseyin ve sonraki imamlar siyasal ve
sosyal çabaları imamlık değil Hilafet ve Kuran üzerineydi.
Hz.Ali, Hz.Hüseyin, Caferi Sadık ve İmam Bakır dışındaki imamların
düşünsel ve siyasal anlamda ciddi bir üretimleri, örgütlenmeleri
de yoktur. Fatimilerin halifeliğine kadar (MS.900-969) İmamlık
kurumu şiiler arasında ciddi bir tartışma konusuydu. İmamın
görevleri, yetkileri, devlette, dinde, sosyal yaşamda İmamın
rolünün ne olacağı net değildi. İmamlık öğretisi Fatimilerin
halifeliği döneminde geliştirildi.
12 imam dönemi, Mehdinin çocuk yaşta kaybolmasıyla son bulur.
Ondan sonra ciddi anlamda gelişim ve dönüşüm sağlayan, 2.Ali
ve ya Hz. Ali’nin 2. gelişi diye nitelendirilen Hace Bektaşı
Veli görünür tarih sahnesinde (1248-1337). Hz.Ali ile eşdeğer
görünmesine rağmen bir imam değil; Hünkardır, Pirdir.
12
Sayısı üzerinde düşünmek gerekir. Sümerlerden Helenlere kadar,
çok tanrılı diye bilinen hemen tüm dinlerde baş tanrıların
sayısı Panteonun başı 12 dir. 13üncü tanrı, bu 12 den birinin
görevinden uzaklaşması ve uzaklaştırılması sonucu ancak tanrısal
görev alabilirdi. Her tanrının görev ve yetki alanları vardı
ve ihlali savaş nedeniydi. Ayrıca diğer tanrılara hükmeden
tanrılar üstü bir yaratıcı her zaman vardı. Bu sistem tek
tanrılı dinlerde de devam etti. Tanrısal nitelikleri ellerinden
alınan bu makamlar İsevilikte havari, islamiyette ise imam
olarak varlıklarını korudular. Teolojinin egemen olduğu, teolojiye
bağlanmadan yaşam bulması neredeyse imkansız olan siyasal,
sosyal, felsefi düşünceler için vazgeçilmez bir kalıptır bu.
Toplumsal psikolojide, inançta, toplumsal bilinçte hatta bilinçaltında
köklü bir yer etmiş olan bu 12li sistem üzerine yeni düşünce
ve yaşam biçimlerini örmek pratikte büyük kolaylıklar sağlamaktadır.
İskeleti olduğu girip koruyup iskeletin taşıyacağı eti, siniri,
kanı, deriyi değiştirmek gibi. Üzerinde yaşadığımız sistem
bu zaten. Başında baş tanrı güneşin bulunduğu 12 ana cisimlik
bir güneş sistemi. Bir tanesi alanını, yörüngesini ter ketti
mi savaş nedeni olur, tüm gezegenlerin yörüngesi değişir.
Şiiler
de kendi siyasal, sosyal, düşünsel formlarını bu 12li sistem
üzerine oturttular. Alevilik ise 12 imamı ve fonksiyonlarını
biraz daha mitleştirerek kendi tarihine yerleştirdi. Başta
Hz. Ali olmak üzere ardıllarının değerlerini de sürekli geliştirerek,
teolojiden mümkün olduğunca kurtararak (Hace Bektaş Veli’nin
şeriatı ve hacı kaldırması gibi) pratik yaşamda korudular.
Kurumsallaşmaya varan örgütlenmelerini ise artık imamlıkla
değil Pir,Mürşit, Dede, Baba, Rayberler gibi yol göstericiler
üzerinden yaptılar. Bunun altyapısı ise İsmaililerdeki Kamil
insan felsefesiyle oluşturuldu. Şiilerin peygamberlik görevini
bile yükledikleri, şeriatı kaldırma yetkisini dahi verdikleri
imamın yerini yine bu yetki ve niteliklerle donanmış, tanrısal
görüntünün açığa çıkmış hali olan Pir almıştır. İbadet ritüeli
namaz değil semahdı artık. İbadet dili Türkçe idi. Kutsal
değerlere yönelen yolun adresi kabe değil insanın kendisiydi
artık. Kadın erkeğin malı değil eşit tamamlayıcısıydı. Dinsel,
sosyal düzeni dedeler sağlıyor ve yönetiyordu artık. Sırları,
bilgileri onlar biliyor, onlar öğretip eğitiyorlardı.
İmamlar
sadece simgeydi.Her
imama bir misyon bir nitelik yüklenmiştir. Gerçekte bu imamların
hiçbiri alevi teolojisindeki misyonların sahibi olmamışlar,
hatta tam tersi inanç ve kurallara bağlı yaşamışlardır. Kendini
Ceferiliğe yakın gören veya kendini Caferi sayan Aleviler
hiçbir zaman imam Caferin buyruğuna uymamışlardır. Şeriatı,
ramazan orucunu ve namazı tavizsiz uygulayan imam Cafere karşılık
Aleviler ne şeriata uymuş ne ramazan orucu tutmuş ne de namaz
kılmışlardır. Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Camiye giden,
namaz kılan, namaz kıldıran kişiler olmasına rağmen Aleviler
bunların hiçbirini yapmamışlardır.
Aleviler
hiçbir zaman gerçek yaşamdaki 12 imamların ardıllığını yapmamışlardır.
Alevilikte 12 imam sadece bir simgeler bütünü, bir sığınak
olmuştur. Pratikte bu 12 imam sistemi Alevilik teolojisinin
iskeleti olmuş, tüm öğreti, sistem, korunma ve savunma bu
iskelet üzerine örülmüştür. Bu bakımdan 12 imam şeriat baskısı
ve örgütlenmesi karşısında Alevilerin kurtuluşu olmuştur.
FARK
Bugün
kendini islam olarak ifade eden Alevilik ile sunnilik ve şiilik
arasında büyük uçurumlar vardır. Aleviliğin, Sunnilik ve şiilikle
arasındaki fark, diğer dinlerle sunniliğin ve şiiliğin arasındaki
farktan çok daha fazladır. Dinler arasındaki farktan daha
fazla bir farka sahip olan bu çizgilerin kendilerini aynı
dine mensup görmeleri düşünmeye, araştırmaya, incelemeye değer
hatta zorunlu bir durumdur. Kısaca değinelim:
*-
Alevilik, sunnilik ve şiiliğin aksine şeriat hukukunu tamamen
reddeder. Şeriatı dört kapıdan biri olarak görmesine karşın
bunu pratiğinde asla uygulamaz. Şeriat sadece dört kapının
ilki olarak teoride mitolojik, eğitsel bir süreç gibi durur.
*-
Alevilikte kadın erkekle eşittir ve iki cins birbirinin tamamlayıcısıdır.
Hiçbir sosyal oluşumda kadın dışlanmaz, sosyal yaşamda ve
öğretide erkek kadar hak sahibidir. Haremliği ve selamlığı
yoktur. Çok evlilik yoktur, boşanmak yasaktır.
*-
İdam etmek, organ kesmek gibi cezalar uygulanmaz, düşünülemez
bile. En büyük ceza, toplumdan geçici bir süre dışlanma olan
“düşkünlük”tür. Yaratanın verdiği can hiçbir şekilde alınmaz,
can kutsaldır.
*-
İnançta zorlama yoktur. Cihad ve benzeri zorlama formüllerine
asla başvurulmaz. Fethedilecek tek yer “gönül”dür.
*-
Alevilikte ibadet cennet için yaratıcıya yaranmak için yapılmaz.
Yaratanın kulun ibadetine ihtiyacı yoktur. Aleviler Hakka
ve onun erdemlerine ulaşmak için ibadet ederler. Ulaşmak namaz,
hac, zekatla değil; eğitimle, gelişmeyle dört kapı-kırk makamı
aşmakla veya yaşadığı topluma ve doğaya faydalı insan olmakla
mümkündür.
*-
İbadet şekli namaz değil semahtır, cemdir. İbadeti imam, hoca,
müftü yönetmez, dede yönetir. İbadet saz eşliğinde, deyişlerle
yapılır.İbadet anındaki dualar bireysel değil, tüm toplum,
tüm insanlık içindir. İbadet dili arapça değildir, Türklerde
Türkçe, Kürtlerde Kürtçedir. Her ulus kendi dilinde ibadet
edebilir, Arapça zorunluluğu yoktur.
*-
Kurumsal yapılanmasında, örgütlenmesinde Hilafet, imamlık,
müftülük, cami yoktur. Dergahlar, dergahlara bağlı ocaklar
vardır. Pirler, mürşitler vardır.
*-
Şeyh mürit ilişkisi yoktur, Mürşit talip ilişkisi vardır.
Talip, “gassalın elindeki meyit gibi” olan mürit değil, sorgulayan,
soran, cevap isteyendir, talep edendir.
*-
Cemlerde karşılıklı rızalık alınır. Kul hakkı taşıyanın Allah’tan
rıza dilemeye hakkı yoktur, ceme, ibadete katılamaz.
*-
Aleviler Ramazan orucu değil Muharrem orucu tutarlar.
*-
Aleviler inanç ve yaşam biçimlerini laik ve demokratik bir
devlet düzeninde yaşamayı tercih ederler.
*-
Alevilikte, Yaratan ile yaratılan arasında bir uçurum yoktur.
Cennet sonsuz değil, kıyamet gününde tanrıyla bir bütün oluncaya
kadar ruhun dinlendiği, hoş vakit geçirdiği, oyalandığı bir
mekandır. Diğer kitabi dinlerde, sunnilikte ve diğer kitabi
dinlerde Allah’la bir olunmaz, o hep ayrıdır, cennet ve cehennem
sonsuz bir mekandır.
Yaratanından
ibadet biçimine kadar, özel mülkiyetten kadına kadar her şeye
farklı bakan, farklı yorumlayan bu iki anlayışın temelde kendilerini
aynı dinle ifade etmeleri şaşkınlığı fazlasıyla hak ediyor.
Ortaya iki varsayım çıkıyor. Bir; bu iki anlayıştan biri gerçekte
bu dine mensup değildir. İki; bu iki anlayıştan biri bu dini
hiç ama hiç anlamamış ve yanlış yorumlamış.
Bunu
anlamak için islam dinini ve Aleviliği iyi bilmek ve anlamak
gerekiyor. İslamiyeti Peygamber öncesi, Aleviliği Hz.Ali öncesi
süreçleriyle bilmek ve anlamak gerekiyor. Uzun araştırmalar
ve tartışmalar gerektiriyor.
Her
dinin üç olmazsa olmazı vardır.
Yaratan bir ilah
Yaratılan insan (kul)
Kulun yaratanını onaylaması (ibadet)
Yaratan
; ulaşılmazdır. Yarattıkları ile kendisi arasında aşılmaz
bir mesafe vardır. Her şeyi kendi iradesinde ve gücünde toplar.
Asla kullarının seviyesinde olmaz ve onlardan hep ayrıdır.
Kul;
yaratılmış bir varlık olarak varlığını dünyada da ahirette
de yaratanından ayrı geçirir. İslamiyette en iyi kulun varacağı
yer Cennetin en üst katında arada bir cemallullahla müşerref
olmaktır. Yani arada bir yaratanın yüzünü görebilmektir. Asla
Yaratan ile aynı ortamda, mekanda bulunamaz. Ruhen ve cismen
yaratanından ayrıdır.
İbadet
; yaratanını onaylamak, bağlılığını bildirmek, gazabından
korunmak, hediyelerini elde etmek amacıyla yapılır.
Aleviliğin
teolojisinde ise bu üç unsuru tamamen zıt niteliklerde görürüz.
Yaratan hiçbir zaman ulaşılmaz değildir. Gazaplar saçan bir
yaratan değildir. Her kul kendi gazabını kendi oluşturur.
O bir dosttur, sevilir, o bir yardımcıdır, velidir. Kişinin,
kamil insanın ulaşacağı en üst aşamadır. Yani mevcut insan
varlığının varması gereken, varacağı son haldir. Tüm hakeden
kullar sonunda kendisini yaratanın seviyesinde, gücünde, iradesinde
olurlar. Bu seviyeye ulaşan Enel Hak der. Kamil insan yaratanın
yardımcısıdır. Onun emellerinin hizmetçisidir. Onun yarattıklarına
hizmet eder. Bu aynı zamanda kendine hizmettir.
Alevilikte ibadet hizmettir. Bütün varlık ve insan hakkın
suretidir. Yaratılanlara hizmet, yaratılanları sevmek hakka
sevgi ve hizmettir. Sevgi, saygı, üstüne düşeni yapmak, hak
yememek hizmettir ve bu hizmet ibadettir. Tüm dinlerde ritüelleştirilen
ibadet kutsal bir simgeye veya yöne dönük yapılırken Alevilikte
(sonradan geliştirilen) halka namazı veya semah insana dönülerek
yapılır.
Alevilikte ibadetin benimsenen niteliği şöyle tarif edilir;
Yaratandan korktuğu için ibadet edenin ettiği ibadet, köle
ibadetidir.
Bir şey elde etmek için ibadet edenin ettiği ibadet , tüccar
ibadetidir.
Onu bilerek, onu severek yapılan ibadet doğru ibadettir.
Yaratılış
efsanesindeki sır perdesini kaldırırsak her şey nettir. Şöyle
der Alevilik yaratılış efsanesinde; Kırklar ceminde kırklardan
biri günah işler. Günahını af ettirebilmek için kendini kurban
eder. Onun kanıyla insan yaratılır. İnsan günahları affedilinceye
kadar hizmet eder.
Yoruma
açık, beyin jimnastiğine değer bir hikaye. İster evrimi anlayın
buradan, ister mutasyona uğramış bir varlığın yeniden eski
haline dönme çabasını. Net olan bir şey varsa o da; bir ilahi
gücün sırf can sıkıntısını gidermek, istediği gibi cezalandırabilmek
veya ödüllendirebilmek için insanı yaratmadığıdır.
Aleviliğin inanç sistemi aynı zamanda bir eğitim sistemidir.
Kamil insan olabilmek için yıllarca süren bir dizi eğitim
aşamalarından geçmek gerekir. Dört kapı kırk makam diye bilinen
bu sistem kısaca şöyledir.
Şeriat Kapısı
Tarikat Kapısı
Marifet Kapısı
Hakikat Kapısı
Her
kapıda on makam vardır
ŞERİAT
MAKAMLARI:
İman etmek
İlim öğrenmek
İbadet etmek
Haramdan uzaklaşmak
Ailesine faydalı olmak
Çevreye zarar vermemek
Peygamberin emirlerine uymak
Şefkatli olmak
Temiz olmak
Yaramaz işlerden sakınmak
TARİKAT
MAKAMLARI:
Tövbe etmek
Mürşidin öğütlerine uymak
Temiz giyinmek
İyilik yolunda savaşmak
Hizmet etmeyi sevmek
Haksızlıktan korkmak
Ümitsizliğe düşmemek
İbret almak
Nimet dağıtmak
Özünü fakir görmek
MARİFET
MAKAMLARI:
Edepli olmak
Bencillik, kin ve garezden uzak olmak
Perhizkârlık
Sabır ve kanaat
Utanmak
Cömertlik
İlim
Hoşgörü
Özünü bilmek
Ariflik (kendini bilmek)
HAKİKAT
MAKAMLARI:
Alçak gönüllü olmak
Kimsenin ayıbını görmemek
Yapabileceği hiç bir iyiliği esirgememek
Allahın her yarattığını sevmek
Tüm insanları bir görmek
Birliğe yönelmek ve yöneltmek
Gerçeği gizlememek
Manayı bilmek
Tanrısal sırrı öğrenmek
Allahın varlığına ulaşmak
Bu
dört kapı ve kırk makamdan geçen kişi Kamil insan olur, Hak
ile Hak olur ve ilahi sırları elde eder. Alevilik inancındaki
ibadetin farklı ve net bir niteliği vardır. Yaratan Hak için
yapılması gereken her ibadet; pratikte sosyal ve sosyalliğin
mekanı olan doğanın ve evrenin yararına olan biçimlerdir.