Pir Sultan Abdal Kültür Derneði Antalya Þubesi - psakd.org
Ana Sayfa Haberler Etkinlikler Tüzük Yönetim Kurulu Şubelerimiz İletişim Ziyaretçi Defteri

 

 

BİR TUTAM IŞIĞIN KARANLIKTAKİ SERÜVENİ -2-

12 İMAM, İMAMLIK VE DEDELİK KURUMU

ZULFU AKARAlevilerin pratikte, hiçbir zaman imamı olmadı. Gerek isim, gerekse düşünsel anlamda YOL, Alevilik adı altında gelişip olgunlaştığında 12 tane imam çoktan yaşamdan çekilmişlerdi. Alevilik pratikte ve teoride imamlık değil dedelik kurumuyla örgütlendi ve gelişti. Hz.Ali, Hz. Hasan, Hz.Hüseyin ve sonraki imamlar siyasal ve sosyal çabaları imamlık değil Hilafet ve Kuran üzerineydi. Hz.Ali, Hz.Hüseyin, Caferi Sadık ve İmam Bakır dışındaki imamların düşünsel ve siyasal anlamda ciddi bir üretimleri, örgütlenmeleri de yoktur. Fatimilerin halifeliğine kadar (MS.900-969) İmamlık kurumu şiiler arasında ciddi bir tartışma konusuydu. İmamın görevleri, yetkileri, devlette, dinde, sosyal yaşamda İmamın rolünün ne olacağı net değildi. İmamlık öğretisi Fatimilerin halifeliği döneminde geliştirildi.

12 imam dönemi, Mehdinin çocuk yaşta kaybolmasıyla son bulur. Ondan sonra ciddi anlamda gelişim ve dönüşüm sağlayan, 2.Ali ve ya Hz. Ali’nin 2. gelişi diye nitelendirilen Hace Bektaşı Veli görünür tarih sahnesinde (1248-1337). Hz.Ali ile eşdeğer görünmesine rağmen bir imam değil; Hünkardır, Pirdir.

12 Sayısı üzerinde düşünmek gerekir. Sümerlerden Helenlere kadar, çok tanrılı diye bilinen hemen tüm dinlerde baş tanrıların sayısı Panteonun başı 12 dir. 13üncü tanrı, bu 12 den birinin görevinden uzaklaşması ve uzaklaştırılması sonucu ancak tanrısal görev alabilirdi. Her tanrının görev ve yetki alanları vardı ve ihlali savaş nedeniydi. Ayrıca diğer tanrılara hükmeden tanrılar üstü bir yaratıcı her zaman vardı. Bu sistem tek tanrılı dinlerde de devam etti. Tanrısal nitelikleri ellerinden alınan bu makamlar İsevilikte havari, islamiyette ise imam olarak varlıklarını korudular. Teolojinin egemen olduğu, teolojiye bağlanmadan yaşam bulması neredeyse imkansız olan siyasal, sosyal, felsefi düşünceler için vazgeçilmez bir kalıptır bu. Toplumsal psikolojide, inançta, toplumsal bilinçte hatta bilinçaltında köklü bir yer etmiş olan bu 12li sistem üzerine yeni düşünce ve yaşam biçimlerini örmek pratikte büyük kolaylıklar sağlamaktadır. İskeleti olduğu girip koruyup iskeletin taşıyacağı eti, siniri, kanı, deriyi değiştirmek gibi. Üzerinde yaşadığımız sistem bu zaten. Başında baş tanrı güneşin bulunduğu 12 ana cisimlik bir güneş sistemi. Bir tanesi alanını, yörüngesini ter ketti mi savaş nedeni olur, tüm gezegenlerin yörüngesi değişir.

Şiiler de kendi siyasal, sosyal, düşünsel formlarını bu 12li sistem üzerine oturttular. Alevilik ise 12 imamı ve fonksiyonlarını biraz daha mitleştirerek kendi tarihine yerleştirdi. Başta Hz. Ali olmak üzere ardıllarının değerlerini de sürekli geliştirerek, teolojiden mümkün olduğunca kurtararak (Hace Bektaş Veli’nin şeriatı ve hacı kaldırması gibi) pratik yaşamda korudular. Kurumsallaşmaya varan örgütlenmelerini ise artık imamlıkla değil Pir,Mürşit, Dede, Baba, Rayberler gibi yol göstericiler üzerinden yaptılar. Bunun altyapısı ise İsmaililerdeki Kamil insan felsefesiyle oluşturuldu. Şiilerin peygamberlik görevini bile yükledikleri, şeriatı kaldırma yetkisini dahi verdikleri imamın yerini yine bu yetki ve niteliklerle donanmış, tanrısal görüntünün açığa çıkmış hali olan Pir almıştır. İbadet ritüeli namaz değil semahdı artık. İbadet dili Türkçe idi. Kutsal değerlere yönelen yolun adresi kabe değil insanın kendisiydi artık. Kadın erkeğin malı değil eşit tamamlayıcısıydı. Dinsel, sosyal düzeni dedeler sağlıyor ve yönetiyordu artık. Sırları, bilgileri onlar biliyor, onlar öğretip eğitiyorlardı.

İmamlar sadece simgeydi.Her imama bir misyon bir nitelik yüklenmiştir. Gerçekte bu imamların hiçbiri alevi teolojisindeki misyonların sahibi olmamışlar, hatta tam tersi inanç ve kurallara bağlı yaşamışlardır. Kendini Ceferiliğe yakın gören veya kendini Caferi sayan Aleviler hiçbir zaman imam Caferin buyruğuna uymamışlardır. Şeriatı, ramazan orucunu ve namazı tavizsiz uygulayan imam Cafere karşılık Aleviler ne şeriata uymuş ne ramazan orucu tutmuş ne de namaz kılmışlardır. Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Camiye giden, namaz kılan, namaz kıldıran kişiler olmasına rağmen Aleviler bunların hiçbirini yapmamışlardır.

Aleviler hiçbir zaman gerçek yaşamdaki 12 imamların ardıllığını yapmamışlardır. Alevilikte 12 imam sadece bir simgeler bütünü, bir sığınak olmuştur. Pratikte bu 12 imam sistemi Alevilik teolojisinin iskeleti olmuş, tüm öğreti, sistem, korunma ve savunma bu iskelet üzerine örülmüştür. Bu bakımdan 12 imam şeriat baskısı ve örgütlenmesi karşısında Alevilerin kurtuluşu olmuştur.

FARK

Bugün kendini islam olarak ifade eden Alevilik ile sunnilik ve şiilik arasında büyük uçurumlar vardır. Aleviliğin, Sunnilik ve şiilikle arasındaki fark, diğer dinlerle sunniliğin ve şiiliğin arasındaki farktan çok daha fazladır. Dinler arasındaki farktan daha fazla bir farka sahip olan bu çizgilerin kendilerini aynı dine mensup görmeleri düşünmeye, araştırmaya, incelemeye değer hatta zorunlu bir durumdur. Kısaca değinelim:

*- Alevilik, sunnilik ve şiiliğin aksine şeriat hukukunu tamamen reddeder. Şeriatı dört kapıdan biri olarak görmesine karşın bunu pratiğinde asla uygulamaz. Şeriat sadece dört kapının ilki olarak teoride mitolojik, eğitsel bir süreç gibi durur.

*- Alevilikte kadın erkekle eşittir ve iki cins birbirinin tamamlayıcısıdır. Hiçbir sosyal oluşumda kadın dışlanmaz, sosyal yaşamda ve öğretide erkek kadar hak sahibidir. Haremliği ve selamlığı yoktur. Çok evlilik yoktur, boşanmak yasaktır.

*- İdam etmek, organ kesmek gibi cezalar uygulanmaz, düşünülemez bile. En büyük ceza, toplumdan geçici bir süre dışlanma olan “düşkünlük”tür. Yaratanın verdiği can hiçbir şekilde alınmaz, can kutsaldır.

*- İnançta zorlama yoktur. Cihad ve benzeri zorlama formüllerine asla başvurulmaz. Fethedilecek tek yer “gönül”dür.

*- Alevilikte ibadet cennet için yaratıcıya yaranmak için yapılmaz. Yaratanın kulun ibadetine ihtiyacı yoktur. Aleviler Hakka ve onun erdemlerine ulaşmak için ibadet ederler. Ulaşmak namaz, hac, zekatla değil; eğitimle, gelişmeyle dört kapı-kırk makamı aşmakla veya yaşadığı topluma ve doğaya faydalı insan olmakla mümkündür.

*- İbadet şekli namaz değil semahtır, cemdir. İbadeti imam, hoca, müftü yönetmez, dede yönetir. İbadet saz eşliğinde, deyişlerle yapılır.İbadet anındaki dualar bireysel değil, tüm toplum, tüm insanlık içindir. İbadet dili arapça değildir, Türklerde Türkçe, Kürtlerde Kürtçedir. Her ulus kendi dilinde ibadet edebilir, Arapça zorunluluğu yoktur.

*- Kurumsal yapılanmasında, örgütlenmesinde Hilafet, imamlık, müftülük, cami yoktur. Dergahlar, dergahlara bağlı ocaklar vardır. Pirler, mürşitler vardır.

*- Şeyh mürit ilişkisi yoktur, Mürşit talip ilişkisi vardır. Talip, “gassalın elindeki meyit gibi” olan mürit değil, sorgulayan, soran, cevap isteyendir, talep edendir.

*- Cemlerde karşılıklı rızalık alınır. Kul hakkı taşıyanın Allah’tan rıza dilemeye hakkı yoktur, ceme, ibadete katılamaz.

*- Aleviler Ramazan orucu değil Muharrem orucu tutarlar.

*- Aleviler inanç ve yaşam biçimlerini laik ve demokratik bir devlet düzeninde yaşamayı tercih ederler.

*- Alevilikte, Yaratan ile yaratılan arasında bir uçurum yoktur. Cennet sonsuz değil, kıyamet gününde tanrıyla bir bütün oluncaya kadar ruhun dinlendiği, hoş vakit geçirdiği, oyalandığı bir mekandır. Diğer kitabi dinlerde, sunnilikte ve diğer kitabi dinlerde Allah’la bir olunmaz, o hep ayrıdır, cennet ve cehennem sonsuz bir mekandır.

Yaratanından ibadet biçimine kadar, özel mülkiyetten kadına kadar her şeye farklı bakan, farklı yorumlayan bu iki anlayışın temelde kendilerini aynı dinle ifade etmeleri şaşkınlığı fazlasıyla hak ediyor. Ortaya iki varsayım çıkıyor. Bir; bu iki anlayıştan biri gerçekte bu dine mensup değildir. İki; bu iki anlayıştan biri bu dini hiç ama hiç anlamamış ve yanlış yorumlamış.

Bunu anlamak için islam dinini ve Aleviliği iyi bilmek ve anlamak gerekiyor. İslamiyeti Peygamber öncesi, Aleviliği Hz.Ali öncesi süreçleriyle bilmek ve anlamak gerekiyor. Uzun araştırmalar ve tartışmalar gerektiriyor.

Her dinin üç olmazsa olmazı vardır.

  1. Yaratan bir ilah
  2. Yaratılan insan (kul)
  3. Kulun yaratanını onaylaması (ibadet)

Yaratan ; ulaşılmazdır. Yarattıkları ile kendisi arasında aşılmaz bir mesafe vardır. Her şeyi kendi iradesinde ve gücünde toplar. Asla kullarının seviyesinde olmaz ve onlardan hep ayrıdır.

Kul; yaratılmış bir varlık olarak varlığını dünyada da ahirette de yaratanından ayrı geçirir. İslamiyette en iyi kulun varacağı yer Cennetin en üst katında arada bir cemallullahla müşerref olmaktır. Yani arada bir yaratanın yüzünü görebilmektir. Asla Yaratan ile aynı ortamda, mekanda bulunamaz. Ruhen ve cismen yaratanından ayrıdır.

İbadet ; yaratanını onaylamak, bağlılığını bildirmek, gazabından korunmak, hediyelerini elde etmek amacıyla yapılır.

Aleviliğin teolojisinde ise bu üç unsuru tamamen zıt niteliklerde görürüz. Yaratan hiçbir zaman ulaşılmaz değildir. Gazaplar saçan bir yaratan değildir. Her kul kendi gazabını kendi oluşturur. O bir dosttur, sevilir, o bir yardımcıdır, velidir. Kişinin, kamil insanın ulaşacağı en üst aşamadır. Yani mevcut insan varlığının varması gereken, varacağı son haldir. Tüm hakeden kullar sonunda kendisini yaratanın seviyesinde, gücünde, iradesinde olurlar. Bu seviyeye ulaşan Enel Hak der. Kamil insan yaratanın yardımcısıdır. Onun emellerinin hizmetçisidir. Onun yarattıklarına hizmet eder. Bu aynı zamanda kendine hizmettir.

Alevilikte ibadet hizmettir. Bütün varlık ve insan hakkın suretidir. Yaratılanlara hizmet, yaratılanları sevmek hakka sevgi ve hizmettir. Sevgi, saygı, üstüne düşeni yapmak, hak yememek hizmettir ve bu hizmet ibadettir. Tüm dinlerde ritüelleştirilen ibadet kutsal bir simgeye veya yöne dönük yapılırken Alevilikte (sonradan geliştirilen) halka namazı veya semah insana dönülerek yapılır.

Alevilikte ibadetin benimsenen niteliği şöyle tarif edilir;

  1. Yaratandan korktuğu için ibadet edenin ettiği ibadet, köle ibadetidir.
  2. Bir şey elde etmek için ibadet edenin ettiği ibadet , tüccar ibadetidir.
  3. Onu bilerek, onu severek yapılan ibadet doğru ibadettir.

Yaratılış efsanesindeki sır perdesini kaldırırsak her şey nettir. Şöyle der Alevilik yaratılış efsanesinde; Kırklar ceminde kırklardan biri günah işler. Günahını af ettirebilmek için kendini kurban eder. Onun kanıyla insan yaratılır. İnsan günahları affedilinceye kadar hizmet eder.

Yoruma açık, beyin jimnastiğine değer bir hikaye. İster evrimi anlayın buradan, ister mutasyona uğramış bir varlığın yeniden eski haline dönme çabasını. Net olan bir şey varsa o da; bir ilahi gücün sırf can sıkıntısını gidermek, istediği gibi cezalandırabilmek veya ödüllendirebilmek için insanı yaratmadığıdır.

Aleviliğin inanç sistemi aynı zamanda bir eğitim sistemidir. Kamil insan olabilmek için yıllarca süren bir dizi eğitim aşamalarından geçmek gerekir. Dört kapı kırk makam diye bilinen bu sistem kısaca şöyledir.

  1. Şeriat Kapısı
  2. Tarikat Kapısı
  3. Marifet Kapısı
  4. Hakikat Kapısı

Her kapıda on makam vardır

ŞERİAT MAKAMLARI:

  1. İman etmek
  2. İlim öğrenmek
  3. İbadet etmek
  4. Haramdan uzaklaşmak
  5. Ailesine faydalı olmak
  6. Çevreye zarar vermemek
  7. Peygamberin emirlerine uymak
  8. Şefkatli olmak
  9. Temiz olmak
  10. Yaramaz işlerden sakınmak

TARİKAT MAKAMLARI:

  1. Tövbe etmek
  2. Mürşidin öğütlerine uymak
  3. Temiz giyinmek
  4. İyilik yolunda savaşmak
  5. Hizmet etmeyi sevmek
  6. Haksızlıktan korkmak
  7. Ümitsizliğe düşmemek
  8. İbret almak
  9. Nimet dağıtmak
  10. Özünü fakir görmek

MARİFET MAKAMLARI:

  1. Edepli olmak
  2. Bencillik, kin ve garezden uzak olmak
  3. Perhizkârlık
  4. Sabır ve kanaat
  5. Utanmak
  6. Cömertlik
  7. İlim
  8. Hoşgörü
  9. Özünü bilmek
  10. Ariflik (kendini bilmek)

HAKİKAT MAKAMLARI:

  1. Alçak gönüllü olmak
  2. Kimsenin ayıbını görmemek
  3. Yapabileceği hiç bir iyiliği esirgememek
  4. Allahın her yarattığını sevmek
  5. Tüm insanları bir görmek
  6. Birliğe yönelmek ve yöneltmek
  7. Gerçeği gizlememek
  8. Manayı bilmek
  9. Tanrısal sırrı öğrenmek
  10. Allahın varlığına ulaşmak

Bu dört kapı ve kırk makamdan geçen kişi Kamil insan olur, Hak ile Hak olur ve ilahi sırları elde eder. Alevilik inancındaki ibadetin farklı ve net bir niteliği vardır. Yaratan Hak için yapılması gereken her ibadet; pratikte sosyal ve sosyalliğin mekanı olan doğanın ve evrenin yararına olan biçimlerdir.

Zülfü AKAR

zulfu_akar@hotmail.com

23.01.2007

---------------------------------------------&&&---------------------------------------

  • BİR TUTAM IŞIĞIN KARANLIKTAKİ SERÜVENİ -1-
  • BİR TUTAM IŞIĞIN KARANLIKTAKİ SERÜVENİ -2-
  • BİR TUTAM IŞIĞIN KARANLIKTAKİ SERÜVENİ -3-

 

 
Ana Sayfa | Basın Açıklamaları | Yazı Dizisi | Haberler | Şubemizden Haberler | Yazarlar | Etkinlikler | Foto Galeri | Etkinlik Fotografları | Makaleler | Sivas Katliamı | Sivas Şehitleri | Katliamlar | Alevilik | Bilgi-Belge | Genel Mer.Yön Kurulu | Antalya Şube Yön. Kurulu | Pir Sultan Anıtı | Pir Sultan Yazıtı | Pir Sultan Abdal | Pir Sultan'ın Eserleri | Pir Sultan Abdal Dergisi | Tüzük | Takvim | Arşiv | Kaynakça | Kronoloji | Linkler | iletişim | Ziyaretçi Defteri
 
©2006 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi Tüm hakları saklıdır.
Tel: 0 (242) 326 34 44 Faks: 0 (242) 247 55 45 E-Posta: iletisim@psakd.org