Pir Sultan Abdal Kültür Derneði Antalya Þubesi - psakd.org
Ana Sayfa Haberler Etkinlikler Tüzük Yönetim Kurulu Şubelerimiz İletişim Ziyaretçi Defteri

 

 

BİR TUTAM IŞIĞIN KARANLIKTAKİ SERÜVENİ -1-

ZULFU AKAR“Nerden” ve “nasıl” soruları hep “ilk”i arayan sorulardır. Her cevabın yeni bir soruyu yanında getirmesi, her ilkin kendinden önceki bir ilke referans vermesi bir serüvene sahip olmamızı sağlar. Alevilik’in nereden ve nasıl geldiğini araştırmak da ilkten ilke sıçrayışı gerektiren büyülü bir serüvendir. Hiçbir şeyin bir tek ilkten gelmediğini fark etmek serüvene daha renkli bir gerçeklik ve olgunluk kazandırıyor.

Akan dört ırmağın gözün (kaynağını) sorarsan

Serçeşme ’ den gelir suyun durusu

Aşık İsmail

Bir ser, bir baş vardır elbet. Fakat bugünkü hiçbir şey ilk çıktığı durulukta değildir. Diyalektiğe uygun düşünen herkes bilir ki her şey bulunduğu ve geliştiği ortamın koşullarından etkilenir ve evrilir. Alevilik’i böyle bilmek böyle anlamak gerek. Komün yaşamın ilk nerede başladığını, düşüncesinin ilk ne zaman nerede oluştuğunu kim söyleyebilir. Her şeyi yaratan bir tanrı düşüncesinin ilk nerede, ne zaman, kim tarafından ortaya atıldığını kim söyleyebilir. Kendini tanrıyla eşdeğer gören, namazı ve camiyi terk edecek cüreti gösteren, cenneti ve cehennemi yok sayan bir inanç biçiminin kaynağını bir tek tarihe veya insanla açıklamak mümkün müdür? Tanrının önünde diz çökmek yerine yüzünü insana, kendine dönerek ibadeti esas alan, “ezeli ve ebedi olan sadece tanrıdır” diyen bir kitaba karşılık “evvel benim, ahir benim (Y.Emre)” diyen, Yaşamsal serüveni Cennet veya Cehennemle sonuçlandıran bir inanca karşılık sonuç olarak hakla hak olmayı öneren, Hac zorunluluğunu kaldırıp her şeyin kaynağı olarak insanı işaret eden bir inanç biçimini sadece Müslümanlık’la açıklamak mümkün müdür?

Binlerce yıldır Ustadan öğrencisine aktarılarak gelen bir gerçeği anlatırken, açıklarken, hele hele yaşamaya çalışırken bir hayli emek, bir hayli sabır ve bir hayli insaf gerekiyor. Binlerce yıl kan, can pahasına zulme, acıya direnilerek bugüne taşınmış bir gerçeği bugün bir şeylerin malzemesi yapmak pek kolay olmasa gerek.

Hakikat bağının gonca gülünü

Deren bilir, dermeyen ne bilir

Canın kurban edip canan yoluna

Veren bilir, vermeyen ne bilir.

Mazhari.

Bir felsefeyi, bir siyasal düşünceyi incelerken, araştırırken yazılı kaynaklar, belgeler en önemli verilerdir. Verilerin açık ve net ifadelere dayanması ve net ifadeler oluşturması önemlidir. Fakat Alevilik gibi öğretisini ve ritüellerini bin yıllarca gizli sürdürmüş, sürekli yok edilme tehdidiyle evrilmiş bir gerçekliği incelerken iki şeye çok dikkat etmek gerekir. Birincisi, kaynaklarının tamamına yakınının sözlü olması...İkincisi sırlarla örülmesi...

Biz aşığız ne söylesek

Sözümüzde yalan olmaz

Sır içinde sır saklarız

Hiç kimseye ayan olmaz

Yazılı ürünler oluşturup bu temelde bir eğitim ve örgütlenme modeli oluşturabilmek için en önemli gereklerden biri egemen, güç olabilmektir. Eğer egemen veya güç olamıyorsanız hele bir de egemenlere muhalif oluyorsanız, yazılı ürünleriniz sürekli yok edilir. Yazarak deşifre olduğunuz için kendiniz de yok edilirsiniz. Tarihteki onlarca kütüphanenin yakılıp yağmalanmasından daha düne, 12 Eylül sürecine kadar sürekli yaşanan bu gerçeklik, bilgiyi yazılı olarak korumanın ve yaymanın ne kadar zor olduğunu ortaya koymaktadır. Amerikanın Irak işgalinde kütüphanelerden müzelere kadar, bir halkın tarihini, kimliğini belgeleyen varlıkları nasıl yağmaladığını, yok ettiğini daha bugün yaşadık. Alevilik gibi insanın insana zulmünü red eden, insanın insan üzerindeki egemenliğine, egemen sınıflara sürekli karşı çıkan, “yarin gül yanağından gayrı her yerde her şeyde hep beraber (Şeyh Bedrettin)” diyen, hep beraber, kardeşçe üretip tüketmeyi öngören ve bunu her fırsatta pratiğine geçiren, tarihinde hiçbir zaman sınıf temelli sistemlerin örgütlenme biçimine başvurmayan, özel mülkiyeti benimsemeyen bir yaşam biçiminin özgürce örgütlenmesi, yazılı kaynaklar sunması, dileğince kurumsallaşması elbetteki mümkün olamayacaktı. Bu nedenle öğreti sözlü yayılacak, gerçeği kamufle edecek ritüeller örülecek, kendi teolojisi oluşturulacak, birçok şey sır perdesine bürünecekti.

Mahkemede sual sordu kadılar

Kitaplarını orta yere koydular

Sen bu sırrı kimden aldın dediler

Üstadımdan aldım, Pirden gelirim

Nesimi

Nesimi’yi ve ödediği bedeli herkes bilir. Sorgulanırken hiçbir kitaba referans vermeyen, kaynağını üstadı olarak gösteren bir Nesimi’den sonra, bu öğretinin bin yıllarca nasıl geldiği konusunda fazla söze gerek kalmıyor. Yazılı eser hiç yok değil. Fakat öğretisine ve inancına bu kadar bağlı bu halk, bu birkaç esere de rağbet etmiyor. Yaşamı anlamak-anlamlandırmak ile bilineni yazarak kurallaştırmak çok ayrı, biri birine çok uç şeylerdir. Yazılan, yazıda kalır, kural olur, değişime gelişime direnir. Yaşanarak öğrenilen ve anlamlanan ise davranışa, ruha bürünür, kendisini taşıyan ile birlikte canlı kalır, gelişir, dönüşür. Hiçbir peygamber dinini yazmadı. Öğreti olarak insanlar arasında ve içinde canlı bıraktı. Egemenler öğrenmeyi kaldırıp yerine zor ile uyulacak kurallar koydular. Hiçbir silah yazının gücünü aşamaz, yazı da insan beynini ve iradesini aşamaz. O nedenle tarih boyunca egemenler bilgiyi taşıyan yazıları ve bilgiyi taşıyan insanları, toplumları yok ettiler. Bu nedenlerle serüvenini bilmeden Alevilik’i anlamanın ve anlamlandırmanın olanağı yoktur.

Zor olan bilginin, gerçeğin kendisi değildir. Zorluğu gün ışığına çıkmasında, kabul görmesindedir. Gerçek ve bilgi her zaman basittir. Alevilik yere göğe sığdırılamayacak bir şey değildir. Yere göğe sığdırılamayan Aleviliğin yaşam bulması ve yaşamda kalması için harcadığı emektir. Tarih boyunca sürekli mekan değiştirmiş, isim değiştirmiş, tadını bozmadan, özünü değiştirmeden renkten renge bürünmüş, yana yana – döne döne yürek olmuş... En basitin en zorlaştırılmış serüvenidir. Bütün insanlığın serüvenidir bu. Başının üstüne baş koymadan, incitmeden, kardeşçe ve bilgiyi bilerek, taşıyarak, beraber üreterek, beraber tüketerek yaşamayı anlamlandırmayı hedefleyen insanların serüveni... Asya’da, Afrika’da, Amerika’da, Avrupa’da, Avustralya’da... Dün, bugün, yarın... İsmi nerede, ne zaman, ne olursa olsun hep aynı özün serüvenidir yaşanan.

Mülkü özelden çıkarıp nimetleri ortaklaştırmak için tanrıya mal edenlerle, diz çöktürmek, köleleştirmek için tanrıya mal edenlerin çatışmasıdır. Cehaleti egemen kılmak için yazıyı kirletenlerle, yazıyla taşınanın yüzünü ağartmaya çalışanların çekişmesidir. Öldürüp toprağa gömenlerle, topraktan başak verenlerin inatlaşmasıdır. Açlığın, sefaletin, zulmün sorumluluğunu yükleyip tanrıyı bilinmez, ulaşılmaz bir adrese gönderenlerle, çaresizliğinde Hakkın dizine baş koyanların oyunudur. Yok ederek var olanlarla, üreterek var olanların hesaplaşmasıdır. Her dönem, her coğrafyada var olan çatışmaların, çekişmelerin, oyunların, inatlaşmaların, haykırışların hesaplaşmaların serüvenidir bu... Ve bu serüvenin bugünün Anadolu’sundaki adıdır Alevilik.

Bütün insanlığın, bütün varlık’ın özüne inen bir YOL’dur ki bu, Kendi dışında açıklanamaz.

Arif ol kişiye derler

Zerrede göre güneşi

Zerrede güneş görmeyen

Kaçan temiz ola işi

 

Arif ol kişiye derler

Katrede göre ummanı

Katrede umman görmeyen

Kaçan fehmede sultanı

Muhyiddin Abdal

 

Zülfü AKAR

15.01.2007

zulfu_akar@hotmail.com

---------------------------------------------&&&---------------------------------------

  • BİR TUTAM IŞIĞIN KARANLIKTAKİ SERÜVENİ -1-
  • BİR TUTAM IŞIĞIN KARANLIKTAKİ SERÜVENİ -2-
  • BİR TUTAM IŞIĞIN KARANLIKTAKİ SERÜVENİ -3-

 

 
Ana Sayfa | Basın Açıklamaları | Yazı Dizisi | Haberler | Şubemizden Haberler | Yazarlar | Etkinlikler | Foto Galeri | Etkinlik Fotografları | Makaleler | Sivas Katliamı | Sivas Şehitleri | Katliamlar | Alevilik | Bilgi-Belge | Genel Mer.Yön Kurulu | Antalya Şube Yön. Kurulu | Pir Sultan Anıtı | Pir Sultan Yazıtı | Pir Sultan Abdal | Pir Sultan'ın Eserleri | Pir Sultan Abdal Dergisi | Tüzük | Takvim | Arşiv | Kaynakça | Kronoloji | Linkler | iletişim | Ziyaretçi Defteri
 
©2006 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi Tüm hakları saklıdır.
Tel: 0 (242) 326 34 44 Faks: 0 (242) 247 55 45 E-Posta: iletisim@psakd.org