Günümüz
toplumlarında bayramların önemi eskiye göre çok artmıştır.
Bunlardan milli bayramlar yapaylıklarından olsa gerek tüm
toplum katmanlarını aynı ölçüde heyecanlandırmazken, dini
bayramlar aksine hemen herkesin katılımıyla kutlanır. Malum
Müslümanların Ramazan ve Kurban olmak üzere yılda iki bayramı
vardır. Dini olan bu bayramlarda ortalığı öyle bir hava sarar
ki, Müslüman olmayanlar bile belki içten istemeseler dahi
komşularının bayram kutlamalarına tebrik vs. ile eşlik etmek
durumunda kalırlar.
Çoğunluğu
Müslüman olan bir ülkede ister inançlı isterse inançsız olun
bayramlardan kaçış yoktur. Benimsemeseniz bile bayramların
iyi tarafları da vardır. En azından resmi tatildir. Bundan
yararlanırsınız. Üstelik savaş ve iç karışıklık olmayan ülkelerde,
çoğunluğun inancını paylaşmıyorsanız, en azından bayram günlerinde
kendinizi büyük oranda güvenlikte hissedebilirsiniz. Başka
günlerde size ve inancınıza fiili saldırılar olsa bile, en
azından bayramda üstünüze pek gelen olmaz.
Ancak
yukarıdaki türden yargılar Aleviler için pek geçerli değildir.Zira
bayramlar Alevi-lerin yoğun taciz edildiği günlerdir. Ülkemizdeki
tek tanrılı dinlerden Yahudilik ve Hıristiyanlık mensupları
Müslüman bayramlarında oldukça rahat sayılırlar. Zira bu dinlerle
Müslümanlık arasındaki sınırlar kalın çizgilerle ayrılmıştır.
Herkesin bayramı seyranı bellidir. Böylesine bir netlik Alevilik
için ise henüz yoktur. Çünkü Alevi öğretisinin Ramazan ve
Kurban bayramlarına bakışı gayet açık olsa bile, tek tek Alevilerin
bayramlar karşısında aldığı tavır çeşitlidir. İşin aslı Alevilik
içinde Ramazan'a kesinlikle yer bulamazsınız. Kurban'ı Aleviler
arasında büyük oranda kurban keserek kutlama esas olsa da,
yine öğretide İslam'daki anlam ve önemiyle böyle bir bayram
aramak nafile bir çabadır.
Alevilerin
kentlere göç etmesinden önceki yıllarda, her iki bayram da
Aleviler için bir sorun kaynağı değildi. Aynen Hıristiyan
ve Yahudilerde olduğu gibi, bayramlara karşı, kutlama gibi
etkinlikler olsa dahi belli bir mesafe vardı. Bu nedenle kırsalda
Alevi olan herkes Ramazan'ın kendi bayramı olmadığını bilirken,
Kurban'ı ise kendi geleneğinde de çok sayıda kurban kesilmesi
gereken durumlar söz konusu olduğundan, "bir az-bir fazla
ne fark eder" mantığıyla sahipleniyordu. Bu durum belki yüz
yıllarca böyle devam etmesine rağmen Alevi kimliğinde de her
hangi bir aşınma olmuyordu.
Ne
zamanki kentlere göç başladı, bayramlar da Aleviler için bir
sorun kaynağı halini aldı. Ramazan ayı ve bayramının sorun
olduğu zaten baştan biliniyor. Ama Kurban da fark edilmese
bile Alevi kitle arasında tartışmalara yol açıyor. Aynen bir
kısım Sünni arasında olduğu gibi, bazı Aleviler de her sene
hayvan kesiminin vahşet görüntülerine sahne olması karşısında
zamanla Kurban bayramına da mesafe almaya başladı.
Bu
iki önemli Müslüman bayramının Aleviler için sorun olması
burada bitmiyor. Aleviliğin bağdaştırmacı yapısı ve komşu
inançlara hoşgörülü yaklaşımından dolayı Aleviler bu bayramları
sahiplenmekte bir sakınca görmezken, kutlamalara severek ve
isteyerek katılıyorlar. Buraya kadar itiraz edilecek bir şey
yok. Asıl sorun bundan sonra başlıyor.
Çünkü
herkesin de bildiği gibi, Alevilikteki bu hoşgörülü yaklaşım
özellikle bayram namazları yoluyla suiistimal ediliyor ve
Alevileri asimile etmek için kullanılıyor.
Nasıl
mı?
Şöyle
ki, zaten Alevilerin büyük bölümünün daha önceleri olmadığı
kadar Aleviliğin İslam'ın neresinde durduğu konusunda kafaları
karışıktır. Bunu da çok rahat kullanıyor Sünni çoğunluk ve
devlet. Bayram namazları bunun için tam bir biçilmiş kaftan
vazifesi görüyor, Alevileri camiye ilk kez sokmanın basit
bir aracı olarak kullanılıyor. Böylece cami gibi bir mekânı
tanımayan ama son yıllarda yaratılan bulanıklık ve kavram
kargaşası yoluyla yönünü şaşırmış bir inancın bazı mensuplarını
avlamanın bir yolu haline geliyor.
İşte
yaratılan bu havada bayram namazı bahanesiyle masumane bir
şekilde ilk kez camiye adım attırılan Aleviler cenderenin
içine sokulmuş oluyor. Camiye bir kez girdin mi artık çıkış
yolları kapatılıyor. Ardından vakit namazları için dolaylı
veya dolaysız baskılar sökün ediyor. Ayakları sağlam yere
basmayan bazı Aleviler ise bu tuzağı fark etmeyip zamanla
bir Sünni'den farksız hale gelip, Alevi kimliğini terk ediyor.
Asıl tehlikesi burada bayram namazlarının. Yoksa camiye bayramdan
bayrama gitmekle peşini bıraksalar fazla bir sorun olmaz.
Ayrıca
Alevi köylerindeki imamların halkı camiye gitmeye zorlaması
yetmezmiş gibi, son yıllarda bir de cemevleri gerçek işlevinden
saptırılmaya başlandı. Özellikle büyük kent-lerde bazı cemevleri
de bayram namazları için artık cami gibi kullanılmaya zorlanıyor.
Mahallenin Sünni halkından bir bölümü sanki bölgede başka
hiç cami yokmuş gibi, cemevi yöneticilerini "Cemevi de Allah'ın
evi. Zaten hepimiz Müslüman'ız. Biz bayram namazını burada
sizinle beraber kılacağız" diye kibarca zorlayarak, bir günlüğüne
de olsa cemevini camiye çevirmekte utanmaz bir şekilde sakınca
görmemektedir.
Görüldüğü
gibi namazları hariç bayram coşkusunu paylaşmak Aleviler için
büyük bir sorun teşkil etmese de, bu sahipleniş saptırılmakta
ve Alevi öğretisinin içi boşaltılmaya çalışılmaktadır. Aleviliğin
bütün değerleri açık bir saldırı ve tehdit altındadır. Baksanıza
10 binlerce cami yetmiyormuş gibi, bir de Alevilerin bayramlara
gösterdiği zaafı kullanarak cemevlerini bile işgal ediyorlar
namaz kılmak için…
O
halde şunu açık ve net şekilde ortaya koymak gerekiyor: Alevilikte
Sünnilerin anladığı şekilde ne Ramazan ne de Kurban bayramlarına
yer vardır. Hele hele Alevilikte, bayramlar çoğunluğa ayak
uydurmak güdüsüyle kutlansa bile, bayram namazı diye bir ibadet
kesinlikle ve kesinlikle yoktur. Alevilerin pek çoğu bilmese
de aynen Hıristiyan ve Yahudilerin bayramları kadar uzaktır
Alevi inancına Ramazan ve Kurban. Bu gerçeği bazı Alevilerin
aynı Sünniler gibi bayram yapması ve bunları sahiplenmesi
de değiştirmez.
Mutlaka
Alevilikte bu bayramlara bir karşılık aranıyorsa da, Ramazan'a
karşı Muharrem Orucu ve arkasından gelen Aşure günü; Kurban'a
karşı da yıl içinde kesilen adak kurbanları gösterilebilir.
Yine Aleviler için gerek bölgesel düzeydeki Alevi ulularının
yatırları için yapılan geleneksel hayır törenleri, gerekse
de Hacı Bektaş, Abdal Musa ve Banaz'da Pir Sultan Abdal'ı
anma günleri de bayram kabul edilebilir. Bu sayılanlar dururken
Alevi'nin başka bayrama niye ihtiyacı olsun?
Kuşkusuz
Aleviler üzerinde Ramazan ve Kurban bayramları yanında kendilerini
tamamıyla çoğunluk Sünni topluma uydurma konusunda çok yönlü
baskılar, korkutma ve yıldırma politikaları uygulanıyor. Lakin
Alevilerin bunlara karşı direnecek yüz yıllardan süzülüp gelen
sağlam bir altyapıları da var. Alevilerin bu kadim geleneğe
dayanması, Alevi olarak ayakta kalması için yeter de artar
bile. Yeter ki bu mirasın bilincinde olunsun!
O
zaman kimse sizi camiye de sokamaz, oruç tutmaya da zorlayamaz.
Ama nerede durduğunu bilmeyen Aleviler için yapacak bir şey
yok. Nasıl ki gideceği istikameti bilmeyen gemiye rüzgârın
estiği yönün hiçbir önemi olmazsa, doğrultusunu sapıtmış Alevi
de rüzgârın önündeki yaprak misali oraya buraya savrulur durur.
Bu
nedenle Alevi her şeyden önce yönünü belirlemeli ve ayaklarını
sağlam bir zemine basmalı. Alevilik içinde zaten mevcut olan
bu zemin hakkıyla aranırsa, rahatlıkla bulunur. Yapılması
gereken yoluna iyi sarılmak, atacağın her adımdan önce "Alevi
olmam neyi gerektirir?" diye sormaktır. "Alevilik İslam'ın
neresinde?" sorusu yerine, "Aleviler Aleviliğin neresinde,
ben bir Alevi olarak Aleviliğin neresinde duruyorum?" sorularına
ikna edici cevaplar aramaktır. Gerisi vakit ve enerji kaybıdır.
Alevilerinse
ömrünü leylek gibi laklakla geçirmeye hakkı yoktur!