Pir Sultan Abdal Kültür Derneði Antalya Þubesi - psakd.org
Ana Sayfa Haberler Etkinlikler Tüzük Yönetim Kurulu Şubelerimiz İletişim Ziyaretçi Defteri

 

BABAİLER İSYANI ( 2 )

Enver Cemal SahinBaba İlyas tipik bir şaman olma hüviyetini henüz kaybetmemiş bir Türkmen babası olduğundan, sihir ve büyü ile uğraşma gibi, eski şaman geleneğini de sürdürüyordu. Bu nedenle müritleri, şeyhin üstün bir kudrete sahip olduğuna inanıyorlardı. Yazdığı muskalar ve bazı dini ayinlerle gelen hastaları iyileştirmeye çalışıyordu. Sorunlara ve davalılara çözüm buluyor, civar halkın birlikte barış içerisinde yaşaması için uğraş veriyordu.

lV- BABA İLYAS KİMDİR

A) Baba İlyas’ın Seceresi

Tam adı “Ebü’l-Bakâ Şeyh Baba İlyas b.Ali el-Horasânî” olup, Moğol istilası sırasında Hârizmşahlar devletini yıkılışı (1231) sırasında Anadolu’ya gelerek Selçuklu Sultanı 1.Alâettin Keykûbad’ın emrine giren Hârezmli Türkler’den bir Türkmen babasıdır.

Torunu Elvân Çelebi’ye göre (öl.1360), büyük dedesi Baba İlyas, Rum diyarına (Anadolu’ya) Dede Garkın adında başka bir Türkmen şeyhinin halifesi sıfatıyla gelmiş ve Amasya yakınlarından bulunan Çat köyüne (bugünkü İlyas Köyü) yerleşerek burada bir zâviye açmıştır. Baba İlyas burada fikirlerini yaymaya başlamıştır. Selçuklu Sultanı 1.Alâattin Keykûbad’la yakın ilişkiler kurmuş ve zamanla müridleri çoğalmaya başlamıştır.Ömer, Yahya, Mahmut, Hâlis ve Muhlis adlarında beş oğlu vardı.

B) Baba İlyas’ın Dünya Görüşü

Baba İlyas Çat köyüne geldiğinde, önceleri hiçbir ücret almadan, karın tokluğuna köylülerin davarlarını gütmeye başladı. Çok az yemek yiyor ve basit bir şekilde yaşamını sürdürüyordu. Bu yaşam tarzı ve diğer hareketleriyle kısa zaman içerisinde halkın sevgisini ve saygısını kazanmayı başardı. Köyün yakınında bir tepe üzerine bir zâviye yaptı. Hem oturduğu köyün ve hem de civar köylerin sakinleri onun müridi oldular. Yaptığı zâviyede müritlerini kabul etmeye başladı. Baba İlyas tipik bir şaman olma hüviyetini henüz kaybetmemiş bir Türkmen babası olduğundan, sihir ve büyü ile uğraşma gibi, eski şaman geleneğini de sürdürüyordu. Bu nedenle müritleri, şeyhin üstün bir kudrete sahip olduğuna inanıyorlardı. Yazdığı muskalar ve bazı dini ayinlerle gelen hastaları iyileştirmeye çalışıyordu. Sorunlara ve davalılara çözüm buluyor, civar halkın birlikte barış içerisinde yaşaması için uğraş veriyordu.

Baba İlyas’ın halifelerinden olan ve daha sonraları tarihte büyük izler bırakan, halifelerinden bazıları şunlardır: Baba İshak, Hacı Bektaş Veli, Hacı Mihman, Bağdin Hacı, Şeyh Osman, Ayn’ud-Devle, Emirci Sultan, Şeyh Bâli, Koçum Seydi, Şeyh Edebâli.

V- İSYANIN HAZIRLIKLARI

1- Propaganda Safhası

Selçuklu hükümdarı 2.Gıyâseddin Keyhüsrev’in kötü idaresi yüzünden halk bir kurtarıcı aramaya başladı. Bu dönemde “Anadolu Erenleri” ya da “Anadolu Evliyaları” önderliğinde, en iyi örgütlenen kesim Oğuzlar’dı. Bunların lider konumunda gördüğü kişi ise Baba İlyas’tı. Bu nedenle ona, “Baba Resul” diyorlardı.

2- İsyanı Olgunlaştıran Öncüller

Bir Vefâîyye tarikatı şeyhi olan Baba İlyas, vaktiyle Vefâîyye tarikatı mensubu olan kendi halifelerini, Türkmenler’den ve diğer değişik kesimlerden edindiği müritlerini, “halife” sıfatıyla muhtelif yerlere, özellikle onların kendi eski çevrelerine gönderiyordu. Bu halifeler gittikleri yerlerde bir takım önemli işler yapıyorlar ve bu sayede çok etkili oluyorlardı. Böylece Türkmenler ve köylüler Baba’nın fikirlerini tanıdıkları ve güvendikleri kimselerin ağzından öğrendikleri için daha kolayca bağlanıyorlardı.

Ayrıca Baba Resûl, yine Türkmen yörelerinde faaliyet gösteren ve belirli bir nüfus ve etki sahibi olan Kalenderî, Yesevî ve Haydarî tarikatlarına mensup Türkmen babalarından yararlanıyordu.

Başka bir önemli etmen de, Türkmen boylarının geleneksel yapısının bu boyları Baba İlyas’ın etrafında toplamaya büyük ölçüde yardımcı olmuş olmasıdır.Başka bir deyimle, Türkmen boyları içindeki kabile geleneği, Baba İlyas’ın işine çok yaramıştır. Çünkü onlar beyinin sahip olduğu otorite sayesinde kendi geleneksel teşkilatlarını sımsıkı bir şekilde koruyorlardı. Her boy kendi beyine kayıtsız şartsız bağlı olduğu gibi, onlar da aşiret reislerine bağlıydılar. Bu durum Baba İlyas’ın işine çok yaradı.

3- Propaganda Bölgeleri

Asıl faaliyet merkezi olarak, Baba İlyas’ın bizzat kendi zâviyesinin bulunduğu Amasya başta olmak üzere Tokat, Çorum, Sivas ve Bozok (Yozgat) bölgesi.

2. baş halifesi Baba İshak’ın bölgesi olan Hısn-ı Mansur (Adıyaman), Maraş, Kefersûd, Malatya ve Elbistan’ı içine alan Güney Doğu Anadolu bölgesi ile Kuzey Suriye bölgeleri daha yoğunlukta idi.

Vl- İSYANIN BAŞLAMASI VE GELİŞMESİ

Baba İlyas, isyanı başlatmadan önce iyi bir şekilde hazırlanması gerektiğine inanıyordu. Henüz daha hazırlık devresinin olgunlaştığına inanmadığı için, bir müddet daha beklemenin yararlı olacağı inancındaydı.

Selçuklu yönetimi onun bu niyetini sezer sezmez, Çat köyünde ayaklanmaya hazırlanan Baba İlyas’ın üzerine asker göndererek olayı büyümeden bastırmak istedi. Baba İlyas kaçmayı başararak Haraşna denilen Amasya kalesine sığındı.

Bunu duyan baş yardımcısı (halifesi) Baba İshak, 10 Muharrem 637 (12 Ağustos 1239) tarihinde, büyük çoğunluğu Türkmenler’den teşekkül eden ordusu ile önce Kefersûd’u (Adıyaman ilinde bir yer) işgal etti. Sonra da Hısn-ı Mansur (Adıyaman), Gerger ve Kâhta’yı ele geçirdiler. Buradan Malatya’ya yöneldiler.

Büyük tehlikenin kendilerine yaklaştığını gören Malatya valisi Muzaffereddîn Alişîr, Selçuklu askerlerinden ve bir kısım Hıristiyan halktan topladığı kuvvetlerle, Baba İshak’ın kuvvetlerine karşı koydu. İki taraf arasında geçen bu savaşta Muzaffereddîn Alişîr’in birlikleri yenilerek techizatını savaş alanında bırakarak kaçtılar. Vali Malatya’ya dönerek yeniden hazırlandı. Kürtler’den ve Germiyanlar’dan yeni kuvvetler meydana getirdi. Baba İshak kuvvetleri, bu kuvvetleri de dağıttı. Malatya yakınlarında Elbistan’da olan bu savaşta kazanılan başarıdan sonra Baba İshak kuvvetleri, yeni taraftarların katılmasıyla sayısını bir hayli artırdı.

Bu arada Baba İlyas’a gelince, sığındığı Amasya kalesinden Baba İshak ile temasa geçmeyi denedi. Baba İshak’ın Amasya’ya doğru yöneldiğini işitince, yakın adamları ile haber göndererek, Canik (Kızılırmağın batısında, Alaçam’dan Fatsa’nın doğusunda Bolaman çayına kadar uzanan bölge) tarafına gitmesini istedi. Baba İlyas’ın, Baba İshak’ı neden Canik tarafına göndermek istediği hiçbir zaman öğrenilemedi. Ancak bu konuda bazı varsayımlar ileri sürülmektedir. Belki amacı isyanın zamansız başlatıldığını düşünerek başarıya ulaşamayacağı korkusuydu. Belki de Selçuklu kuvvetlerinin Baba İshak’ın peşinden gitmesini sağlamak suretiyle kendi ve yanında bulunan üç binden fazla adamlarının hayatını da kurtarmak istiyordu. Ya da bilemediğimiz başka nedenlerden dolayıdır.

Türkmenler, peygamber olduğuna yürekten inandıkları Baba Resûl’u bir an önce görmek istiyorlardı. Ayrıca Baba İshak, Baba Resûl’u kurtarma ümidiyle Amasya üzerine yürümesinden vazgeçmedi.

Amasya istikametine ilerleyen Babaîler, öncü kuvvetleri Sivas’a yolladılar. Sivas’ta devlet güçleri bunları karşılamak için hazırlandılar. Fakat bütün çabalara rağmen yenilmekten ve ağır kayıplar vermekten kurtulamadılar. Sivas iğdişbaşısı (Selçuklular’da, karışık ırktan gelen kimselere iğdiş derlerdi. Anne ya da baba tarafından Türk olmayan Müslümanlara da bu ad verilirdi. İğdişler kent ileri gelenleri içinde yer almaya başlayınca özel müfrezeler oluşturdular. Bu müfrezelerin başlarına, genellikle de yerli halktan Müslüman olmuş birinin oğlu getirilirdi. Bu kimselere “iğdişbaşı” yada “mer-i eğadişe” denirdi.) Huremşah ve birçok ileri gelen kimseler öldürüldüler.

Selçuklu hükümetine karşı kazanılan bu yeni zafer, Baba İshak ve taraftarlarını büsbütün canlandırdı. O zamana kadar henüz fiili olarak isyana katılmamış bir kısım gayri memnun halk ve özellikle yörenin Türkmenleri de Baba İshak’ın kuvvetlerine katıldılar. Bunlar arasında o sıralarda o bölgede yaşayan Çepniler, Karamanlılar ve Avşar boyundan katılanlar çoğunluktaydı. Böylece Amasya’ya yaklaştıkları zaman Babaîler sayıca çok kalabalık bir miktara ulaşmış bulunuyorlardı.

l- Amasya Savaşı ve Baba Resûl’ün Ölümü

Babaîler, Tokat’tan geçtikten sonra, Amasya bölgesine girdiler. Onların peş peşe kazandıkları beklenmedik başarılardan ürken ve tahtını kaybedeceğinden korkan 2. Gıyâseddin Keyhüsrev, tam bu sırada Konya’yı terkederek Kubadabad’a (Konya’nın Beyşehir ilçesinde, Beyşehir Gölü’nün batısında Selçuklu kenti; bugünkü Gölkaya köyünün sınırları içindeydi.) sığındı. Öte yandan da Hacı Mübârizeddin Armağanşah’ı büyük bir Selçuklu ordusunun başında Amasya üstüne gönderdi.

Bütün bunlar olup biterken Baba Resûl hâlâ Amasya kalesinde bulunuyordu. Üstüne gelen kuvvetlere karşı savunma tedbirleri alırken Hacı Mübârizeddîn Armağanşah kendisini bastırdı. Baba Resûl ve adamları şiddetle karşı koydular.

Mübârizeddîn Armağanşah, Baba İshak kuvvetleri Amasya’ya gelmeden, Baba İlyas’ı yakalamak ve öldürmek istiyordu. Çünkü taraftarları Baba İlyas’ı, “Resûl” (peygamber) olarak gördüklerinden taraftarları üzerinde büyük bir etkisi vardı. Hatta taraftarları Baba Resûl’un öldürülemeyeceğine inanıyorlardı. Baba Resûl, taraftarlarına hiçbir şeyden korkmamaları ve şiddetle çarpışmamaları için teşvik ediyordu. Bu çarpışmalarda Baba Resûl ağır yaralar aldı. Yanındaki en güvenilir adamına savaşa devam etmesini söyledi. Nihayet Selçuklu kuvvetleri Baba Resûl’un kuvvetlerini dağıttı ve Baba Resûl’u yaralı olarak ele geçirerek, hemen o anda idam edilerek Amasya kalesinden aşağıya doğru sarkıtıldı. Gece olunca Baba Resûl’un müridleri onu asıldığı yerden indirip Amasya yakınlarında bir yere, sonradan bir ara Ambarlı Evliye Türbesi denilen mezara defnettiler.

2- İsyanın Bastırılması: Malya Savaşı ve Baba İshak’ın Ölümü

Baba Resûl’ün öldürülmesinden kısa bir müddet sonra, Baba İshak’ın komutasındaki Babaîler Amasya’ya geldiler. Selçuklu komutanı Hacı Mübârizeddîn Armağanşah; Babaîlere, Baba Resûl’ün öldürüldüğünü, teslim olmalarını istedi. Babaîler, Baba Resûl’un ölümsüz olduğunu ve meleklerin yardımını getirmek üzere Tanrı katına gittiğini söyleyerek, teslim olma teklifini reddettiler. Daha sonra da “Baba Resûlullah! Baba Resûllullah!” diye bağrışarak kadın erkek bütün güçleriyle Selçuklu askerlerinin üzerine saldırdılar. Şiddetli bir vuruşmadan sonra Babaîler, Selçuklu kuvvetlerini bir daha yenerek komutan Hacı Mübârizeddîn Armağanşah’ı öldürdüler. Bu zaferin etkisi ve Selçuklu Sultanına olan kinlerinin verdiği coşkuyla başkent Konya’ya doğru yürüyüşe geçtiler.

Ordusunun başına geleni öğrenen 2. Gıyâseddin Keyhüsrev acele olarak, sınırları korumakla görevli Erzurum’daki kuvvetlerini yardıma çağırdı. Sıkı bir yürüyüşle yola çıkan Selçuklu kuvvetleri, altı gün içinde Sivas’a ulaştılar. Burada son hazırlıklarını tamamlayarak Kayseri’ye hareket ettiler. Bu arada Babaîler de Kayseri bölgesine gelmişlerdi. Ziyâret adı verilen yerde Selçuklular’la Babaîler arasında yine şiddetli çarpışmalara oldu. Babaîler, burada da Selçuklu kuvvetini yenerek dağıttılar.

Bu savaşı da kazanan Babaîler, büyük bir coşku içinde, hedef Selçuklular’ın başkenti Konya olmak üzere Kırşehir istikametinde yollarına devam ettiler. Türkmenler, kadınları, çocukları, bütün ağırlıkları ve sürüleri de dahil olmak üzere Kırşehir yakınlarında Malya ovasında toplandılar. Fakat iki buçuk ay gibi kısa bir zaman içerisinde Adıyaman’ın Kefersûd’dan çıkan Babaî kuvvetleri binlerce yol katederek Adıyaman, Malatya, Elbistan, Sivas, Amasya, Kayseri ve Malya’ya geldiklerinde, her ne kadar geldikleri bölgelerden birçok Türkmenler, Babaî kuvvetlerine yeni güç olarak katılmış olsalar da, Babaîler’in birçokları güçsüz ve hal-sizlerdi. Ayrıca çoluk ve çocuklarını da yanlarında getirdiklerinden, kasım ayının soğukları da etkili oluyordu.

Babaîler’in Malya’da toplandıklarını öğrenen Selçuklu Sultanı 2. Gıyâseddin Keyhüsrev, daha önceden Türkler’den, Kürtler’den, Gürcüler’den, Araplar’dan ve ücretli Franklar’dan hazırlamış olduğu 70 bin kişilik ordusunu, Emir Necmettin komutasında Babaîler’in üzerine gönderdi.

Bu iki kuvvet 1239 yılının Kasım ayında Malya ovasında karşılaşarak, savaş düzeni aldılar. Bütün telkin ve teşviklere rağmen Selçuklu ordusundaki Türk askerleri bir türlü hücuma geçmeye istekli görünmüyorlardı. Çünkü Baba İshak’ın kudretine, Türkmenler’in gözü pekliğine ve savaştaki maharetlerine dair kulaklarına gelen haberlerin etkisi altındaydılar. Durumun hassasiyetini kavrayan ve eğer yenilirlerse bu defa işin hepten biteceğini anlayan Selçuklu komutan Emir Necmeddîn, ordunun önüne çelik zırhlı Frank askerlerini yerleştirdi.İlk hücum Türkmenler’in harekete geçmeleriyle başladı. Türkmeler’le, ücretli Frank askerleri arasında bu vuruşma çok şiddetli geçiyordu. Çünkü bir yanda aldıkları ücret için savaşan muhtelif milletlerden oluşturulmuş profesyonel bir ordu; öbür tarafta ise, her şeylerini yanlarında taşıyan, kendilerini mutlu bir hayatın beklediğine olan inançlarıyla buralara kadar gelmiş, varlığını yokluğunu bu isyanın başarı ümidine bağlamış büyük bir başıbozuklar kalabalığı, çoluk çocuk, kadın erkekten oluşan bir insan topluluğunun vuruşmasıydı. Frank askerlerinin çelik zırhları karşısında, Türkmenler’in ok ve mızrakları etkisiz kalıyordu. Bu durumdan birden bire cesaretlenen Selçuklu ordusunun öteki askerleri, Franklar’la birlikte karşı hücuma geçtiler. Çok şiddetli olan bu hücum karşısında aylardır hasımlarını yenmeye alışmış olan Babaîler, birden şaşkınlığa uğradılar. Babaîler, ağırlıklarının arkasına sığınarak müdafaaya geçtiler. İki tarafta çok kayıp veriyordu. Nihayet Selçuklu kuvvetleri, Babaî kuvvetlerini dağıtmayı başardı. Türkmenler’den kaçabilenler kaçtılar. Kaçamayanların birçokları ise Selçuklular tarafından öldürüldü. Bu ölenler arasında, Babaîler isyanını aylardan beri yöneten, buraya kadar Selçuklu kuvvetlerini on iki defa yenen, Baba Resûl’un en ileri gelen, en gözde halifesi sıfatını taşıyan Baba İshak da bulunuyordu. Kadın ve çocukların büyük çoğunluğu esir olarak alındı. Böylece, Babaîler ile Selçuklular arasında meydana gelen on iki vuruşmayı kazanan Babaîler, on üçüncü vuruşmayı kaybederek dağıldılar.

Bu kanlı savaş sonunda ele geçirilen esirler 2. Gıyâseddîn Keyhüsrev’in yanına sevkedilip, elde edilen ganimetler de askerler arasında paylaştırıldı. Sultan, Frank askerlerine ifa ettikleri hizmete mükafat olarak üç bin altın dağıttı. Aynı şekilde komutanları da mükafatlandırıldı.Malya savaşındaki bu ağır yenilgi, Türkmenler’e çok pahalıya mal oldu. Yenilgiden sonra Babaîler, Anadolu’nun birçok yerlerine kaçarak kendilerini gizlemeye çalıştılar. Bir kısımlarını ise, Selçuklu hükümeti Anadolu’nun merkeze uzak yerlerine ve Halep, Şam gibi yerlere sürgüne gönderdi. Ayrıca Türkmenler, gelecekte yerli peygamberleri olacak olan Baba Resûl’lerini kaybettiler.

Selçuklular açısından ise Malya savaşı yengisi Anadolu Selçuklu devletinin saadetini değil, felaketini hazırlayan faktörlerden biri olmuştur. Çünkü Babaîler isyanı, devletin gerçekte ne kadar zayıf olduğunu, dış görünüşteki parlaklığa rağmen, siyasi, idari, toplumsal ve ekonomik, hatta özellikle askeri bir takım zaaflarının bulunduğunun çok net bir şekilde göstermiş oldu. Babaî isyanı nedeniyle, gücünden çok şey kaybeden Anadolu Selçuklu Devleti’ne, o zamana kadar saldırmak için kapı önünde bekleyen Moğollar, bu durumu fark ettiler ve Selçuklular üzerine saldırarak, Anadolu Selçuklu Devleti’ni tarihteki sahnesinden 1243 yılında kendine uydu bir devlet haline getirerek, 1308 yılında tamamen yıkılmasına zemin hazırladılar.

Ayrıca Babaîler’in ardılları olan Şeyh Bedreddin, Şahkulu Baba, Nur Ali, Bozoklu Celal, Kalender Çelebi, Yenice Beğ, Domuzoğlan ve Söklenoğlu gibilerin önderliğinde Osmanlı döneminde isyanlar çıkarak, Osmanlı Devleti’nin de başını ağrıtmışlardır.

(Babaîler hakkında geniş bilgi için bakınız: Prof. Ahmet Yaşar Ocak: “Babaîler İsyanı”, Dergah Yayınları, İkinci baskı, Şubat 1996.)

Baba İlyas tipik bir şaman olma hüviyetini henüz kaybetmemiş bir Türkmen babası olduğundan, sihir ve büyü ile uğraşma gibi, eski şaman geleneğini de sürdürüyordu. Bu nedenle müritleri, şeyhin üstün bir kudrete sahip olduğuna inanıyorlardı. Yazdığı muskalar ve bazı dini ayinlerle gelen hastaları iyileştirmeye çalışıyordu. Sorunlara ve davalılara çözüm buluyor, civar halkın birlikte barış içerisinde yaşaması için uğraş veriyordu.

 

E.Cemal ŞAHİN

envercemal@mynet.com

DEVAMI: BABAİLER İSYANI ( 1 )

 

 
Ana Sayfa | Basın Açıklamaları | Yazı Dizisi | Haberler | Şubemizden Haberler | Yazarlar | Etkinlikler | Foto Galeri | Etkinlik Fotografları | Makaleler | Sivas Katliamı | Sivas Şehitleri | Katliamlar | Alevilik | Bilgi-Belge | Genel Mer.Yön Kurulu | Antalya Şube Yön. Kurulu | Pir Sultan Anıtı | Pir Sultan Yazıtı | Pir Sultan Abdal | Pir Sultan'ın Eserleri | Pir Sultan Abdal Dergisi | Tüzük | Takvim | Arşiv | Kaynakça | Kronoloji | Linkler | iletişim | Ziyaretçi Defteri
 
©2006 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi Tüm hakları saklıdır.
Tel: 0 (242) 326 34 44 Faks: 0 (242) 247 55 45 E-Posta: iletisim@psakd.org