Baba
İlyas tipik bir şaman olma hüviyetini henüz kaybetmemiş
bir Türkmen babası olduğundan, sihir ve büyü ile uğraşma
gibi, eski şaman geleneğini de sürdürüyordu. Bu nedenle
müritleri, şeyhin üstün bir kudrete sahip olduğuna inanıyorlardı.
Yazdığı muskalar ve bazı dini ayinlerle gelen hastaları
iyileştirmeye çalışıyordu. Sorunlara ve davalılara çözüm
buluyor, civar halkın birlikte barış içerisinde yaşaması
için uğraş veriyordu.
lV- BABA İLYAS KİMDİR
A)
Baba İlyas’ın Seceresi
Tam
adı “Ebü’l-Bakâ Şeyh Baba İlyas b.Ali el-Horasânî” olup,
Moğol istilası sırasında Hârizmşahlar devletini yıkılışı
(1231) sırasında Anadolu’ya gelerek Selçuklu Sultanı 1.Alâettin
Keykûbad’ın emrine giren Hârezmli Türkler’den bir Türkmen
babasıdır.
Torunu
Elvân Çelebi’ye göre (öl.1360), büyük dedesi Baba İlyas,
Rum diyarına (Anadolu’ya) Dede Garkın adında başka bir Türkmen
şeyhinin halifesi sıfatıyla gelmiş ve Amasya yakınlarından
bulunan Çat köyüne (bugünkü İlyas Köyü) yerleşerek burada
bir zâviye açmıştır. Baba İlyas burada fikirlerini yaymaya
başlamıştır. Selçuklu Sultanı 1.Alâattin Keykûbad’la yakın
ilişkiler kurmuş ve zamanla müridleri çoğalmaya başlamıştır.Ömer,
Yahya, Mahmut, Hâlis ve Muhlis adlarında beş oğlu vardı.
B)
Baba İlyas’ın Dünya Görüşü
Baba
İlyas Çat köyüne geldiğinde, önceleri hiçbir ücret almadan,
karın tokluğuna köylülerin davarlarını gütmeye başladı.
Çok az yemek yiyor ve basit bir şekilde yaşamını sürdürüyordu.
Bu yaşam tarzı ve diğer hareketleriyle kısa zaman içerisinde
halkın sevgisini ve saygısını kazanmayı başardı. Köyün yakınında
bir tepe üzerine bir zâviye yaptı. Hem oturduğu köyün ve
hem de civar köylerin sakinleri onun müridi oldular. Yaptığı
zâviyede müritlerini kabul etmeye başladı. Baba İlyas tipik
bir şaman olma hüviyetini henüz kaybetmemiş bir Türkmen
babası olduğundan, sihir ve büyü ile uğraşma gibi, eski
şaman geleneğini de sürdürüyordu. Bu nedenle müritleri,
şeyhin üstün bir kudrete sahip olduğuna inanıyorlardı. Yazdığı
muskalar ve bazı dini ayinlerle gelen hastaları iyileştirmeye
çalışıyordu. Sorunlara ve davalılara çözüm buluyor, civar
halkın birlikte barış içerisinde yaşaması için uğraş veriyordu.
Baba
İlyas’ın halifelerinden olan ve daha sonraları tarihte büyük
izler bırakan, halifelerinden bazıları şunlardır: Baba İshak,
Hacı Bektaş Veli, Hacı Mihman, Bağdin Hacı, Şeyh Osman,
Ayn’ud-Devle, Emirci Sultan, Şeyh Bâli, Koçum Seydi, Şeyh
Edebâli.
V-
İSYANIN HAZIRLIKLARI
1-
Propaganda Safhası
Selçuklu
hükümdarı 2.Gıyâseddin Keyhüsrev’in kötü idaresi yüzünden
halk bir kurtarıcı aramaya başladı. Bu dönemde “Anadolu
Erenleri” ya da “Anadolu Evliyaları” önderliğinde, en iyi
örgütlenen kesim Oğuzlar’dı. Bunların lider konumunda gördüğü
kişi ise Baba İlyas’tı. Bu nedenle ona, “Baba Resul” diyorlardı.
2-
İsyanı Olgunlaştıran Öncüller
Bir
Vefâîyye tarikatı şeyhi olan Baba İlyas, vaktiyle Vefâîyye
tarikatı mensubu olan kendi halifelerini, Türkmenler’den
ve diğer değişik kesimlerden edindiği müritlerini, “halife”
sıfatıyla muhtelif yerlere, özellikle onların kendi eski
çevrelerine gönderiyordu. Bu halifeler gittikleri yerlerde
bir takım önemli işler yapıyorlar ve bu sayede çok etkili
oluyorlardı. Böylece Türkmenler ve köylüler Baba’nın fikirlerini
tanıdıkları ve güvendikleri kimselerin ağzından öğrendikleri
için daha kolayca bağlanıyorlardı.
Ayrıca
Baba Resûl, yine Türkmen yörelerinde faaliyet gösteren ve
belirli bir nüfus ve etki sahibi olan Kalenderî, Yesevî
ve Haydarî tarikatlarına mensup Türkmen babalarından yararlanıyordu.
Başka
bir önemli etmen de, Türkmen boylarının geleneksel yapısının
bu boyları Baba İlyas’ın etrafında toplamaya büyük ölçüde
yardımcı olmuş olmasıdır.Başka
bir deyimle, Türkmen boyları içindeki kabile geleneği, Baba
İlyas’ın işine çok yaramıştır. Çünkü onlar beyinin sahip
olduğu otorite sayesinde kendi geleneksel teşkilatlarını
sımsıkı bir şekilde koruyorlardı. Her boy kendi beyine kayıtsız
şartsız bağlı olduğu gibi, onlar da aşiret reislerine bağlıydılar.
Bu durum Baba İlyas’ın işine çok yaradı.
3-
Propaganda Bölgeleri
Asıl
faaliyet merkezi olarak, Baba İlyas’ın bizzat kendi zâviyesinin
bulunduğu Amasya başta olmak üzere Tokat, Çorum, Sivas ve
Bozok (Yozgat) bölgesi.
2.
baş halifesi Baba İshak’ın bölgesi olan Hısn-ı Mansur (Adıyaman),
Maraş, Kefersûd, Malatya ve Elbistan’ı içine alan Güney
Doğu Anadolu bölgesi ile Kuzey Suriye bölgeleri daha yoğunlukta
idi.
Vl-
İSYANIN BAŞLAMASI VE GELİŞMESİ
Baba İlyas, isyanı başlatmadan önce iyi bir şekilde hazırlanması
gerektiğine inanıyordu. Henüz daha hazırlık devresinin olgunlaştığına
inanmadığı için, bir müddet daha beklemenin yararlı olacağı
inancındaydı.
Selçuklu
yönetimi onun bu niyetini sezer sezmez, Çat köyünde ayaklanmaya
hazırlanan Baba İlyas’ın üzerine asker göndererek olayı
büyümeden bastırmak istedi. Baba İlyas kaçmayı başararak
Haraşna denilen Amasya kalesine sığındı.
Bunu
duyan baş yardımcısı (halifesi) Baba İshak, 10 Muharrem
637 (12 Ağustos 1239) tarihinde, büyük çoğunluğu Türkmenler’den
teşekkül eden ordusu ile önce Kefersûd’u (Adıyaman ilinde
bir yer) işgal etti. Sonra da Hısn-ı Mansur (Adıyaman),
Gerger ve Kâhta’yı ele geçirdiler. Buradan Malatya’ya yöneldiler.
Büyük tehlikenin kendilerine yaklaştığını gören Malatya
valisi Muzaffereddîn Alişîr, Selçuklu askerlerinden ve bir
kısım Hıristiyan halktan topladığı kuvvetlerle, Baba İshak’ın
kuvvetlerine karşı koydu. İki taraf arasında geçen bu savaşta
Muzaffereddîn Alişîr’in birlikleri yenilerek techizatını
savaş alanında bırakarak kaçtılar. Vali Malatya’ya dönerek
yeniden hazırlandı. Kürtler’den ve Germiyanlar’dan yeni
kuvvetler meydana getirdi. Baba İshak kuvvetleri, bu kuvvetleri
de dağıttı. Malatya yakınlarında Elbistan’da olan bu savaşta
kazanılan başarıdan sonra Baba İshak kuvvetleri, yeni taraftarların
katılmasıyla sayısını bir hayli artırdı.
Bu
arada Baba İlyas’a gelince, sığındığı Amasya kalesinden
Baba İshak ile temasa geçmeyi denedi. Baba İshak’ın Amasya’ya
doğru yöneldiğini işitince, yakın adamları ile haber göndererek,
Canik (Kızılırmağın batısında, Alaçam’dan Fatsa’nın doğusunda
Bolaman çayına kadar uzanan bölge) tarafına gitmesini istedi.
Baba İlyas’ın, Baba İshak’ı neden Canik tarafına göndermek
istediği hiçbir zaman öğrenilemedi. Ancak bu konuda bazı
varsayımlar ileri sürülmektedir. Belki amacı isyanın zamansız
başlatıldığını düşünerek başarıya ulaşamayacağı korkusuydu.
Belki de Selçuklu kuvvetlerinin Baba İshak’ın peşinden gitmesini
sağlamak suretiyle kendi ve yanında bulunan üç binden fazla
adamlarının hayatını da kurtarmak istiyordu. Ya da bilemediğimiz
başka nedenlerden dolayıdır.
Türkmenler,
peygamber olduğuna yürekten inandıkları Baba Resûl’u bir
an önce görmek istiyorlardı. Ayrıca Baba İshak, Baba Resûl’u
kurtarma ümidiyle Amasya üzerine yürümesinden vazgeçmedi.
Amasya
istikametine ilerleyen Babaîler, öncü kuvvetleri Sivas’a
yolladılar. Sivas’ta devlet güçleri bunları karşılamak için
hazırlandılar. Fakat bütün çabalara rağmen yenilmekten ve
ağır kayıplar vermekten kurtulamadılar. Sivas iğdişbaşısı
(Selçuklular’da, karışık ırktan gelen kimselere iğdiş derlerdi.
Anne ya da baba tarafından Türk olmayan Müslümanlara da
bu ad verilirdi. İğdişler kent ileri gelenleri içinde yer
almaya başlayınca özel müfrezeler oluşturdular. Bu müfrezelerin
başlarına, genellikle de yerli halktan Müslüman olmuş birinin
oğlu getirilirdi. Bu kimselere “iğdişbaşı” yada “mer-i eğadişe”
denirdi.) Huremşah ve birçok ileri gelen kimseler öldürüldüler.
Selçuklu
hükümetine karşı kazanılan bu yeni zafer, Baba İshak ve
taraftarlarını büsbütün canlandırdı. O zamana kadar henüz
fiili olarak isyana katılmamış bir kısım gayri memnun halk
ve özellikle yörenin Türkmenleri de Baba İshak’ın kuvvetlerine
katıldılar. Bunlar arasında o sıralarda o bölgede yaşayan
Çepniler, Karamanlılar ve Avşar boyundan katılanlar çoğunluktaydı.
Böylece Amasya’ya yaklaştıkları zaman Babaîler sayıca çok
kalabalık bir miktara ulaşmış bulunuyorlardı.
l-
Amasya Savaşı ve Baba Resûl’ün Ölümü
Babaîler,
Tokat’tan geçtikten sonra, Amasya bölgesine girdiler. Onların
peş peşe kazandıkları beklenmedik başarılardan ürken ve
tahtını kaybedeceğinden korkan 2. Gıyâseddin Keyhüsrev,
tam bu sırada Konya’yı terkederek Kubadabad’a (Konya’nın
Beyşehir ilçesinde, Beyşehir Gölü’nün batısında Selçuklu
kenti; bugünkü Gölkaya köyünün sınırları içindeydi.) sığındı.
Öte yandan da Hacı Mübârizeddin Armağanşah’ı büyük bir Selçuklu
ordusunun başında Amasya üstüne gönderdi.
Bütün
bunlar olup biterken Baba Resûl hâlâ Amasya kalesinde bulunuyordu.
Üstüne gelen kuvvetlere karşı savunma tedbirleri alırken
Hacı Mübârizeddîn Armağanşah kendisini bastırdı. Baba Resûl
ve adamları şiddetle karşı koydular.
Mübârizeddîn
Armağanşah, Baba İshak kuvvetleri Amasya’ya gelmeden, Baba
İlyas’ı yakalamak ve öldürmek istiyordu. Çünkü taraftarları
Baba İlyas’ı, “Resûl” (peygamber) olarak gördüklerinden
taraftarları üzerinde büyük bir etkisi vardı. Hatta taraftarları
Baba Resûl’un öldürülemeyeceğine inanıyorlardı. Baba Resûl,
taraftarlarına hiçbir şeyden korkmamaları ve şiddetle çarpışmamaları
için teşvik ediyordu. Bu çarpışmalarda Baba Resûl ağır yaralar
aldı. Yanındaki en güvenilir adamına savaşa devam etmesini
söyledi. Nihayet Selçuklu kuvvetleri Baba Resûl’un kuvvetlerini
dağıttı ve Baba Resûl’u yaralı olarak ele geçirerek, hemen
o anda idam edilerek Amasya kalesinden aşağıya doğru sarkıtıldı.
Gece olunca Baba Resûl’un müridleri onu asıldığı yerden
indirip Amasya yakınlarında bir yere, sonradan bir ara Ambarlı
Evliye Türbesi denilen mezara defnettiler.
2-
İsyanın Bastırılması: Malya
Savaşı ve Baba İshak’ın Ölümü
Baba
Resûl’ün öldürülmesinden kısa bir müddet sonra, Baba İshak’ın
komutasındaki Babaîler Amasya’ya geldiler. Selçuklu komutanı
Hacı Mübârizeddîn Armağanşah; Babaîlere, Baba Resûl’ün öldürüldüğünü,
teslim olmalarını istedi. Babaîler, Baba Resûl’un ölümsüz
olduğunu ve meleklerin yardımını getirmek üzere Tanrı katına
gittiğini söyleyerek, teslim olma teklifini reddettiler.
Daha sonra da “Baba Resûlullah! Baba Resûllullah!” diye
bağrışarak kadın erkek bütün güçleriyle Selçuklu askerlerinin
üzerine saldırdılar. Şiddetli bir vuruşmadan sonra Babaîler,
Selçuklu kuvvetlerini bir daha yenerek komutan Hacı Mübârizeddîn
Armağanşah’ı öldürdüler. Bu zaferin etkisi ve Selçuklu Sultanına
olan kinlerinin verdiği coşkuyla başkent Konya’ya doğru
yürüyüşe geçtiler.
Ordusunun
başına geleni öğrenen 2. Gıyâseddin Keyhüsrev acele olarak,
sınırları korumakla görevli Erzurum’daki kuvvetlerini yardıma
çağırdı. Sıkı bir yürüyüşle yola çıkan Selçuklu kuvvetleri,
altı gün içinde Sivas’a ulaştılar. Burada son hazırlıklarını
tamamlayarak Kayseri’ye hareket ettiler. Bu arada Babaîler
de Kayseri bölgesine gelmişlerdi. Ziyâret adı verilen yerde
Selçuklular’la Babaîler arasında yine şiddetli çarpışmalara
oldu. Babaîler, burada da Selçuklu kuvvetini yenerek dağıttılar.
Bu
savaşı da kazanan Babaîler, büyük bir coşku içinde, hedef
Selçuklular’ın başkenti Konya olmak üzere Kırşehir istikametinde
yollarına devam ettiler. Türkmenler, kadınları, çocukları,
bütün ağırlıkları ve sürüleri de dahil olmak üzere Kırşehir
yakınlarında Malya ovasında toplandılar. Fakat iki buçuk
ay gibi kısa bir zaman içerisinde Adıyaman’ın Kefersûd’dan
çıkan Babaî kuvvetleri binlerce yol katederek Adıyaman,
Malatya, Elbistan, Sivas, Amasya, Kayseri ve Malya’ya geldiklerinde,
her ne kadar geldikleri bölgelerden birçok Türkmenler, Babaî
kuvvetlerine yeni güç olarak katılmış olsalar da, Babaîler’in
birçokları güçsüz ve hal-sizlerdi. Ayrıca çoluk ve çocuklarını
da yanlarında getirdiklerinden, kasım ayının soğukları da
etkili oluyordu.
Babaîler’in
Malya’da toplandıklarını öğrenen Selçuklu Sultanı 2. Gıyâseddin
Keyhüsrev, daha önceden Türkler’den, Kürtler’den, Gürcüler’den,
Araplar’dan ve ücretli Franklar’dan hazırlamış olduğu 70
bin kişilik ordusunu, Emir Necmettin komutasında Babaîler’in
üzerine gönderdi.
Bu
iki kuvvet 1239 yılının Kasım ayında Malya ovasında karşılaşarak,
savaş düzeni aldılar. Bütün telkin ve teşviklere rağmen
Selçuklu ordusundaki Türk askerleri bir türlü hücuma geçmeye
istekli görünmüyorlardı. Çünkü Baba İshak’ın kudretine,
Türkmenler’in gözü pekliğine ve savaştaki maharetlerine
dair kulaklarına gelen haberlerin etkisi altındaydılar.
Durumun hassasiyetini kavrayan ve eğer yenilirlerse bu defa
işin hepten biteceğini anlayan Selçuklu komutan Emir Necmeddîn,
ordunun önüne çelik zırhlı Frank askerlerini yerleştirdi.İlk
hücum Türkmenler’in
harekete geçmeleriyle başladı. Türkmeler’le, ücretli Frank
askerleri arasında bu vuruşma çok şiddetli geçiyordu. Çünkü
bir yanda aldıkları ücret için savaşan muhtelif milletlerden
oluşturulmuş profesyonel bir ordu; öbür tarafta ise, her
şeylerini yanlarında taşıyan, kendilerini mutlu bir hayatın
beklediğine olan inançlarıyla buralara kadar gelmiş, varlığını
yokluğunu bu isyanın başarı ümidine bağlamış büyük bir başıbozuklar
kalabalığı, çoluk çocuk, kadın erkekten oluşan bir insan
topluluğunun vuruşmasıydı. Frank askerlerinin çelik zırhları
karşısında, Türkmenler’in ok ve mızrakları etkisiz kalıyordu.
Bu durumdan birden bire cesaretlenen Selçuklu ordusunun
öteki askerleri, Franklar’la birlikte karşı hücuma geçtiler.
Çok şiddetli olan bu hücum karşısında aylardır hasımlarını
yenmeye alışmış olan Babaîler, birden şaşkınlığa uğradılar.
Babaîler, ağırlıklarının arkasına sığınarak müdafaaya geçtiler.
İki tarafta çok kayıp veriyordu. Nihayet Selçuklu kuvvetleri,
Babaî kuvvetlerini dağıtmayı başardı. Türkmenler’den kaçabilenler
kaçtılar. Kaçamayanların birçokları ise Selçuklular tarafından
öldürüldü. Bu ölenler arasında, Babaîler isyanını aylardan
beri yöneten, buraya kadar Selçuklu kuvvetlerini on iki
defa yenen, Baba Resûl’un en ileri gelen, en gözde halifesi
sıfatını taşıyan Baba İshak da bulunuyordu. Kadın ve çocukların
büyük çoğunluğu esir olarak alındı. Böylece, Babaîler ile
Selçuklular arasında meydana gelen on iki vuruşmayı kazanan
Babaîler, on üçüncü vuruşmayı kaybederek dağıldılar.
Bu
kanlı savaş sonunda ele geçirilen esirler 2. Gıyâseddîn
Keyhüsrev’in yanına sevkedilip, elde edilen ganimetler de
askerler arasında paylaştırıldı. Sultan, Frank askerlerine
ifa ettikleri hizmete mükafat olarak üç bin altın dağıttı.
Aynı şekilde komutanları da mükafatlandırıldı.Malya savaşındaki
bu ağır yenilgi, Türkmenler’e çok pahalıya mal oldu. Yenilgiden
sonra Babaîler, Anadolu’nun birçok yerlerine kaçarak kendilerini
gizlemeye çalıştılar. Bir kısımlarını ise, Selçuklu hükümeti
Anadolu’nun merkeze uzak yerlerine ve Halep, Şam gibi yerlere
sürgüne gönderdi. Ayrıca Türkmenler, gelecekte yerli peygamberleri
olacak olan Baba Resûl’lerini kaybettiler.
Selçuklular
açısından ise Malya savaşı yengisi Anadolu Selçuklu devletinin
saadetini değil, felaketini hazırlayan faktörlerden biri
olmuştur. Çünkü Babaîler isyanı, devletin gerçekte ne kadar
zayıf olduğunu, dış görünüşteki parlaklığa rağmen, siyasi,
idari, toplumsal ve ekonomik, hatta özellikle askeri bir
takım zaaflarının bulunduğunun çok net bir şekilde göstermiş
oldu. Babaî isyanı nedeniyle, gücünden çok şey kaybeden
Anadolu Selçuklu Devleti’ne, o zamana kadar saldırmak için
kapı önünde bekleyen Moğollar, bu durumu fark ettiler ve
Selçuklular üzerine saldırarak, Anadolu Selçuklu Devleti’ni
tarihteki sahnesinden 1243 yılında kendine uydu bir devlet
haline getirerek, 1308 yılında tamamen yıkılmasına zemin
hazırladılar.
Ayrıca
Babaîler’in ardılları olan Şeyh Bedreddin, Şahkulu Baba,
Nur Ali, Bozoklu Celal, Kalender Çelebi, Yenice Beğ, Domuzoğlan
ve Söklenoğlu gibilerin önderliğinde Osmanlı döneminde isyanlar
çıkarak, Osmanlı Devleti’nin de başını ağrıtmışlardır.
(Babaîler
hakkında geniş bilgi için bakınız: Prof. Ahmet Yaşar Ocak:
“Babaîler İsyanı”, Dergah Yayınları, İkinci baskı, Şubat
1996.)
Baba
İlyas tipik bir şaman olma hüviyetini henüz kaybetmemiş
bir Türkmen babası olduğundan, sihir ve büyü ile uğraşma
gibi, eski şaman geleneğini de sürdürüyordu. Bu nedenle
müritleri, şeyhin üstün bir kudrete sahip olduğuna inanıyorlardı.
Yazdığı muskalar ve bazı dini ayinlerle gelen hastaları
iyileştirmeye çalışıyordu. Sorunlara ve davalılara çözüm
buluyor, civar halkın birlikte barış içerisinde yaşaması
için uğraş veriyordu.