|
ASİMİLASYONA HAYIR!
23-05-05 YAZAR: HÜSEYIN DEMIRTAS
Türkiye’de Alevilerin
kimliklerini kaybederek, Sünni-İslam dairesinin içine çekilerek eritilmek istendiği
artık bir sır değil.
Türkiye’de Alevilerin kimliklerini kaybederek,
Sünni-İslam dairesinin içine çekilerek eritilmek istendiği artık bir sır değil.
Gerek devletin gerekse devlet adına hareket ettiğini öne süren “derin” güçlerin
daha 1830’lardan itibaren Alevilerle çok yakından ilgilenmeye başladığı ve 1910’dan
sonra bu çabaların İttihat ve Terakki Partisi’nin teşvikleriyle zirve noktasına
ulaştığını da sağır sultan bile duydu.
Alevilere yönelik devlet ilgisi Cumhuriyet Dönemi’nde
de açık veya gizli hiç eksik olmadı. Çünkü Alevilik ve Aleviler daha Selçuklular
döneminde patlak veren Babai isyanlarından itibaren ve sonrasında da Osmanlı
Dönemi’nde Yavuz Selim’in saltanatı esnasında sözkonusu devletlerin tehdit algılaması
listesinde baş sıraya yerleştirilmişti. Yani Aleviler tehlikeli gruplar listesine
alınmış ve bu tehditin ortadan kaldırılması için daha o zamanlar çeşitli önlemler
alınmaya başlanmıştı. Devletin tehdit algılaması henüz sona ermiş değil. Alevilerin
devlet için iç tehdit unsurları arasında ilk sırada değil ama listede ilk beşte
yer aldıkları kesin.
ALEVİLER ASIRLAR BOYU
İMHA EDİLDİ
İşte bu tehditin ortadan kaldırılması için özellikle
1510’dan sonra en çok imha etme ve kökünü kazıma metodu sıklıkla uygulanırken,
katliamların yetmediği veya teknik olarak imkansız olduğu durumlarda da Alevi
kitlelerin psikolojik ve fiziki baskılarla kimliğinden uzaklaşması için elden
gelen bütün imkanlar kullanılarak, aşama aşama Sünni-İslam’a entegre edilmeleri
sağlanmıştır. Nitekim bu çabalar sonuç vermiştir. İtalyanların Ortaçağ’daki
öncülleri olan Venedik ve Cenevizlilerin arşiv kayıtları ve Ortaçağ gezginlerinin
seyahatnamelerine göre, o zamanlar Anadolu’da yaşayan Müslüman unsurun üçte
ikisinin Alevi ve dolayısıyla çoğunluk olduğu hesaba katılırsa, Alevilerin sayısının
zamanla dramatik bir biçimde azaldığı/azaltıldığı ve Sünni yapıldığı net bir
şekilde ortaya çıkıyor.
Yani bugün Türkiye’de kendisini Sünni kabul eden
bir çok insanın kökeni Alevi. Bu şu anlama da geliyor; evet Türkiye’deki Alevilerin
sayısı gittikçe azalıyor. Sadece azalma olsa iyi. Amiyane tabirle, “Ölen ölür,
kalan sağlar bizimdir” der geçeriz. Ama öyle değil. Herşeye rağmen Alevi olmaya
devam edenlerde de kimlik kayması problemi var. Tamam kişi Aleviyim diyor ama
artık Sünni kavramlarla konuşuyor, anlam dünyasını Sünni-İslami parametrelerle
şekillendiriyor.
CAMİ ALEVİYE KİLİSE KADAR
UZAK
Bazı yerlerde ise örneğin Kütahya ve çevresindeki
Alevilerde hem Alevi hem de Sünni olmanın gerekliliklerini yerine getirenler
var. Özellikle bunlar camiyi Aleviyiz demelerine rağmen inançlarının bir parçası
sayıyorlar. Bugün kalkıp bunlara, Alevinin ibadet yerinin cemevi olduğunu ve
inancına en az kilise kadar uzak olan caminin köylerinden kaldırılması gerektiğini
söylesen, hatta sadece Alevi köylerindeki camilerdeki imamların görevden alınıp,
ihtiyaç duyulan Sünni köylere tayin edilmesi lazım desen bile seni bir kaşık
suda boğmaya kalkarlar. Onlar için zararı yok cemevi de bulunsun ama camisiz
kesinlikle olmaz. Müslümanın ibadet mekanı camidir. O halde Alevilerin Aleviliklerinin
derecesi ve kalitesi sorununu şimdilik daha sonra dönmek üzere bir kenara koyarsak,
bu gidiş iyiye işaret değil. Sayımız azalıyor. Aleviye ve Aleviliğe müdahale
çok taraflı. Devlet bir yandan toplum diğer yandan ısrarla bizleri Sünni çoğunluğa,
kendilerine benzetmek, tek tipleştirmek istiyor. Kuşkusuz kendi içimizde de
bizi özümüzle bağlantılı olmayan yönlere çekmek isteyenler var. Kimisi kendi
başına kimisi de devlet destekli hareket ediyor. Sonuçta oraya buraya çekiştirilmekten
bıktık. Bütün bunlara kararlı bir şekilde dur demenin zamanı geldi de geçmek
üzere...
O zaman ne yapmalı? Aleviler derhal pasif savunma
evresinden aktif savunmaya geçmeli. Aktif savunma sadece kendini ve değerlerini
savunmayla sınırlı tutulmamalı. Evet artık Aleviler Alevi misyonerliği de yapmalı.
Madem ki, Aleviliğin barışçı bir felsefesi, kadına değer veren bir yapısı olduğuna
inanıyoruz, bunu neden diğer insanlarla paylaşmayalım? Bazıları karşı çıkacaklar,
çıksınlar. Ama Alevilik hem evrensel bir inançtır, der hem de Alevi olmak için
Alevi bir ebeveynden doğma şartını öne sürersek kendimizle çelişkiye düşeriz.
O nedenle cemevlerinin ve Alevi-Bektaşi yolunun kapıları bu yolun esaslarını
benimseyen herkese artık açılmalı. Zamanla da Aleviler önce kendilerini eğittikten
sonra, inançlarını başka insanlara tebliğ etmeye başlamalı.
İNANCIN SİMGELERİ ÖNE
ÇIKARILMALI
Diğer taraftan “haklarımızı vermiyorlar, cemevimizi
ve kimliğimizi resmen tanımıyorlar, bizim vergilerimizle başka inançları finanse
ediyorlar” gibisinden söylene söylene içleri boşaltılmış ve anlamsızlaşmış cümleleri
de pasifçe tekrar edip durmanın bir kıymeti kalmadı. Yapılacak olan genellikle
sessiz ama gerektiğinde ses tonunu yükselterek, Alevi örgütlenmesine ağırlık
verilmesidir. Kurumlaşmak ve inancın simgelerinin görünür olması çok önemli.
İnançlar kalplerdedir ama onların simgeleri dışımızdadır. Bu Sünni Müslüman’da
cami, Hıristiyan’da kilise, Musevide sinagog ve Alevi’de ise cemevi ve dergahlardır.
Cemevleri diğerlerinde olduğu gibi sadece ibadet yeri değil, aynı zamanda kültürel,
sosyal ve bilimsel etkinliklerin yapıldığı birer komplekstir. Bunların Alevi
bulunan her yerde sayılarının ve etkinliklerinin artırılması hayati önemdedir.
Şimdi 12-15 yaşlarında bir Alevi çocuk düşünün,
bu çocuk bakıyor Sünni, Şii camiye gidiyor. Günde 5 vakit minarelerden ezan
okunuyor. O ülkenin radyoları, televizyonları Perşembe ve Cuma günleri dinsel
programlar yapıyor. Her yerde camiden, namazdan, oruçtan konuşuluyor. Okulda
bu çocuğa din dersinde Sünnilik öğretiliyor. Ama bu çocuğun mahallesinde, köyünde
cemevi yok. Büyükleri de ona Alevi kimliğini bilinen kısıtlılıklardan dolayı
aktaramamışlar. Ne olur bu çocuk büyüyünce? Ya Sünni olur veya nereye gideceğini
ve hangi inancın mensubu olduğunu bilmeyen bir şaşkın! Cemevlerinin önemi işte
böyle durumlarda öne çıkıyor. Aleviler bu açıdan cemevleri yaptırmaya ve buraların
inancın gerekleri doğrultusunda içinin doldurulması için hummalı bir çalışma
içine girmeli. Bir mahallede 30 Alevi aile de olsa oraya cemevi açılmalı. Her
Alevinin çıkarları aynı noktada birleşmese de, artık Aleviler fakir, sadece
köylü ve kırsal bir toplum değil. Yeter sayıda Alevi zengin de var. İhtiyaca
yetecek kadar cemevinin Alevi toplumunun yaşadığı her yerde inşası için gerekli
sermayeyi ortaya koyabilmekte artık bu toplumun gücünü aşmıyor.
Bakın istenince oluyor. Sivas, Erzincan, Tunceli
ve İstanbul’da görkemli cemevleri toplanan yardımlarla açıldı. Şimdi sırada
en ağır asimilasyon uygulamalarına maruz kalan Kütahya var. Burada cemevinin
temeli atıldı. Şimdi Avrupa’da “Asimilasyona hayır! Kütahya Cemevine Bir Tuğla
da Sen Koy!” kampanyası başlatıldı. Bunun için bazı Alevi derneklerince geliri
Kütahya’daki cemevinin inşasına gidecek türkü ve eğlence akşamları düzenleniyor.
Bu etkinliklere katılarak cemevi inşasına gereken destek verilmelidir. Katılamıyorsakta
açılan yardım hesaplarını öğrenip para göndermek en kısa ve zahmetsiz olanı!
Yeter ki arzu edilsin ve inancın geleceğine sahip çıkma iradesi gösterilsin.
Çünkü Kütahya gibi Batı Anadolu’da bulunan Alevi
yerleşim yerleri çok büyük bir asimilasyon tehdidi altında. Alevilerin çoğu
doğulu deyip batıdakileri ihmal etmeye gelmez. Bir Sünni ta Endonezya’daki Sünni
kardeşini düşünüyorsa, bir Alevi de sırf batıda ve biraz Sünnileşmişler diye
Kütahya, Manisa, Balıkesir Alevisine kayıtsız kalmamalı. Böylelikle cemevine
sahip olan batı Alevisine cami dışında bir alternatif yaratılmış olur. Bu insanlar
ve çocukları tekrar Aleviliğe kazanılabilir. Zira Alevilerin artık mensuplarını
başka inançlara kaptırmaya, tükenerek kelaynak kuşları gibi nesillerinin yeryüzünden
silinmesine tahammülleri kalmadı.
Kısaca ihtiyaç duyulan her yere cemevileri açılmalı
ki, asimilasyona ve yok sayılmanın önüne engel olarak bir tuğla daha konulabilsin.
Yetti gayri dostlar, asimilasyona hayır!
|