TÜRKİYE 2006'DA İLERLEMEDİ

AB, 2006 Türkiye Raporu, bir önceki raporlarda ifade bulan “Aleviler ibadethane açmakta zorluklar yaşamaktadırlar” gibi yaptırım gücü olmayan ifadelerden farklı olarak, yeni raporda yerini daha çok talep ve yaptırım gücü olan, “cem evlerinin dini merkez olarak tanınması” olarak geçmiştir.

4 Eylül 2006 tarihli, Avrupa Parlamentosu AP Dış İlişkiler Komisyonu 2006 Türkiye raporu görüşmeleri, Türkiye’ye mesaj niteliği taşıyan bir içeriğine sahipti. AP Dış İlişkiler Komisyonunda kabul edilen bu rapor, Eylül ayı sonunda Strasbourg'da yapılacak olan genel kurulda son olarak tekrar oylanacak.

Raporun aktardığı mesajlar net; Türkiye 2006 yılında ilerleme kaydetmedi. Raporda Türkiye’nin bir çok sorunu ve AB uyum alanlarına ilişkin eleştiriler ve düzeltme beklentileri var. Bu yazıda Raporun tümü üzerinde değil, ama Alevilik ve Alevilerin hakları ile ilgili kısmını, raporun bütününe yansıyan genel eğilim çerçevesinde değerlendirme yapılacaktır.

Bu Raporun Gayri resmi tercümesine göre, Raporda “cem evlerinin dini merkez olarak tanınması da dahil olmak üzere, her türlü din dersinin isteğe bağlı verilmesi ve sadece sünni inancı kapsamaması suretiyle Alevilerin korunmasını ve tanınmasını talep eder” ayrıca raporda “bütün dini toplulukların temel haklarının eksiksiz olarak temin edilmesi konusunda Türkiye´nin yükümlülüğü vurgulanır” ifadesi yer almıştır.

Bu raporu, AB Komisyonunun 2004-2005 yıllarına ait İlerleme raporlarındaki tespitlerle ilişkilendirerek, Alevilerin karşı karşıya kaldıkları hak ihlallerini bir kez daha belirlemek ve Türkiye’de son bir yıl içerisinde Alevilerin durumları ile ilgili olumsuz “gelişmeleri” burada ifade etmek gerekir.

2006 RAPORUNDA “ALEVİLERİN İNANÇ MERKEZİ CEMEVLERİDİR” OLARAK VURGULANDI!

Önce şu tespiti yapmakta fayda var: AB, 2006 Türkiye Raporu, bir önceki raporlarda ifade bulan “Aleviler ibadethane açmakta zorluklar yaşamaktadırlar” gibi yaptırım gücü olmayan ifadelerden farklı olarak, yeni raporda yerini daha çok talep ve yaptırım gücü olan, “cem evlerinin dini merkez olarak tanınması” olarak geçmiştir.

Keza geçen yıllara ait AB Türkiye İlerleme Raporlarında “Zorunlu din eğitimine ilişkin güçlükler yaşamaya devam etmektedir” gibi, sadece sorun tanımı yapmaktan öte gitmeyen ifadeler, bu konu ile ilgili olarak ta “din dersinin isteğe bağlı verilmesi” gibi daha somut bir talebe dönüşmüştür.

Yine Alevi kimliğinin tanınması ile ilgili olarak önceki raporlarda yer alan “Alevilerin bir dini topluluk olarak resmen tanınmaması durumu devam etmektedir” ifadesindeki, serzeniş vurgusu, yerini “Alevilerin korunmasını ve tanınmasını talep eder” beklentisi ile bir direktif ve yaptırım ifadesine dönüşmüştür.

AB 2006 Türkiye raporundaki bu ifade ve formulasyon biçimindeki somutlaşmış şekli ile metne geçmiş olmasında Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK), yaklaşık 1 milyon imza ile sonuçlandırılan “Cemeevleri Alevilerin inanç merkezidir” ve “Zorunlu din dersleri kaldırılsın” kampanyalarının önemli rolü vardır. Ayrıca ABF ve AABK yöneticilerinin AB Komisyonu ve Parlamenterleri ile yaptığı görüşmelerin meyvesidir.

Rapor “Alevilerin korunmasını ve tanınmasını” talep ediyor. Ayrıca “dini toplulukların temel haklarının eksiksiz olarak temin edilmesi konusunda Türkiye´nin yükümlük” getiriyor. ABF ve AABK olarak, 2006 Türkiye İlerleme raporunun nihai şekli verilmeden, gerek rapordaki ifadelerin, daha açık tanımlanması, gerekse Alevilerin karşı karşıya olduğu sorunların anlaşılması ve objektif durum tespitlerimizi üzerinde raporda yer alması sağlamak için, önümüzdeki süreçte yeni girişimleri mutlaka olmalıdır. Çünkü bu raporda Alevilerin hakları ile ilgili olarak yer alması gereken daha çok konu var.

BU RAPOR 2005 İLERLEME RAPORUNDAKİ DAHA SERT

9 Kasım 2005 tarihinde AB Komisyonu, 2005 Türkiye İlerleme Raporu, Strateji Belgesi ve Yenilenmiş Katılım Ortaklığı Belgesi’ni (KOB) yayınladı. AB Komisyonu İlerleme Raporu’nun Siyasi Kriterler bölümünde Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ni yeterli derecede karşıladığı vurgulanmıştı. Fakat Türkiye’nin AB üyelik sürecinde hazırladığı Uyum paketleri, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü genişletmedi. Alevilerin hakları konusunda ve sorunlarına çözüm açısında bir iyileştirme getirmedi. Yeni Uyum yasaları ile, "din özgürlüğü ve laikliğe aykırı uygulamalara son verildi" demek zaten mümkün değil. Diyanet demokratik laiklik açısından sorun olmaya devam etmekte, yasalardaki Alevileri dışlayan tutum sürmekte, nüfus cüzdanlarındaki din kaydı kaldırılmadı ve zorunlu din eğitimi gibi sorunları iyileştirici düzenlemelere henüz gerçekleşmedi.

Türkiye’de genel olarak “reform” olarak dayatılan, yasal değişiklikler yapılmış olmasına rağmen, Alevilerin karşı karşıya olduğu ayrımcılık ve hak ihlalleri konusunda bir değişim olmamıştır. Yine söz konusu yasal değişikliklerin gerçek yaşamda ve uygulamada karşılığının olmadığını gözlemlemekteyiz. AKP hükümeti, iki yüzlü bir dış ve iç politika yürütmektedir. Türkiye’nin AB üyelik sürecini, iç ve dış politik dengeler açısında rafa kaldırmış bir görünüm sergilenmektedir. Yani söz konusu reformlar durma noktasına gelmiştir.

Türkiye-Avrupa Birliği sürecinde ise bu sorunların varlığı görülmüş ve çözüm konusunda uluslar arası hukuk ve değerlere bağlılık çağrısı yapılmıştır. AB raporlarında "Tüm bireylerin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, din ve inanca dayanan ayırım ve ayırımcılığa maruz kalmaksızın Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun olarak temel haklar ve insan haklarına sahip olmalarının yasal düzeyde ve uygulamada güvence altına alınması" öngörülmektedir.[1] denilerek, AB yolundaki Türkiye'nin ev ödevleri hatırlatılmıştır.

Bu eleştirilere sessiz kalmayan Türkiye ise "Hükümet, tüm bireylerin herhangi bir ayırım yapılmaksızın tüm insan hakları, temel özgürlükler ve kültürel haklardan tam ve eşit olarak yararlanmalarını güvence altına almanın temel görevi olduğuna inanmaktadır."[2] diyerek bu sorunun varlığını kabul etmekte ve çözülmesi gerektiğini ifade etmektedir. Görüleceği gibi bu belgelerde tüm bireylerin hiçbir ayrımcılığa uğramaksızın din ve inanç özgürlüklerinin sağlanması ve güvence altına alınması öncelikli amaçlar arasında zikredilmektedir. Fakat nedense bu konuda halen bir adım atılmamıştır.

2004, 2005 ve 2006 AB Raporları, AKP iktidarının Alevilerin talepleri konusunda samimi olmadığını bir kez daha teyit etmiştir. AKP, Alevilere karşı takındığı ‘İnkarcı ve Asimilasyoncu’ tutumu ile Türkiye’nin AB sürecini taşıyamamaktadır. Bunu en başta Aleviler olmak üzere tüm toplum her geçen gün daha yi fark etmektedir.

------------------------------------------------------------------------------------------------

[1] 2003 yılı AB Katılım Ortaklığı Belgesinin “Güçlendirilmiş siyasi diyalog ve siyasi kriterler” bölümünde geçen ‘Öncelikler 2003/2004’

[2] Türkiye, 24 Mart 2001 tarihli Avrupa Birliği Müksebatının Üstlenilmesine İlişkin Ulusal Programında

Turan ESER

turaneser@gmail.com