Alevi
web sitelerini dolaşırken yolum www.karacaahmet.com
sitesine uğradı. Ana sayfaya göz attıktan sonra Alevilik
hakkında birşeyler öğrenebilmek umudu ve heyecanıyla “Alevilik
nedir?” başlıklı yazıyı tıkladım. Kısacık bir yazı... Hadislere
dayanılarak Peygamber ile Hz. Ali arasındaki ilişkinin hilafet
boyutu geçiştirilmiş. Hadis şöyleymiş de, böyleymiş de Aliyi
halife yapmamışlar falan filan. “Aleviliğin oluşum tarihi”
başlığı altında yazılanlara inanamadım. Kim bu kadar cahil
olabilir. Peygamber ölmüş, Alinin halife olmasını istemiş
ama Ömerle Ebu bekir bunu engellemişler. Peki bu Aleviliğin
oluşum tarihinin nesini açıklıyor. Ömer ile Bekirin peygambere
kazık attığını düşünüyor olabilirsiniz. Yazı tamamen bir
hilafet kavgasının ilk başlangıç noktasına temas eder bir
nitelikte. Bunda bile Bekirle Ömerin neden kazık attığına
dair en ufak bir neden gösterilememiş. Olay tamamen kanıttan
ve bilimsellikten yoksun bir şekilde, şeriatçıların yaptığı
gibi doğruluğu ıspatlanamamış hadislere dayanıyor. Tarihsel
oluşum derken somut verilerden bahsetmek gerekiyor. İspatlanamamış
hadislerle bir konuyu anlatmak ya cahilliğin ya da birşeyleri
kasıtlı olarak örtmenin sonucu olabilir.
Devam
Ediyoruz;
Aynı sitede “Hz.Ali ve Alevilk” başlığı altındaki yazıyı
okuyoruz. Ali sevgisi yüzünden Alevilerin nasıl aşağılandığından
bahsederk başlıyor yazı. Devamında ise Ali sevgisine dair
bir savunma var. Gerisi Alevi ozanlarının Aliyi nasıl yücelttiklerine
dair örneklerle devam ediyor ve bitiyor. Alinin ötekilerden
farkı ne diye sorarsanız bu yazıda hiçbir cevap bulamıyorsunuz.
Ali sevgisi Alevilere nasıl bir farklılık kazandırmış diye
sorarsanız yine bir cevap yok. Alinin islam anlayışının
ötekilerden farkı ne sorusunun da bir cevabı yok. Peki sadece
Aliyi sevmiş olmak nasıl bir farklılığa sebep oluyor, o
da yok. Ali sevgisine dair verilen örnekler neden hep anadolu
ozanları içinde arap yok. O da ayrı bir muamma. Kendi örneklerine
dayanarak bir şey daha soralım; Bu ozanlar Ali sevgisini
yüceltirken neden Aliyi ezeli ve ebedi bir varlık olarak
ifade ediyorlar da Halife diye ifade etmiyorlar. Onun bilgi
, nur, sevgi, kudret olduğunu söylüyorlar da hakkı yenmiş
bir halife olduğunu asla söylemiyorlar. Ozanlarımız, pirlerimiz
Alinin tüm niteliklerini söz konusu ederken hilafetini neden
umursamıyorlar acaba. Yoksa o kavgayı araplara mı bırakıyorlar.
Devam Ediyoruz;
Aynı
sitede “şiilik ve alevilik” başlığı altındaki yazıyı okuyoruz.
Şah ismailden Alevilerin büyük üstadıymış gibi bahsediyor.
Sonra başlıyor Şah ismailin vahşetinden sözetmeye. Bekire,
ömere, yezide, muaviyeye nasıl lanet okuduğundan bahsediyor.
Vahşet bundan sonrası. Lenet etmeyenleri katlettiriyor Şah
ismail. Bizim Pir, önder dediklerimizden hangisi katliam
emri verebilir. Bir örneği yok bunun. Aleviliğin doğasına,
yapısına, inancına, felsefesine, insan anlayışına ters düşen
bir gerçekliği Alevilere mal etmek ne kadar doğru, gerçekçi
ve inandırıcı olabilir. Yavuz ile Şah ismailin savaşına
değinilmiş fakat yavuzun katliamından kaçıp Şah ismaile
sığınan Alevilerin Şah ismail tarafından “Kardeşim Yavuzla
aramızı bozdunuz” diye azarlanıp katledilişlerinden sözetmiyor.
Bugün iran şiileri “Alevileri ya sunnileştirin ya da bırakın
biz şiileştirelim” diyebiliyorlarsa bu politika ve düşünceyi
şah ismaile borçlu olduklarının farkındalar. Farkında olmayan
sadece bizleriz. Şah ismailin Alevileri Yavuza karşı kullanma
girişimleri sözkonusudur fakat bir Alevi olması asla sözkonusu
olamaz.
Devam
Etmiyoruz.
Biliyoruz
ki Aleviliğe iki tür yaklaşım var. Birincisi Alevilik gerçeğini
anlamak, onun değerlerini korumak ve gün ışığına çıkarmak
yönündeki yaklaşımdır. İkincisi ise herkesin kendi anladığı
Aleviliği gerçekmiş gibi gösterme çabaları. Bu çabalar dediğimiz
gibi ancak iki nedenledir. Ya cehalletten kaynaklıdır ya
da Aleviğin sosyolojik ve politik bir unsur olarak kullanılmasından
kaynaklanmaktadır.
Bugünkü
Karacaahmeti yapılanmasının neyle ilgisi olduğunu söyleyemem
ama neyle ilgisi olmadığını söyleyebilirim. Açık ve net
görünen o ki Alevilikle bir ilgisi yok.
Bu
arada aklıma bir anım geldi. Yaklaşık dört yıl önce bir
arkadaşımla beraber Karacaahmeti ziyarete gitmiştik. Etrafı
dolaşırken bir grup ziyeretçi geldi. Üç veya dört kişiydiler.
Tanışıp sohbet ettik. Arabalarının bagajından yığınla kitap
çıkardılar. İranlıydılar. Şii olduklarını ifade ettiler.
Ali sevgisi taşıyanların birlikte hareket etmesi gerektiğini,
Türkiyedeki Ali sevenlerin yeterince bilgi sahibi olamadıklarından
sözettiler. Birkaç kitap da bana ve arkadaşıma hediye ettiler.
Adres ve telefon alışverişinde de bulunduk. Bu arkadaşlar
birilerini oldukça bilinçlendirmiş görünüyorlar.