Alevilik, Sünnilik ve Mertin Talihsizliği

Genç’in kullandığı, “Humeyni, Taliban nasıl birilerini yok ettiyse Türkiye’de de 10-15 yılda birileri birilerini yok edecektir ve yok edilecekler arasında Aleviler var” cümlesinden Sünni Müslümanların kastedildiği gibi bir sonucu Nuray Mert’ten başka hiç kimse çıkaramaz.

Aleviliğe ilişkin tartışmalar hız kesmeden sürüyor. Son olarak zorunlu din dersleri dolayısıyla başta Başbakan Erdoğan olmak üzere, hükümetin ileri gelenleri de Aleviliğe bakışlarını bir kez daha açıklamış oldular. Ancak benim dikkatimi Alevileri anlamak zorlanıyorum” diyen başbakandan çok, taleplerini dile getiren Alevilere, “Sünnilere karşı çatışmacı bir dil kullanmak”la suçlayan Nuray Mert çekmiş bulunuyor. Başbakan Erdoğan’ın, “hem Müslüman olacaksınız hem de din dersine karşı çıkacaksınız” şeklindeki anlamamakta direnen kurgusu dururken, Mert’in yazdıklarını konu edinmenin elbette sahici gerekçeleri bulunuyor.

Konu ne zaman Alevilere gelse, ayrımcı politikaları görmezden gelen Mert, Aleviler tarafından dile getirilen her talebe, “sizin taleplerinizi Sünniler mi engelliyor” tarzında, konuyla hiç ilgisi olmayan yanıtlar veriyor. Mert’in, taleplerinin tamamını demokratik ve özgürlükçü bir laiklik ekseninde yapan Alevilere, “Alevi çevreleri yakın tarihte, laikliğin katı bir çerçevede tanımlanmasının en büyük desteklerinden biri olmuştur” ithamında bulunması nasıl bir kızgınlığa dayanıyor; anlamakta zorlanıyorum. Mert, zorunlu din derslerinin gündeme gelmesiyle birlikte PSAKD Başkanı Av. Kazım Genç’in Derya Sazak’a verdiği mülakatı eleştirirken de öyle yapmış!

“Çatışmacı dil” söylemi

Önce bazı temel noktaların altını çizelim. Laikliği ilke olarak benimsemiş bir devlette din yok sayılmaz; ancak referans olarak da kullanılmaz. Laiklik, inanmamayı da bir hak olarak gördüğü gibi, hiç bir inanca karşı ayrımcılık yapılmamasının da güvencesidir. Laik bir ülkede, kamusal kuruluşların dinsel referanslardan etkilenmesine izin verilmez. Laiklik, gündelik hayatın din dışında tarif edilmesi anlamına geldiği gibi dini de devletin müdahalesinden uzak tutar. Özgürlükçü laiklik, “az” veya “çok” olmalarına bakmadan bütün din ve mezheplerin varlığını güvence altına almak ve inanç ve ibadet özgürlüğünün önündeki bütün engelleri kaldırmak anlamına gelir. Özgürlükçü laikliğin uygulanması halinde, din denen olgu da toplumsal gündelik hayattan çekilmiş ve inanan ile inandığı arasındaki ilişki, devletin ideolojik aygıtı haline dönüşmüş olmaktan kurtarılmış olur. Temel insan hak ve özgürlüklerinin başında gelen inanç ve ibadet özgürlüğünün ihlale ve istismara her zaman açık olması nedeniyle söz konusu laiklik anlayışının uygulama şansı bulunmadığı dikkate alınması gereken bir vakıadır.

İnananlar üzerindeki etkisi dolayısıyla zaman zaman devletler tarafından geliştirilen kurallar zaman zaman da “çok” olanın “az” olan üzerinde kurduğu tahakküm nedeniyle herhangi bir dinin bütün kurallarıyla uygulanageldiği bir ortam neredeyse mümkün olamadığı açıktır. Bilinenin tersine bu imkansızlığın asıl nedeni, laiklik gereği, dinin gündelik hayatın dışında tutulmasını zorunlu kılmasından değil; tam tersine, dinin, iktidar tarafından toplumsal, siyasal ve gündelik hayata fazlasıyla sokulmuş olmasından kaynaklanır. Çoğu zaman kutsal metinlerin yerini, iktidarı elinde bulunduranların manifestoları alır hale gelmiştir. İnsan hak ve özgürlüklerinin içinde istismara ve ihlale her zaman açık olan inanç ve ibadet özgürlüğünün nasıl kullanılacağına ilişkin kurallar, o inanç mensuplarının inisiyatifinden çıkartılıp, devletin koyduğu kuralları referans alındığında, resmi ideolojiyi tahkim eden bir araca dönüşmekten başka bir işlev üstlenmeyecektir.

Türkiye’de devlet, Şer’iyye ve Evkaf Bakanlığı’nı feshedip, yerine Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurduğu günden bu yana, artan bir şekilde, dini kontrol altında tutmakta yarar ummuştur. Kuruluştan bu yana, zaman zaman şeriatçı talepler karşısında şiddete başvuran Cumhuriyet tarihine bakıldığında, dinin topluma nüfuz etmesine vesile olabilecek kurum ve kuruluşların bizzat devlet eliyle örgütlendiği ortadadır. Diyanet İşleri Başkanlığı, Yüksek İslam Enstitüleri, İmam Hatip liseleri ve hepsinden önemlisi zorunlu din dersleri uygulaması bunların en çarpıcı örnekleridir. Alevi dergahları, “Tekke ve Zaviyeler Kanunu” çerçevesinde kilit altına alınırken, devletin Sünni İslam’ı yaygınlaştırmasına yol açan uygulamalarını eleştirmek, niçin Sünni Müslümanlarla “çatışmacı bir dil” olarak addedilsin ki?

Vahşeti hafifletmenin Mert’çesi!

Adı geçen mülakat sırasında, Genç’in kullandığı, “Humeyni, Taliban nasıl birilerini yok ettiyse Türkiye’de de 10-15 yılda birileri birilerini yok edecektir ve yok edilecekler arasında Aleviler var” cümlesinden Sünni Müslümanların kastedildiği gibi bir sonucu Nuray Mert’ten başka hiç kimse çıkaramaz. Bugüne kadar Alevilik konusunda kalem oynatanlar başta olmak üzere, hiçbir Alevinin, kendi pozisyonlarının günahını Sünni Müslümanlara yüklediklerine ilişkin bir iddiasına rastlamış değilim. Ancak, Mert’in, Genç’in,“Devletin dini olmaz. Devlet ateiste de, sade inanç sahibine de aynı uzaklıkta olmak zorundadır” demesini önemsememiş olması tuhaf değil mi?

Bitirirken bir noktanın altını çizelim. Mert, “talihsiz” bir biçimde, Madımak katliamını, “talihsiz bir olay” olarak tanımlıyor. Oysa Madımak katliamı, “talihsiz” kavramıyla hafifletilemeyecek kadar ortak tarihimiz üzerine çökmüş kapkara bir vahşettir. Bütün ülkenin gözü önünde, bir otel sekiz saat boyunca yakılmıştır ve başta dönemin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı olmak üzere yetkililer bu vahşeti seyrederek, katliama seyirci kalmışlardır. Mert, Madımak katliamına “talihsiz bir olay” derken çok yanılıyor; ancak yanılgısı bununla sınırlı değil. Mert, Madımak katliamını, “Sünnilerle Alevilerin karşı karşıya geldiği bir olay” olarak tanımlarken de yanılıyor. Elbette Madımak katliamını gerçekleştirenlerin böyle beklentileri olabilir; ancak, hiçbir Alevinin aklına, bu katliam nedeniyle Sünni Müslümanları suçlamak gelmemiştir.

Öte yandan Mert’in Alevilerin “devletin katı laiklik uygulamalarına destek” olduğuna dair iddiaları da gerçeği yansıtmıyor. Alevilerin, hem Sünnilerin, hem de farklı inançlara mensup herkesin hiçbir sınırlamaya maruz kalmadan inançlarını özgürce ifade etmesini savunduğu açıktır. Mert’i “talihsiz” ifadeler kullanmak yerine, özgürlükçü laiklik talebini kendileri kadar bütün ülke için isteyen Alevi aydınlarını yakından izlemeye çağırıyorum.

Yüksel IŞIK / PSAKD GYK Üyesi

isikyukselk@gmail.com