Alevilik, Sünnilik: Anlamak ve Desteklemek

Mert ve Aksoy’un Aleviliğin bir bütün olarak yasaklanmasıyla türbanın kamusal alanda yasaklanmasının karşılaştırmaları, tıpkı elmalarla armutları toplama işlemine benzer ki, buradan doğru sonuca ulaşılamaz.

Zorunlu din derslerine ilişkin AİHM’in vereceği kararın çerçevesinin belirginleşmesi, Alevilerin talepleri açısından yeni bir eşiğe gelindiğine işaret etmektedir. Başbakan Erdoğan’ın, “Alevileri anlamakta zorlanıyorum” ifadesi, Alevilerin zorlu bir sürecin kapısını henüz araladığını göstermektedir. Aralanan kapının ardına kadar açılabilmesi için devletin referans kaynaklarını tartışmaya açmakta fayda bulunmaktadır. Hiç kuşkusuz, böyle bir tartışma için öncelikle Alevilik, Sünnilik ve genel olarak dine ilişkin egemen kültürle şekillenen aydınların bakış açılarındaki problemin giderilmesi gerekmektedir. Son günlerde tartışmaya katılan Nuray Mert’in “Aleviler ve Sünniler”(Radikal, 13 Temmuz) ve Murat Aksoy’un “Alevi ve Sünniler hatalı davranıyor”(Radikal, 17 Temmuz) yazıları, söz konusu problemin tipik örneklerini oluşturmaktadırlar.

Her iki yazarın, Alevileri, hem “devlete destek vermekle” hem de “Sünnilere karşı çatışmacı bir dil kullanmakla” suçlamaları bile varolan problemin ne kadar karmaşık olduğuna delalettir. Taleplerinin dikkate alınmadığından yakınan PSAKD Başkanı Kazım Genç’e, “sizin taleplerinizi Sünniler mi engelliyor” sorusunu yönelten Mert de; “Alevilerde Sünni İslam yorumunun Türkiye'yi şeriata götürdüğü yönünde şüpheyi” sezen Aksoy da, açık ki, Alevilik konusunda kendi bildiklerinden fazlasını öğrenmelerine ihtiyaç bulunduğu gözükmektedir.

Yaygın ancak yanlış izlenimler

Aleviler, kabaca, zorunlu din derslerinden, Diyanet’in Alevi, Sünni, dinli, dinsiz herkesten kesilen vergilerle yalnızca Sünni İslam’ı yaygınlaştıran bir örgütlenme modeline sahip olmasından, Cemevlerinin önündeki engellerden rahatsızlar. Devlet, Aleviliği(ister İslam içi, isterse de İslam dışı kabul edilsin) farklı bir inanç olarak kabul etmediği için Alevilerin bu taleplerine kulak tıkamakta; Aleviler de, bu taleplerden hareketle Türkiye’nin özgürlükçü laikliği benimsemesi için mücadele etmektedirler. Alevilerin bu talebinin mevcut laiklik anlayışıyla örtüştüğünü söylemek zorlama olur. Aleviler, her inancın kendisini ifade edebileceği ortamların güvence altına alınmasını; bu arada Aleviliğin de bir inanç biçimi olarak kabul edilmesini talep ettiklerinde, “kullandıkları dilin Sünnilikle çatışmacı olduğu” yolundaki yaygın ancak yanlış bir eleştiriyle karşılaşmaktadırlar. Alevilerin, “her inanç kendi ibadethanesini ve kendi din görevlilerini kendisi finanse etsin” talepleri de, gene yaygın ve yanlış bir biçimde “Alevilerin katı laikliğe destek oldukları” eleştirisine muhatap olmaktadır.

Öncelikle yanlışlıkları düzeltelim. Alevilik de, tıpkı Sünnilik gibi, dinsel bir inanıştır; her inanış gibi, Aleviliğin de kendine özgü dinsel ritüelleri vardır: İster “İslam’ın bir başka yorumu” isterse de “İslam’dan farklı bir dindir” densin; Alevilerin bu ritüelleri yerine getirebilmeleri için ibadet yeri olarak kabul ettikleri Cemevlerinin önündeki yasal engellerin kaldırılmasına ve kendi felsefesine uygun din görevlilerinin yetiştirmesine ihtiyaç vardır. Bu taleplerin gerçekleşmesi için devletin, bütün din ve inanışlara eşit mesafede olabilen bir laiklik anlayışına sahip olması gerekir. Bütün inançlara eşit mesafede bir laiklik anlayışı, zorunlu hale getirilen “Din Kültürü ve Ahlak” dersi adı altında Sünni İslam’ın öğretilmesine de izin vermez. Adı geçen yazarların gözden kaçırdığı en önemli nokta da burada gün yüzüne çıkmaktadır. Yani devlet Sünniliği İslam’ın resmi bir yorumu olarak görüp kabul ettiği halde, Aleviliğin bir inanç olduğu gerçeğini reddetmektedir.

Devletin, Sünni İslam’ı, adı konulmamış olsa da resmi din gibi kabul ettiği ortadadır. Türban gibi simgeleştirilmiş bazı kavramları yasaklama yoluna gitmiş olmasından devletin Sünniliğe de, Aleviliğe de aynı yaklaştığını sonucu çıkartılamaz. Dolayısıyla Aleviliğin bir inanç olduğuna dair talepleri tümüyle reddedilirken; resmi din muamelesi gören Sünni inancın siyaseten simgesi haline getirilmiş türbana sınırlama getirilmesi bir ve aynı şey değildir. Çünkü Aleviliğin tanınmasına yönelik talep inanç özgürlüğünün kapsamına girer; “İslam dininin gereği” olarak iddia edilen türbanla ilgili taleplerse ibadet özgürlüğüyle ilişkilendirilebilir.

Aydın olmanın gereği

Uluslar arası sözleşmeler de inanç özgürlüğünün önündeki bütün sınırlamaların kaldırılması konusunda uzlaşırken, ibadet özgürlüğü alanında kamusal çıkarları öncelediği bilinmektedir. Yani Aleviliğin bir bütün olarak yasaklanmasıyla türbanın kamusal alanda yasaklanmasının karşılaştırılması, elmalarla armutların toplanması işlemine benzer ki, buradan doğru sonuca ulaşılamaz. Bir başka ifadeyle Aleviliğin bir inanç biçimi olduğunu kabul etmek ayrı bir şeydir; cem törenlerinin ulu orta yapılmasına ilişkin kamusal düzenin korunmasına yönelik sınırlamalar başka bir şeydir.

Alevilerin Sünni Müslümanları, top yekun bir biçimde, şeriatçı olarak tanımladığını iddia etmek gerçeklerle örtüşmez; ancak, Sivas’ta herkesin gözü önünde ateşe atılmış bir topluluğun, “şeriat devleti kuracağız” diyen siyasal İslamcılardan duyduğu tedirginliği, “Sünnilere karşı çatışmacı bir dil” olarak yorumlamak da insafla bağdaşmaz. Aleviler, devletin din ve inanç alanında elini çekmesinden, özgürlükçü laikliğin birebir uygulanmasından yanadır. Alevilerin talepleri, Sünni Müslümanların hareket alanını daraltıcı nitelikte olmadığı gibi, Sünni Müslümanlığa ait ritüeller de Alevileri rahatsız etmez.

O halde yeniden başa dönelim. Zorunlu din derslerine, Diyanet’in yalnızca Sünni İslam’ı organize eden bir kuruma dönüşmesine, inansın- inanmasın herkesin hüviyet kağıdına İslam yazılmasına, inancına uygun ibadet yapmak isteyen herkesi camiye yönlendirme politikasına karşı çıkmak ne zamandan beri Sünni Müslümanlığa karşı çıkmak anlamına geliyor? Bir hakkı savunmak için o haktan doğrudan yararlanmak gerekmez; aydın olmak da, insana böyle bir misyon yükler. Bu çerçevede Mert’i ve Aksoy’u yazdıklarını yeniden düşünmeye çağırmış olmakla umarım haddimi aşmıyorumdur.

Yüksel IŞIK / PSAKD GYK Üyesi

isikyukselk@gmail.com

http://www.pirsultan.net/