|
Alevilik İslam’ın neresinde?
Bu ülkede en sık kullanılan kavramların başında laiklik geliyor. Başbakan da, laikliği önemsiyor; Başbakanın Cumhurbaşkanı olma ihtimali karşısında saçları diken diken olan, “Çankaya laiktir, laik kalacak” sloganını atanlar da! Böyle bir kültürel kodlama, laikliğin özgürlükçü renginin açığa çıkmasına ve dolayısıyla anlamının kavranmasını engelliyor. Oysa laiklik, uluslararası literatürde, devletin bütün din ve inançlar karşısında bağımsızlığını koruması ve hiç bir inancın bir başka inanca müdahale etmeden varlığını sürdürmesinin güvencesi olarak tanımlanıyor. Kavram, dinin referansları üzerinden tanımlandığı için, egemen din anlayışının aksi bir görüş dile getirildiği zaman, “en laikler” bile, herkesi “doğru yol”a davet etmeyi bir görev addediyorlar. Yüzyıllardır kurulu devlet düzeninde baskı görmüş, kıyıma uğramış ve inançlarından terketmeye zorlanmış Aleviler, her şeye karşın Sünni İslam ile “Ali” unsuru dışında ortak bir taraflarının olmadığını yüksek sesle dile getiriyorlar. Sünni İslam’ın “alamet-i farikası” sayılabilecek namaz, Ramazan orucu vs. gibi olmazsa olmazlar, Alevilikte bulunmadığı biliniyor. Sünni Müslümanlar için namaz ve oruç vazgeçilmez koşullar iken, Aleviliğe rengini veren düşünce, kendisini cem töreninde dile getiriyor. “Rıza” olmak, rızalık almak Cemevi ve cami kavramlarının aynı kökten geliyor olmaları, söz konusu iki kavramın altının farklı doldurulduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Aleviler, bırakalım cemi, herhangi bir toplantıyı bile bir cem toplantısı şeklinde planlanıyor ve toplantı başlarken, toplantıya katılanlardan “rıza almak” önemli bir ritüel olarak uygulanıyor. “Rıza” kavramı da Alevilikte önemlidir. Muhtemelen, Güneş Gazetesi’nde edindiği köşeden önüne gelene veryansın eden Rıza Zelyut’a da bu önem nedeniyle verilmiş bu isim. Son üç(21,22,27 Kasım tarihli) yazısında AİHM’e taşınan “zorunlu din dersi” davası nedeniyle PSAKD Genel Başkanı Kazım Genç’e verip veriştiriyor; Yetinmeyip bir de ömrünü Anadolu kültürünü gün yüzüne çıkarmakla geçirmiş değerli araştırmacı Nejat Birdoğan’a da aynı muameleyi reva görüyor. Yüzyıllardır baskı ve tehdit altında olduğu ve hemen bütün yazılı kaynakları tahrip edildiği için güçlü kurgusu nedeniyle bugüne kadar gelen Aleviliğin kökeni üzerindeki tartışmalara taraf olan Zelyut, kendisi gibi düşünmeyen Kazım Genç’e öfke kusuyor. Aleviliğin kökenine ilişkin tartışma, esas olarak, İslam’ın içinde mi dışında mı olduğu noktasında düğümlendiği doğrudur. Kazım Genç, Aleviliğin İslam’ın dışında, Zelyut ise, Aleviliğin İslam’ın içinde olduğunu düşünüyor. Olabilir! Zelyut’un Genç’in düşüncelerine katılmıyor olması da anlaşılabilir. Ancak, Zelyut’un, "Aleviler İslam dışındadır" diyenleri, "Aleviler İslam dışındadır, katledilmeleri bu yüzden helaldir!" diyen Ebussuud Efendi ile aynı kefeye koyması, öfkesini dışa vurmaktan başka bir sonuç üretmez. Dahası bu tarz belden aşağı vuruşlar, her zaman vuranın elini kuvvetlendirmez. Zira, bu mantıktan hareket edilirse, birileri de Zelyut’a, “Madem Alevilik İslam’dır, o halde Camiye gitmelisin, oruç tutmalısın vs.” deme hakkını elde eder. Nitekim, Zelyut’un öve öve bitiremediği Başbakan Erdoğan, daha yakın zamanda,: “Alevileri anlayamıyorum, hem Müslümanım diyeceksin hem de camiye gitmeyeceksin” demişti. Üstelik tek tip tanım, hem Aleviliğin özüne uymaz hem de evrensel laiklik ilkesine ve inanç özgürlüğü alanında oluşmuş bulunan içtihatlara aykırıdır. İnanç özgürlüğü, herkes için! Zelyut’un, Genç’in AİHM’deki savunması nedeniyle “Kazım Genç'in Aleviliği yorumlaması ile Fethullah Gülen'in 'İslam' adı altında Sünniliği yorumlaması ve yeni bir noktaya taşımak istemesi aynı noktada buluşuyor: ABD'ye ve AB'ye uygun inanç modeli yaratmak...” şeklinde kurduğu cümle, son dönem moda haline dönüştürülen milliyetçi paranoyalara benziyor. Zelyut, Genç’in avukatlığını yaptığı davanın, Türkiye’de hukuk yolları kapandığı için AİHM’e gittiğini bilmiyor mu? Nitekim, ABF yöneticilerinden Ali Kenanoğlu’nun zorunlu din dersinin inanç özgürlüğüne aykırı olduğuna ilişkin açtığı dava İstanbul 5. İdare Mahkemesi tarafından yerinde bulunduğu için konunun AİHM’e gitmesine gerek kalmamış oldu. Zelyut’un, Aleviliği İslam dışı gören örgütlerle Diyanet’in aynı düşündüğünü iddiası gülünçtür. Bu iddiasını, “Alevilik bir kültürdür!" diyen Diyanet yönetimi; 'Alevilik İslamdışıdır!' demiş olarak; Pir Sultancılara pas atıyor” cümlesine dayandırması, sığlığa işaret eder. Hele hele, “Başbakan Erdoğan'ın Alevilere yönelik olumsuz tavrının altında da Diyanet'in onu yanlış bilgilendirmesi yatıyor” cümlesi de, Zelyut’un laikliği, inanç özgürlüğünü ve AKP’nin Alevilere yaklaşımını kavrama zorluğu çektiğini gösteriyor. “Aleviler madem Müslümandır; buyurun camiye” diyen ve her adımında siyasal İslam’ı referans olarak gösteren Başbakana hoşgörü gösteren Zelyut, konu Kazım Genç’e ve hayatını Anadolu kültürünü araştırmakla geçirmiş Nejat Birdoğan’a gelince kılıcının iki tarafıyla kesiyor. Zelyut’un, yazısının bir yerinde, “Sünniliğin zaman içinde yer yer şeriatçıların sığınağına dönüştürülmesi; Alevi kesimden bu anlayışa tepki yükselmesine yol açıyor. İşte bu tepki bazı Alevi dernekçiler tarafından, İslam düşmanlığına dönüştürülüyor” diyecek kadar saldırganlaşması anlaşılır gibi değil. İslam bir dindir ve milyonlarca insanın inanç biçimdir. O inançtan olmamak, o inanca saygı göstermenin önünde engel değildir. Zelyut, ne Genç’in, ne de hiçbir Alevi örgütünün İslam’a düşmanlık yaptığına ilişkin en küçük bir kanıt bile gösteremez. Bir başka inanca saygısızlığa Alevi kültürü de izin vermez. Zelyut, inanç özgürlüğünü ve laikliği, şeriatçı referanslardan öğrenmiş olacak ki, bu tarz provake edici ifadeler kullanmakta hiçbir sakınca görmüyor. Bunlar, kendisine aydın diyen hiçbir insanın başvurabileceği bir yöntem değildir. Son olarak bir uyarıda bulunmak isterim; Aleviliğin İslam’ın içinde mi, dışında mı olduğu tartışmalarının muhatabı uzmanlar olmalıdır. İster İslam içi, isterse de İslam dışı kabul edilsin; Alevilerin yasakçı bir zemine itildikleri ve Sünni İslam’a ait ritüelleri yapmamak için kendi içlerine kapandıkları gerçeğinden hareketle, herkesin özgürlükçü laikliği eksen alan bir duruş sergilemesine ihtiyaç vardır. Bizim gibi inanan, inanmayan herkes, kendi inandığı gibi yaşayabilirse, laiklik, uygulanmış olur. Aleviler ve inanan, inanmayan herkes açısından inanç ve dolayısıyla inanmama özgürlüğüne ilişkin tartışmayı bu düzlem üzerinden yürütmek gerekiyor. Kişilere yönelik hakaretamiz ifadeler üzerinden inanç özgürlüğü tartışması yapmak kimseye yarar getirmez. Rıza Zelyut’a bile!.. Yüksel IŞIK 29.11.2006 KAYNAK: http://www.alevihaber.org/
|