Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi - psakd.org
Ana Sayfa Haberler Etkinlikler Tüzük Yönetim Kurulu Şubelerimiz İletişim Ziyaretçi Defteri

 

ALEVİLİK FETULLAH HOCAYA MI KALDI?

KAZIM ENGINFetullah Gülen'in (Fetullah Hoca) nın onursal başkanı olduğu Abant Platformu, 'Tarihi, Kültürel, Folklorik ve Aktüel Boyutlarıyla Alevilik' başlıklı bir sempozyum düzenledi. Sempozyum 17-18 mart 2007 tarihleri arasında İstanbul'da İstanbul Grand Cevahir Otel'de gerçekleştirildi. Sempozyuma Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, Diyanet İşleri Başkanlığı Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez ile Ülkü ocakları Avrupa sorumlusu ve Cem Vakfı Genel Başkanı Sayın İzzettin Doğan'ın yakın koruması ya da danışmanı Serdar Musa Çelebi de katılıp görüş beyan etti! Ne kadar manidar değil mi? Alevilik kala kala eski faşist artıklarına, derin devlet benim diyenlere, dönek solculara, icazetli,maaşlı ve sertifikalı yine bana göre yol düşkünü "dede"lere kaldı.

Burada ezber bozan bir kişi vardı o da Ali Yıldırım. Ama bu yeterlimiydi, ya da doğrumuydu oraya gitmek, o platform da konuşmak bu ayrı bir konu tartışmak gerekir. Bana göre Diyanetin, Fetullah Hoca gibi ABD'nin BOP planını uygulamakla görevli kişi ve cemaatlerin himayelerindeki toplantılara katılmak, bir bakıma onları meşrulaştırmaktır. ABF ve AABK çağrılmış mıdır? Çağrılmışlarsa neden katılmamışlardır? Ali Yıldırım ABF'yi mi temsil etmiştir AABK'yi mi? bunlar açığa çıkmalıdır !

Eğer Ali Yıldırım şahsen çağrılmış ise ve bu toplantıda şahsi görüşlerini söylemiş ise yine bir sorun yoktur.

Ama eğer ABF'yi ya da AABK'yi temsil ediyorsa bunun açıklamasını yine Ali Yıldırım değil bu kurumlar yapmalıdırlar.

Neden mi? ABF adına açıklama yapan ABF Gen. Sek. Turan Eser "Bu girişimin arka planında karanlık bir Fethullahçı niyet ve tuzak vardır. Karanlık niyet, ABD eksenli ' Ilımlı İslam Projesi' ; tuzak ise Aleviliğin bu proje içine sokulması ve Alevilerin asimilasyonudur" "referanslarını dindarlıktan, tarikatlardan ve güçten alan, sözde projeler, demokratik, laik bir cumhuriyet projesinin gerçekleşmesini engelleyecek bir ideolojik yaklaşım olarak görür. Bağımsız ve sivil davranma gücünü kaybetmiş Abant Platformu, bir tür Fetullah Gülen sözcülük hareketidir. Alevilik üzerine düzenlenmiş bir sempozyumun, Alevi örgütlenmelerinin hiçe sayıldığı, onlardan gizlenen bir etkinlik olarak, gerçek amacının hizmet ettiği zemin bellidir. Abant Platformu'nun sivil bir Türkiye söylemi inandırıcı değildir. ABF diyalog karşıtı bir kurum değildir, ama taraf ilişkisini hiçe sayan yaklaşımlar karşısında sessiz kalamaz. Türkiye'de başka bir ABF yoktur." dedi.

Buraya kadar her şey güzel ve doğru.

Ali Yıldırım'ın ifadesiyle "bir sivil toplum kuruluşu olarak özgürlükçü, demokrasiden ve eşitlikten yana, çağdaş, insan haklarına saygılı bir platform" şeklinde tanımlanan Abant Platformu ACABA BÖYLE BİR PLATFORM MUDUR?

Ali arkadaşın birikimine, bilgisine saygımız sonsuz, ama bu platforma yaptığı tanımlamayı (eğer kendisi yaptı ise) doğru bulmuyorum. Eğer bu tanımlamaya en azından başta katıldıysa bile sanırım kendisi de sonuç bölümünde koyduğu tepki ile bir bakıma bunu anlamış bir kişi olarak tepki koydu. Bence bu tepki bu platformun niteliği ve amacını irdeleyen bir ezber bozma tavrı, hem de bir öz eleştiridir.

Bakın Abant toplantısında ne inciler döktürmüşler katılımcılar:

  • Cumhuriyet'in temel niteliklerinden 'laikliğin' yeniden tanımının yapılması gerekiyor.
  • Cumhuriyet rejimi 'ceberrut' bir rejimdir.
  • Cumhuriyet Sünnilere daha fazla baskı yapıyor.
  • Cumhuriyet döneminde Alevilik çözüldü.
  • Muhtar rejimin temsilcisi olarak dedenin yerini ve görevini üstlendi; otoritesini bitirdi.
  • Alevi hukukunun yerini cumhuriyet hukuku aldı.
  • Kadın-erkek eşitliği cumhuriyet idaresinde gerçekleşemedi, İran'daki durum dahi daha iyidir.
  • Sadece Kerbela olayının İslam tarihi için referans alınamaz.
  • Türk Müslümanlığı en iyi Müslümanlık değildir; bu görüş sınanmamış bir tezdir.

Alevi katılımcılar arasından bu görüşlere Kerbela olayı dışında tepki gösterenin çıkmadığı görülmüş.Örneğin:

Mehmet Yaman: "Kerbela olmasaydı Yezid İslamı bitirecekti. Kerbela'sız İslam olmaz. Teberra ve tebellayı bilmek lazım. Allah bir Türk milleti bir diyelim; Alevi-Sünni demiyelim"

Ahmet Yaşar Ocak: Kerbela olayını söylemeden Alevilik olgusundan bahsetmek olmaz. O zaman Alevilik yok olur.

Gülağ Öz: Osman hoca (Osman Eğri) Diyanet'i alladı pulladı önümüze koydu. Gerçek öyle değildir. Diyanet Alevi karşıtı bir fetva mercisi gibi çalışıyor. Devletin Alevilik nedir diye sorusuna, bir inanç değildir; cem evleri de ibadet yeri değildir cevabı geliyor.

Prof. Dr. Mehmet Görmez : Abant Platformu'nda konuşan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Görmez, "Aleviliğin doğru tanıtılmasında Diyanet'in de ihmali oldu. Artık bu ihmale son vereceğiz".

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik: "Ben sünniyim. Benim adım Hüseyin. babamın adı Hasan, abimin adı ise Ali. Sünni dünyasında bu isimler çok yaygındır ama ben bugüne kadar adı Yezid olan bir sünni tanımadım. Hatta bu sünniler arasında hakaret olarak algılanır"

Reha Çamuroğlu: Diyanet'te Alevilerin temsili, kaş yaparken göz çıkarmaya benzer sağlıklı bulmuyorum. Tam tersine bir tepki de yaratabilir. Ayrı bir kurum olabilir.

Doğan Bermek: İmam - Hatiplerin de gündeme gelmesi lazımdı. Sünni talebe yetiştiriyor. Sorunların çözümüne toptan bir yaklaşım için, bilmek lazım bütçe nerelere, ne kadar ayrılıyor? Kökten dinci bir yükselişin de Türkiye'de göz ardı edilmemesi lazım. AB'nin azınlık tanımına en büyük tepkiyi Cem Vakfı koymuş ve bu sorun masadan kalkmıştır.

Gülağ Öz: Osman hoca (Osman Eğri) Diyanet'i alladı pulladı önümüze koydu. Gerçek öyle değildir. Diyanet Alevi karşıtı bir fetva mercisi gibi çalışıyor. Devletin Alevilik nedir diye sorusuna, bir inanç değildir; cem evleri de ibadet yeri değildir cevabı geliyor. Diyanet'in bu yapısıyla Alevileri temsil etmesi, mümkün değildir; önce Musevi, İsevi, Süryani vatandaşları da temsil edecek bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Musa Serdar Çelebi: Sorun iki kesimin birbirine önyargılı yaklaşımından, birbirleri ile kontak kurmamalarından kaynaklanıyor. Cem'e 44 yaşında katıldım. Cem Vakfı'nın yaptığı cemlere, bütün arkadaşlarımı götürdüm. Alevilerin Diyanet'ten dede istemelerini, doğal bir istek olarak karşılıyorum. Ama Alevilikle ilgili yayınlarda Alevi önderlerinin onayının alınması gerektiğini de kabul ediyorum.

Ali Yaman: Türkiye'de Müslüman olmayan topluluk azınlıktır. Alevilik, tarikat değil, mezheptir; ama İslamı 4 mezhep gibi değildir. Bektaşilik bir tarikattır. Gidilen yol anlamında mezhep diyebilirim. Cemevlerinin yeniden düzenlenmesi, camiler gibi devlet tarafından tanınması; bağın kurulması, kurumsal yapılanması bir zorunluluktur.

İrfan Çetinkaya: Yaptığımız etkinlikte müftü ve jandarma olmazsa, o etkinlikte eksiklik hissediyoruz. Devlet, cem evlerimize kamera koysun, baksın; biz devlete dinamit mi koyuyoruz, yoksa camilere diri diri adam mı gömüyoruz! Cemevleri yeni birşey değildir, Eskişehir'de 200 - 300 senelik cem evleri vardır. Son olarak ibadetimizi bir kenara koyalım, Türk milleti olarak bir olalım, iri olalım, diri olalım!

Niyazi Öktem: Laikliğin kavramı sosyal bir kavramdır, akış içinde değişir; Fransızlar bile şimdi değiştirmeyi düşünüyor.

Toplantının sonuç bildirisi yerine yayınlanan "değerlendirme bildirisinde şu görüşlere yer veriliyor.

1. "Türk Aleviliğinin şekillenmesinde saz ve semah hayati önem taşıyan unsurlar olup bu unsurların Türk halk ve tasavvuf müziği ile Türk folkloruna çok önemli katkılarda bulunduğu göz ardı edilmemeli.

2. Aleviliğin temel kaynakları ve halen uygulanmakta olan erkân (temel ritüeller) ve yukarıda sözü edilen kanaat önderlerinin tespitleri dikkate alındığında Aleviliğin müstakil bir din yahut itikadi, fıkhı ve siyasi nitelikli bir mezhep olmadığı, onun İslam kimliği içinde batini ve mistik karakter arz ettiği unutulmamalı.

Bazı eleştirilere açık boyutları olmakla birlikte, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Alevi Bektaşi metinlerini orijinal nüshalarıyla birlikte yayımlaması takdire şayan görülmüştür.

3. Alevilik tümüyle, itikadi tartışmalara bağlı olarak ortaya çıkan bir yapı olmadığı için kendine has sistemli bir teoloji kurma konumunda olmamış, İslam'ın inanç konularını içinden geldiği tarihî sürece paralel bir nitelikte algılayıp yorumlamıştır.

4. Alevilik, diğer dinî yapılar gibi doğup geliştiği coğrafi mekânlardaki kimi anlayış ve uygulamaların tesirine maruz kalarak "senkretik" bir niteliğe bürünmüş olmakla birlikte, ana unsur, belirleyici öge İslam olmuştur. Akademik çalışmalarda yahut marjinal kesimlerde önceki inançlara vurgu yapan yahut İslam'ın belirleyiciliğini göz ardı eden yaklaşım ve çıkışlara, kanaat önderlerinin tamamına yakını ve bu kökenden gelenler tepki göstermişlerdir.

5. 2005'te Hollanda'da ve 2006'da Karacaahmet Sultan'da gerçekleştirilen aynı nitelikteki toplantıda teyit edilen Alevilik tanımındaki "Alevilik İslam'dır. Kırklar meclisinde olgunlaştığı ve on iki imamla devam eden inancın adıdır şeklinde." tarifler göz ardı edilmemelidir" deniyor.

Yapılan konuşmalardan ve sonuç bildirisinden anlaşıldığı gibi "Alevilik" açıkça tarif ediliyor ve bazı toplantılarda alınan kararlar referans gösteriliyor.

Kısacası Alevilik tekrar ve eskisinden çok daha planlı bir şekilde kuşatmaya alınıyor. Asimilasyonun olmazsa olmazları konuşuluyor. Bir takım kuruluşlar ve kişiler bu planın parçası yapılıyor ve bazıları da gönüllü olarak koşa koşa gidiyorlar.

Türk İslam sentezinin Alevi versiyonunu tamamlamak için çok yönlü bir çaba öteden beri sürüyordu. Muharremin 10 günü Garip dede türbesinden naklen yayın yapılmıştı.

Sanırım Fetullah Gülen cemaatinin tv.sinden ilk kez sunulan naklen yayın idi. Aslında her şey çoktan planlanmış. 25 yıllık planlardan söz ediliyordu 11-12 yıl önce. O planın içinde Kur'an kursları, dedelerin Kur'an adayalı eğitimi, inanç önderleri kurultayı ve Alevi-İslam din Hizmetleri Başkanlığı gibi kurumsallaşmalar ardı ardına gerçekleştirildi. Yıllardır Cem Vakfı'nın Yeni Bosna'daki merkezinde dedelere verilen eğitimin önemli bir bölümünü Fetullah Gülen cemaatinden ve Diyanetten uzmanlar üstlenmişlerdi zaten!

Bu gün gelinen nokta aslında ABF ve bağlı kurumlar açısından da içler acısıdır. Yıllardır dedeler kurulu oluşsun, dedelik eğitimi verilsin, bilimsel bir eğitimden geçen insanlar ABF'ye bağlı kurumlarda, Cem Evlerinde görevlendirilsin dedik ama yöneticilere dinletemedik. Varsa yoksa siyaset hesapları uğruna adam harcamalar, birbiri ile uğraşmalar, ayak oyunları, vb. tabii ki ABF kurulduğundan beri (önceki yönetim de dahil!) dedeler kurulu oluşturulamadı, aslında oluşturulmadı. Çünkü bu konu sonuç bildirgelerinde kalmasa ve GYK'ların gündemine alınsa idi çoktan sağlıklı bir oluşum yaratılmış olurdu. İslam içi-dışı gibi nazik, tuzak konularla uğraşılmaz ve akademik, içi dolu ve kendi içinde tutarlı yanıtlar verilirdi. Şimdi bu durumdan şikâyet etmeye en az hakkı olanların ABF yöneticileri olması gerekir! Toplumsal kurumlaşmamızı sağlayamadığımız açıktır. ABF'ye dâhil yüzden fazla Cem evi var, buna AABK yi de dahil edersek 300 civarında Cem evinde görev yapacak, cem ve cenaze hizmetlerini yürütecek görevlilerin (Dede-Hoca) yetiştirilmesi gerekirdi. Ama olmadı, gündeme alınmadı ya da sadece genel kurullarda dile getirildi ve sonuç bildirilerine yazılı kaldı, uygulamaya geçmedi.

Sonuç olarak "bir musibet bin nasihatten iyidir" atasözünden de ders çıkarırsak hızla toplumsallaşmak ve toplumun ihtiyaçlarını hızla karşılamak gereklidir. ABF toplumun Cem Cenaze ihtiyaçlarını karşılayabilecek Dede ve Hoca eğitimini hızla gündemine alarak her Cem Evi için en az 2 kişilik nitelikli ve donanımlı kadro üretmelidir. ABF Toplumsal görevlerini bir an evvel yerine getirmek zorundadır. Toplumsal ihtiyaçlar göz ardı edildikçe en temel görevini ihmal etmiş olacaktır. Bu ihmali sonuçlarını şimdiden görmeye başladık, geri dönülmez ve yakıcı sonuçları ise kapıda…

Siyasete müdahaleden önce asimilasyona müdahale etmek gerekir. Asimilasyona müdahale edilirse birlik pekişir, tartışmalar ve dedikodular azalır. ABF'nin birlik ve beraberliğe hizmet edebilmesi ancak toplumun ihtiyaçlarını sahiplenmesi ile olanaklıdır. Öncelikler sıralaması yeniden düzenlenmeli ve uzlaşma sağlanmalıdır.

ABF bileşenlerine uzlaşı kültürü ile yaklaşılmalıdır.

Toplumsal ihtiyaçlardan Dede-Hoca eğitimi acil olarak başlamalıdır!

ABF bileşenlerine bağlı Cem evlerinde sürekli ve periyodik eğitimler derhal başlatılmalıdır!

Asimilasyon ile mücadelede Türkiye'de bulunan tüm Alevi-Bektaşi köylerinin envanteri çıkarılmalı, asimilasyon açısından tehlike arz eden köyler ve bölgeler özel bir programa tabi tutulmalıdır. Bu köyler ve bölgelerde toplantı, panel, eğitim çalışması ve özellikle bilgili dedeler tarafından Cem'ler yapılmalıdır.

HAM ERVAHLIKTAN İNSAN-I KAMİLE, YOL O'DUR Kİ IŞIK İLE GİDİLE!

ALEVİLİK FETULLAH HOCA'NIN İNSAFINA TERKEDİLEMEZ!

AŞK İLE…

KAZIM ENGİN

 

 
Ana Sayfa | Basın Açıklamaları | Yazı Dizisi | Haberler | Şubemizden Haberler | Yazarlar | Etkinlikler | Foto Galeri | Etkinlik Fotografları | Makaleler | Sivas Katliamı | Sivas Şehitleri | Katliamlar | Alevilik | Bilgi-Belge | Genel Mer.Yön Kurulu | Antalya Şube Yön. Kurulu | Pir Sultan Anıtı | Pir Sultan Yazıtı | Pir Sultan Abdal | Pir Sultan'ın Eserleri | Pir Sultan Abdal Dergisi | Tüzük | Takvim | Arşiv | Kaynakça | Kronoloji | Linkler | iletişim | Ziyaretçi Defteri
 
©2006 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi Tüm hakları saklıdır.
Tel: 0 (242) 326 34 44 Faks: 0 (242) 247 55 45 E-Posta: iletisim@psakd.org