Nejat
Birdoğan özellikle Alevilik araştırmalarında üstünden
atlanılamaz yapıtları, "Anadolu'nun Gizli Kültürü Alevilik"
ile "Anadolu Aleviliğinde Yol Ayrımı"nda, Aleviliğin oluşum
süreci ve nedenleri, diğer dinlerin Alevilik üstündeki etki
ve katkıları, Anadolu Aleviliğinde Ali olgusu ve anlamını
öğreniyoruz.
2001'de
yitirdiğimiz Nejat Birdoğan, Aleviliğin ne olup olmadığından,
nasıl ve hangi kaynaklardan etkilenerek şekillendiğine kadar
bir dizi soruya dair bize, bugüne kadar oluşturulmuş en ciddi
literatürü miras bırakmıştır.
Onun
konuya ilişkin birikimi, hem çok uzun yıllar boyunca halk
kültürü üzerine çalışmasının hem de ele geçen bulguları doğru
yorumlayacak kadar soruna hâkimiyetinin sonucudur. İşte bu
birikimi ve çıkar ilişkilerinden uzak duruşuyla, konuya ilişkin
ilk yazanların tümünden farklı sonuçlara varmıştır. Bunları
dillendirdiğinde karşılaştığı tepkiler ise, ciddiyetsiz içeriklerine
karşın şiddeti ve spekülatif değeri yüksek saldırılar olmuştur.
Önceden de belirttiğim gibi o, "Anadolu Aleviliğinin, yeraltından
gün yüzüne, sözelden yazılıya, safsatadan gerçeğe çıkarılmasında
en dikkate değer aydını" (Aleviliği Ne Yapmalı, s. 250) olacaktır.
Onun tezlerindeki netlik ve gerekçelendirmelerindeki sağlamlık,
alanın egemenlerini ürkütürken, yok sayılmaya çalışılmasını
beraberinde getirmiştir. Ancak onun ortaya koyduğu savları
karalamak, adını ve eserlerini yok saymaya çalışanların kaçamadığı
temel bir kaygıya dönüşmüştür. Bu gibilerin yanı sıra ondan
öğrendiklerini atıfta bulunmadan yinelemek gibi bir vefasızlık
da yaygın bir örnek oluşturacaktır.
Birdoğan,
"Anadolu'nun gizli kültürü" olarak ifade ettiği Aleviliğin
İslamlaştırılmaya çalışılmasının karşısına güçlü bir barikat
olacaktır. Gerek kitaplarına gerekse konuşmalarına hâkim olan
soğukkanlılığıyla, "Alevi geleneklerini İslamın hangi alanına
sokacaksınız? Ya da İslam koşullarının hangisini, hangi Alevi
yöresinde bulacaksınız? diyerek başladığı sözünü-, Alevilik,
(bir kısım düşünür ve yazarların sandığı gibi) Heterodoksi
bile değil. Anadolu'ya gelen göçebe Türkmen ve Kürt topluluklarının
geçmişlerinden gelen kültürlerinin etkileşimde bulundukları
başka inançların kimi parçalarını da içine alarak oluşturdukları
başlı başına özgün bir inançtır. Bu inançta Kıyamet, Münkir-Nekir,
günah tartımı ve dolayısıyla cennet ve cehennem yoktur. İslamın
salt tarihi ile, o da 12 İmam bölümü ile ilgilidir" (Anadolu'nun
Gizli Kültürü Alevilik, Kaynak Yayınları) diye sürdürür.
Görüşleri
bugün çok geniş bir kabulle karşılanmaktadır, ama onları ilk
ifade ettiği 90'ların başında etkin bir aforozla karşılaşacaktır.
Söz konusu saldırılar iyi ki gerçekleşti dedirten bir gelişme
ise, bunlardan hareketle oluşan ve birincisini tamamlayan
"Anadolu Aleviliğinde Yol Ayrımı" (Mozaik Yayınları) eseridir.
"Bu kitap bana atılan taşlarla yazıldı" der, ama bu kitabı
da birincisi gibi bir polemikten uzaktır. Tam tersine çok
geniş bir kaynakça kullanarak, belirleyici öğelerin tümünü
sağlam bir mantıkla irdeleyerek ciddi bir Alevilik çözümlemesi
yapar.
ALEVİLİK
İSLAMIN BİR YORUMU MU?
"Anadolu
Aleviliği Müslümanlıktan doğmamıştı. Giderek esinlenmemişti
bile. Bence bu inanç, Anadolu'daki Türklerin ve Kürtlerin,
yaşadıkları eski Orta Asya, İran, Mezopotamya bölgelerinde
tanıdıkları kimi dinlerin ve geleneklerin bugüne sarkmış,
karmalaşmış ve süzülmüş kalıntısı idi" diye başlayarak, bu
yargıyı Alevi geleneği içinde çürütülemez olgularla gerekçelendirir.
Saptamalarına
karşı, "Sıradan Alevi vatandaşlarının tepkilerini çok doğal
karşıladım. Bin yıllık eritmenin giderilmesi bir anda olamazdı.
Onlar İslam dışı olurlarsa ezileceklerini sanıyorlardı" diye
yazar. Ancak ortalıkta araştırmacı olarak dolaşanların tepkilerini
anlamanın olanaksızlığını ifade eder: "Bir yandan 'hulûl,
sudur, dem, cem, insan kıblesi, semah, deyiş, müzik' diye
mangalda kül bırakmayan bu insanların, bu sözcüklerin İslamlıkta
yer almasının olası olmadığını göremeyişlerine şaşırmamak
elde değil" der.
Aleviliği
araştırmanın, kaynak, yorum ve bu yoldan geçinenlerin tepkileri
çerçevesindeki zorluklarına yaptığı vurguyu takiben Birdoğan,
kitabı okuyacak olanların hak vereceği gibi sözünü şöyle sürdürüyor:
"Kaynaklar uzun yıllara varan çalışmaların sonucunda az çok
bulunmuştur. Okuyucu bu kitabı okudukça bu kaynakların yeterli
olduğunu görecektir. Yaşadıkları tüm coğrafyalardaki Arap,
Fars, Türk ve Kürt araştırmacıların yanı sıra konuya ilgi
duyan Batılı doğubilimcilerin yapıtları, Anadolu Alevilerinin
inanç ve tapınmaları ile birleştiğinde konumuz bütün görüntüsüyle
belirginleşecektir. Bu görüntüyü İslam kantarına vurduğumuzda
ise Aleviliğin İslam olup olmadığını açık açık göreceğiz.
Aslında bu tanının daha basit bir yolu var; İslam olmanın
koşulları belli. Birincisi biçimle ilgili koşullardır ki oruç,
namaz, hac, zekat ve tanıklık sözcükleri olarak adlandırılmaktadır.
İkincisi ise inanma ile ilgili koşullardır ki, Allah'a, melekler,
peygambere, Kuran'a, son güne ve kaza ile kadere inanmadır.
İşte bir Alevinin kendi inancının bu koşullar ile bağdaşıp
bağdaşmadığını araştırmak elindedir ve de kolaydır. Ancak
bu uygulamanın bir koşulu vardır ki, bu da ortaya çıkacak
sorulara dürüst yanıt vermektir."
N.
Birdoğan, Aleviliğin, "bir dinin ortaya çıkışı sırasında bu
dinden olan, ancak sonra değişik nedenlerle ve kimi alanlarda
dinin ilk buyruklarından ve gereklerinden uzaklaşan inançlar"
anlamında, İslamın heterodoks bir yorumu olduğu fikrine de
itiraz eder. Bu kapsamda Aleviliğin hem ortaya çıkışının İslamın
içinden olmadığı (yani Şiilik gibi Ali-Muaviye ayrışmasından
oluşmadığı) hem de teoloji ve ritüelleri itibarıyla ondan
kaynaklanmadığını gerekçelendirir. Tüm dinlerin zaman içinde
heterodoks yorumlarının oluştuğunu, ama ibadet mekânı, kıble,
kutsal kitap, dinin şartları vb. temel konularda aralarında
ortaklık olduğuna ama kendi içlerinde ve uygulamalarda farklılaştıklarına
işaret eder.
ALEVİLİĞE
İSLAM AŞILAMA
Birdoğan,
seyyidlik belgeleri ve secereleri de ciddi veriler ışığında
sorgulayarak şimşekleri üzerine çekmiş bir bilim insanı. Nihai
yargısını, "Horasan illerine sığınan İslam seyyidleri elbette
var. Bunu yadsımak yanlış olur. Ancak bunların torunları olarak
Anadolu dedelerine bakmak da yanlıştır" şeklinde belirtir.
Esasen bu seyyidlik iddialarının çoğunun gerçekdışı ama dönemin
egemenlerinin halkı bu payelerle kontrol etme amacına yönelik
olduğunu, bu uygulamanın ilk örneği olarak Alaaddin Keykubat
I.'in 1232'de verdiği seyyidlik belgeleri ile Aleviliği "İslami
hurafeler ile doldurmaya başladığını" yazar. Bu yolla "Göktanrı
ve Zerdüşt inançlarından bize gelen nice geleneklere İslam
giysisi giydirildi. Kutsal törenleri ateş yöresinde yapmak,
ocak kutsallığı, yol kardeşliği, kadın erkek birlikte tapımı,
törenlerde semah ve müzik vb. nice ritüeller hep İslama bağlandı"
der.
Anadolu
Aleviliğine bu İslam aşılama girişimlerinin 15 yy. sonlarından
itibaren Erdebil Tekkesi ve Şah İsmail üzerinden yinelendiğini,
Ali, 12 İmam ve Kerbela kültlerinin bu dönemde Aleviliğin
içine girdiğini, üçüncü aşılamanın ise, Yeniçeriliğin tasfiyesi
sonrasında Bektaşi Dergâhlarına Nakşibendi şeyhlerinin atanmasıyla
gerçekleştiğini söyler. Bu süreçte en kolay ve gönüllü benimsedikleri
İslami öğe, kendilerinden özellikler buldukları Ali ve 12
İmam olmuştur. Ancak burada da haksız otoriteye direniş anlamında
Kerbela-Hüseyin'e özel bir yer verilmiş, Ali ise İslamcı görüş
ve uygulamalarından soyundurularak, adaletçi ve merdan şahsiyetiyle
kâh Tanrı'nın ismi kâh sonraki önder isimlerin "donunda" dünyaya
gelen temel sembol kılınmıştır.
Birdoğan
özellikle Alevilik araştırmalarında üstünden atlanılamaz yapıtları,
"Anadolu'nun Gizli Kültürü Alevilik" ile "Anadolu Aleviliğinde
Yol Ayrımı"nda, Aleviliğin oluşum süreci ve nedenleri, diğer
dinlerin Alevilik üstündeki etki ve katkıları, Anadolu Aleviliğinde
Ali olgusu ve anlamını öğreniyoruz. Birdoğan'ı okurken Aleviliği
Ali'den başlatmanın ne büyük bir yanılgı olduğunu, 12 İmam
ve Kerbela kültündeki paylaşıma karşın, Aleviliğin Şiilikten
de en az Sünnilik kadar farklı, insan eksenli bir teoloji
olduğunu görüyoruz.
UMUDU
GENÇLERDE
Konunun salt Alevileri ilgilendirdiği düşünülmesin; çünkü
N. Birdoğan'ın Alevilik üst başlığıyla anlattıkları, en az
Aleviler kadar olmayanlarımızı da ilgilendiriyor, çünkü anlatılan
bu toprakların, yani hepimizin hikâyesidir. Böylece hem bu
topraklarda doğup, türkü ve danslarının çoğunu yaratmış, onca
baskı ve asimilasyonla azaltılmasına rağmen bitirilememiş
bir inancı tanımış hem de onun üzerinden Anadolu'da yaşanan
sınıf mücadelelerini, egemenlik ilişkilerini, kültürel ve
toplumsal tarihimizi, Baba İlyas'tan Ebul Vefa'ya, Hacı Bektaş'tan
Mevlana'ya bir dizi önemli şahsiyeti ve misyonlarını öğrenmiş
oluyoruz.Birdoğan, Alevilik araştırmalarındaki bilimsel tutumu
yanı sıra hayat karşısında da laik duruş sergiler. Bu bağlamda,
"kişiler gibi devletin de inançlara karışması benim en büyük
savaşım nedenim olmuştur ve olacaktır. Devlet askere aldığı,
vergi aldığı vatandaşının inanç güvencesini salt yazıda bırakamaz.
Birtakım zorlamalarla devletin birleştirici din araması kesinlikle
olumlu sonuç vermez. Ulusun ve devletin birlikteliği ancak
çağdaş ve laik yöntemlerle olanaklıdır. Ben kişisel olarak
1995 yılında böyle bir yönetimin izlerini görememenin acısını
çekiyorum" diyerek resmi laikliğe eleştirel tutum sergiler.
Son
olarak paylaşmak istediğim, Birdoğan'ın, yüzyıllara dayalı
baskılar nedeniyle Aleviliğin kendini olduğu gibi açığa vurmaktan
yana yaşadığı korkuya dair eleştirel tutumudur. "Açığa vurulduğunda
kimi yönleri korkudan törpüleniyor. Bu Aleviliğe zararlıdır.
Olayları korkmadan yansıtmak gerek" demekte ve bu bağlamda
asıl umudu olan gençlere bu beklentisini iletmektedir.