Aleviliğin
temel sorunlarını çeşitli başlıklar altında toplamak mümkündür.
Fakat konunun daha iyi anlaşılabilmesi için en temel sorunları
incelemek daha yararlı olacaktır.
1-Tarih
ile ilgili sorunlar
2-Teoloji
ile ilgili sorunlar
3-Günümüzdeki
sorunlar
Tarih
ile ilgili sorunlar:
Aleviliğin
düşünce dünyasına teorik katkılar son 500 yıldır azalmakta
ve çıta gittikçe aşağı çekilmektedir. Bunda en büyük etken
var olan devletin sistematik olarak yüzyıllardır uyguladığı
baskı, asimilasyon ve kıyım politikalarıdır. Fakat bizimde
her şeye rağmen Tarih bilincimizi yenilemek, yüzyıllardır
biriken tortulardan temizlemek ve bilimsel metotla yeniden
ele almamız gerekmektedir. Geleneksel metotlarla tarihi olayları
ele almak ve kabullenmek yakın bir gelecekte bizleri ciddi
sıkıntılara maruz bırakır.
Tarih
konusuna bilimsel bakabilmek için; her sorunun tarihsel koşullarda
nasıl ortaya çıktığının bilinmesi, kendi şartları içerisinde
kavranıp doğru analiz edilmesiyle mümkündür. Aleviliğin ilk
oluşumu, şekillenişi, gelişmesi ve olgunlaşmasının hangi tarihle/tarihlerle
başlatılacağı ve hangi coğrafya ve hangi kültürlerle ilişkilendirileceği
günümüzde çözülmeye muhtaç ve ertelenemez bir konu olarak
önümüzde durmaktadır.
Aleviliğin
“senkretik” ve “batini” karakterli oluşu bu sorunun çözümünü
daha da zorlaştırmaktadır. Fakat bu zorluk yapılacak bilimsel
çalışmalara engel teşkil etmez. Aleviliğin hangi tarihte başlatılacağı
sorunu en önemli sorunlardan biridir. Bilindiği gibi tarihi
bilgilerden yoksun, tarihi olayları ve arka planlarını iyi
bilmeyen geleneksel anlatımların çoğu; Aleviliğin tarihinin
başlangıcını, Hz. Muhammet ile, daha doğrusu Hz. Muhammet’in
ölümünden sonraki Hilafet kavgalarıyla ilişkilendirir ve başlatır.
Bu yaklaşım, günümüzde bazı kesimler tarafından özellikle
dillendirilir. Ne yazık ki bilimsel yaklaşımı esas aldığını
söyleyen bazı Alevi örgütlülükleri de bu yanlış değerlendirmeyi
yapmaktadırlar (yurtdışındaki ve ülkemizdeki bazı alevi örgütlülüklerinin
İnternet sitelerine girildiğinde “Aleviliğin Tarihçesi” başlığı
altında; başlangıcın “Hz. Muhammet’in doğumu” ile başlatıldığını
görmekteyiz.) Bu önkabul, kendi geleneksel anlatımı içerisinde
uzun uzun bahsedilen “biz Güruh-i Naci’yiz”, dolayısıyla ‘bu
düşünce Adem’den ve çocuklarından bu yana vardır ve kesintisiz
devam etmektedir’ yaklaşımlarıyla da çelişmektedir.
“...Aleviliğin
tarihini Hz. Ali ve Muaviye’nin hilafet çatışmaları döneminden
başlatmayı ilk bakışta doğru gibi gösteren şey, onun ana inanç
konusu olan Hz. Ali’dir. Bu yaklaşımın temel mantığı şudur:
Mademki Alevilik Hz. Ali etrafında oluşmuş ve teolojisinin
merkezine onu koymuştur, bu taktirde başlangıç Hz. Ali ile
ilgili olmalıdır. Oysa bu başlangıç noktası Şîîlik için geçerlidir
ve çok iyi bilindiği üzere Şîîliğin tarihi gerçekten buradan
başlar. Hz. Ali kültünün Aleviliğe yansıması ise bilim adamları
tarafından çok iyi bilindiği üzere esas itibarıyla ve sistemli
olarak XV. Yüzyılın sonlarına ve XVI. Yüzyılın başlarıdır.
Bunun gibi Aleviliğin başlangıç zamanı, Türklerin Müslümanlığa
geçiş tarihiyle, yani X. Yüzyıl, mekânı da hilafet çekişmelerinin
geçtiği Arap topraklarıyla değil, esas olarak Orta Asya’dan
Anadolu’ya, oradan Balkanlar’a uzanan topraklarıyla ilgilidir.
Ortadoğu Arap topraklarının katkısı, ancak XI. Yüzyıldan itibaren
söz konusu edilebilir. Aleviliği oluşturan toplumsal tabanın
ve inanç yapısının kökleri, önce bu geniş coğrafyanın, sonra
Orta Doğu’nun ürünüdür.”(1)
Alevi
inancındaki Hz. Ali
700-750
yıllarında Horasan’ın üst bölgelerinde, yaşayan Türkmenler
ve diğer milletler, aşağıdan gelen Emevi ordularına karşı
ciddi bir direnç gösterirler. Özellikle Türkmenler eski inançları
olan Göktanrı Dini, Şaman inancı ile birlikte yeni inançlarla
tanıştılar. Bunların başında Budizm gelir. Çoğu bu inançları
kabul etti. Bu dönemde Taşkent, Buhara, Semerkant, Baykent
ve benzeri şehirlerde farklı bir sürü inanç bir arada, mabetleri
yan yana yaşadılar. İnançlar birbirini etkiledi. Şamanizm’den
Budizm’e, Zerdüşt inancından Maniciliğe ve Mazdek’ciliğe kadar
birkaç ana inancı inceleme ve yaşama olanağı bulan bu coğrafyanın
insanları özgün inanç sentezleri oluşturmaya başladılar. Bu
inançlara aşağıdan Müslümanlık, Hazar’ın batısından da Yahudilik
de eklenince, etkileşimler hat safhaya vardı.
Aleviliğin
tarihsel sürecinin doğru zemine oturtulabilmesi için “imamiye”
anlayışından ziyade “ismailiye” anlayışı ve hareketinin incelenmesi
önem arz etmektedir.
Tarihsel
sorun olarak bir başka konu da, Tarihsel Hz. Ali ile, Alevi
inancındaki Hz. Ali’dir. (Buna alt başlık olarak, Tarihsel
12 imamlar ile Alevilik inancındaki 12 imamlar da eklenebilir.)
Hz. Ali’nin tarihsel konumu bellidir. Yaşadıkları, şahsiyeti,
Tanrı anlayışı, Kur’an’a bakışı, kader, kaza, ahiret inancı
aşağı yukarı bilinmektedir.Bu tarihi kimlik ve anlayışın izleri
Aleviliğin içinde gözlense bile, esas olarak Aleviliğin inancındaki
Hz. Ali; kendisine yüklenilen misyonlar açısından çok farklı
bir yerdedir. “O” ‘Rahman’dır, Rahim’dir, evveldir-ahirdir,
kainatın bütün sırları ve nuru ondadır. “O” ne bir elçi nede
bir kuldur.’ Bu nedenle tarihsel Hz. Ali ile, Alevi inancındaki
Hz.Ali arasındaki bağ veya ayrılık iyi belirlenmediği zaman,
Sünniliğin “..Alevilik Hz.Ali’yi sevmekse, bizde Aleviyiz..”
söylemi karşısında çaresiz kalınır. Tarihsel Hz. Ali ile,
Alevi inancındaki Hz.Ali tamamen aynı olmadığı gibi, “...bu
tarihsel biçimlenme içinde, Ali, Anadolu Aleviliğinin Allah
kavrayışı, evren kavrayışı, insan kavrayışı nasıl ki Sünni
anlayıştaki Allah, insan, evren kavrayışlarına uymuyorsa,
Ali kavrayışı da uymuyor.”(2)
Yine
Aleviliğin Osmanlı tarihine bakışı, Safevi Devleti ile ilişkiler
de yeniden ele alınmaya muhtaçtır.
Nihayet
“...Alevi inancının tarihsel süreç içinde biçimlendiğini,
kendisi dışındaki inanç ve kültürlerden etkilendiğini, onlardan
olumlu gördüğü şeyleri içine aldığını ve bu anlamda kendisini
biraz daha olgunlaştırdığını ve Kamil İnsan anlayışının bizzat
inancın kendisi içinde geçerli olduğu ve Kemâle ermeye yönelik
sürekli bir eğilim şeklinde biçimlendiği..”(3)ni görüyoruz.
Sonuç
itibarıyla Bilimsel ve sağlam bir tarih bilincini yaratmak
zorundayız. Herhangi bir kaygıya kapılmadan bu çalışmanın
ve yüzleşmenin yapılması kaçınılmazdır, zaruridir. Aksi halde
Aleviliğin Kültürel varlığı kan kaybetmeye devam edecektir.
Teoloji
ile ilgili sorunlar :
Teoloji
nedir? Teoloji Yunanca’dan geliyor; İki ayrı sözcüğün birleştirilmiş
hali. Teos ve Logos. Teo, yani tanrı, teos yani tanrılar.
Logos bilim olarak ta söz olarak ta anlaşılabilir. Böylece
Tanrılar bilimi yada Tanrıya ilişkin olan söz, Tanrıya ilişkin
bilgi diye açıklanabilir.
Aleviliğin,
Sünnilik ve benzeri Ortodoks inançlardaki gibi sistematik
bir teolojisi bu güne kadar oluşmamıştır. Bundaki temel etkenlerden
biride; Aleviliğin iman esaslı değil, akıl esaslı oluşudur.
Kelam ve Fıkhî esaslarla çerçevesi çizilmiş ve dondurulmuş
bir teolojinin Aleviliğin bünyesine uymamasıdır. Tanrı-insan-evren
anlayışının merkezinde insan vardır. Ve Alevilik; Heterodoks,
Senkretik ve Gnostik bir inanç biçimidir.Batıni karakterlidir.
Bu Teolojiden bahsedilecekse Aleviliğin bu özelliklerini göz
önünde tutan bir çalışma yapılmalıdır.
Aleviliğin
Batıni yönü üzerinde bu güne kadar ciddi bir çalışmanın yapılmayışı,
günümüzde Aleviliği anlama ve kavramada karşılaşılan sorunların
temelini oluşturur. Alevilik bu karakteri gereği, insanlara
iki türlü anlatım sunar.
1-Saklı
anlatım
2-Katlı
anlatım
Saklı
anlatımın hedef kitlesi herkestir. Burada öğreti Sembollerle
ve mitolojik anlatımların içine ustaca yerleştirilerek anlatılır.
Bu anlatılandan herkes birikimi ve aklı oranında nasiplenir.
Katlı anlatımda ise: öğreti herkese değil, bu yola talip olanlara,
can ve baştan geçip sır saklayabilenlere anlatılır. Öğreti
kademelidir. Kişi eğitimini aldıkça ve hakkettikce, öğretinin
kapsamı genişletilir. Ve nihayet “Hakikat Bilgisi”ne kadar
bu yolculuk devam eder.
Aleviliğin
kaynakları açısından bakıldığında: 1-Yazılı 2-Sözlü kaynaklar
olarak değerlendirebiliriz. Sözlü kaynaklar kendi mecrası
içerisinde devam etmektedir. Yazılı kaynaklar sınırlıdır.
Bana göre; Aleviliğin (bugünkü şekliyle) ilk biçimleniş yılları
olan 700 ‘lü yıllardan1300’ lü yıllara kadar olan dönemle
ilgili ciddi çalışmalar yapılmamıştır. Bu 600 yıllık süreçte
Alevilik düşün dünyasının hiçbir önemli eser vermemesi mümkün
değildir. Zamanla bazı belge ve kaynakların çıkması muhtemeldir.
1300 lü yıllardan sonra verilen yazılı kaynaklar da düzensiz
ve incelenmeye muhtaçtır. Bu dönemden sonra yazılı kaynaklarla
ilgili inceleme ve araştırmaların tamamına yakını Alevi olmayan
araştırmacılar tarafından yapılmıştır. Örneğin: Bu dönemdeki
Alevi anlayışının en önemli temsilcisi olan ve en fazla yazılı
eser veren Kaygusuz Abdal’ ın eserleri bile, hâla Alevi araştırmacıların
ilgisinden yoksun gözükmektedir.
Bu
nedenle Zeydilik, Karmatilik, İsmaillilik, Aslan Baba ve Yesevilik,
Vefailik-Dede Garkın-Baba İlyas ve Baba İshak, Edebali-Geyikli
Baba, Hacı Bektaş Veli...gibi Aleviliğin oluşumuna katkı koyan,
yön veren kişi ve hareketler yeniden ele alınmalıdır. Ayrıca
Ahiliğin, Hurufiliğin, Kalenderiliğin ve Melamiliğin de Alevilikle
etkileşimleri tespit edilmelidir.
Alevi
Teolojisi bir sürü yan sorunlar ve sorular ihtiva etmesine
rağmen, “Aleviliğin Tanrıdan ne anladığı” sorusunun cevabı
esas teşkil etmektedir. Aslında bu sorunun cevabı açıktır.
Aleviliğin Tanrısı ile Ortodoks inin Tanrısı aynı değildir.
şöyle ki; Tanrıyı gökte farz eden bir yaklaşımla, “Enel Hak”
diyen bir yaklaşımın ortak noktası olamaz diye düşünüyorum.
Fakat bu konudaki bakış açımızı cesaretle dillendirmek zorundayız.
Hz.
Ali’nin inanç alanındaki yerinin ne olduğu sorunu: Bu sorunun
cevabı da Aleviliğin Tanrıyı nasıl anladığı ile ilgilidir.
Kamil insan öğretisinde Ali’nin yerinin bu bağlamda anlatılması
(hatta her insanın bu öğretideki yerinin ne olduğunun anlatılması)
tarihsel ve inançsal alanda Hz. Ali Kültünün doğru kavranmasına
yardımcı olacaktır. Böylece Hz. Ali’nin Alevi insanı üzerindeki
‘inançsal nüfuzunun’ yanlış yönlendirmelere alet edilmesinin
önü de kesilecektir.
Bir
başka sorunda; Aleviliğin, “İslâm’ın içinde olduğu, İslâm’ın
özü olduğu” yada “İslâm’la hiçbir ilgisinin olmadığı” şeklindeki
yaklaşımlardır. Alevilik Senkretik bir yapıya sahiptir demiştik.
Yani çeşitli kültürlerden, inançlardan kendisi için uygun
gördüğünü içine alır, sentezler. Bu nedenle bu yaklaşımları
şu şekilde düzeltmek ve düzenlemek gerekir. Aleviliğin İslâm’la
bir ilişkisi vardır. Ama bu ilişki; Aleviliğin İslâm dairesi
içerisine girmesi ve bu dairede ne kadarlık bir alan kapladığı
ile ilgili değil, İslâm inancıdan ne kadar kendi içine aldığı
ile ilgilidir. Bu konu da önyargısız, bilimsel araştırmalara
muhtaçtır.
Günümüzdeki
sorunlar :
Aleviliğin
Teolojik boyutunu incelerken , Aleviliği besleyen kaynakları
ve etkilerini de bilimsel metotlarla incelemek ve araştırmak
gerekir.
Günümüzdeki
sorunlara sadece konu başlıklarıyla değineceğim.
1-
Köyden kente göç ve kapalı toplum özelliklerinden ve örgütlenmesinden
kopuş.
2- İnanç ve Toplumsal önderlik kurumlarının işlevlerini yerine
getirememeleri. Dağınıklık ve yetersizlik. (Dede-Baba ve Çelebilerin
durumu?)
3-
Cem ve Cemin sosyal işlevinden kopuş
4-
Yeni örgütlenme biçimi ve sıkıntıları (Dernek, Vakıf, Federasyon
gibi) ve toplumda örgütlenme bilincinin eksikliği
5-
Dar Ulusçu-milliyetçi ve dar coğrafyacı anlayışların birikimsiz
insanlar üzerindeki etkileri.
6-
Sistemden kaynaklanan sorunlar. Asimilasyon ve inkar politikaları
7-
Kucaklayıcı ve özgün bir Alevilik tanımlamasının hâla yapılamaması
8-
Kurumsallaşamamak, birikimli ve deneyimli kadroların olmaması.
9-
Tepki hareketi olmaktan, bir bilinç ve talep hareketine dönüşememek.
10-
İletişim ve eğitim
Çözüm
önerileri
Tarihsel
ve teolojik sorunları çözümü bellidir. Bu iki konunun çözümü
bilimsel araştırma ve çalışmalara bağlıdır.Örgütlerin yapacağı
şey bu çalışmalara zemin hazırlamak, finanse etmek ve koordine
etmektir. Bu araştırma ve çalışmaların Akademik düzeyde olması
zorunlu gözükmektedir.
Günümüzdeki
sorunların çözümüne gelince.
« Cemlerin işlevinin ne olacağı ve neleri kapsayacağı yeniden
değerlendirilmelidir.
« Dedelik Kurumu ve işlevi yeniden değerlendirilmeli ve bence
Ocak sistemi ile Bektaşilikteki yapılanmanın sentezine gidilmelidir.
« Kente göçle beraber iflas eden Dede-talip ilişkisinin yukarıdaki
iki şıkkında göz önünde tutulması kaydıyla, artık Kentin büyüklüğüne
göre “il dedesi, ilçe Dedesi, semt Dedesi gibi görev alanlarıyla
ilişkilendirmek gerekir.
« Örgütlülüklerde profesyonelliğe doğru gidilmelidir.
«
Kültürel köklerimizle bağımız ısrarla korunmalı, milliyetçi,
bölgeci ve ırkçı anlayışlar hızla bertaraf edilmelidir.
« Özellikle gençliğe yönelik eğitim çalışmaları başlatılmalı
« Alevilikle ilgili temel ilkeleri belirtir bir Manifestonun
hemen hazırlanması.
« Alevi hareketinin içerisinde Teorisyen ve hatip insanların
çıkabilmesinin ön koşulları hazırlanmalı
« Her türlü iletişimden sonuna kadar yararlanılmalı.