Pir Sultan Abdal Kültür Derneði Antalya Þubesi - psakd.org
Ana Sayfa Haberler Etkinlikler Tüzük Yönetim Kurulu Şubelerimiz İletişim Ziyaretçi Defteri

 

ALEVİLER SÜNNİLEŞİYOR MU?

Zulfu AKARBin yıllara dayanan asimilasyonun apaçık işlendiği ve adres olarak Sünniliğin gösterildiği günümüzün yakıcı sorularından biri oldu 'Aleviler Sünnileşiyor mu' sorusu. Soruyu sorduran genel neden, elbette asimilasyon. Güncel nedenlerini ise, bir ikisiyle belirtmek mümkün: Cenaze törenleri, camiye gitmeler, Ramazan ayında oruç tutma...

'Aleviler Sünnileşiyor mu' sorusunu düşünürken, Sünniliği de düşünmeli. Karşımızda genel hatları belli, Aleviliği kendi içinde eritebilecek kapsamda geniş ve derin, Alevilikte bulunan sorulara cevap verebilecek kadar birikimli bir Sünnilik mi, yoksa belirli kalıplar içerisinde birkaç ritüel üzerine tasarlanmış bir Sünnilik mi var? Özellikle Sünniliğin anlaşılmasının,'Aleviler Sünnileşiyor mu' sorusuna verilecek cevabın sağlıklı olmasının önünü büyük ölçüde açacağı kanısındayım.

Ramazan'da oruç tutan, namaz kılan Alevilerin gerekçelerini oluşturan temel bir soruları var: Allah'a, onun kitabı Kuran'a, Muhammed'in peygamberliğine inanıyorsak, bu din için savaşan Ali'ye inanıyorsak onların tuttuğu orucu neden tutmayalım, onların kıldığı namazı neden kılmayalım? Can alıcı bir soru ve büyük bir gerekçe. Bilgisizliğin, sahipsizliğin, örgütsüzlüğün, kılavuzsuzluğun acı bir tablosu. Ancak bu soruyu sorduklarında istisnasız haklı olduklarını, Aleviliği çok doğru anladıklarının rahatlığını taşıyan insanları altüst eden karşı bir soru var: İnandığınız, kutsadığınız önderleriniz, pirleriniz, rayberleriniz, mürşitleriniz, atalarınız cahil ve yanlış yoldaydılar mı ki, camiye gidip namaz kılmadılar ve Ramazan ayında oruç tutmadılar? Bu sorudan sonra kendinden emin olan insanın yüzünde okunan şey şaşkınlık, çaresizlik ve öfke oluyor. Sonra anlıyorsunuz ki, bu insanlarla bu düzeyde tartışmanın tek sonucu acıları deşmekten, içlerindeki bir gram huzuru bozmaktan başka bir şey olmuyor.

Hassas ve bilimsel olmalıyız

Bütün kavramların içiçe geçtiği-içlerinin boşaltıldığı, dünyanın her yerinde insanların kafalarının karıştırıldığı, yaratılan kaoslarla sömürü sisteminin derinleştirildiği bir dönemde tarihsel, inançsal, kültürel, manevi değerlere değinmenin çok hassas, bilimsel yöntemlerini oluşturmanın gereği her zamankinden önemlidir. Aksi halde yaratılan kaosa hizmet etmekten öteye geçemeyeceğimiz bir gerçektir. İyi anlamak gerekiyor; Aleviler gerçekten Sünnileşiyor mu, yoksa kendine yabancılaşmış bir toplum yaratma sürecinde tasarlanmış bir Sünnilik araç olarak mı kullanılıyor? Direncimizi ve çabalarımızı Sünnileşmeme yönünde oluşturursak, günün birinde kendini Sünni ve hatta Müslüman diye tanımlayan insanlarla karşı karşıya gelmemiz kaçınılmaz olur. Bu durum ise, halkları parçalayarak sömürenlerden başka kimsenin işine gelmez. Alevilerin de Sünnilerin de kaybı olur. Hele hele emperyalist saldırıların din savaşları adı altında yapıldığı bu dönemde, sonuç her zamankinden vahim olacaktır. Kendi farklılığımızı ve gerçekliğimizi ortaya koymak kadar, bunu yaparken diğer inanç gruplarıyla karşı karşıya gelmeyecek bir yöntem izlememiz günümüzün en büyük insani sorumluluğu ve gereğidir.

Farklılıkları görmeliyiz

Aynı inançlar olduğunu söylemek elbette çok zordur; cinsel ilişki kavramı altında kadını ikinci plana iten bir inanç sistemiyle, kadını kutsayan bir inanç aynı olamaz. İnsanın yaratılış gayesinin 'mükemmel itaat eden bir kul' olduğu ve nihai hedefin en iyi kulluk mükafatı olarak cennete girmeyi müjdelediği bir inançla, insanın tanrısallaşmasını hedefleyen bir inanç aynı olamaz. İyilik ile kötülüğün birbiriyle savaşan iki ayrı olgu olduğunu savunan bir inançla iyiliği ve kötülüğü bir bütünün parçası gören bir inanç aynı olamaz. Bunu belirleme, anlatmanın en verimli ve çatışmasız yöntemini bulmak zorundayız.

Sonradan tasarlanmış hiçbir şey, gerçekliğini doğadan ve yaşamın kendisinden alan bir şeyin yerini alamaz. Tasarlananın kültürü yoktur, doğadan ve yaşamdan gelenin ise güçlü bir kültürü vardır. Bu da deneyim, birikim, güç ve direnç demektir. Kısa vadede yenilmiş görünen, uzun vadede tasarımı kendine benzetir. Her kitabi dinin bir tasavvufunun oluşması, oniki kutsal kişinin (havari, imam...vb.) tasarıma girmesi ve bu kutsalların başına birer kadının (Meryem Ana, Hz. Fatma) oturtulması, bu direncin gücünün birer kanıtıdır.

Rahat olmaları hoşgörüden

En başa dönecek olursak, günümüz Alevilerinin camiye uğramaları, cenaze işlemleriyle başlar. Neden cenazelerini camiye götürürler? Bunda kentte yaşıyor olma gerçeğini gözardı edemeyiz. Ayrıca Alevilerin tüm dinlerin mekanlarını birer dinsel mekan olarak, geçmişten beri kabul ettikleri hoşgörüsünü de gözardı edemeyiz. Kendi ibadet mekanları olmadığı için, en yaygın olan camilere götürmeleri ciddi bir sorun değildir. Eğer camiler olmasaydı, hiç gocunmadan kiliseye götürebilecek kadar hoşgörülü, tüm dinlere saygılı ve eşit mesafededirler. Camide cenaze işlemlerini yapan Aleviler, cemevlerine kavuştuktan sonra, cemevlerine yönelecek kadar rahattırlar. Bu rahatlık, ikilemde olmadıklarının, kendilerine ait olanın farkında olduklarının ve sahiplendiklerinin göstergesidir.

Asıl sorun Alevilerin Sünni davranış biçimleri sergilemeleri değil, bunu sergilemelerini sağlayan hoşgörünün, mevcut asimilasyonun yeni ve güçlü bir malzemesi olması riskidir. Son yüzyıllarda dedelik kurumu ve buna bağlı eğitim sistemlerinin çöküşünün yarattığı boşluğun başka kaynaklarca dolduruluyor olmasıdır. Aleviliğin ekonomik, sosyal, ahlaksal, kültürel, bilimsel yanlarının unutulup sadece inançsal yanıyla kendini ifade ediyor olmasıdır asıl sorun. Aleviliğin sadece inançsal bir olgu olmadığı, Alevilerin sadece dinsel bir azınlık olmadığı gerçekliği vücut bulmalıdır artık. Bu vücut buldukça, Aleviliğin neden ve nasıl asimile edildiği de daha doğru bir şekilde anlaşılacaktır. Sorun Alevilerin ne yaptıkları değil, Aleviliğe ne yapıldığıdır.

Zülfü AKAR

www.pirsultan.net

 

 
Ana Sayfa | Basın Açıklamaları | Yazı Dizisi | Haberler | Şubemizden Haberler | Yazarlar | Etkinlikler | Foto Galeri | Etkinlik Fotografları | Makaleler | Sivas Katliamı | Sivas Şehitleri | Katliamlar | Alevilik | Bilgi-Belge | Genel Mer.Yön Kurulu | Antalya Şube Yön. Kurulu | Pir Sultan Anıtı | Pir Sultan Yazıtı | Pir Sultan Abdal | Pir Sultan'ın Eserleri | Pir Sultan Abdal Dergisi | Tüzük | Takvim | Arşiv | Kaynakça | Kronoloji | Linkler | iletişim | Ziyaretçi Defteri
 
©2006 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi Tüm hakları saklıdır.
Tel: 0 (242) 326 34 44 Faks: 0 (242) 247 55 45 E-Posta: iletisim@psakd.org