Alevilerle ilgili sol kendini sorgulamalıdır

Alevilere yönelik olarak solun ’pragmatik düzeyde bile’ bir açılım sunamamasının, bu konuyu mümkün olduğunca halının altına süpürmeye çalışmasının, görmemezlikten gelmesinin altında bu Sünni çoğunluk anlayışının etkisi yatıyor.

Konu Alevilik olunca solun önemli bir bölümü Ahmet Hakan rahatlığında ’bile’ olamıyor. Ahmet Hakan, ’Madımak Müze Olsun’ kampanyasına destek verirken, ’12 yıl önce yaptığım yanlıştı’ diye çok rahat yazabiliyor. Farklılıklarına rağmen, aynı siyasal kaynaktan beslenen ve siyasal duruşları itibariyle Alevilikle ilgili daha rahat olmaları gereken örneğin Melih Pekdemir ve Erbil Tuşalp, Ahmet Hakan rahatlığında değiller.

Alevi taleplerine yönelik bu rahat olmama hali solcuların önemli bir bölümünde mevcut. Solcuların önemli bir bölümü Alevilikle ilgili bir şey söylemesi gerekirse, ya önce Alevilere akıl veriyor, uzun uzun dinsel kökene takılmamak gerektiğini anlatıyorlar ya da Melih Pekdemir’in yaptığı gibi ’hiç kimsenin inancı beni ilgilendirmiyor vesselam’ diyorlar. Erbil Tuşalp’in tavrı daha da ilginç: Aleviler sanki bir imztiyaz, bir ayrıcalık istiyormuş gibi Erbil Hoca’nın ’AB Alevi Federasyonu’na ışık yakıyor’ diye hem de birkaç kez yazmasını da anlamak hiç mümkün değil. Çünkü, örgütlenmesinin boyutu ve Alevilikle ilgili yorumları, ne olursa olsun, hiç bir Alevi kuruluşunun talepleri için de ne toprak, ne bayrak, ne devlet var. Kaldı ki, AB’ye karşı olmak, talep hangi toplumsal kesimin veya inanç grubunun olursa olsun, haklı talepleri gölgede bırakmak için gerekçe olamaz. Bu talep, ister Alevilerin, ister Kürtlerin, isterse Ermenilerin olsun…

Her şey aynı torbaya atılınca insan ister istemez tereddüte giriyor, zaman zaman da taleplerini bile yüksek sesle dile getirmekten, eleştirmekten korkuyor…

Aynı şey, sol ve inanç konusunda da yaşanıyor. Sanki hem solcu, hem de Alevi olmak yada solcu olmak ve Alevi taleplerine destek vermek mümkün değilmiş gibi bir hava hakim. Bu hava Alevilerin ana gövdesini oluşturan solcuları, hem içerden, hem dışardan gereksiz yere zorluyor. Sol, son yıllarda siyasi İslamı anlama çabasındaki doğru duyarlılığını Alevilere yönelik maalesef göstermiyor. Aleviler de bu süreci kendi lehlerine çevirecek ve ’Alevi Konferansı’ sonrası demokrasi güçleriyle ortak yürütelen ’zorunlu din dersleri kaldırılsın’ gibi açılımları yapma becerisini yeterince gösteremiyorlar.

Genel hava böyle olunca, Alevilikle ilgili konuşmak rahatsızlık yaratıyor. Bir çok kişi için Alevilik, yalnızca türkülerde, deyişlerde ve Bektaşi fıkralarında yer alıyor. Onlar için Aleviliğin oralardan çıkarak günlük yaşamın içine girmesine gerek yok. Taleplerin varmış, Cemevleri inanç merkezi olsun, zorunlu din dersleri kaldırılsın istiyormuşsun, bunlar iyi hoş ama ’Alevi-Sünni ne farkeder, mühim olan insanlık’ değil mi, gerisi boş… Yaklaşım böyle olduğu için sıkıntı oluyor. Anlama çabası yerine, geçiştirme yada küçümseme tavrı hakim oluyor. Bu tavır, topluma hakim olan ’Sünni çoğunluk’ ile bütünleşince sol Alevilere yönelik ’pragmatik düzeyde bile’ bir açılım sunmuyor.

Son yıllarda sağ partilere de ciddi bir yöneliş olsa da, CHP’den sosyalist sola kadar, bütün solun hem orta ve alt düzey yönetim kademelerini, hem de kitle tabanını oluşturan Alevilere yönelik olarak solun ’pragmatik düzeyde bile’ bir açılım sunamamasının, bu konuyu mümkün olduğunca halının altına süpürmeye çalışmasının, görmemezlikten gelmesinin altında bu Sünni çoğunluk anlayışının etkisi yatıyor. Bu ’çoğunluk psikolojisi’ öyle bir şeye dönüşüyorki, yalnızca Sünni kökenlileri değil, Alevi kökenlileri de rüzgarına kapıp sürüklüyor. Bir çok şey sanki doğallaşıyor. Örneğin, Sünni kökenli laiklerin, solcuların da sabah akşam kendi çocukları için karşı çıkmaları gereken ’zorunlu din derslerinın kaldırılması’ talebi sanki yalnızca Alevilerin talebine dönüşüyor.

Ya da asıl olarak Sünnilik işaret edilerek ’bu memleketin yüzde 99’u Müslüman’ edebiyatı yapılırken, Ramazan ayında sanki herkes oruç tutuyormuş gibi davranılırken mezhepçi olunmuyor ama bir Alevi kendi kimliğini telaffuz ederek konuşmaya başladığında, taleplerini sıraladığında ’mezhepçi’ oluyor…

Söylemek istediğim çok açık: Doğası gereği, zaten eşitlikçi ve özgürlükçü olan solun, camide, cenazede, ramazanda Sünnilere gösterdiği hoşgörüyü günlük hayatın içinde, Alevilere de göstermesi gerektiğini açıkça sorgulama zamanın geldiğidir.

NECDET SARAÇ

BİRGÜN GAZETESİ • 28 Ekim 2005