|
ALEVİLER CEMEVLERİNE ELEKTRİK PARASI İSTEMİYOR, EŞİTLİĞE AYKIRI UYGULAMAYI ELEŞTİRİYOR Turan ESER, Araştırmacı-Yazar AKP iktidarı her ortamda Alevilere, "hadi oradan" demeyi eksik etmiyor. Söz konusu Alevilerin özgürlükçü laiklik eksenindeki talepleri ve sistem eleştirileri olunca, AKP ve resmi görüş aynı ağızla konuşuyor. "bölücülük yapmayın"! Aleviler, laik bir ülkede devletin dinsel alana kaynak aktaramayacağını savunmaktadır. Diyanet gibi bir kurumu kamusal alan içerisinde yaşatılmasını evrensel laiklik ilkelerine aykırı görür. Devletin cami yaptırıp ve bu ibadet mekanlarının elektrik, su faturalarını üstlenmesini ve 80 bin caminin görevlilerine halkın vergisiyle maaş ödenmesini, laik cumhuriyet rejiminden daha çok teokratik ve şeriatla yönetilen devlete ait bir uygulama olduğunu bilir. ALEVİLER CEMEVLERİNE ELEKTRİK PARASI İSTEMİYOR, EŞİTLİĞE AYKIRI UYGULAMAYI ELEŞTİRİYOR Aleviler asırladır inançlarını yaşarken, DİB'na ihtiyaç duymamıştır. Ama Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu, DİB bütçesi ile camilerin, imamların, dini yayınların masraflarını karşılarken, neden Cem evlerinin elektrik parasının ödenmediğine ilişkin soruya, "Cem evleri, cami, mescit, kilise, havra ve sinagoglar gibi ibadethane değil. Mistik mekânlar için bütçeye ödenek konmuyor." karşılığını veriyor. Türkiye Cumhuriyetinin laik yaşamı engelleyen kurumu DİB, resmi olarak tanınmış ibadet merkezlerinin de tanımını yapıyor. Cami, mescit, sinagog ve kilise. Peki ya bunun dışındakiler? Bunun cevabı ise resmi görüşün asimilasyoncu yaklaşımlarını hizmet eden ideolojik argümanlar olarak karşımıza çıkıyor. "Milletleşmenin çimentosu Müslümanlık"! Farklılıkların inkarı ve reddi üzerinde üretilmiş olan bu argüman, teolojik olmanın ötesinde siyasidir. Teoloji bilimi alanındaki tanım ve tartışmaları, siyasi ve ideolojik argümanlarla hükümet ve rejim adına çözülmeyeceğinin bilinmesi gerekir.
DİYANET İŞLERİ BAŞKALIĞI TÜM İNANÇLARI KAPSAMAYAN VE TEMSİL ETMEYEN SÜNNİ BİR KURUMDUR. BAKANLAR KURULU KARARIDA SÜNNİDİR! AKP hükümetinin Bakanlar Kurulu Cem evi'nin ibadet yeri olup yada olmadığına dair karar verme yetkisine sahip değildir. Cem evlerinin elektrik parasının ödenip, ödenmemesi tartışmasında, "Alevilik inanç değildir" tespitini siyasetin resmi kurulu yapamaz. İnançsal konularda ne TC Anayasası ne de başka bir hukuksal düzenleme bu kurula böyle bir yetki vermemiştir. Peki nasıl oluyor da, Bakanlar Kurulu böyle bir karar alabiliyor? İşte bu sorunun cevabı; Türkiye yaşıyor olmak! Çünkü evrensel olan değerler Türkiye'de, şark usulü kurnazlıklarla, ülke koşullarına göre "özgü"leştiriliyor. AKP Bakanlar Kurulu Alevlerin ya da devletten hiçbir dinsel hizmet beklemeyen halkın vergisi ile Sünni inanca, camiye, imama kaynak aktarıyor, imama l00 YTL zam kararı alıyor. Söz konusu Aleviler ve ibadet yerleri olan Cem evi olunca, böyle bir inanç inkar ediliyor, inanç olmadığına dair değerlendirmeler yapılıyor ve sonrada ibadet yerleri "cümbüş evi" tanımı haklı çıkarmaya dönük kararlar veriyorlar. Pes doğrusu! Peki Türkiye'de sermaye birikiminin yaklaşık %40nın yeşil sermaye olduğu bu ülkede, Müslüman cemaat kendisini neden Aleviler ve Hıristiyanlar gibi kendileri finansman etmiyorlar? Neden rıza verilmemiş kul hakkını vergi adı altında alıp "DİB Bütçesi" yaratıyorlar? Sünni inanca hizmet veren bir kurum, neden Alevilerin vergisine ihtiyaç duyar? Türkiye'de Sünni inanç dışında kimseye hizmet vermeyen ve bu mezhepten başka çalışanı olmayan bu kurumun adı neden TC Sünni DİB olarak değiştirilemez? KILAVUZU ABD, REHBERİ ULEMA AKP SİYASETİ AKP özgürlükçü bir parti değildir. Onun özgürlüğü sadece rengi yeşil olanadır. AKP farklı renklerden hoşlanmayan, farklılıkların inkarını derinleştirme konusunda ısrarlı bir siyasal harekettir. Kılavuzu ABD, rehberi ulema olanların, özgürlükçü laiklik ekseninde bulunması mümkün değildir. Aleviler ve örgütleri özgürlükçü laiklik ilkesi ekseninde mücadele ederken, DİB kaldırılması mücadelesi verirken, DİB elektrik parası talep ederek bu kurumu meşrulaştıracak talepleri savunamaz. Biz asırlardır dede, mürşit ve talip desteği ile inancımızı yaşadık, her türlü inkara ve baskıya karşı koruduk. Bugün dede desteği yerine devlet desteği ile ibadet etmek bizim öğretimize aykırıdır. Herkes bir şey talep ederken ne için ettiğini iyi bilmelidir. Aleviler, karşı oldukların argümanların ve uygulamaların parçası haline gelmemelidir ve onları savunmamalıdır. Eğer siyasi iktidarların uygulamalarını ve siyasi çizgilerinin laiklik ve özgürlükler karşıtı olduğuna dair eleştirilerimizi haklı çıkarmak istiyorsak, Aleviler siyasi alanın yeniden yapılanmasına düşünceleri, güçleri ve oyları ile müdahale etmelidir. Alevilerin gündelik ve spesifik talepleri "nasıl bir Türkiye hayal ediyoruz?" soruna siyasi uyum ve destek sağlayan tarzda üretilmelidir. Sonuç olarak, son sözü siyasi alanın aktörleri söylüyor. Cevap arayan soru şu; Aleviler, Projeleri, düşünceleri, toplumsal gücü ve oyları ile siyasetin aktörü mü olmayı, yoksa seyircisi mi olacağıdır.
|