Pir Sultan Abdal Kültür Derneði Antalya Þubesi - psakd.org
Ana Sayfa Haberler Etkinlikler Tüzük Yönetim Kurulu Şubelerimiz İletişim Ziyaretçi Defteri

 

TÜRKİYE AYDINLARI ve ALEVİLER

Aleviler AydınlarNe zaman bir köşeye sıkışsak; ne zaman bir çıkar yol aramak zorunda kalsak; yüzyıllardır değişmeyen bir alışkanlığımızla hemen bir şamar oğlanı buluveririz. Bu şamar oğlanı, kâh Aleviler olur kâh Kürtler... Yeri gelir Ermeniler... Anlama, dinleme, sorunlarını çözme yerine; onları dış düşmanların işbirlikçileri olarak görme kolaycılığına kaçarız. Aleviler açısından gündem hiç boş kalmadı ki?...

Ya karınları deşildi, ya bir otel odasında yakıldı. Ya da hep gizlenmek zorunda kaldılar. Şimdi günümüzde; köyden kente indiler, okudu, yazdı, “adam oldular”, örgütlendi, federasyonlar kurdular ve sisteme karşı mücadele ediyor, hak istiyorlar diye yapay gündem mi yaratıyor oldular?...

Bu tutum bizim aydınımızın da alaca bulaca olduğunun göstergesi değil midir?...

Aydınlarımızın temel sorunlarımıza ilişkin düşünce karmaşıklığı ileriden beri devam edegeliyor. Nedense bir türlü berraklaşamıyoruz. Bu durum bazen “sapla samanı birbirine karıştırma” boyutlarına dek uzanabiliyor. Bu bağlamda bir türlü anlayamadığımız, (belki de anlamak istemediğimiz) konulardan biri de Alevilik sorunudur.

Birçok aydınımızın Alevi mücadelesine dudak büktüğü, onu dini bir mücadele gibi algıladığı, gerici talepler içerdiğini sandığı, dolayısıyla uzak durduğu, hatta eleştirdiği bir gerçektir. Konuyu bir adım daha ileriye taşıyan kimileri ise; Alevi mücadelesini, “birlik ve beraberliğimizi bozmaya yönelik bir faaliyet” veya “birlik ve beraberliğimize kastetmeyi amaçlamış kimselerce kullanılmaya müsait bir hareket” olarak değerlendirebilmektedirler.

Şu iki örneği anımsarsak; konuyu daha iyi anlarız sanırım:

Örneklerden biri; Emekli Savcı Gündüz Akgül’ün 18 Mart 2002 tarihinde Cumhuriyet Gazetesinde yazdıklarıdır.

Akgül şöyle yazıyordu: “Her dönemde Türkiye’nin ilerlemesi ve gelişmesini istemeyen iç ve dış işbirlikçiler, gündemi değişik konularla doldurarak ve biri bitince öbürünü başlatarak, rahat soluk almamızı engellemektedirler. Son günlerde güncel olan Alevi yurttaşlarımız üzerinde oynanmak istenen oyunun daha iyi anlaşılabilmesi için...”, “Son zamanlarda, PKK ve Hizbullah bitme aşamasına gelmişken, sağ ve sol çatışmaları durmuşken ve ne yazık ki Türkiye IMF iç ve dış borç sarmalında kıvranırken, birileri boş kalan gündeme Alevi sorununu taşımaya hazırlanmaktadır.”

Örneklerden yakın zamana ait olan bir başkasına ise Birgün’de rastladık. 25 Eylül 2005 tarihinde Erbil Tuşalp, AB-Türkiye ilişkilerini irdelerken; Müzakere Çerçeve Belgesini iyi okursak; “Anadilinizde okuyup anlayabiliyorsanız, küçük çıkarlar uğruna belleklerinizi kiralamadıysanız Türkiye Kürdistanı’na yol verildiğini, Alevi Federasyonuna ışık yakıldığını, tarımın toprağa gömüldüğünü, madenlerin peşkeş çekildiğini, suların kullanımının koşullara bağlandığını, sosyal fonların yok edildiğini, emek örgütlerinin dışlandığını, orman, liman, fabrika ne varsa kamu mallarının talan edildiğini göreceksiniz.” diye yazdı.

Önce Tuşalp’in yazısından başlarsak; ne demek “Alevi Federasyonuna ışık yakmak”?...

Aleviler; bu ülkede laiklik ve demokrasiden başka ne istediler ki?... Zorunlu Din Dersleri, Diyanet İşleri Başkanlığı, Cem Evlerinin Statüsü, her türden asimilasyon vb. konularda ileri sürdükleri savlar, Akgül’ün de, Tuşalp’in de diğer birçok aydınımızın da gönülden katılacağı düşünceler değil midir?...

Aleviler bu sorunlarını bu ülke topraklarında çözememiş olmanın acısı ile; konuyu AİHM’ne, AB ilerleme raporlarına taşımakla; Türkiye Kürdistan’ı gibi tarımın toprağa gömülmesi gibi madenlerin peşkeş çekilmesi gibi bir suç mu işlemiş oldular?...

İnsaf bunun neresinde?...

Nesnellik, aydın olma sorumluluğu bunun neresinde?...

Aleviler bu ülkeyi kendilerinden daha mı az seviyor?...

Ne zaman bir köşeye sıkışsak; ne zaman bir çıkar yol aramak zorunda kalsak; yüzyıllardır değişmeyen bir alışkanlığımızla hemen bir şamar oğlanı buluveririz. Bu şamar oğlanı, kâh Aleviler olur kâh Kürtler... Yeri gelir Ermeniler... Anlama, dinleme, sorunlarını çözme yerine; onları dış düşmanların işbirlikçileri olarak görme kolaycılığına kaçarız.

Hem Akgül, hem de Tuşalp bir bakıma haklı olabilirler. Emperyalistler böyle bir niyet taşıyabilirler. Ama aynı zamanda bilmezler mi, Aleviler bu ülkenin yumuşak karnı değildir.

Ne demek; “Boş kalan gündeme Alevi sorunun taşımak”?....

Aleviler açısından gündem hiç boş kalmadı ki?...

Ya karınları deşildi, ya bir otel odasında yakıldı. Ya da hep gizlenmek zorunda kaldılar. Şimdi günümüzde; köyden kente indiler, okudu, yazdı, “adam oldular”, örgütlendi, federasyonlar kurdular ve sisteme karşı mücadele ediyor, hak istiyorlar diye yapay gündem mi yaratıyor oldular?...

Bu tutum bizim aydınımızın da alaca bulaca olduğunun göstergesi değil midir?...

“Azınlık” konusunda kopartılan fırtına da bunu göstermedi mi?...

Aleviler elbette bir “sınıf” değil. Dolayısıyla talepleri de sınıfsal değil diye; onların mücadelesini küçümsemek, hatta sınıf mücadelesine zarar veriyormuş gibi algılamak ne denli doğrudur?...Dogmatik Marksistlere göre bu görüş doğru olabilir, ama bunu, insan hakları, laiklik, demokrasi, eşitlik bağlamında değerlendirdiğimizde ulaşacağımız sonuç nedir?...

Hem Alevileri “anlamak”, hem de “reddetmek” ikileminden kurtulmalıdır Türkiye aydını.

Aydınlarımıza yakışan budur herhalde.

04 Ekim 2005

Ali BALKIZ

 

 
Ana Sayfa | Basın Açıklamaları | Yazı Dizisi | Haberler | Şubemizden Haberler | Yazarlar | Etkinlikler | Foto Galeri | Etkinlik Fotografları | Makaleler | Sivas Katliamı | Sivas Şehitleri | Katliamlar | Alevilik | Bilgi-Belge | Genel Mer.Yön Kurulu | Antalya Şube Yön. Kurulu | Pir Sultan Anıtı | Pir Sultan Yazıtı | Pir Sultan Abdal | Pir Sultan'ın Eserleri | Pir Sultan Abdal Dergisi | Tüzük | Takvim | Arşiv | Kaynakça | Kronoloji | Linkler | iletişim | Ziyaretçi Defteri
 
©2006 Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi Tüm hakları saklıdır.
Tel: 0 (242) 326 34 44 Faks: 0 (242) 247 55 45 E-Posta: iletisim@psakd.org