Alevi
istekleri karşılanmadı
1998'den
bu yana AB ilerleme raporlarında Alevilerin sorunlarına yer veriliyor. Ancak
bunlar buzdağının görünen yüzü. Sorunlar giderilmiyor, gündelik yaşamda ayrımcılık
izleri silinemiyor
Avrupa Birliği
(AB) Türkiye İlerleme Raporu'nun yayımlanması sürecinde, Alevilerin sorunları
yine gündeme geldi. Önce İlerleme Raporu'nun raportörü, Alevilerin sorunları
konusunda "İyileştirme yok ve raporda yer alacak" dedi, arkasından 'Ödevimizi
yapıyoruz' görüntüsünü yaratmaya çalışan Ankara'nın, İlerleme Raporu'nda yer
alması için Brüksel'e gönderdiği iyileştirme listesinde 'Aleviliğin lise ders
kitaplarına girdiği' bilgisi kamuoyuna duyuruldu. AB İlerleme Raporu'nun yayımlanmasıyla
görüldü ki, Alevilerin sorunları ile ilgili ikili bir yaklaşım AB İlerleme
Raporu'nda yer alıyor. Bir yandan Alevi inancına karşı ayrımcılığın devam
ettiği, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın (DİB) laik devlet yapısına aykırı olarak
varlığını sürdürdüğü ve cemevlerinin inanç yeri olarak devlet tarafından halen
kabul edilmediği bilgisine yer veriliyor, bir yandan da zorunlu din dersleri
uygulamasına atıf yapılarak Aleviliğin ders kitaplarına girmesi olumlu bir
gelişme olarak değerlendiriliyor...
1998'den
bu yana AB ilerleme raporlarında farklı tanım ve tespitler altında Alevilerin
sorunlarına yer verildiği biliniyor. Geçen yıl 'AB raporu Alevileri azınlık
sayıyor' yaygarasıyla AB Komisyonu'nun yaklaşımı uzun uzadıya kamuoyunda tartışılmıştı.
Aradan geçen
bir yıllık süre içinde uygulamada sorunların çözülmediği AB İlerleme Raporu
ile bir kez daha teyit edilmiş oldu.
Ankara'nın,
2005-2006 öğretim yılında Aleviliğin müfredata alındığı ve lise ders kitaplarında
okutulacağı savı, gerçeği yansıtmıyor ve bu yaklaşım devletin Aleviliğe bakışında
ve yaklaşımında hiçbir değişikliğin olmadığını gösteriyor.
Gerçekten
de Brüksel'e iyileştirme olarak sunulan ve İlerleme Raporu'na giren, lise
ders kitaplarında Aleviliğe yer verildiği iddiası gerçeği yansıtmamaktadır.
Ders kitaplarında Aleviliğin temel inanç felsefesine yer verilmemekte, dedelik
kurumuna, cem ibadetine ve cemevlerine hiç atıfta bulunulmamaktadır. Ders
kitaplarına devletin resmi söylemi egemendir ve bu anlayış gereği Aleviliğin
temel kurumları reddedilmekte, içi boşaltılmış, tarihsel ve sosyolojik gerçekliğe
uymayan, Sünnileşmiş bir Alevilik yaratılmak istenmektedir.
Oysa, Aleviliğin
Anadolu'ya özgü bir inanç olduğu, Alevilerin ibadetlerinin başında cem törenlerinin
yer aldığı, cem törenlerinin dedeler aracılığı ile cemevlerinde kadın-erkek
birlikte, semah eşliğinde yapıldığı bilgisini içermeyen bir Aleviliğin, Alevilik
sayılması mümkün değildir.
Peki bu kadar
çıplak bir gerçeğin siyasi iktidar tarafından AB Komisyonu'nu dahi yanlış
bilgilendirmeye varacak şekilde, kamuoyuna sunulmasının anlamı nedir? İşte,
işin nirengi noktası budur.
Temel sorun,
devletin 'Alevi gerçeği'ni tanıma konusundaki sistemli inkârından kaynaklanmaktadır.
Devletin bakışında Alevilik, halen Sünni inanç içinde asimile edilmesi gereken,
ayrı bir kural ve kaideleri olmayan, daha önemlisi cami dışında ayrı bir inanç
merkezi bulunmayan, bunu ifade etmenin dahi 'bölücülük' olarak değerlendirildiği
bir sapma olarak görülüyor ve her türden resmi yaklaşım buna göre belirleniyor.
Ayrımcılık
her alanda...
Oysa Aleviler,
Anadolu'ya özgü bir inanç olarak kabul edilmek ve bu inancın ve inanç sahiplerinin
tüm diğer inanç sahibi yurttaşlar gibi eşit yurttaşlık haklarından yararlanmak
istiyor. Bunun için ki, laiklik açısından taleplerini ifade ediyorlar. Diyanet
İşleri Başkanlığı'nın varlığını laik devlet anlayışıyla uyuşturamıyorlar.
Çocuklarının, dahası gençlerinin zorunlu din dersi adı altında 'Sünni inancın'
kaideleri ile eğitilmelerine, bir nevi kendilerine 'misyonerce' yaklaşılmasına
anlam veremiyorlar ve laik bir devlette din derslerinin 'zorunlu' olmasının,
laik devlet yapısına uygun düşmeyeceğini ifade ediyorlar. Yani din dersi eğitiminin
'zorunlu' olmasını ayrımcılık olarak görüyorlar. Bu anlamda da ders kitaplarında
Aleviliğin öğretilmesini değil, aksine 'zorunlu' olarak din eğitiminin devlet
eliyle yapılmasına karşı çıkıyorlar. Benzer biçimde Alevilerin inanç merkezlerinin
neresi olduğuna ancak kendilerinin karar verebileceğini düşünüyor ve Diyanet
İşleri Başkanı ya da Başbakan tarafından karar verilmek istenmesini de anlamakta
zorlanıyorlar.
Anadolu Alevileri,
kuruluşunda herkes kadar harçları bulunduğuna inandıkları Türkiye Cumhuriyeti'nde
ayrımcılığa uğramayı, kimliklerinin ve inançlarının yasalar karşısında tanınmamasını
büyük bir haksızlık olarak görüyor ve değerlendiriyorlar. Bu yüzden de temel
yanlışın kimliklerinin ve inançlarının resmi merciler nezdinde tanınmamasında
başladığını biliyorlar. Bu yüzden de Aleviler en önce, anayasal ve yasal güvence
istiyorlar.
Anadolu'da
1000 yıldır yaşayan ve yaşamaya çalışan, doğaya, kadına bakışı, evreni kavrayışıyla,
her türden ilişkisinde dünyevi olanı hayata hâkim kılmaya çalışmasıyla, evreni
ve dünyayı insan merkezli olarak kavrayışıyla özgün bir öğretinin, inancın
sahibi olan Aleviler, Anayasa'yla güvence altına alınmış olan 'eşitlik' anlayışının
kendileri için de uygulanmasını talep ediyorlar. Hiçbir toplumsal süreçte
kimliklerinden ve inançlarından dolayı horlanmayı, dışlanmayı hayatlarında
hissetmek istemiyorlar.
İlerleme
Raporu'nda temel sorunlara ana başlıklar altında yer verildiği biliniyor.
Yani buzdağının görünen yüzü konuşuluyor. Oysaki buzdağının bir de görünmeyen
yüzü var ki asıl hayat oralarda tezahür ediyor ve sorunlar oralarda ete kemiğe
bürünüyor. Bürokraside, kamu hizmetlerinden yararlanmada, siyasette ve daha
önemlisi gündelik yaşamda Alevilere ilişkin ayrımcılığın izleri silinemiyor.
81 il valisinden hiçbirinin Alevi olmadığından söz ediliyor. İki çarpıcı örnekle
ve bir bilgiyle konuyu somutlaştıralım. Örneğin bir Alevi köyünde kaymakam
baskısıyla cami yapıldığı ve buna 'yol, köprü yapımı gibi sıradan bir kamu
hizmetinden yararlandırma vaadi' ile muhtarların aracılık ettiği bilgisi İlerleme
Raporu'nda yer almıyor. Yine bir Alevi köyünde, kaymakam telkiniyle ilçe merkezinden
ezan yayınının yapıldığı ve en temel kamu hizmetlerinden yararlanamama korkusuyla
köylünün buna itiraz edemediği bilgisi de İlerleme Raporu'nda yok. İlerleme
Raporu'nda hiç değinilmeyen ancak tüm sıcaklığıyla hissedilen bir gerçek de,
cami, kilise ve sinagoglara tanınan elektrik, su vs. türünden kamusal ayrıcalığın
Alevilerin ibadet merkezi olan cemevleri için söz konusu edilmemesidir.
AB
mi gerekiyor?
Alevilerin
yukarıda sıralanan taleplerine, bırakın Avrupa Birliği'ni, sıradan bir insani
hoşgörünün yaşandığı siyasi ve toplumsal süreçlerde sıcak bakılması gerekmez
mi?
Dünyaya kucak
açan bir öğretinin, inancın kendini ifade etmesi için Avrupa Birliği'ne mi
ihtiyacı var? Bu topraklarda hoşgörü ve hümanizmin hayat bulması için illaki
birilerinin binlerce yıla dayanan bir gerçekliğimizi her defasında yüzümüze
vurması mı gerekiyor?
Bu gerçeklikten
kaçmak için soruları cevap olarak yazarak 'ev ödevimizi' yaptığımızı, daha
ne zamana kadar sınıf öğretmenimize göstermeye devam edeceğiz?
Av.
Fevzi Gümüş
Alevi-Bektaşi
Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri
Kaynak:
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=169592