Bir
öğretim yılının daha sonuna geldik. Başta Alevi çocukları
olmak üzere tüm demokratik laik ailelerin çocukları yine
din dersinden sınıfta kalacaklar.
Bilindiği
gibi 12 Eylül hukukunun ve onun Anayasası’nın 24’üncü maddesi
gereği okullarımızda zorunlu olarak “Din Kültürü ve Ahlak
Bilgisi” desleri okutulmaktadır. Bu derslerde “Din Kültürü”,
“Din Sosyolojisi”, “Dinler Tarihi”, yerine; Allah, Peygamber,
Din, İbadet, Kelime-i Şahadet, Kelime-i Tevhid, Namaz, Oruç,
Zekat, Hac, Melek, Kurban, Ahiret, Kader, Şükür, Kaza, Vahiy,
Ayet, Sure gibi konular öğretilmekte, bunların tatbikatı
yapılmakta, dualar ezberletilmektir. Bu konuların bir adım
ötesi ise; kimi “hocaların” özel gayretleri ile cin, peri,
keramet, şeyh, şıh, günah, sevap, secde, türbe, ocak, muska,
adak, cihat’a dönüşmektedir. Bunların toplamı ise; şeriatçı
şiddetin, 7.65 çapında silahları olmaktadır sonuçta.
Her
çocuğun-gencin aile ortamında, okul çağında, buluğ çağında
bir dini seçip seçmeme, yaygın olan bir din yerine farklı
bir dini seçme, ya da seçmeme hakkı olmasına karşın; ona
devlet eli ve marifetiyle bir inancı empoze ve enjekte etmek
her şeyden önce bir insan hakları ihlalidir. Ülkemizde bu
ihlal; Hanefi mezhebine göre hazırlanmış bir programın çocuklarımıza
dayatılması biçiminde tezahür etmektedir. Oysa ülkemizde;
tanrı anlayışları, ahiret-dünya, oruç, namaz, ibadet, sevap,
günah, doğa, toplum, insan anlayışları tamamen farklı 25
milyon Alevi yaşamaktadır. Alevi çocuklarına bu müfredatın
dayatılmasının bir tek nedeni olabilir; o da devşirme ihtiyacı
ve asimilasyondur. Kaldı ki Aleviler; laik bir ülkede “zorunlu
din dersleri” diye bir dersin olmasını, tüm laik ve demokrat
kişiler gibi, devletin “laik” niteliğine aykırı bulmakta;
“Madem ki bu ders bize rağmen var, öyleyse Alevilik de okutulsun”
mantığını ise; ortayolcu ve oportünist bulmakta, bu derslerin
tümüyle kaldırılmasını istemektedirler. Çünkü bu ders içeriği
itibariyle metafiziktir, oysa çağımız bilim çağıdır.
Çünkü
bu ders öğrencilerin kafasını karıştırmakta; her öğrenci
fizik-matematik öğretmenine mi, din dersi öğretmenine mi
yoksa ailesine mi inanacağı hususunda çelişkiye düşmekte,
sonuçta üçünü de idare eden, pedagojik yönden rahatsız tipler
doğmaktadır.
Çünkü
bu ders; “Genel Amaç” bölümünde belirtilen, “milli birlik
ve beraberliği sağlamak” kaygısının tersine bölücüdür. Alevi-Sünni
ayrımına ve çatışmasına yol açmaktadır. Çünkü bu ders; “Atatürk
ve Dinimiz”, “Atatürk’ün Adalet ve Ahlak Konusundaki Sözleri”,
“Atatürk ve Laik lik”, “Atatürk’ün İslam Dini Hakkındaki
Görüşleri”, “Atatürk’ün Vatanseverliği”, “Mustafa Kemal
Atatürk’e Gazi Ünvanının Verilmesi”, “Atatürk’ün Manevi
Değerlere İlişkin Sözleri” gibi 12 Eylül zorlaması, yapay
kimi konular içerse de aslında Atatürk’e ve onun eseri cumhuriyete
aykırıdır.
Çünkü
bu ders, gerici kimi hocaların elinde özellikle Alevi çocuklarının
üstünde bir baskı aracı olarak kullanılmakta; üniversite
sınavını kazanmalarına karşın “din dersinden” beklemek zorunda
kalan örneklere bile rastlanmaktadır.
Anayasa’yı her gereksinim duyduklarına; keyiflerince değiştiren
bu parlamento, Anayasa’nın, bu maddesini de değiştirerek;
ya bu uygulamayı tümüyle kaldırmalı, ya da din dersini öğrenmeyi
içeriğini de değiştirerek seçmeli hale getirmelidir.
Cumhurbaşkanı
sayın Sezer’in, devir teslim töreni sırasında, parlamentodaki
ilk konuşmasında laikliğe ilişkin özel vurgusunu anımsayacak
olursak; Alevi-Sünni, inançlı-inançsız tüm yurttaşların
böylesine önemli bir değişikliği beklemeye hakları olsa
gerek. Unutmayalım ki bu ülke, bu insanlar buna layıktır.