30
yıldır, Aleviler arasında yaptığım araştırmalarımı bir araya
topladığım kitabıma(1) son noktayı koyarken, eksiksiz bir
çalışmayı yerine getirmiş olduğumu söyleyemeyeceğimi farkettim.
Zira, Alevilik ve Bektaşilik, yeniden güncelleşirken sürekli
değişmektedir. Ancak bazılarının beklenmedik bir biçimde
ortaya çıkardığı sorunun bir noktasını açığa kavuşturduğumuzu
sanıyoruz. Kendimizi karışıklıklar ve hareketli olaylar
karşısında bulunmaktayız.
Önceden sezinlediğim ve çözümlenmesi gereken
sorunların çözümü için, gerekli araçlar olmadan ilk taslağını
yaptığım bazı çözüm noktalarını ortaya koymaya hazır olduğum
ve sonunda ancak bitirebildiğim yapıtım.
Bu önemli yapıtta, Alevilik ve Bektaşiliğin
benzer yanlarının bulunduğu görülmektedir. Oysa ben, burada
bazı ayrıntılara yer vereceğim. Yüzyıllardan beri karşı
karşıya kaldığı işkencelere karşın, sarsılmayan bir inanış.
Fakat bu ayrıntılar, yalnız zamanın deneyine dayanmasını
bilen bir kuralı haklı çıkaran bir görünümü ortaya koymaktadır.
TRAKYA BEKTAŞİLİĞİNİN YEREL ÖZELLİĞİ
1969 Eylül’ünde Hacıbektaş’a ilk ziyaretimden
sonra, Bektaşilik’le ilgili ilk araştırmama başladığımda
dikkatimi çeken ilk şey, katı Şiiliğin tüm karakteristik
özelliklerini taşıyan bir inancın, İmami (İmameci) Şiiliğe
bağlanması olmuştu, Yeniden dirilme inancı, Tanrının insan
suretinde zuhur etmesi, zuhur eden Tanrı suretinde Ali’nin
yüceltilmesi. Bununla birlikte,her fırsatta ve törenler
sırasında dolayısıyla 12 İmam’ların anılmasının yinelenmesini
işite işite,göre göre gerçeği kabullenmek zorunda kaldım.
Birkaç yıl sonra, Bulgaristan’a yaptığım bir
gezi sırasında, Trakya’da bazı Bektaşi tekkelerini ziyaret
etme olanağını bulmuştum. Önce, Varna ile Balşık arasında
Botova’da (şimdiki Dobrovist) Akyazılı Sultan Tekkesi. Burada,
yedi köşeli bir Meydan Evi’nin olduğu, içinde derviş mezarı
olan bir Türbe’yi de bulunca çok şaşırmıştım. Türbenin yanında
bulunan 7 köşeli taştan yapılmış imamet, 7 ocaklı bir tandırı
içinde saklıyordu.(2)
Aynı 7 köşeli plan, Hasköy’de (şimdiki Hasova)
Otman Baba Tekkesi’nde de bulunmaktadır. Bu Tekke’de, giriş
duvarının üst kısmında 7 dallı bir rozet bulunur. Yedi dallı
bir yıldız, çitin güney-doğu kısmındaki bir taşın üzerinde
figür olarak yer almaktadır. (3) Otman Baba,1478-79’da ölmüştür.
O, Akyazılı Baba’nın müridi olmuştu. Akyazılı Baba’nın türbesi,
1506’da yapılmıştır.(4) Akyazılı Baba’nın, müridleri arasında,
1519 (925)’da Hurufiliğin öncüsü Fazlullah’ın tanrısallığının
açıklandığı bir Faziletname yazan hurufi ozan Yemini de
bulunmaktadır. (5)
Muhyiddin Abdal’ı 16.yüzyılın bir başka hurufi
ozanı, şiirleri’nde,türbesi Balşık(6) yakınlarında bulunan
Akyazılı İbrahim Baba ve Otman Baba’yı anmaktadır. Otman
Baba ve Akyazılı İbrahim Baba, Işık diye adlandırılan hurufi
grup ve Abdalan-ı Rum’lardandır.(7) Işıklar tekkeleri, Anadoluda
Seyitgazi ve şimdiki Bulgaristan’ın çeşitli bölgeleri olan
Varna, Balşık, arasında bulunan AKYAZILI’da Filibe’de (plovdiv)
ve Tatar Pazarında bulunmaktadır.
Ahmet Refik tarafından yayınlanmış belgelerde,1572’de,
Filibe ve Tatar Pazarı’na (belge no:48 41) yerleşmiş Işık
dervişlerinden sözedilmektedir. Her iki belgede, bu Işıklar’ın
“hurufi mezhebi”ne bağlı oldukları belirtilmektedir.(8)
Mimari yapıda 7 köşeli benzer plan, Bulgaristan’ın
güney-doğusunda Nova Zagara’ya 15 km uzaklıkta Kalugeravo
köyüne yakın Kıdemli Baba tekkesinde de görülmüştür (9)
Beyaz mermerli 7 köşeli türbe, iyi korunmuş bir durumdadır.
Fakat tabanı da yedigen olan tekkenin asitane’si sadece
taş yığınlarından oluşmuştur.
Bay Kiel’e göre, türbe 1413-1420 tarihleri
arası olsa gerek, Osmanlı mimarisinin eski dönemine dek
uzanmış olmaktadır. 16. yüzyılın sonlarında yaşadığı varsayılan
Otman Baba ve Akyazılı Baba’nın türbelerine göre daha eskidir.
Trakya’nın diğer Bektaşi dergahları, Rodop’ta, Ljumovir
Mikov, hatta Bernard Lory tarafından mimari açıdan bir açıklaması
yapılmasından sözedilmiştir.(10)
Biz, özellikle son olarak bir görünümü ayrı
tuttuk ve bir çok kez ziyaretlerde bulunduk. Ravet’in yukarısında,
İsparih’e yakın Razgrad’dan 17 km. uzaktaki Deliorman’daki
Demir Baba Türbesi(11)
Deliorman, Bulgaristan’da Kızılbaşlar’ın
ana merkezidir.1983’de bu bölgeye yaptığım ilk gezim sırasında,
bana bunlar hakkında kuşkusuz gerçekle bağdaşmayan, yaklaşık
90 bin kişinin oturduğuna dair bilgi verildi. İnanışları,
Türkiye Alevileri’nkinden farklı değil. Bununla birlikte
Hacı Bektaş’a bağladıkları, adını andığım ilk makalemde
de belirttiğim önemli bir ayrılığın dışında. Razgrad yakınında,
Sevar (eskiden Caferler) köyünde, bir köylünün yanında kaldım
ve Madrevo’nun (eski adı Nesimi Mah.) diğer köylerini de
bir kaç kez ziyaret ettim.
Sevar köyü, ortadan geçen bir yolla ikiye
ayrılmış durumdadır. Bir tarafında, Kızılbaşlar’ın “Türk”
diye çağırdıkları Sünniler yaşamaktadır. Öte tarafta ise,
nüfusu öteden beri sürekli değişen ikibin Kızılbaş yaşamaktadır.
İki yıl bu yerleri yeniden incelememe rağmen, oturanların
çoğu Bulgar adlarını taşıyordu. Beni karşılamaları biraz
içten, biraz da hayli sıkıntılı olmuştu.
Bu Kızılbaşlar’ın inançları, bir Ayin-i Cem
sırasında anlayabildiğim kadarıyla Alevilerinkiyle aynı:
Ali’nin tanrılaştırılması,12 İmamların ululaştırılması ve
Kerbela şehitleri. Aynı nefesler söyleniyordu. Pir Sultan
Abdal’ın nefesleri, özellikle büyük bir saygınlığa, değere
sahipti. Eski bir güneş kültünün kalıntısı, görünüşte bir
sufilik görüntüsü çizmektedir.
Buna karşın, Türkiye’de ise Aleviler ve Bektaşiler,
Hacı Bektaş’ı ulu,Pir görürler. Deliorman Kızılbaşlar’ı,
Sürek (12) denilen iki kola ayrılırlar: Çarşamba günü toplandıkları
için, bazen perşembe akşamı, Çarşambalı diye çağrılan ve
Pazartesi günü toplandıkları için Pazartesili diye çağrılan
ve sadece Hacı Bektaş’a ikinci derecede bir yer veren Babailer.
Ben, bu sonuncular arasında bulundum.
Babailer ,dualarında Hacı Bektaaş’tan çok
Demir Baba, Kızıl Deli ya da Sarı Saltuk’u yardıma çağırırlar.
Deliorman’da yardıma çağrılan eren kişi, tekkesi İsperik’le
Kubrat arasındaki Zavet’te bulunan Demir Baba’dır.
Eski bir Trakya türbesinin bulunduğu yerleşim
alanı üzerine inşa edilmiş olan bu Tekke’den birçok kez
söz edilmişti. (13) Tekke, Dipsiz Göl diye anılan derin
bir vadi içinde yer almaktadır. Burada, eren kişinin kaya
içine elini sokmasıyla fışkırmış olan kutsal bir su kaynağı
vardır. Bu bölgenin insanları, düzenli olarak kuraklığa
ve içecek su kıtlığına yol açan yazın kavurucu sıcaklığında
bu su kaynağına ihtiyaçlarını karşılamak için gelirler.
Geleneğe göre, Demir Baba, Şeyh Bedrettin’in
yandaşlarından biridir ve Silistre’den birlikte gelmişlerdir.
Şeyh’in asılmasından sonra derviş olarak yaşayacağı Dipsiz
Göl’e çekilmiştir.
Bu Türbenin ayrıntılı bir betimlemesi için,
daha önce L. Mikov’un makalesine (14) başvuracağız. Türbe,
Akyazılı, Baba, Otman Baba ve Kıdemli Baba’nın türbeleri
gibi yedi köşeli bir plan üzerine yapılmıştır. Deliorman’da
oturan insanların anlattıklarına göre, türbenin ünü, büyük
ölçülü, metalden yapılmış olması idi ve yedi kanat oluşturuyordu.
Yedi dallı bir yıldız, türbe girişinin güney-doğu tarafı
üstünde, bir duvar oyuğunun tavanı üzerine yerleştirilmiştir.
Çitin güney kısmında, yedi dallı bir rozetle süslenmiş bir
taş vardır. Çitin aynı kısmında süslenmiş bir başka taş
üzerinde, kenarlarına yedişerli işlemeli çift sıradan oluşan
büyük bir yapıt görünümü buluruz. Hepimizi ortak bir noktada
buluşturan Trakya’daki 4 türbeyi tanıtmaya çalıştık. Mimari
yapıları ve dekorları, 7 sayısı için bir tercih izlenimi
bırakmaktadır. Bir başka deyişle, bu tapınaklar, Şii 12
İmam Kültüne değil, fakat İsmaililiğe bağlanmış olsa gerek.
Bu türbelerden ikisi, Hurufiliğe bağlı gibi görünmektedir.
Türbenin ulu kişileri Otman Baba ve Akyazılı Baba, 16.yüzyıl
Hurufi ozanlarından Yemini ve Muhyiddin Abdal tarafından
anılmışlardır.
1519’da yazılmış bir Faziletname’ye sahip
Yemini, Akyazılı İbrahim Sultan Tekkesi’nin bir dervişi
idi. Şiirlerinde, üstadı (mürşidi) Fazlullah’ın tanrısallığını
anlatır. Muhyiddin Abdal’ın kendisi de Akyazılı Sultan Baba’ın
bir müridi olmuştur. Şiirlerinde Otman Baba’ya övgüler dizer
ve bize 883(1478-79)’de ansızın ölümünden sonra, Akyazılı
İbrahim Sultan’ın 900(1501)’de “Kutb” “Abdalların Kutbu”
olarak düşünüldüğünü bize göstermektedir. Muhyiddin Abdal,
Ali’yle karşılaştırıldığı Hacı Bektaş ve Sultan Bali (Balım
Sultan)’yi de anmaktadır. Bunlar, bize kendi dönemlerinde
Hurufiliğin daha önce Bektaşilikle bütünleştiğini kanıtlamaktadır.(15)
Hurifilik,1394’de Nahcivan’da Alincak’ta Timurlenk’in oğlu
Miran Şah tarafından gerçekleştirilmiş olan Fazlullah Astarabadi
el Hurufi’nin ölümünden sonra Anadolu’da ve özellikle Rumeli’de
yaygınlaşacaktır. Hurufilik öğretisi, çeşitli işkencelerden
geçen Fazlullah’ın müritleri tarafından yayılacaktır. Hurufiliğin
başta gelen propagandacılarından biri -ve kuşkusuz en büyük-
Bağdat bölgesinde doğmuş, uzun zamandır Iraklı bir Türk
olduğuna inandığımız Azeri bir Türk olan Seyid İmameddin
Nesimi olur. Bugün, Azerbeycanlı araştırmacıların sayesinde
Nesimi’nin Sirvan’ın başkenti Semahi’nin yakınında, kendi
adını taşıyan-ya da lakabını- bir köyde 1370’e doğru doğduğunu
öğreniyoruz.(16) Nesimi Feyzullah’ın en sadık müridi ve
hatta Fazlullah’ın damadı olur.1417’de Alep (Halep)’te ölümüne
kadar çeşitli ülkelerde canla başla öğretiyi yaymaya çalışır.
Bununla birlikte, Kabbale’yi öğreniminin temeli yapan Fazlullah’ın
tersine, Nesimi, evrensel sevgi üzerine kurulan ve Muhyiddin
İbni el Arabi ve ardılları (halefleri) tarafından özümlenmiş
olan bilinirci (gnostik) ve yeni-platoncu öğreti olan “Vahdet-i
Vücut”u “Varlığın Birliği”ni savunur.
Louis Massingnon, Nesimi’de Hallac-ı Mansur’un
bir devamını görür. (17) Hurufilik, Nesimi sayesinde, özellikle
insanın tanrılaştırılmasının bilimi olduğu için Bektaşiliği
bütünleyen bir parça olacaktır.
Tabrizi Astarabadi el-Hurufi adıyla tanınmış
olan Fazlullah Naimi,1339-49’da Astrabad’da doğmuştur. Sufilik
tarafından çok çabuk benimsenmiş olarak 18 yaşında İsmaili
bir mürşide bağlanır ve gençliğinde İsmailiğin kurallarını
(erkânını) takip eder. 32 yaşında, İsfahan’da mistik yaşama
(çileye) başlamaya karar verir ve gezginci dervişler, Kalenderiler
tarikatına katılır. Mekke’ye gidip Hac görevinin yerine
getirir ve Harezm’de kalır. 1376’da Tebriz’de kehanetini
açığa vurur, hatta üç gün üç gece esrik halde alfabenin
harflerinden gizli anlamlar çıkarır. 1386’da vaizlere başlar
ve Gurgani lehçesiyle acemce yazdığı “sonsuzluğun kitabı”
adlı büyük yapıtı Cavidanname’de dinsel öğretisini/ sistemini
ortaya koyar.
Fazlullah, Irak ve Azerbaycan’da, Horasan’da
vaizler verecektir. Fakat ölümüne kadar kaldığı ve öğretisinin
merkezi olan yer Bakü’dür. En sadık müridleri Seyyid İmamettin
Nesimi ve Ali al-Al’a’yı bulduğu yer, Sirvan Krallığı içindedir.
Biyografilerine göre, Fazlullah bilhassa Arap
olmayan halklar, özellikle Türkler arasında birçok yandaşlara
sahip olacaktır.(18) kendisinden emin olarak; Timurlenk’i
korkunç sivri öğretisine kazanmak düşüncesini oluşturacaktır.
Ve bu, kendi sonunun nedeni olacaktır. Timurlenk, Semerkant’ta
Fazlullah’ı ölüme mahkum eden bir fetva verecek Ulema (Bilginler)
Kurulu’nu toplattırır. Babası adına Azerbaycan’ı yöneten
Mirane Şah tarafından engellenir. Nahcıvan yakınında Alincak
kalesine kapatılır. Sonra sapık düşüncelerinden dolayı mahkum
olur ve 1394’de Zilkada’nın 6. günü infazı gerçekleştirilir.
O zaman 56 yaşındaydı. Fazlullah’ın ortaya koyduğu öğreti,
kendi mistik yapısı içinde Panteizm (kamutanrıcılık/vahdeti
vücutculuk) ve Antropomorfizm dir.(19) Şii geleneğe göre
harfler bilimi, Ali tarafından kendisine verilmiş olan al-Cafer
adlı gizemli bir kitap tarafından bilgi sahibi olacak olan
6. İmam Cafer el-Sadık’a çıkmaktadır (20)
Alfabenin harfleri üzerindeki spekülasyon,
Cafer Sadık’ın bir öğrencisi olan sufi ve simyacı Cabir
İbn-i Hayyam’ın Terazi’nin Kitabı (Livre de la Balance)’da
formüle edilmiş olarak bulunur. Fakat başka bir kaynakta
Cafer el-Sadık‘ın öğrencileri arasında Cabir İbni Hayyam’ın
adı geçmez. Öte yandan, matematiksel ve metafizik teorilerin
kaynağının eski Yunan’da, özellikle yeni-Pisagorcular’a
ve Cafer’in Şii spekülasyonlara kadar uzandığını ortaya
koymaktadır. (21)
Trakya, Rumeli ve Balkanlar’da Hurufilik,
kendi mesajını buralara taşıyacak olan Fazlullah’ın bazı
öğrencileri sayesinde daha da gelişir. Böylece, Ali Al-Al’a,
Bektaşi tekkelerinde sığınak bulur, kendisi ve başkaları
sayesinde Hurufilik, Bektaşilik’le karışıp bütünleşir. (22)
Ali Al-Al’a (Gıyaseddin Muhammed bin Hüseyin
al-Horasani al Astarabadi), Astarabad diyalektiğinde acemce
yazılmış hurufi bir kitabın, İstianame (Tanrısallığın Kitabı)’nin
yazarıdır. Kitabında, dönemin belli başlı Hurufileri hakkında
bilgi verir. Ali Al-A’la, 1419’da öldürülür ve Alıncak’ta
hocasının yanına gömülür. O, Bektaşiler’in bir kolu olan
Işıklar’ın hurufi koluna aittir. O, Ahmet Refik tarafından
yayınlanmış belgelerde Işık dervişlerinden sözetmiştir.
(23)
Nesimi’nin müridi ve halifesi Rafi’i, Rumeli’de,
Anadolu’da ve Balkanlar’da Hurufiliği yayan kişilerden biri
olmuştur. Rafi’i, Fazlullah’ın Arşame’sinden esinlenmiş
olan ve 1408-9’da yazdığı türkçe bir mesnevinin, Besaretname’nin
yazarıdır. O, Yunanistan’da Preveze’de gömülüdür. (24)
En tanınmış Türk hurufiler’den biri de, 1469’da
Tire’de ölen Firiştezade ya da Feristeoğlu (Abdal Mecid
b. Feriştah İzzeddin al Hurufi)’dur. Tire 15. yüzyılda Hurufiliğin
merkezi olmuştur. Feriştezade, bir çok Türkçe kitap yazmıştır.
Bunlardan biri de, 1430’da, Fazlullah’ın Cavidanname’sinin
bir özeti sayılan Işıkname’dir. Türkiye kütüphanelerinde
Ferişteoğlu’nun bir çok elyazmaları bulunur. (25) Ferişteoğlu,
“Tanrı, eğer onu okuyabilirsen, Fazl-ı Yezdan’ın adını göreceğin
biçimde insan sıfatında yarattı” diye yazmaktadır. (26)
15. yüzyılda Hurufilik, sultan sarayının içine
kadar yayılacaktır: Şahzade Mehmed, daha sonra Mehmet Fatih,
hurufi bir misyonerin kendisine anlattığı bu öğretiden dolayı
baştan çıkar, fakat ulemaların tepkisi o kadar sert olur
ki, genç prens (Şehzade), 1444’de Edirne’de koruyucusunun
diri diri yanmasını engelleyemez. (27)
Muhteşem Süleyman, Osmanlı İmptaratorluğu’nun
sapkın hurufi düşüncesini kökten kaldırmayı dener, fakat
daha önce Bektaşiliğe karıştığı için bunu başaramaz. Işıklar,
o kadar işkenceler görmelerine karşın, Hurufi mezhebindenmiş
gibi resmen tanındılar. Öyleki Bektaşiler, her zaman hoşgörüyle
karşılanmışlar ve başından beri, Osmanlı sultanları tarafından
himaye görmüşlerdir.
Fezlullah’ın İsmailik’le ilişkileri, biyografileri
tarafından da doğrulanmaktadır. Eski zamanlardan beri bilinen
Sami ve Yunan dünyasının kendi kökenlerine uzanan harfbilim,
özellikle Şiiler’de Ali’nin sırlarının anahtarına ve kutsal
kitapların gizli anlamına sahipmiş gibi düşünülmesi için
bir gelişme olmuştur. Şurası apaçıktır ki, Hurufilik, içinde
Kabbale’nin Antropomorfizme karıştığı bir öğreti, İsmaliğe
etki yapmıştır. (28)7 sayısı için Hurufiler’in tercihi,
Fazlullah’ın mezarının bulunduğu Alıncak’a yapılan ziyarette
yerine getirilen ayinlerde bulunmaktadır. Bu kutsal ziyaret
(hac), Mekke’ye yapılan Hac’cın yerini almaktadır. Hacılar,
Maktelgah diye alınan mezarın etrafında 7 kez dönüyorlar
ve Şah-Maran “Yılanların Kralı” diye adlandırılan Şah-Maran
tarafından yapılmış küçük kale taşlarını fırlatıyorlardı.
Biz, dökümünü yaptığımız Trakya Bektaşi tekkelerinin İsmaililer’in
7 İmam’larını düşündürten 7 sayısına hepsinin bağlandığını
gördük. Bu tekkelerden ikisi, Otman Baba ve Akyazılı İbrahim
Baba’nınkiler, kendi nefeslerinde Fazlullah’ın tanrısallığını
ortaya koyan hurufi Bektaşi ozanlar olan Yemini ve Muhyiddin
Abdal’a bağlıdırlar.Bu tekkelerin mimari yapısında 7 sayısının
tekrar edilmesi, rastlantı olmayabilir. Bu bize Hurufiliğin
dolambaçlı yollardan İsmailiğe bağlanması olasılığını göstermektedir.
Kendi bütünlüğü içinde Bektaşiliğin 12 İmamlar kültüne içten
bağlı olmasına karşın, 7 İmamlar’a olan bu bağlılık, Trakya’nın
dışında yayımlanmasına sınırlı bir sayıda tutulduğunu gösteriyor.7
sayısı kültünün karakteristik özelliklerini kendisinde taşıyan
Demir Baba Tekkesinin durumunu en sona bıraktık. Bununla
birlikte, öteki tekkeler için kendimizi, Demir Baba Tekkesi
olayı içinde, Hurufiliğin olası bir etkileşimiyle sınırlı
tuttuk. Derviş Demir Baba’nın geleneksel olarak sadece,
belki, bağlı olduğu Şeyh Bedrettin adını anmak zorunda kaldık.
Bu durumda Şeyh Bedrettin kültü, Deliorman Kızılbaşları
arasında her zaman canlılığını korumaktadır. Bu da bizi
karizmatik kişiliğe sahip Şeyh’e yönelmek zorunda bırakır.Kendisine
yüklenen saygınlığın azaldığı uzun yıllara karşın, Şeyh
Bedrettin düşüncesi, her zaman büyük bir saygı görmüştür.
Öldüğü kabul edilen gün, Kızılbaşlar, Üryanlar Semahı (Çıplaklar
Dansı) denilen bir semah dönerler. Zira Şeyh, Serez çarşısında
çıplak olarak asılmıştı. Kars yöresinde özellikle Sarıkamış’ta
Üryanlar Semahı’nın olduğunu eskiden beri biliyordum.(29)Semah
dönenler, tamamen çıplak değillerdi. Erkekler peştemal,
kadınlar, bir omuz ve bir kolunu açıkta çıplak bırakan beyaz
bir giysi giymişlerdi.Hurufilerin varlığı, Bedrettin’in
vaaz verdiği her yerde azda olsa bulunmaktadır. Öyleki Kars
bölgesinde, Fazlullah’ın önde gelen müridlerinden biri olan
Ali Al-A’la, Şeyh Bedrettin’in yaşamından örnekler sunarak
vaizler vermiştir.(30)Edirne, Şeyh Bedrettin hareketinin
bir başka merkezi olur. Bedrettin olayıyla ilgili bir zaviye,
II. Selim zamanında hâlâ vardır. (31) Buna karşın, Şeyh
Bedrettin’in mirasını Hurufiler gibi, Bektaşilerden de taplayanlar
vardı. Edirne bölgesinde Bektaşiler, Balkanlar’ın en önemli
Bektaşi merkezi olan, Bektaşi tarikatının kurucusu Balım
Sultan’ın doğum yeri olan Dimetoka (Didimatik) yakınlarında
bulunan Kızıl Deli (Seyit Ali Sultan)’ninkinin de yer aldığı
16 dervişe sahipti. (32) Michel Balivet, Dimetoka’da, Şeyh
Bedrettin olayını Bektaşiler’e bağlayan bir zincir görür.(33)
Balım Sultan’ın müslüman bir baba ve hıristiyan bir anneden
doğmuş olması gibi şeyh Bedrettin’i de anımsayalım. İnanca
göre, Balım Sultan’ın anası Bulgar’dır.Şeyh Bedrettin’le
Hurufiler arasındaki ilişkiler, hiç bir kuşkuya meydan vermemektedir.
Bedrettin, gençliğinde Konya’da Fazlullah’ın bir öğrencisi
olan ve Feyzullah diye çağrılan bir Şeyh’ten ders almıştır.(34)
Daha sonra, Bedrettin’i Fazlullah’ın vaazlarından etkilenmiş
olan bölgelerde, özellikle Tebriz ve Azerbaycan’da buluruz.
Bedrettin’in oturduğu yerlerin, Tire’de ve en sadık müridi
olan Börklüce Mustafa’yla karşılaştığı Aydın illerinde bulunduğunu
da belirtelim.(35)Daha önce, 1469’da Ferişteoğlu’nun öldürüldüğü
yer olan Tire’nin 15.yüzyılda Hurufiliğin bir merkezi olduğunu
belirtmiştik.Şeyh Bedrettin anısına mükemmel bir incelemeye
kendini adayan Michel Balivet, Hurufiliğin 17.yüzyıla dek,
işkencelere rağmen bu sapkın düşüncenin varolduğunu belirtmekten
vazgeçmemiştir. O, Bedrettin’in öğrencilerinden bir kısmının
Bektaşiler örgütünü, hatta bilimsel olarak bir araya getirdiğini
ve Bedrettin’in Bektaşilerle olduğu gibi Hurufiyya ile bağlantılı
olduğu tezini şiddetle savunur.(36)Hurufiler, Bedrettin’in
müridleri ya da Bektaşiler, hangisi olursa olsun, Sufilikten
çıkmış üç öğreti sözkonusudur. Zira, Sufizm, Şiiliğin Safeviler’in
zaferinden sonra devlet dini olarak ilan edilmesinden önce
olduğu gibi ezoterik (kapalı, içrek, batıni) din biçimini
ortaya koyar.Demir Baba tekkesine gelince, burası, bugüne
dek kuraklık dönemindeki gibi hiç kurumayan, akan bir su
kaynağının fışkırdığı ormanlık bir vadinin içine yerleşmesinden
dolayı kutsalmış gibi her zaman araştırılmış olan bu bölgede,
eski bir Trakya türbesinin yerleşim alanı üzerine yapılmıştı.Tarihçi
Aşıkpaşazade ve Nehri’nin tanıklıklarına göre, Şeyh Bedrettin’in,
Deliorman’ı eyleminin merkezlerinden biri haline getirdiğini
anımsayalım. O, birçok yandaşlarının bulunduğu Deliorman’daki
Türkler tarafından adı konmuş olan Ağaç Denizi’ne yerleşmişti.(38)Eğer
Şeyh Bedrettin’in Hurufiler’le ilişkileri, hiç kuşku yaratmıyorsa,
biz öte yandan hangi noktada İsmailik tarafından etkilenmiş
olduğunu pek bilemeyiz.Burada Fazlullah’ı ilgilendiren şey
için, onun İsmaili bir hocadan ders aldığını ve heterodoks
serseri dervişler grubundan olduğunu, ölümünden sonra Maktelgah’ına
yapılan ziyaretler süresince, Şah-Maran adlı Miran Şah’a
taşlar ve beddualar yağdırılırken türbe çevresinin 7 kez
dönüldüğünü biliyoruz. Biz, bu durumda, Bektaşiliğin henüz
biçimlenme yolunda olduğu bir dönemde inşa edilmiş olan
Trakya tekkelerinin mimari düzenlemesinde hurufi bir etkiyi
görmek istedik.Bektaşilik, heterodoks hareketler üzerinde
yatıştırıcı bir eylemi, ilk Osmanlı sultanlarının koruduğu
ve teşvik ettiği şeyi denemeye kalkışmamıştır. Sultanlar,
haklı olarak gördükleri, 13 .yüzyılın sonunda ölmüş olan
Hacı Bektaş’tan doğmuş akımı desteklerken Horasan’dan ara
ara gelen heterodoks dervişler tarafından yayılmış bulunan
Anadolu steplerinin anarşik akımlarını yönlendirecek ve
denetleyebileceklerdi. Bu, Bektaşiliğin yatıştırıcı tavrı
ya da 15. ve 16. yüzyılda uygulanmış ağır, vahşi baskılar
nedeni ile sapkın hurufi düşüncesini önlemesi ve Bektaşiliğin
antropomorfizm içinde erimesi midir? Olasıdır ki, ilk osmanlı
sultanlarının öngörüleri, gelecek yüzyılların halk dindarlığının
çalkantıları üzerinde bir sonuç elde etmişlerdir. Deliorman’a
ilk ziyaretim sırasında, Hacı Bektaş’ın özellikle iyi farkedilmediğini
görmek beni şaşırtmıştı. Kızılbaşlar, Hacı Bektaş’ı diğer
erenlere tercih ediyorlardı. Bana verilen hak, Hacı Bektaş’ın,
Yeniçeriler’in Pir’i olduğu ve Yeniçeriler’in kötü bir anı
bıraktığıdır. Bu açıklama, bana öncelikle biraz basit geliyor.
Fakat bunun üzerinde dönüşürken, bu bizi 16.yüzyılda daha
önceleri Osmanlı sultanlarının yanında Bektaşiler’den yararlanıldığı
ayrıcalıklı bir durumu yeniden düşünmeye itti. Hacı Bektaş’a
karşı Trakya halkının düşmanca tutumu, baskıya yani eski
Osmanlı İmparatorluğu’na karşı bir tepkinin önemini göstermektedir.Ne
olursa olsun, şurası açıktır ki gizemli varlığı tarafından
denetlenmiş ve yönlendirilmiş olmasına karşın, özel bir
kimliğe sahip olmayan bir halk dininin karşısında buluyoruz.
Bununla birlikte, bu gizemli varolmanın yararlı bir eylem
olduğunun bilinmesi gerekiyor. O, başıboş ayaklanmalardan
kaçındı ve kan dökülmelerini önledi.
NOTLAR
1)
I. Melikoff,Hacı Bektaş, Efsaneden Gerçeğe, Türkiye ‘de
Halk Sufizminin Gelişimi, Leiden, 1998
2)
Sevayi ERİCE, Varna ile Balçık arasında Akyazılı Sultan
Tekkesi, Belleten, XXXI, No: 124 (Ekim 1967), Sf: 551-600
- Ljobomir MİKOV, Simbolika na torislata v izkustvoto na
bilgarskite aliani Problemi na izkustvoto, Sofya 1996, Sf:
44-53
4)
Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal
Sufilik: KALENDERİLER (XIV-XVII yüzyıllar), Ankara 1992,
Sf: 99-102-226 - M. KİEL, Sarı Saltuk ve erken Bektaşilik
Üzerine Notlar, Türk Dünyası Araştırmalar, Sayı: 9, Aralık
1980, Sf: 31
5)
Sadettin Nüzhet ERGUN, Bektaşi Şairlire ve Nefesleri, I,
İstanbul 1955, (2 baskı), Sf: 67-72
6)
S. N. ERGUN, agy Sf: 141-142
7) Işıklar hakkında bkz. V. A. GORDLEVSKIJ, Izbrannye
Soceneni ja, III, Moskova 1962 , Sf: 113-116; Isyki, ix
evoljuc ja-ot brodiaznicestva k osedaniju v tekke (Işıklar,
göçebelikten tekkelerde yerleşikliğe kadar gelişimleri)
8)
A.Refik, Onaltıncı Asırda Rafızilik ve Bektaşilik, İstanbul
1932, Sf: 31-32, 36-37.
9)
M.KİEL, A monument of early Ottoman architecture in Bulgaria
: the Bektaşi tekke of Kıdemli baba Sultan at Kulugerovo-Nova
Zagora, Studies in the Ottoman architecture of the Balkans,
Variorum, Aldershot 1990, Sf: 54-60 (birçok mimari resimlerle
birlikte)
10)
L.MİKOV, Alianski grodnici v iztocnite Rodopi, B’lgarski
Folklor 3-4, 1996 (İslam i narodni tradicci), Sf: 38-61.
B.LORY, Bulgaristan’da Bektaşi düşüncesinin yayılma alanları
üzerine deneme, Bektaşiyya, Hacı Bektaş’a bağlı gruplar
ve Bektaşiler’in mistik düzeni üzerine araştırma, Alexandre
PDPOVİC ve Giller VEİNSTEİN tarafından derlenmiş, İstanbul
1995 (Isis yayınları), Sf: 393-400.
11)
İ. Melikoff, Bulgaristan’da Deliorman Kızılbaş Topluluğu,
Bektachiyya, Sf: 401-409. -Svetla KOJNOVA, Rezultati ot
proucvane na dekoracijata v grobnicata na Demir Baba, B’lgarski
Folklor Dergisi 3-4, 1996, S 93-97
12)
Sürek, “topluluk, cemaat”
13)
Stojan STOJAKOV, Kompleksnite izsledvani ja v Kyzybaskija
manastir “Demir Baba”, Sbornik istoriceski, Razgrad 1984,
Sf: 43-53 -Bkz: BLORY’nin makalesinde verilen kaynakçalar,
Bulgaristan’da Bektaşi düşüncenin yaygın olduğu yerler envanteri,
Sf: 392-395
14)
L. MİRKOV, Simbolika na tohislata, İllistrasyonlar, Sf:
46
15)
S. N. ERGUN, Bektaşi Şairleri ve Nefesleri. I. Sf: 67-72,
141-142-148. -Bkz: Hamid ALGAR, Hurufiliğin Bektaşiğe Ektisi,
(ing.), Bektachiyya, Sf: 149-197.
16)
Z. KULİZADE, Xurufizm i ego predstaviteli v Azerbajdzane,
Baku 1970, Sf: 149-197. -Bkz. İ. Melikoff’da bulunan, Bakü’de
yayınlanmış ve Nesimi’ye adanmış başlıca kitapların listesi.
Fazlullah Astarabadi ve Rumeli’de, Anadolu’da, Azerbaycan’da
Hurufiliğin Yayılışı, Louis BAZIN’e sunulan Seçmeler’de,
Varia Turcica, XIX, Parıs1992, Sf: 219-225 (L, harmattan
yayını)
17)
Louis MASIGNON, Türk ülkelerinde Hallacı Mansur Söylencesi,
Opera Minora II, Beyrut 1963, S 93-139
18)
Fazlulla’ın yaşamı ve yapıtı için , özellikle Z. Kulizade’nin
Xurufizm i ego predstavileti Azerbajdzane adlı yapıtını
öneriyoruz. Sf: 89-149, Ayrıca Abdülbaki Gölpınarlı’nın
Hurufilik Metinleri Kataloğu’na da bakınız. Ankara 1973,
Sf: 2-16.
19) A. GÖLPINARLI, Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatlar,
istanbul 1969, Bf: 147-151. Ayrıca A. Gölpınarlı’nın Hurufilik
Metinleri kataloğu, Sf: 16-17
21)
Enciclyopedie d’islam 2 (İslam Ans.), abir b. Hayyân (P.
Kraus ve M. Plesner’in yazıları). -Paul KRAUS, Jabir İbn
Hayyâm: İslâm’da Bilimsel Düşünceler Tarihine Bakış, II,
Kahire 1942 (Cabir ve Yunan Bilimi)
22)
A. GÖLPINARLI, Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatlar, Sf: 155-159.
-“Hurufilik Metinleri Kataloğu,S 14-16. - Besim ATALAY,
Bektaşilik ve Edebiyatı, İstanbul 1340 (1924), Sf: 30-49
- Fuat KÖPRÜLÜ, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvuflar, Ankara
1966, Sf: 95-96.
23)
Bkz. Dipnot 8.
24)
Rafi’i’nin yapıtlarının elyazmaları, A. Gökpınarlı tarafından
düzenlenmiştir. Hurufilik Metinleri Kataloğu, Sf: 12-15,
25, 28, 93, 95, 100,105
26)
Besim ATALAY, Agy, Sf: 34-38: FAZL adını simgeleyen insan
yüzünün çizimi.
27)
Franz BABİNGER, Fatih Sultan Mehmet ve Dönemi, Ralph Manheim
çevirisi, Princeton 1978, Sf: 34-35. Bu cezalandırmadan
sorumlu şeyhülislam, Molla Fahreddin-i. Acemi’dir. (1436
/ 7-1469). - Hamid ALGAR, Hurufiliğin Bektaşiliğe Ektisi,
(ing.), Bektachiyya, Sf: 39-52.
28)
Hamid Algar, kitabında Fezlullah’ın aşırı Şiiliğe etkisi
üzerinde kuşkular taşıdığını açıklamayıyararlı buluyoruz
29)
Bu bilgi, Alevilik’le ilgili birçok kitapları bulunan Nejat
Birdoğan tarafından verildi.
30)
Michel BALIVET, Mistik İslâm ve Osmanlı Balkanları’nda Silahlı
Ayaklanmalar, Şeyh Bedrettin’in “Türklerin Ballac”ı Yaşamı,
İstanbul 1995 (Isıs yayını), Sf: 108-111
31)
M. BALIVET, agy. Sf: 96-98
32)
I. Melikoff, Hacı Bektaş: Efsaneden Gerçeğe, Sf: 154-161
33)
Bkz. Dipnot 31.
34)
Michel BALIVET, Mistik İslâm ve Osmanlı..., Sf: 42. Yazar,
Taşköprülü’yü referans gösteriyor. Feyzullah’ın aynı zamanda
Fazlullah olup olmayacağını songuluyor.
35)
M. BALIVET, agy. Sf: 50-51, 56-57.
36)
M. BALIVET, agy.98, 108-111
37)
Stojan STOJANOV, Kompleksnite isledvanija v Kyzylbaskija
manastir “Demir Baba” Sbornik istoriceski materiali, Razgrad
1984, Sf: 43-53.
38) Aşıkpaşazade, Nihal Atsız yayını, Sf: 153-154
- Nesri, Kitab-i Cihan-Nûmâ, Fait Reşit UNAT ve Mehmet A.
KÖYMEN ortak yayını, Ankara 1957, Sf:543-547.