Alevi
Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Selahattin Özel
imzasını taşıyan, 23.02.2007 tarihli “Kamuoyuna Açıklama”
başlıklı “Hubyar Sorunu ve Sağduyu Çağrımız” konulu
açıklama ibreti âlemlik bir belgedir.
Zira
ABF, bu açıklama ile Alevi inancının simgelerini, figürlerini,
inanç önderlerinin isimlerini ve Alevi ritüel isimlerini;
Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları kapsamında değerlendirmekte
ve ticari hayatta haksız rekabetin önüne geçmek için kullanılan
patent, marka vb. ticari belgelerin konusu yapılmasını savunmaktadır.
Hatta bunun bugüne kadar yapılmamasını bir eksiklik olarak
görmekte ve teşvik etmektedir.
Ticaretle
Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması fikri mülkiyet
haklarını; “kişilerin düşüncelerinin ürünleri üzerine verilen
haklardır. Bu haklar genellikle bu düşünceyi yaratan kişiye,
onu belirli bir zaman süresi için münhasıran kullanma hakkı
verir” şeklinde tanımlamaktadır. Yine Sınai Mülkiyet Haklarını
düzenleyen Paris Sözleşmesi; “sınai mülkiyeti koruma patent,
faydalı modeller, endüstriyel tasarımlar, ticari markalar,
hizmet markaları, ticari unvanlar, kaynak işaretleri ve
haksız rekabetin sınırlandırılması konularını” içerdiğini
düzenlemektedir.
Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları; düşünsel çabanın ve yaratıcılığın
ürünü olan buluşları/icatları, yenilikleri, edebi, sanatsal
ve bilimsel çalışmaları, yeni tasarımları vb. değerler ile
ticari alanda piyasaya sunulun malların ilk üretici adına
tescili suretiyle devlet otoritesi ile korumayı amaçlamaktadır.
Yine bu yöntemle hak sahibi olmayanların bu fikri haklar
veya mallar üzerinde hak iddia etmelerinin önüne geçilmesi
amaçlanmaktadır.
Fikri
ve Sınai Mülkiyet Hakları kavramı; patent, marka, faydalı
model belgesi, endüstriyel tasarım vb.ni kapsamaktadır.
Marka, “bir teşebbüsün veya bir işletmenin mal ve hizmetlerini,
başka bir teşebbüsün mal ve hizmetlerinden ayırt etmeyi
sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler,
şekiller, harfler, sayılar, malların biçim ve ambalajları
gibi çizim ve görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade
edilebilen, baskı yoluyla çoğaltılabilen her türlü işarettir.”
Yani Marka, ürünü/malı üretme, satma, elinde bulundurma,
izinsiz kullanmayı engelleme ve ithal haklarını sahibine
yasal olarak vermekte ve bu hakka tecavüz edilmesini önlemektedir.
Yasaların bu alanda güttüğü temel amaç, ticari hayatta haksız
rekabetin önüne geçmektir.
ABF’nin
açıklamasında, “ocak mensubu bir dedenin, ocağının ismini
tescil ettirmesi” diye uygun bulduğu ve Hıdır Temel’in
Türkiye Patent Enstitüsü’ne (TPE) başvurarak almak istediği
“MARKA” ya da “PATENT” Sınai Mülkiyet Hakları
kapsamında bir belgedir. Marka ya da Patent belgesi bir
sahip olma belgesidir.
ABF,
toplumumuzun ortak değerleri, inancımızın ve kültürümüzün
taşıyıcısı olan simgelerimizin, figürlerimizin, inanç önderlerimizin
isimlerinin ve Alevi ritüel isimlerinin kişilerin malı olmasına
ve bu yolla metalaşmasında bir sakınca görmemektedir. Her
ne kadar açıklamada “önemli olan Alevi değer ve simgelerinin
ticari amaç için kullanılmasını önlemektir” denilmekte
ise de, özce değerlerin ticari hayatın belgelerine bağlanması
ve bunun savunulması başlı başına simgelerin ticarileştirildiğini
ve her şeyin mal (alınıp-satılan) olarak görüldüğüne açık
kanıt niteliğindedir.
ABF açıklamasında devamla, “ABF olarak her kim ki Alevi
değerlerini amacı dışında kullanırsa açıktan karşı duracaktır”
diyerek öncelikle kullanmaya itirazının olmadığını
ama kullanmanın şekline itirazının olduğunu ifade etmektedir.
Oysa ABF bilmelidir ki, Alevi inancı ve kültürü kullanmaya
değil, öğrenmeye ve yeniden üretmeye uygundur.
ABF açıklamasında devamla, “Hubyar’ın isim olarak tescil
edilmesi, bunun ticari amaç için kullanılması durumunda
da bu tavrımız geçerli olacaktır” diyerek bir kişiyi
savunma adına büsbütün yörüngesini şaşırmaktadır. Oysa
ABF bilmelidir ki, toplumumuzun geçmişi ve geçmişteki yaşamın
taşıyıcı müzeleri olan inanç önderlerinin isimlerinin dahi
birilerinin malı olması toplumsal bağı koparır. Zira bu
müzeler iyi korunup yeni kuşaklara aktarılmadığı takdirde,
toplumun göbek bağı koparılmış demektir.
ABF’nin
açıklaması bir bütün olarak değerlendirildiğinde, ABF’nin
soruna toplumsal değil, kişisel baktığı ve dönemine göre
şerbet dağıttığı açıktır.
Tanrı
kimseyi pusulasız bırakmasın. Zira ibresi bozulan pusulanın
sahibini ne zaman nereyi göstereceği belli olmaz.