11-12
Şubat 2007 tarihinde yapılacak olan Tüzük hükmü uyarıca doğal
üyesi olduğum ABF Danışma Kuruluna aşağıdaki gerekçelere dayalı
olarak katılmadım.
Gündemin
“Kurumsal işleyiş ve sorunlarımız”
başlıklı maddesi, benim açımdan Olağanüstü Genel kurul
öncesi ve sonrası yaşanan olumsuzlukların tartışılmasına yol
açabilecek bir gündem maddesi olmasına karşın, bu süreçte
mevcut ABF yönetimine karşı benimde içinde yer aldığım alternatif
liste çıkartanlara yönelik kullanılan “şer
cephesi ve darbeciler”, “genel
kurmay- derin devletin adamları” gibi son derece çirkin,
ahlak dışı, alevi edeb ve terbiyesine aykırı, çamur at izi
kalsın türünden basit olumsuz kavramlar henüz orta yerde durmaktadır.
Bu ifadelerin ABF Olağanüstü Genel Kurulu öncesi ve sonrası
yaşanan sıcak gerilimden kaynaklı olarak kullanıldığı bile
hiçbir yerde söylenme ihtiyacı duyulmamıştır. Bu yönde gerekli
soruşturma, yüzleştirme ve dahası dar cemi yapılması talebi
karşısında yönetimce gerçekle yüzleşmekten ‘sinsice’ kaçılmaktadır.
Alevi hareketinin emektarlarına karşı kullanılan bu çirkin,
ahlak dışı ifadeler ve iftiralar düzeltilmedikçe, iftiracılar,
söz sahipleri hakkında gerekli soruşturma, kovuşturma, yüzleştirme,
gerekiyorsa alevi hukukunun gerektirdiği cezalandırma yapılmadıkça
ABF üzerinden yaşanacak kurumsal işleyiş ve sorunların devam
edeceği şüphesizdir.
Gündemin, “Aleviler ve Siyaset ilişkisi”
başlıklı maddesi, Mersin’de yapılan AABK ve ABF toplantısı
basına açıklaması olarak yapılan açıklamalarda CHP-DSP gibi
partilerden kontenjan talep edileceği; taleplerinin kabul
edilmemesi halinde genel seçimlere bağımsız adaylarla girileceği
görüşü dile getirilerek, ABF’nin tavrı kesinleştirilmiş bir
biçimde açıklanmış durumdadır. Basında çıkan bu minvaldeki
haberler yalanlanmamıştır. Hal böyleyken, konu ilk kez ABF
bileşenlerinin gündemine getiriliyormuş gibi bir hava yaratılmak
istenmesi, ABF’nin bileşenlerine karşı samimiyetsiz bir tutum
içinde olduğu, en azından alınmış ve kamuoyuna açıklanmış
bir kararı, dikte ettirmek maksatlı olarak Danışma Kurulu’nun
gündemine yazdığı sonucunu doğurmaktadır. Ayrıca kendi açımdan
da 1.maddede özetlediğim çirkin, ahlak dışı, alevi edeb ve
terbiyesine aykırı, çamur at izi kalsın türünden basit olumsuz
kavramların Alevi hareketinin emektarlarına karşı kullanılmasının
altında yatan ihtiras da, 2007 yılında yapılacak Milletvekili
Genel Seçimlerinde ‘tek ses’,’dikensiz gül bahçesi’ bir alevi
örgütlenmesi görüntüsü verilmesi sureti ile mevcut ABF yönetiminden
adı artık kamuoyunda açıkça telaffuz edilmeye başlayan birkaç
kişinin, ama asıl yurtdışı örgütlenmesinden adı birilerince
malum olan arkadaş çevresinin meclise taşınacağı yönündeki
saf hayalden kaynaklanmaktadır.
Sonu
hüsranla bitecek böylesi bir süreçte adımın kullanılmasını
istemediğim gibi, örgütsel bir yönetim görevimin de bulunmaması
sebebiyle, Danışma Kurulunun uzun tartışmalarla ve müzakerelerle
oluşturulduğu varsayılarak kamuoyuna sunulacak olan, oysaki
daha önce belki Köln’de bir televizyon bürosunda, belki Çankaya’da
bir restoranda yazılarak birilerinin Lap topunda kayıtlı bulunan
sözde bir bildirgenin nesnesi de olmak istemiyorum. Yani bu
Danışma Kurulu’na çağrılmamız anlamı da, daha önceden alınmış
ve basına da haber olmuş bir kararı, bizleri bir arka fon
olarak kullanıp, kamuoyuna deklere etme girişiminden başka
bir şey değildir.
Ayrıca
bu türden yapay, samimiyetsiz ve daha önemlisi gerçeklikten
kopuk süreçlerle Alevi Örgütlenmesinin gerçek ideolojik mücadelesinin
ve enerjisinin, potansiyelinin zaafa uğratıldığını da düşünmekteyim.
‘Siyasete
müdahale’ adı altında daha evel DBH-BP Sürecinde bir benzeri
denenmiş bulunan ve maalesef aynı kişilerce ‘Alevi Örgütlenmesini
Bölme’ pahasına yürütülen bu gözü karalığı hak etmediğine
inandığımdan da toplantıya katılmak istememekteyim.
ABF
tarafından sıkça kullanılan “doğrudan
temsil” kavramı da, siyaseten yanlış ve hiçbir temeli
olmayan bir kavramdır. Siyasal literatürde, böyle bir kavram
bulunmamaktadır. Temsil ve doğrudanlık ilişkisi birbiriyle
çelişirler. Ancak siyasal literatürde, “Temsili
demokrasi” ve(ya) “doğrudan demokrasi”
gibi kavramlar kullanıldığı bilinmektedir. ABF, siyasal
literatürde bulunan ve birbirinin alternatifi olan bu iki
deyimden ilk iki sözcüğü alarak, yeni bir kavram uydurmuştur
ki, bu kavramın hiçbir anlamı yoktur. Eğer kastedilen Alevilerin
siyasette yer alması ise, bu kavram hem Alevilerin siyasette
yer alması prensibini karşılamaz hem de yaratılan kavram kargaşası
nedeniyle istenilen sonuca ulaşılamayacağı için Alevi toplumunda
yeni bir hayal kırıklığı yaratılmasına neden olur.
Neden
toplantıya katılmadığımı soranlara ve ilgilenenlerin bilgisine
saygı ile arz ederim.