|
ABF VE YENİ SÜREÇ
Genel kurulda söylediklerimin başlangıcını tekrarlamak isterim. Birileri bizi gözetliyor. Tekir yaylalarından üç hilalli bayrakları ile, Madımak katliamında “sivil halka bir şey olmamıştır“ diyenler kıratın üzerinde ve aramızdaki çelişkilerin su yüzüne çıkması ve kendilerine mecbur kalmamız için dua ederek “Cumhuriyetin ardına sığınmış” birileri bizi gözetliyor. Bir seçim sürecini değerlendirirken “ama-fakat-lakin” li açıklamalar yapmadan süreci doğruluk ve haklılık temelinde değerlendirmenin ahlaki bir sorun olduğunun altını çizmek isterim. Yani bu hareketin “ileri gelenleri ya da ileri gidenleri“ attığı her adımı dikkatlice atmak, söylediği her sözü de dikkatlice söylemek zorundadırlar. Bu cümleden olarak ABF genel kurulunu Alevi etik kuralları açısından seviyesi oldukça düşük bir genel kurul olarak değerlendirmek sanırım insafsızlık olmayacaktır. Bazı yöneticilerin kapalı odalarda söylediği sözleri toplum önünde söylememiş gibi davranmaları tam bir sorumsuzluk ve “çamur at izi kalsın “ örneği olmuştur. Başta bu iddiaların sahibi sorumlular görevi-makamı ne olursa olsun Dar’a çekilmeli ve hesap vermelidirler. Ancak bazı “bozuk düzen” partilerinde gördüğümüz tipik delege avcılığı, ayak oyunu ve “belden aşağı vurmak” diye tabir edilen yöntemlerin ülkemizin en büyük Alevi örgütü olan ABF’nin genel kurulunda olmaması gerekirdi. Hemen hemen her toplantıda Etik kurallara yaptığımız vurgunun yeterince anlaşılmadığını ve umursanmadığını görmek üzüntü vericiydi doğrusu. Sonuçlardan sebeplere doğru yaptığımız bir yolculukta ABF de yönetim değişikliğini daha doğru tahlil edebiliriz. Elbette demokratik kurumlarda yönetimler değişebilir . Ama ABF sıradan bir kurum değildir. Yıllarca Türkiye’de yürütülen Demokratik Alevi Hareketinin iki can damarı örgütlenmesi olan Hacı Bektaş Veli Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri bu kurumun temelini diğer yerel dernekler de adeta gökkuşağının diğer renklerini oluşturmaktadırlar. Bu seçim ile Pir Sultan Abdal Kültür dernekleri yönetimin dışında bırakılmıştır. Nispi temsil özelliği bozulmuş ve sıradan bir siyasi partinin yönetimi seçimine indirgenen basit bir parmak sayısı ve aritmetik üzerine hesaplar kurgulanmıştır. Sonuçta bir liste kazanmıştır ama %51 ile sağlanan “çoğunluk” diğer %49'u da dışarıda bırakmıştır. Demokrasi her zaman sayıların bir fazlasını almak demek değildir. Alevi felsefesinin “RIZA ŞEHRİ” gönüllerin bir eksiğine bile razı olmaz, olmamalıdır. “Siyasete müdahale edeceğiz” argümanı Avrupalı arkadaşların geliştirdiği bir söylemdir ve aslında esas olarak “seçimlere müdahale” anlamına gelmektedir. Türkiye’deki arkadaşlar her ne kadar bu söylemin ABF’nin Danışma Kurullarında da yer aldığını söyleseler bir belge sunamamışlardır ve yaptığımız araştırmada ne 2. Olağan Genel Kurulda ne de Mart-2006 da yapılan ABF Danışma Kurulu’nda böyle bir söyleme rastlamadığımızı belirtmek lazımdır. Ayrıca bunları söylerken aman müdahale etmeyelim-seyirci kalalım da demek doğru değildir. ABF gibi kurumlarda “tez - anti tez – analiz - sentez” diyalektik bilgi kuralına uygun olarak ve aşağıdan yukarıya doğru demokratik bir süreç işletilerek siyasi tavır ya da müdahale kararları alınabilir, alınmalıdır da. Ama ABF nin Mart 2006’da yapılan danışma kurulunda “Aleviler siyasi alandaki rolünü güçlendirecektir!" başlığı altında ; "Aleviler önümüzdeki süreçte sivil itaatsizliği öne çıkartacak mücadele tarzı ile sokakları özgürleştireceklerdir” denilmektedir. Bu bildirgede başta zorunlu din derslerinin kaldırılması, Alevi inanç merkezleri olan Cem ve Kültür evlerinin resmi bir statüye kavuşturulması, bu yerlerde cem ve cenaze erkanının öğretimize uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekli girişim ve çabalarda bulunulması ve Alevi yol önderleri adına yapılacak etkinliklerde Türk-İslam sentezi yaklaşımlarına karşı bir duruş sağlanması ve son olarak da ülkenin ve toplumun demokratikleştirilmesi için diğer sivil toplum örgütleri ve demokrasi güçleri ile birlikte yapılacak çabalara destek verilmesi kararları alınmıştır. ABF’nin gündemi de bu olmalıdır ve sonuçta da halkın sahipleneceği gündem bu olacaktır. ABF nin Olağanüstü Genel Kurulu açıkça da söylendiği gibi “tek başına yönetme" yönetimi demokratik şekilde paylaşmama anlayışının bir tezahürüdür. Ben merkezci anlayış ne yazık ki, Avrupa’daki arkadaşlarımızın yanlış yönlendirilmeleri ve bilgilendirilmeleri ile yanlış bir mecraya gitmektedir. Yoğun emeklerle bir araya getirilen kurumlar şimdi tasfiyeci bir anlayışla “inceldiği yerden kopsun” mantığı ile ve sorumsuzca yıpratılmıştır. Kurumsal anlamda temsiliyetin nispi oranlara uygun olarak sağlanmadığı bir ABF zayıflar ve güçsüzleşir. Bu durum da bizi bir yerlerden gözetleyen; Türk-İslam sentezi savunucularının, bunların Alevi-İslam modelini benimseyenlerin, Türk Milliyetçilerinin, Kürt milliyetçilerinin ve sonuçta ağzından sular akarak bu durumu izleyen siyaset cambazlarının işine yarayacaktır. Ama Alevilere ve Demokratik Alevi Hareketi’ne zarar vereceği zamanla daha iyi anlaşılacaktır. “Siyasete-seçimlere müdahale” projesinin de sonuçlarını hep beraber göreceğiz. Umarım yanılmış oluruz ve bu “müdahaleci” arkadaşlar başarırlar, aksi halde vebal yanlış yapanların olacaktır. 06.12.2006 Kazım ENGİN |